Ocak 24, 2017

BİR RÜYA...

Selamlar.

"Sen ne ayaksın ulan yıllar sonra ne işin var burada?" gibi yorumları duyar gibiyim. Evet buraları acayip boşlamıştım, çünkü hayatım o kadar yolundaydı ki, ne bileyim yazmaya ihtiyacım olmuyordu. Çünkü yazmak benim için bir kaçış gibi bir şeydi. Bir şeylerden kaçmam gerekmiyordu. Şimdi ise, gördüğüm her şeyden kaçmak istiyorum. Öyle şeyler yaptım ve yapıyorum ki, arkadaşlar kesinlikle büyük konuşmayın, benden size can bir tavsiye. Hiçbir şey için ama hiçbir şey için, asla yapmam demeyin. Bazen hayat sizi öyle bir duruma getiriyor ki, asla yapmam dediğiniz o şeyleri, seve seve, isteye isteye yapacak duruma geliyorsunuz. Bu şeyler genelde hoş şeyler olmuyor, insanın kendine olan saygısı bir anda sıfırlanabiliyor. Ben şu sıralar o durumdayım. Kendime hiçbir saygım kalmadı. Beni tanıyanlar bilirler, hayatım boyunca tek hedefim, iyi bir insan olmak ve öyle anılmaktı. Ama kontrolü öyle bir kaybettim ki, şu anda iyi biri insan olmaktan çok uzak bir yerlerdeyim. Belki bir gün eski halime dönebilirim, kim bilir.

Şimdi size dünden başlayıp, bu sabaha uzanan bir şey anlatacağım. Bir anı gibi, ama biraz garip, hafif mistik yönü de var.

Blogu bir süre bile takip ettiyseniz, ya da sosyal medya hesaplarımı takip ediyorsanız, bileceğiniz üzere, İstanbul'daki ev dışında, bir de Şile'de ev var. Ne zaman bir şeylerden kaçmak istesem, kendimi biraz rahatlatmak istesem, 3-4 günlüğüne oraya kaçıyorum. Geçen perşembe yine kaçtım.

Dün maç izlemek amacıyla daha merkezi bir yer olan Ağva'ya gitmeye karar verdim. Giderken Şuayipli diye bir köy var, orada durdum. Dedemin köyü orası. 2005 yılında kaybettiğimiz dayımın mezarı da o köyde. Ağva'ya gitmeden dayımı ziyaret etmek istedim. Her zaman yaptığım gibi, mezarın başına dikilip, konuşmaya başladım. Bunu ne zaman dayımı veya babaannemi ziyaret etsem yapıyorum. Çünkü bu beni rahatlatıyor ve gerçek şu ki, kaybettiğim insanlar arasında, en özlediklerim onlar. Belki duyuyorlar, belki de duymuyorlar bilmiyorum konuştuklarımı. Ama ben duyduklarını düşünmek istiyorum.

Neyse, son ziyaretimden bu yana hayatımda yaşanan gelişmeleri anlattım. Hatta son ziyaretimde ailemle birlikte ziyaret ettiğimiz için konuşmamıştım. Baya çok anlatacak şeyim vardı. Yaklaşık 30 dakika kadar orada durdum. Dayıma yaşadığım her şeyi anlattım. Defalarca keşke onunda fikrini alabilecek olmayı dilediğimi dile getirdim. Belki 7-8 defa.

Sonra işte Ağva'ya geçtim, maçı izledim vs. falan, buralar önemsiz.

Eve döndükten sonra saat 4'e kadar falan oturdum, sonra yattım. Ve dayımı rüyamda gördüm. O anda bulunduğum oda, o anki haliyle duruyordu. Hatta çay yapmaktan üşendiğim için, otellerden topladığım ufak nescafelerden yapıyordum, dayıma da ondan yapmıştım. Resmen karşımda oturuyordu. Her zaman giydiği tarzda, kahverengi tonlarında kareli bir gömlek, kot pantolonun içine sokulmuş ve kahverengi kemeri jilet gibi gözüküyordu. Yaşadığı hastalıktan dolayı genelde şişkin olan göbeği ise oldukça fit görünüyordu. Sonra konuşmaya başladık. Arkadaşlar rüya o kadar uzun geldi ki bana, gerçekten uyanmak istemedim hiç. Ve ettiğimiz sohbet, konuştuğumuz şeyler, resmen mezarı başında ona anlattıklarıma cevap verir nitelikteydi. Bana fikrini istediğim konulardaki fikirlerini anlattı. Çok güzeldi. Uyandığımda saat 09:23'tü.

Evet biliyorum, rüyalar bilinçaltımızın yarattığı şeyler. Dayımı o gece rüyamda görmemin sebebi, gerçekten onunla konuşmaya ihtiyacım olmasıydı. Fikrini istediğim konularda bana fikirlerini söylemesi de, onun bana ne akıl vereceğini bildiğimden kaynaklanıyordu. Çünkü içten içe, hayatta olsaydı bana ne tavsiye vereceğini biliyordum, tahmin ediyordum. Belki bunu kendini kandırmak diye düşünebilirsiniz, ama hiç alakası yok bence. Tabi isteyen, istediğini düşünmekte özgürdür.

Ben dayımı bilinçaltımın bir ürünü olarak değil, ihtiyaç anımda rüyama gelip bana yardımcı olan dayım olarak kabul etmek istiyorum. Buna inanmak istiyorum ve buna inanacağım. Eminim, tekrar görüşeceğiz.

Patates isterseniz rüyanıza gelebilir. Yeter ki isteyin.