Aralık 28, 2013

DAVULCU PATATES

Selam dostlarım.

Bu blogda yıllardır "yazar olmak isteyen" kişiliğimle varım. Bir de bilenleriniz vardır, azıcık müzisyen gibi bi kişiliğim de var. Tabii ki çok iyi bir müzisyen olduğumu söyleyemem, dünyada efsane olmuş insanlar dışında "iyi müzisyen" denebilecek insan çok az var. Ama zaten sadece davul çalarken, kendime müzisyen de diyemem. Bana göre müzisyen, tek başına bir kaç enstrüman çalabilen, kimseye ihtiyaç duymadan ortaya bir eser çıkarabilecek kişidir. Yani benim görüşüme göre, iki kategori var. Birisi "müzisyen", diğeri de "müzik grubu". Müzik grubu da, farklı alanlarda uzmanlaşmış ya da uzmanlaşmaya çalışan insanların güçlerini birleştirmesinden oluşan bir şey. Ya işte uzun lafın kısası, davulcu yanımla alakalı bi takım paylaşımlarda buluncam size.

İşte bu yüzden Viking.
Bir çok arkadaşıma "Viking" dediğinizde, akıllarına ben geliyorum. Bunun sebebi de tabii ki uzun saçlarım, sakalların ve fiziksel olarak birazcık onlara benzemem ve bunu da içten içe kabullenmiş olmam. Bu benzetme çok hoşuma giden bi benzetme tabi orası ayrı. Viking dendiğinde akla gelen bir Pattiz olarak, viking denince akla gelen ilk müzik grubu olan Amon Amarth'ı hastalık derecesinde seviyorum. Öyle böyle sevmiyorum yani, acayip seviyorum. Çok seviyorum. Son albümlerindeki her şarkıyı da, tıpkı önceki albümleri gibi hayranlıkla dinledim ve kendi çapımda bu şarkıları çalmaya çalıştım. Şarkıları birazcık kıvırdıktan sonra da, video çektim. Eski ve başarılı öğrencilerimden olan Uğur da, sağolsun bu videoları şarkıyla birleştirip editleme olayını üstlendi. Sonuç olarak 3 tane nur topu gibi drum cover videom oldu. İşte burada şimdi onları paylaşacağım sizinle. Yorumlarınız benim için çok değerli. Öpüyorum.
Hel
Deceiver of the Gods
As Loke Falls

Aralık 24, 2013

10 SANİYE

Selam.

Aşk acısının insanı ergenleştirdiği çok doğru. Aslında ergenleştirmekten ziyade, ergen gibi hissettiriyor. Kısacası üzüyor işte. Ayrılmamızın üstünden 2 seneden biraz daha fazla zaman geçmesine rağmen, beni tanıyanların çok iyi bildiği üzere, unutmakta sıkıntı yaşıyorum hala. Günümüz itibariyle, böyle ağlamalı sızlamalı, içmeli kusmalı, işemeli sıçmalı şekillerde olmasa bile, zaman zaman hatırı sayılır şekilde üzüyor.

İkimizin de Avcılar'da yaşadığı düşünüldüğünde, zaten her yanda anılar anılar falan. Bunlara alıştım sayılır artık. Fakat tek bir konu var ve o konuda elimden bir şey gelmiyor. O da tahmin edeceğiniz üzere, yolda karşılaşmak. Bu konulara girdiğime göre, anlayacağınız üzere karşılaştık. Daha doğrusu yolda gördüm işte. Ama olay ilginç.

Stüdyoya bateri dersime gidiyorum acele acele. Tam stüdyonun olduğu caddeye döndüm diğer caddeden. Yanımda geçen kıza bir baktım, dedim ki; "Oha o, valla o. Aaa yok lan değilmiş." O değildi. Ben bu ikilemi yaşadıktan tam 10 saniye sonra, 5 metre ilerde onu gördüm. Tam gireceğim pasajın kapısında. Hatta önünden geçip pasaja girdim. Ama ben ne yaptım? Kafamı yere eğdim onu görünce. Çünkü kaldırsaydım yüzüne bakacaktım. O an orada donup kalacaktım. O yüzden işte...

Burada benim takıldığım konu, nasıl öyle bir şey olabildi? Yani gerçekten görmeden 10 saniye önce, nasıl onu gördüğümü sandım? Ya da nasıl onu gördüğümü sandıktan sonra gerçekten onu gördüm? Kalbim mi temiz? Yoksa aptala malum mu olmuş? Doğrusunun "abdala malum olmak" olduğunu ben de biliyom be, bu durumda aptal olmam lazımdı ama. Ya da gerçekten hissettim mi onu? Çünkü aşk sanki böyle bir şey olmalı.

Hacı şaka maka bilmiyom nasıl olacak bu işler. Yazasım da yok. Sadece öyle kısaca bahsetmek istedim.

Öptüm pattiz olarak.

Aralık 14, 2013

VARLIĞI BİR DERT, YOKLUĞU YAARRRAAA!

Selam!

Of ne kadar da boşlamışım blogu öyle ya. Malum işsizlik, parasızlık işte. Bahanem hiç olmadı değil mi? Hatta ironik bile oldu denebilir. Ulan işsizsen ve paran yoksa evde otur ve yazmak için bir sürü vaktin olsun değil mi? İşte bende ters çalışan bir mekanizma var. Parasızsam, dışarı çıkıp daha da parasız kalmam lazım. Yoksa içim rahat etmiyor. Para varken de evde yatıyorum. Nasıl iş bu anlamış değilim.

Para para para, parraa da parraaa parraaa, varlığı bir dert yokluğu bir yara. Bence yokluğu yara ama, varlığı hiç de dert değil. Ya da şimdiye kadar beni dertlendirecek kadar param olmamış olabilir, bunu bilemeyiz. Ama beni ne kadar para dertlendirir? 10 lira dertlendirir hacı. Çok dertlendirir mesela. Resmen o 10 liranın varlığı bir dert olur. Çünkü 10 lirayla dışarı çıksan ne yapacaksın? Sigara mı alacaksın, kahve mi içeceksin, çay çorba mı içeceksin, iddaa mı oynayacaksın, ciks mekanlara gidip 1 su alıp 3 saat mi oturacaksın, ne yapacaksın? Son söylediğimi şaka olarak şey edin. Öyle bi pattiz yok çünkü. Ciks mekan nedir onu da bilmiyom ya, neyse. Oha olm lan, resmen 10 liranın varlığı bir dertmiş. Yokluğu da yara tabii ki, o olmazsa bu az önce saydığım ihtimallerin hiçbiri söz konusu bile olmayacak. Yani şarkıyı yapan haklı arkadaşlar, bir şarkının daha şifresini çözmüş olduk. Kolay şarkıymış.




Bir de şu şey mevzusu var hani, para olmadığı için dışarı çıkamamaktan mütevellit kendini avutmacalar. Bir anda büyü yapılmış gibi mantıklı bir insana dönüşmeler falan. "Amaaan ne çıkıcam ya, çayımı evimde içerim. Hava da buz gibi zaten. Bi bardak çaya 3-5 lira veriyoruz ya, resmen ziyanlık. Evimde içerim mis gibi tavşan kanı demleme çayımı. Yanına bir de Probis açarım! Zaten şimdi soyun dökün, giyin bilmem ne bi dünya iş. Ay nasıl üşendim dışarı çıkmaya şimdi bak. Çocukları arayayım da çıkmayacağımı söyleyeyim. Zaten yorgunum da biraz." Peki bu söylenenlerin içinde hiç, o an para olmamasıyla ilgili bir şey var mı? Yok tabii ki, asıl sebep o değilmiş gibi. Yorgunmuşmuş. İnş cnm ya.


Etrafımda bi dünya insan var, farklı farklı bir sürü arkadaş grubu, çok yakın olanlar, kardeş olanlar. İstesem onlardan borç alamaz mıyım? Alırım tabii ki de, neden alamayayım. Ama şöyle bir durum var, şu anda çalışmadığım için bana düzenli olarak bi yerden para gelmiyor. E bu durumda borç almak çok saçma değil mi? Yani gidip de "Bana bi 100'lük ateşle, şu gün veririm." diyemedikten sonra, borç istemenin de mantığı yok. Sormadan teklif eden arkadaşlar oluyor ki, onu da ben kabul etmem zaten. Bu blogu okuyan herkes, yazının sonunda vereceğim hesap numarasına 5 TL yatırırsa, çok paralanabilirim. Ama öyle bir şey olmayacak tabii ki, neymiş öyle dilenci gibi. Kazık kadar adam olarak gider babamdan jilet gibi isterim paramı, her seferinde önce nutuk, sonra parayı alırım. Recep İvedik de sevmiyorum ki, sevsem konuyu direkt "Benim DNA'mda çalışmak yook, kodum bozuk." diye bağlarım ama, Recep İvedik'in götüne koyim yani. Allahın ayısı. Pis be. Kıllar içinde boğulasıca.

Ya o değil de, ben parayla ilgili yazmicaktım ki, öyle sallamasyon yapacaktım "Uzun zamandır yazmamışım la." merkezli olaraktan. Ama konu para olunca, sıkıntı büyük oluyor. Az kaldı az, Ocak'ın 10'unda şu sınavı verelim hayırlısıyla, sonra gelsin paralar. Sınav için dua edin bana. Hangi tanrıya inanıyorsanız, neye tapıyorsanız, ona dua edin ki şansım yükselsin. Biri olmazsa diğeri yardım eder. Ateistseniz de, doğaya enerji falan yollayın ne bileyim, yapın bi şeyler. Ne yapıp edip geçmem lazım o sınavı. TUREB ya da Turizm Bakanlığı'nda tanıdığınız varsa bana torpil yaptırın falan. Çünkü daha önce söylediğime emin olmakla beraber, sınavı geçemezsem, sonrasında ne yapacağıma karar verdim. Tekrar söyleyeyim. Elime bir direksiyon alcam, boynuma bitane düdük asıcam, çıplak vücuda papyon takıp İstanbul sokaklarında düüüt düüüüüt diye dolaşcam. 

Onu bunu bırakın da, biz Nilesi'ylen buluştuk! Bayağı oldu buluşalı ama, ancak yazı yazabildim. Blog buluşmacalarını o kadar seviyom ki, yeni insanlar tanımak çok güzel! Nilesi de çok tatlıığ, çok cana yakııın, tam bir kafa dengi. Leman Kültür'de oturduk, saatlerce sohbet ettik. Ordan da Arby's'e gidip pattiz yedik! Ben varken pattiz yememeli bir gün olamazdı bence! Yok mu lan başka benlen görüşmek isteyen! Varsa eğer, ajandam bomboş valla, her yerine kaktırabilirim sizi. Ama baştan söyliyim, bende para yok assdfg.

Bugün açıköğretim sınavlarım vardı. İbneler yine bi oraya bi buraya sürüklediler. Çok enteresan şeyler fark ettim. Fakat şu anda başka bir şey daha fark ettim. Yani gün içinde fark ettiğim şeyden farklı olarak yeni bir şey fark ettim. Eaah sikicem ama. Şu an fark ettiğim şey, normal hayatta fark ettiğimiz bazı şeylerin (Bu da sabah fark ettiğim şey oluyor) aslında temelde hep parayla alakalı olması. 2 oturum farklı yerlerde ve farklı saatlerde olduğundan, ikinci oturum için, 2 saat falan beklemek durumdaydım. Okulun karşısında 2 tane çayı 8 liradan bana itelemiş olan PASTANE'de oturdum 2 saat boyunca. İPNELER! Pastanesin lan sen, bir fincan çay 4 lira olur mu! İşte hep para, hep para! Yanımdaki masada, böyle ayrımlar yapmayı sevmesem de "Zengin Piçi" olarak adlandırabileceğim tiplerden oluşan bir arkadaş grubu vardı. Sınav da Küçükçekmece'nin Allah tarafından unutulmuş bi mahallesindeydi. Oturduğumuz iki saat boyunca, yaptıkları muhabbetler hep maddiyatla alakalı şeylerdi. Yok benim arabam şu kadar beygir, yok şu kadar yakıyor, yok bugün iddaada 1000 lira bascam, yok dün gece bilmem ne clup'da cebinde bozuk olmadığı için bilmem kaç lira valeye vermiş falan filan. Ulan sınava girmeye gelmişsiniz oraya, bi ders adı geçsin, bi ne bileyim, ne yaptın ne ettin falan filan diye sorarsın. Yok arkadaş yok, sürekli bi sidik yarışı. Bu tipleri gördükten sonra sınavdan çıkıp minibüs durağına yürürken, bir fırının camında asılı bir yazı gördüm. O boş ve fakir görünümlü mahalleyi özetler nitelikteydi. Sınav yüzünden yanıma telefon almadığımdan mütevellit fotoğrafını çekemedim ama, camda şu yazıyordu: "Akşamdan kalan ekmek 50 Kuruş." İşte böyle dünyanın anasını sikeyim ben. Bi yerde akşamdan kalma ekmek alanlar, bir yanda iddaaya 1000 lira basıp valeye 50 lira verenler... Sinirlendim yine. Başka paragrafa gidiyom ben.

Foursquare çılgınlığı bitmek bilmiyor. Bugün o bahsettiğim unutulmuş mahallede, bir kızdan şu repliği duydum: "Foursquare'e bi bakayım, etraftaki popüler mekanlar hangileriymiş?" Bunu dedi gerçekten. Ulan etrafta bi okul var, bi pastane var, bi kırtasiye var, bi berber var. Neyin peşindesin acaba sen? Bu kadar mı muhtaç olduk lan sosyal medyaya? Ama o sosyal medya da az çakal değiiil! Foursquare resmen bana yazıyor olm. Bak fotolara, bebeğimler falanlar filanlaaar. Seni küçük çılgın.



İşte böyle dostlar. Böyle karman çorman bir yazı oldu. Öperim hepiciiğnizi.

Patatesi parayla satın alamazsınız.