Mart 01, 2015

AYLAR SONRA GELEN YAZI

Selam patatesseverler.

Durumu açıklar nitelikte görsel
Aylar sonra tekrar buradayım. Durduk yere yazmak istedim tekrar. Belki "Bu kodumun Patates'i niye yazmıyor yahu." diyen 3-5 kişi vardır. Ölmedim, aranızdayım hala. Aslında sürekli "Lan bi yazı yazsam." falan diyorum da, hep üşengeçlik hep üşengeçlik. "Üşeniyorum, öyleyse yarın." diyorum, o yarınlar birbirini kovalayıp duruyor, ama nasıl bir hız, ben bile yetişemiyorum. Neden "ben bile" dediğimi de bilmiyorum, sonuçta 100 kilo adamın koşmakla ilgili nasıl bir iddiası olabilir ki? Olamaz, olmamalı. Koşarken ki o manzarayı düşünmenizi istemiyorum. Aşağı yukarı salınan göbek falan, ay yok, düşünmeyin. Gidelim burdan.

Yazmadığım süreçten beri neler oldu? Sonunda çalışabileceğim, mis gibi bir acenta buldum. Bazı kendini kurumsal sanan salak şirketler gibi, "Rehber dediğin saçsız sakalsız olmalı." tatavası yapanlardan sonra ilaç gibi geldi üstelik. Tam aksine amk, rehber dediğin normal insanlardan farklı görünmeli ki, kalabalıkta gezerken müşteriler uzaktan bakıp "Aha bu bizim dobik rehber." diye ayırt edebilsinler. Kısacası Kasım ayından bu yana, zaman zaman yoğun, zaman zaman sakin tempoda çalışıyorum. Benim için en önemlisi, MUTLUYUM. Gerisi teferruat. Hatta gerisinin amına koyayım, o derece. Hatta o kadar mutlu, o kadar pozitif, o kadar sevgi doluyum ki, geçen akşam bir konser çıkışı İstiklal'den Şişhane metroya yürürken bi kahve almak için Starbucks'a girdim. 50 kuruşu çıkmıyor diye 100 lira bozmak üzere olan bir ablanın o çıkmayan 50 kuruşunu tamamladım. Sonra metronun oraya kadar birlikte yürüdük. Neden bu kadar mutluyum, onu tam bilmiyorum. Yani sadece iş yüzünden olamaz. Belki de öyledir, dedim ya, bilmiyom.

Bir ilişkiye başlamıştım ama fazla yürümedi. Sonuç olarak şuna karar verdim, ben galiba yalnızken daha iyi olan insanlardanım. İlişki olaylarını yürütemiyorum artık. Ya ilgi gösteremiyorum, ya da ne biliyim, bi ilişkinin gerektirdiklerini yapamıyorum heralde. İçim çürümüş benim amk, bu yaşta girdiğim triplere bak. Bi kaç seneye "Evde kaldım ben." demeye de başlarım. Zaten bedelliden de yararlanamadık, yaralıyız. Küçük Emrah'tan gelsin: "YARRAAAALIIIYIIIIM."

Geçtiğimiz bu süreç içerisinde 2 tane konsere gittim. Bugünkü müzik zevkimi oluşmasında öncü olan, zevkime yön veren gruplar. Bir tanesi İsveçli Death Metal efsanesi At The Gates, bir diğeri de İsviçreli Folk Metal grubu Eluveitie. İki tane tarzının öncüsü olan taş gibi grubu, İstanbul'daki ilk konserlerinde izleme fırsatı buldum. Önümüzdeki ay da Opeth için imkanları zorlayacağız bakalım. Hatta bu ay diyebilirim. Mart oldu neredeyse. Güzel olan da şu, belki ben ilerde böyle baba falan olduğum zaman bu gruplar tekrar gelecek, "İlk konserimizde burada olan var mıydı?" diye sorduklarında elimi kaldırabileceğim. Bu grupları izlemek zaten benim için çok büyük bir şeyken, bir de ilk gelişlerini yakalamış olmak daha da anlamlı olacak. Şaka maka, bundan sonra konser kaçırmamaya çalışacağım elimden geldiğince. Çalışmak işte bu açıdan güzel. "Konsere gidecek parayı nerden bulcam." derdi yok. Maddi özgürlük işte, tek güzel yanı o.

Özgecan için bir iki kelam etmeden de yapamayacağım. Söylenmesi gereken her şey söylendi muhtemelen, ama sürekli aklıma geliyor. Nasıl bir canilik, nasıl bir insanlıkdışı olay... Valla söyleyecek bir şey bulamıyorum. Kimi insanda geç de olsa farkındalık yaratabildi. Kendi adıma konuşmak gerekirse, artık çok daha titizim bu tip konularda. Zaten titizdim, artık daha da titizim. Karanlıkta önümde bir kadın yürüyorsa, sadece ikimizsek, yavaşlıyorum, paniklemesin diye. Hatta şunu anlatayım. Eluveitie konserinde 2 tane ipsiz sapsız adam mekana girdi. Konser için orada olmadıkları belliydi çünkü ceketli meketli tiplerdi ve kafaları inanılmaz güzeldi. Bakar bakmaz anlaşılıyordu. Sonra bunlar hafif çaprazımdaki bi kızın arkasına geçtiler ve kıza doğru git gide yaklaştılar. İçten içe hemen düşündüm, ne yapsam acaba diye. Sonra kendi kendime dedim ki "Ulan en iyisi sataşayım, hatta birisine vurayım. Burada bu kadar insanız. Döveriz bu totoşları." Tam kendimi buna ikna etmişken, kız döndü, adamlardan birinin kulağına eğilip dedi ki: "Bana bak ulan, bana 1 metre uzak durun! Sen de, arkadaşın da! Sizin gibi tacizcileri ben çok gördüm. Siktirin gidin, sizin sülalenizi sikerim. Bak bu şişeyi kafanıza parçalarım." Bunları duyunca suratımda memnuniyet, gurur duyan ve şaşkın bi ifade oluştu. Adamlar giderken o kızla göz göze geldik, parmağımla "Bravo" işareti yaptım. Güldü, önüne döndü. Bu da böyle bir anımdı. Keşke kavga çıksaydı dedim ama... Özgecan olayının üstüne, onları orada bi güzel linç edebilirdik. Olmadı. Neyse.

Gitmeden evvel son bir şey söyleyeceğim, tavsiye edeceğim aslında. Şimdi aşağıya bıraktığım şarkıyı açın. Nakarata gelindiğinde nakaratı "Seni kendime sapladım, hepsini bana sapladın." şeklinde söyleyin, çok eğlenceli olacak.



Haydi selametle. Bir dahaki görüşmemiz ne zaman olur bilmiyorum.