Kasım 29, 2013

SONBAHAR MİMİ

Selam.

Uzun zamandır mim yazmıyordum. Rica üzerine yazayım dedim. Kimin rica ettiğini söylemiyom. Tahmin de etmeyin. Yazıyom işte la, heyecan yok. Zaten bir kaç yazı önce söylediğim gibi "Sonbaharla alakalı yazı yazmayan bir blogger varsa, olmamıştır o, alın onu buradan." Sorulara başlayalım madem o zaman.

Sonbaharda en sevdiğin şey/şeyler nelerdir?

İşte beyle buğulanıyor. 
Öncelikleeeğ, ben sıcak sevmiyom. Yazı sevdiğim tek dönem tatilde olup istediğim zaman denize girebildiğim zaman. Bende bi de viking kanı olduğundan, aslında kışı seviyorum ama, sonbahar da sonuçta kışı müjdeliyor. O yüzden sonbaharı da seviyorum. Sonbahar benim için beklediğim, sevdiğim mevsimin gelişini temsil ediyor. İnceden soğuklar, hafif yağan yağmurda ıslanırken, kulaklığımla müzik ve kulaklığımın ıslanıp bozulması en sevdiğim şeyler. Sonbaharda aldığım kulaklığı, hiçbir mevsimde almadım. Gözlüklerimle dışarı çıktığımda gözlüklerimin buhar olmasını çok seviyorum. Evet biraz saçma bir insanım galiba ben, her mim kişiliğimi sorgulatıyor bana, hayırlısı.






Sonbaharda en sevdiğin kıyafet nedir? 

İşte benim güzel berem
Berem Saat 
Sonbahar benim için bere demektir, atkı demektir, eldiven demektir! Bere takmayı çok seviyorum. Aslında kendi beremi takmayı çok seviyorum. Tarzı çok hoşuma gidiyor. Hani şu yıllar önce moda olan, arkası sarkık olanlar var ya, işte onlardan. Üstelik özel yapım, ananeme anlattım, o yaptı. Bir de botlarımı giymeyi çok seviyorum. Botların yeni olması benim için çok önemli. O yüzden çok para verip aldığım bir botu yıllarca giymektense, daha uygun fiyata her yıl bitane bot alıyorum. O botları ayağıma geçirip sımsıkı bağlayınca resmen kendimi güvende hissediyorum. Saçma bir şey belki ama, ne bileyim öyle yani.








Sonbahar makyaj trendin nedir?

Sonbahar makyaj trendim bu cicişler.
Sıcacık tutuyor allaama.
Sonbaharda genellikle koyu renkleri tercih ediyorum. Yanaklarım kendinden kızardığından allık tercih etmesem bile, kızaran burnumu kapatmak için açık renk fondoten tercih ettiğim doğrudur. Ojelere gelirsek, hahahahaha şaka la şaka. Böyle bir soru vardı ama ne yapayım. Ben onu sakal bıyık trendi olarak değiştireyim ve şöyle bir cevap vereyim. Kış mevsimi boyunca, genelde çok sakallı ve bıyıklı olmayı tercih ediyorum. Çünkü, özellikle kızlar inanmasa da, sakal suratı sıcak tutuyor. İstiyorsanız bırakın sakal da görün, biliyorsunuz, yapabilirsiniz, her şey sizin elinizde.


Sonbaharda en sevdiğin yemek/içecek nedir?

Yemek olarak çok spesifik bir şey yok aslında. Yani meyveleri düşünürsek, fırsat bulduğum her an, mutfakta her gördüğümde falan mandalina yerim sürekli. İçecek olarak da her mevsim olduğu gibi kahve tercih ederim. Biraz soğuk bile olsa hava, o kahve yine de içini ısıtır. Ama işte yazın günde 1 kahve içersem, sonbaharda günde 3-4'ü bulur. Bir de şöyle bir ayrım var, yazları cafeye falan çıktığımızda genelde soğuk şeyler içerim ama sonbaharda nereye gidersek gidelim kahve. Çay da bir tercihtir tabii ki. Kahve yoksa çay içeriz. Ama o iç ısınaacaak!

The Walking Pattiz
Sonbaharda başlayan TV dizilerinden en çok beklediğin hangisi?

Açıkçası hangi dizim sonbaharda başlıyor acaba diye dikkat etmedim hiç. Amma velakin, şu anda aktif olarak yayınlanan diziler sonbaharda başlamış olsa gerek. Yani şunları sayabilirim: The Walking Dead, Revolution, Once Upon A Time. Yılın şu anki döneminde izlediğim bunlar var. Person of Interest de aktif şu anda ama, daha güncel bölümüne yetişemedim, ilk sezondayım henüz. O kadar çok dizim var ki, unutuyorum artık ya.







Sonbahar geleneğin nedir?

Tabii ki de grip! Resmen virüsler benim bug'ımı bulmuş. Her yıl, kesinlikle Kasım ayının üçüncü çeyreğinde, yataklara düşüren, burundan nefes aldırmayan ve travesti gibi konuşturan çetin bir grip geçiririm. Yıl boyu geçirdim ilk ve tek grip olur o. Ama hiç sekmez, kesinlikle Kasım ayındadır. Yani benim için kasımda aşk değil, grip başkadır.


Bunu da özellikle paylaşmak istedim. Sonbaharda Aphrodisias Antik kentinde çektiğim bir fotoğraf.
Ben çok seviyom. Siz de sevin. 

Yazmak isteyen herkes mimlidir. Mucks.
Kasımda Patates başkadır. Sıcak ve tuzlu.

Kasım 24, 2013

HASTA PATTİZ

Selam canikler.

Başlıktan anlamak çok güç ama, hasta oldum ben. Dedim şimdi hasta olunca bi blog yazılır. Ama yaklaşık son 7-8 yazıdır, yazı yazarken bana eşlik eden bir şey bu gece bana eşlik etmiyor. Evet, doğru tahmin edemediniz tabii ki de. Probisim yok ya, unuttum almayı. Gerçi yeni geldim daha, bu saatte Probisçim açık değil. Koskoca marketi de Probisçi yaptık anasını. Yılmaz beni almaya falan geleceği zaman "Probisçinin oraya gel pampuş." falan der oldu. Evet pampuş, ne var yani? Adamın bana "Pampuşların Efendisi" demişliği var. LOTP. Bi R harfinin çük gibi sallanan çengeli için birbirimizi kırmayalım.

Evet ne diyorduk, hasta oldum. Bu lanet olası virüsler zaten bug'ımı bulmuşlar arkadaş. Gariptir ya da değildir bilmiyorum da, her yıl 1 kere hasta oluyorum. Mutlaka kasım ayı içerisinde oluyor bu. Hem de çok çetin geçiyor. Çok net yatağa düşürüyor. Acaba kasım ayına karşı bünyemde mi  bi denyoluk var, yoksa kasımda kendi artizliğime mi yenik düşüyorum? Kendi artizliğim derken, "Daha o kadar soğumadı lan, alır duşumu çıkarım." deyip kendimi sokaklara atmamdan bahsediyorum. Evet bildiğin Tarzanlık bu. Resmen o virüsçüklere diyom ki, gelin girin bana. Girin derken, amaan gerçi nasıl olduğu fark etmiyor. Bir şekilde giriyorlar bir yerlerden. Delik çok vücutta. Gözenekler canım, gözenekler.

İşte efenim, ben geçtiğimiz salı günü, yıkadım saçı çıktım. Zaten tüm gün dışarıdaydım. Sınav başvurusuydu, laptopa yeni adaptördü, rehber bi hocamızı ziyaretti falan filan derken, Avcılar-Mecidiyeköy-Taksim-Bakırköy-Avcılar gibi bir rotasyon izledim. Bu amına koduğum deri montunu da anlamış değilim, bazen üşüyom, bazen terliyom içinde. O gün de haliyle terlediydim. Sonra Bakırköy'deyken telefon geldi, Tuğçe bebişim aradı. Avcılar'a gelmiş, gelmişken beni de görmek istemiş. Döndüm işte eve, zımbırtıları bıraktım. Dedim tüm gün hayvan gibi dışardaydım, hayvan gibi gitmiyim, bi duş alayım da öyle gideyim. Duş aldım ve laaps diye çıktım dışarı. Saçı biraz kurttum ama, dediğim gibi, biraz. O gün eve geldim böyle sanki bi sıkıntı var falan.

Ertesi gün, wuuu dedim tamam, hoşgeldin grip. Ya da nezle, ya da soğuk algınlığı. Şunların farkını bir türlü öğrenemedim amk. Hasta oluyorum ama ne hastası olduğumu bilmiyorum. Neyse işte. O gün evde yatmaya karar verdim. Fakat sonra Gizemciğimizin doğum günü için şey etmemiz gerektiğini fark ettim. Gayet böyle evde giydiğim poların üstüne montu giyip çıktım falan. Ruh gibi oturdum zaten pek şey de yapamadım yani. Sonra artık dayanamadığım noktaya geldi, dedim "Hacı ben kalkıyom, yığılıp kalcam buraya, 3 kız beni taşıyamazsınız." Kalktım eve geldim. Direk attım kendimi yatağa.

Hastayken gece uyumak istiyorsun ama olmuyor. Uyuyamıyorsun. Çünkü nefesi götünden alıyorsun. Burun tıkalı çok acayip. Ağzından alıyorsun nefesi, kuruyor ağzın. Bir de ben tüm gece halüsinasyon görüyorum falan abuk subuk. Dünyayı fethediyorum durmadan, böyle dünyanın üstünde yürüyorum, "Off Karadeniz'e bastım ayağım ıslandı amına koyim." falan diye sinirlenip İtalya'ya tekme atıyorum. Ne kafalar ne kafalar. Bu ilaçların içine ne koyuyorlar? Ya da ilaç diye bana ne içiriyorlar? Anne!?

Efenim burun gitmiş, geniz hep dolu. İğrenç bi vaziyet. Öksürük falan durmuyor. Ben de ilaç olayını pek fazla sevmem. Kocakarı ilaçlarına bayılırım ama. Ihlamur olsun, yok işte zencefilli bal, karabiber limon kahve falan böyle. Onları da laaaps laaaaaps gömünce, bi de motoru bozdum... Ama abi, öyle böyle bozmadım yani. Şimdi ne kadar bozduğumu burada anlatıp da kimseyi kaçırmak istemem. Ama fena bozdum. Çok bozdum. Yani bi yerden sonra bozmam dedim, daha da bozdum. Yağmurdan kaçarken doluya tutuldum yani. Kuş bokuna basmaktan kaçarken, at bokunun içine battım. Bu paragraf da amma boklu falan oldu. Pis kaka bok sıç. Gidiyom bu paragraftan.

Ama ben ne yaptım, tabii hastayken yine evde durmadım adam gibi. O yüzden iyileşmem uzun zaman aldı. Şu anda sadece öksürük kaldı. O da geçer yakın zamanda diye tahmin etmekteyim.

Abi, burun tıkalı falan ya hani, geniz de aynı şekilde. Açık konuşayım, sümkürmek ve balgam şey etmek
Harry Potter'daki Troll bu. Sümüğünü hayal edin işte.
ASLŞFKALŞSG
lazım. İnsan lavabo başına gidip kendinden iğrenir mi amk? Harry Potter'daki Troll'den çıkmaz o kadar sümük amk. Burun değil fabrika sanki, ürettikçe üretiyor. Balgam konusuna girmiyorum.

Bir de son olarak şunu dicem, bu hastalık sürecinde bir sürü hatun kişisinden "Ayy erkekler hasta olmasın, ölüm döşeğinde gibi." falan filan gibi laflar duydum. Artiz misiniz lan siz asfagsdgs. Yılda bi kere hasta oluyoz bırakın da tadını çıkaralım, adam gibi mızmız yapalım, bi aş erelim, bi yataktan çıkmayalım falan.

A-ferin reyiz her zamanki gibi imdada yetişti.
Erkekliğe bok sürdürmememe ne dicez peki? Her hasta olduğumda ya da çooook yorgun olduğumda. Eve geliyorum. Şimdi benim bir duruşum var abi evde, sabaha kadar otururum, yatmam amk ne yatcam. İşsiz güçsüz adamım. Ama hasta ya da yorgunken bazen enerjimin bittiği oluyor. Atıyorum saat 21.30'da giriyorum yatağa, yatarken de diyom ki, "2 saat falan uyuyup kalkcam, iyiyim merak etmeyim bir şeyim yok." Sonra tabi haliyle bir fedai seçilip 2 saat sonra beni kaldırma teşebbüsünde bulunmaya çalışıyor. Bak teşebbüste bulunamıyor bile. Anne, baba falansa güçlü bir homurdamayla (Ööööaaaarrrrrgghhhhhh gibi), kardeşse de net bir siktir çekilerek geri püskürtülmüş oluyor. Bir sonraki günün son ışıklarına kadar da uyunuyor tabii ki.

Off allaam nolur bi daa olmiyim bu sene hasta.

Patates hastayken, böyle kurtlu çürüklü gibi, pis bee!

Kasım 17, 2013

HAYAL KIRIKLIKLARIM...

Selam.

Başlık ne kadar karamsar, ne kadar melankolik, ne kadar böyle Kasım ayında aşksız kalmış birinden kopmuş gibi duruyor değil mi? Halbuki ben de istemez miydim ellerini tutup gözlerin bakabileceğim bir hatuauhfajldalksdjkl. Naber ya? Şimdi size hayal kırıklarımdan bahsedicem. Ama düşündüğünüz gibi değil. Aslında hayal kırıklığından ziyade bazı aptallıklarım diyebilirim. Çünkü gerçekten çok aptalca şeyler.

Hani bir şeyi bilirsin, kullanırsın durmadan falan filan, sonra onun gerçeğinin öyle olmadığını, yıllarca yanlış kullandığını fark edersin ya. İşte o an yaşadığın o tarif edilemez duygular... Sırasıyla başlıyorum.

VARIŞ HAKEMLERİ

İşte böyle biten bir koşuda, kimin birinci olduğuna
varış hakemleri karar veriyormuş. Barış değil, varış.
Tanıdık gelmiş olabilir, hiçbir şey ifade etmiyor da olabilir. Şöyle anlatayım, at yarışlarıyla alakalı bir terim bu. Babam da 4-5 yıl öncesine kadar ben kendimi bildim bileli altılı oynadığı için, kulağım çok aşina falan. Efendim olay şöyle, iki at bitiş çizgisine aynı anda girerse, kimin kazandığına karar vermek için, o son anın fotoğrafı gösteriliyor falan, Varış Hakemleri de buna karar veriyolar, kim kazanmış, kısaca kim önce varmış bitiş noktasına diye. Buraya kadar her şey yolunda değil mi, gayet mantıklı falan. AAAABİ BEN ONU BARIŞ HAKEMLERİ SANIYORDUM! Bir kaç gece önceye kadar, BARIŞ HAKEMLERİ sanıyordum onu. Tamam isim benzerliği falan filan, ama böyle bir mallık olur mu? Ben bi de ne sanıyorum biliyor musun? Hani iki at, bitişe beraber giriyorlar, sonra jokeyler BARIŞ HAKEMLERİNİN yanına gidiyorlar, ikisi de bu hakemlere "Abi ben kazandım ya." falan filan diye diretiyorlar da, BARIŞ HAKEMLERİ buna karar veriyor. Ama bak işte burada neden onların adı BARIŞ HAKEMİ? Çünkü böyle iki tane jokey diretiyor "Ben kazandım." diye, e adamların adı BARIŞ HAKEMİ olduğu için olayı TATLILIKLA, BARIŞÇIL bir şekilde sonuca vardırıyorlar. İşte bu yüzden BARIŞ HAKEMİ onlar. Ben böyle düşünüyordum, ama VARIŞ HAKEMİ olduklarını öğrendim :( Çok üzüldüm, çok yıprandım.

AHAHAHAHA GÜLMEKTEN YERLERE YATTIĞIM BİR NOT: Görsel ararken Google'a "Varış Hakemleri" yazdım, ekşisözlükten bi entry gördüm. Yıllarca "Yarış Hakemleri" sanılan hakemlerdir dedi. Ulan bi ben gerizekalıymışım heralde amk, Varış ve Yarış mantıklı da, barış nedir amk. Hahahahh ağlanacak halime kahkahalar attım. Tamam gülmeyin, yeter.

NEŞET ERTAŞ

Bence şu an bu konudaki hayal kırıklığımı hemen anladınız ve şu anda içinizden "Yuh lan bu kadar da salak olunmaz ki?" diyorsunuz muhtemelen. Abi çok utanıyorum ya. Neşet Ertaş'ın bir şarkısını duyana kadar, Neşet Ertaş'ın erkek olmadığını düşünüyordum. Kadın sanıyordum yani. Adını da NEŞE TERTAŞ sanıyordum. Resmen ulama kurbanı olmuşum yahu... Tabi bu öyle bi kaç haftalık bir şey değil, bayağı uzun zaman oldu üstadın erkek olduğunu öğreneli ama, ulama şeysi abi, napiyim yani :( Bu vesileyle öyle ya da böyle, üstadı da anmış olalım. Toprağı bol olsun, huzur içinde uyusun.


AZİMLİ SIÇAN MERMERİ DELERMİŞ

Fakat adam titiz çalışmış. Ama öyle değilmiş işte.
İşte en derinden yaralayan buydu abi... Başlıkta yazan hali, asıl olması gereken, doğru olan hali. Ben onu hep "AZİMLE SIÇAN MERMERİ DELERMİŞ." sanıyordum. Yani bir insan azimli bir şekilde sıçarsa, mermeri deler. Hani klozet falan da mermer ya sonuçta, soğuk böyle kışın oturunca totomuz donuyor, kesin mermer yani. Klozet mermer olduğundan, sıçarken yeterli gayreti gösterirsek onu delebiliriz diye düşünüyorum ben, evde denemeyinahasdashşalfişlişafkld. Ya çok üzüldüm doğrusunun o olmadığın öğrenince. Öyle
Olay tam olarak buymuş :(
olsa da aslında pek anlamı değişmiyor. Yani insan azmederse, yapamayacağı şey yoktur diyor hani, zoru başarır ama imkansız zaman alır falan gibi, hani incee yani anlıyon mu ;))););)9,9);9;);)

Gel gelelim bunun doğrusu "AZİMLİ SIÇAN MERMERİ DELERMİŞ." olacakmış. Buradaki sıçan halbuki fare ve türevi hayvanlarmış, sıçan kategorisine giren, bir yerleri delebilme yeteneği olan kemirgenlermiş. Hani mermer de sert falan, delmesi zor bi şey, ama işte azmederse, mermeri bile delebilrmiş gibi şey ediyor sankimahsdaömfnaöç. Olm çok üzülüyom ya, böyle rezillik mi olur.

*********

Acaba bu hayatta neyi doğru anladım, kendimi çok sorguluyorum bu konuda. Daha böyle neler neler çıkar kim bilir ya. Ama artık o kadar şaşırmıyorum ki, anlatamam yani size.

Hee bir de bir kaç tane eleştiri maili aldım. "Her sikten mizah çıkarmaya çalışıyorsun amk." temalı maillerdi. Öyle mi lan sahiden, "Konu bulsam da, yazsam ya üff." diyen bi adam değilim ki ben, aklıma ya da başıma komikli ya da ilginç bi şey gelince "Aaa bunu bloga yazarım." diyen bi insanım. Üstelik madem öyle düşünüyorsun, yakanıza yapışmıyorum ki okuyun okuyun diye, her yazıyı minimum 1, maksimum 2 kere Facebook'ta, Twitter'da paylaşıyorum, isteyen girip okuyor. Hem zaten nasıl her sikten mizah çıkarmak gibi bir kaygım olabilir ki? Aslında tanısanız çok seversiniz beni bence, cidden çok tatlıyım lan, yanaklarım falan var, gıdım var böyle bülübülübülü sevilmelik falan. Ahahah yeter.

Öpücüks.

Patatesin bir sebze olduğunu düşünüyorum, bir gün "Aslında o meyve sayılıyor olm." diye bir şey duyarsam, yıkılırım.

Kasım 14, 2013

DÖVME YAPTIRMAK YA DA YAPTIRMAMAK

Selam.

Blogger aleminden tanıdığım muhteşem insan Hazel'le geçen çok fena geyiğe düştük. Hatta sonrasında içten içe değil, bildiğin dıştan dışa "Ula resmen blogluk konu çıktı." falan dedik. Şimdi bakalım blogluk konu çıkmış mı harbiden.

Mesela bak bu, çok ince çalışma.
Ama emin olabilirsin ki dövmeci kardeş,
Tuvalin dünyayı gezmeden önce seni dövecek asdfghjklşi
Dövme olayından bahsettik. Ne kadar güzel bir sanat olduğundan falan. Ben şahsi olarak yaptırmayı düşünmüyorum. Bir ömür boyu vücudumda taşımaya değecek bir şey yok çünkü. Bir de açık açık söylemek gerekirse korkuyom da, böyle iri yarı bi adam olsam da, resmen vücuduma defalarca iğne girmesini istemiyorum. İnançsal meselelerinde katkısı var tabi. Neyse burada konu ben değilim aslında. Dövme yaptırmış olan insanlar.

Hazel'in söylediği bir söz vardı. Kendisi de bir sanatçı olduğundan, olaya sanatçı perspektifinden bakmış olacak ki, "Düşünsene tuvalin dünyayı dolaşıyor." dedi. Ne kadar güzel bir şey bu! Şimdi bunlar işin edebi ve güzel kısımları. Gelelim dalga geçilecek, komik kısımlarına.

Mesela bana sorarsan, şunun hiç bir mantıklı
açıklaması olamaz. Bu nedir amk? 
Eskiden dövmeye çok saygı duyardım. Çünkü çok yaygın bir şey değildi. Belli kitleler yaptırırdı. Tahmin edersiniz işte, motorcular, metalciler falan filan. Ama abi artık önüne gelen yaptırıyor. Apaçiler falan filan böyle çılgın zamanlarında attıkları façaları kapattırmak için yaptırıyorlar. Yani bana sorarsanız şu anda hiç bir ehemmiyeti, hiç bir özelliği kalmadı. Tabi çok anlamlı bir dövme olmadığı takdirde. Bir de kalitesiz oluyor ki bazılarının dövmeleri, resmen adamın kolunda damar gibi gözüküyor. Böyle yeşilleşmiş artık, sanki kolundaki damarlar kalp şeklinde de içinde "Naciye" yazıyormuş gibi. Oha adamın damarına bak, adam harbiden Naciye'ye aşık olmalı diye düşünmeden edemiyorsun asfakdjgsl.

Şimdi arkadaş bir eleman var. Böyle bacağında, at kadar balık dövmesi var. Renkli menkli böyle, çok ince işçilik belli. Bacağının yarısını kaplıyor. Ama neden? Neden balık? Neden balık ulan? Balık burcu değilsin. Balık beslemiyorsun. Balık tutmayı sevmezsin. Balık yemeyi sevmezsin. Neden balık? Bu soruları ona da yöneltmiştim. Cevabı neydi biliyor musun? "Hacı arkadaş dövmeci, beleşe yaptı ya." Ya amına koyim, ne güzel işte beleş dövme şansı bulmuşsun, neden balık. Hayır burcunun sembolünü yaptır bari. Kova burcu olsan ve oraya böyle bildiğin mavi, 5 TL'lik leğen gibi olan plastik kova yaptırsam, daha anlamlı olacak. Neden balık dostum, neden balık! Bedavaymış. Bedava jigolo bulsak demek ki, töbeeest.

Mesela dövmenin dibi budur! Sevgili adı yazdırana kadar,
gerçek bir aşkı kazıtabilirsiniz kolunuza! 
Sevgilisinin adını yazdıranlar. Oyy canlarım beniiim, gelin sizden bir makas alayım, şapşikler sizi. Daha 2 hafta olmuş çıkalı, neyinize güvenerek yaptırıyorsunuz olm, içtiğiniz Ice Tea'lere mi güveniyorsunuz, o mum ışığında romantik romantik yediğiniz kıymalı, peynirli, ıspanaklı kır pidelerine mi güveniyorsunuz? Üstelik o kızın ya da çocuğun senin hayatında sonsuz olacağının bir kanıtı yok, senin hayatında kalıcı olacak olan yegane şey KIR PİDESİ! Yaptırsana bir kıymalı yumurtalı Kastamonu Pidesi dövmesi. Böyle dumanı tütsün üstünde falan aşlskfşal. Ya kedi canınızı sizin ben! 15-16 yaşındaki çocuklar, mesajlaşarak sevgili olduğu insanın adının baş harfini, yüzük parmağına yazdırıyor. Bi kere yaş sormadan onu yapan dövmecinin bi amına koyim başta ben. Onu geçtim, Ulan daha 15 yaşındasınız, paylaştığınız tek şey tüm sınıfların aynı anda olduğu matematik yazılısında kullandığınız silgi. Bi de hani yüzük parmağı falan :))):)9)):))):)):))9.): Hani helalimsin, evlencem seninle falan gibi. Şapşikler ya :))9)):))

Abi ben adını soyadını koluna yazdıran adam gördüm, siz daha neyin orijinalliğinden bahsediyorsunuz ya. Ve bak, eminim ki elemanın amacı "Adımla gurur duyuyorum, adımı bir ömür kolumda taşımak istiyorum." falan değil. La dingil adını zaten taşıyorsun üstünde. Bunun tek amacı görenlerin o çocuğu Facebook'ta aratması olsa gerekaçmfaçsöda. Teeaaaallam. Abi eskiden kızlara kur yapmak daha güzeldi ya. Böyle kendimizi fark ettirmek için götümüzü yırtardık. Şimdi millet nelerin derdine düşmüş...

Dinlediği grubun amblemini, logosunu falan yaptıranlara diyecek laf bulamıyorum. "Kolumda METALİKAYI taşımaktan çok guruluyum, ehe." diyor bi de. James'in de çok sikindeydi Harun koluna adımızı yazdırmış falan diye. Bir de şu barkod olayı var. Allah'ım aklıma hemen o karikatür geliyor ya! Hangisi mi, bu işte bak:
Olm çok komik lan. Dövmeci resmen adama inceden yağ tulumu demiş.
Hatta "Yürü yaağ tulumu." demiş. 

ONLY GOD CAN JUDGE ME! Buna değinmiyorum bile abi.

"Allah" yazdıranlar var ensesine falan. Tamam Allah'ı çok seviyor olabilirsin de, sen o dövmeyle tuvalete gireceksin, sevişeceksin falan. Çok fazla ironik.

Kızlar o kelebek dövmeleri nedir ya alksjfaklş. Neden kelebek canısı? Hazel'le bu konuda dalga geçerken, bu sefer ben çok efsane bir cümle söyledim kelebek dövmelerini eleştirmek amaçlı. Dedim ki, "Ömrü bir gün olan bir şeyi neden bir ömür koluna hapsedersin ki amk?" Tamam sonundaki "amk" cümlenin tüm havasını götürmüş olabilir ama tam olarak böyle dediydim. Hem öyle demeyin, "amk" candır!

Dövmeden bu kadar bahsetmişken, şimdiye kadar en beğendiğim dövmeyi de söyleyeyim tam olsun bari. Bir arkadaşımın kolunda "If I had this mind before..." yazıyor. O neeemiş ya diyecek kadar bile ingilizce bilmeyen varsa, diyor ki yani "Şimdiki aklım olsa..." Bence bu insanın her yaşında söyleyebileceği bir söz ve vücutta da çok güzel taşınır. Hikayesi olmayan dövme bana hiç güzel gelmiyor. Ama çoğu insanın dövmesinin bir hikayesi oluyor ya, hem de bir bakışta anlayamıyorsun falan, işte o insanları yerim.

Fazla büyük yapmadım ki,
bakarken gözleriniz şaşı olsun nihaha.
B..beybi.
Bir bu kadar dövmeden bahsetmişken Suicide Girls'e değinmeden geçeceğimi mi sandınız? Yoo dostum yooo. Neyse ben onlara gecenin ilerleyen saatlerinde bizzat değincem aşlskmfaçsödm. Öhöm. Onların dövmelerinin hikayesi olmasa da olurmuş sankim ya. Göze hitap etsin yeter.

Haydi öpüyorum herkesi. Yanağınıza bir adet böyle rujlu dudaklı öpücük dövmesi konduruyorum varsayın.




Patates mi çizdirsem acaba orama burama. Töbeeeest.

Kasım 10, 2013

1881-193∞

Daha önce bu blogda muhtemelen böyle bir yazı görmediniz, bugün görüyorsunuz işte.

Ata'm! Seni özlemle anıyoruz! Keşke daha fazlasını yapabilsek.
Bir insanı görmeden, hiç tanımadan nasıl özlersiniz? Bunun bir cevabı yok, açıklaması da yok. Aslında çok iyi tanıyoruz, ama yetmiyor, yetmiyor. Sensiz 75 yıl... Koskoca 75 yıl. Ben sadece bu 75 yılın 23 yılına şahit oldum. Ama içte içe hep özledim, hep özledik. Her 10 Kasım'da boğazıma bir öküz oturdu, gitmedi oradan. Sirenler çaldığında hep gözlerim doldu, hep düşündüm, hep özledim. Çok erken gittin, çok erken bıraktın bizi...

Ne olurdu şimdi burada olsaydın, peşine kızlı erkekli takılıp, şu pisliklere hadlerini bildirseydik... Gerçi sen olsaydın, böyle bir şeye gerek de kalmazdı ya, işte ne bileyim...

Seni silmeye çalışıyorlar Ata'm, unutturmaya çalışıyorlar bize... Tanımak için bir siluetini görmemizin yettiği seni, beynimize kazınmış mavi gözlerini, asil duruşunu silmeye çalışıyorlar... Yapabilecekler mi? Senin gençliğin seni unutacak mı? Unutmayacak... Ama bu gençlik sana layık mı? Lanet olsun, değil işte, değil... Elimizden hiçbir şey gelmiyor... Ne zaman senin çocukların olduğumuzu hatırlasak, ya karşımızda bir TOMA, ya burnumuzdan çektiğimiz havada kimyasal gazlar ya da eli coplu bir polis dikiliveriyor karşımıza... Rahat uyu demeye yüzümüz bile kalmadı artık... Utanıyorum Ata'm, utanıyoruz, sana layık olamadık, olamıyoruz... Utanıyoruz... Senin uşaklığı bir türlü öğretemediğin bu millete yıllardır uşaklıktan başka bir şey öğretmiyorlar... Bir de utanmadan senin huzuruna geliyorlar, sahte bir hüzünle seni andıklarını söylüyorlar... Senin bize verdiğin bayramlarda hasta oluyorlar... Sonra bir de utanmadan senin adını anıyorlar... Hepsini geçtim, senin mirasını savunması gerekenler de işlerini layıkıyla yapamıyorlar...

Seni silmeye çalışıyorlar Ata'm, unutturmaya çalışıyorlar bize...

Seni rahmetle, özlemle ve saygıyla anıyoruz... Işıklar içinde uyu Ata'm.

1881 - 193∞

Kasım 07, 2013

FAZLA GEÇ KALMA

Selam.

Naber dostlar, nasılsınız? Beni özlediniz bence. Özlemediyseniz de yapacak bir şey yok, yazcam işte bağaane. Bayaadır da yazmamışım, yazınki performansım yok. Gerçi hiç bir konuda eski performansım yok. Mesela o kadar uzun süredir yalnızım ki, şu an biriyle öpüşsem, muhtelemen ortaya İbrahim Tatlıses'in Hülya Avşar'ı öptüğü gibi bir öpücük çıkacaktır. Neyse bu konuyu kapatalım, maskara olmayayım boş yere.

Hepimiz ya da hepimiz olmasa da bir çoğumuz, evlencez çocuklancaz, anne-baba olacaz. Anne-baba olduğumuz zamanda da böyle bazı sorumluluklarımız falan olacak. Çocuklarımıza karışacağız falan filan. Ama şöyle bir çelişki var, çoğu insan özellikle ergenlik döneminde ailemizin bize karışmasını istemezdik. Fakat çocuklarımıza karışmak istemesek bile, yine de karışacağız. Aksini iddia eden yalan söylemiş olur. Çünkü çok serbest bırakamayız abi yani, o otoriteyi korumamız lazım mutlaka. Otorite giderse kötü yola düşer çocuklarımız mazallah. Kızlı erkekli takılırlar falan, aman Allah korusun. Gündeme de böyle sokarım aniden. Neyse.
Mesela benim bebiğim böyle olacakmış şu popüler uygulama Evian'ın dediğine göre.
Allaaam lütfen böyle olmasın, yoksa ısırarak öldürürüm ben bunu.
Evlat katili olurum. Off anaaam nerelere gidem! 

Hepimizin anne babasının mutlaka kalıplaşmış sözleri vardır. Mesela benim annemin favori cümlesi "Geç kalma." Her gün, her dışarı çıkışımda, her bir yere gidişimde, telefonla her konuşmamızda mutlaka ve mutlaka bu cümleyi kullanıyor bana. Artık ağzı nasıl alışmışsa, bazen saçma sapan durumlarda da kullanıyor. 3 tane örnek vereceğim.

Birincisi bu yaz gerçekleşti. Şile'deyim tatilde, arkadaşlar var. Ama hafta sonu, yani çalışan arkadaşlar falan da gelmiş. Bayağı böyle ciddi bi kalabalık var. Evden çıkarken de, "Biz büyük ihtimalle bu gece sabahçıyız, siz kapıyı da kilitleyip yatın." dedim. İşte sonra biz takıldık, eğlendik falan filan. Gece bitip güneş doğarken Şile Merkez'e doğru yola çıktık. Hedefimiz tabii ki de işkembe çorbasıydı! Derken bir baktım ki telefonum çalıyor. Telefonu cebimden çıkardım ve saati direkt olarak gözüme çarptı haliyle. Saat tam olarak 06:38'di ve annem arıyordu:

-Efendim canım?
-Alo, oğlum gelmedin mi daha?
-Evde olmadığıma göre gelmemişimdir annecim.
-Sabah olmuş yahu, hava aydınlanmış, yatağında görmeyince arayayım dedim. 
-Hee, dedim ya çocuklar var, sabaha kadar takılırız falan diye bugün.
-Tamam tamam, hadi fazla geç kalma. 

"Fazla geç kalma" mı? Ulan saat 06:38! Yetişkin bir Sercan daha ne kadar geç kalabilir, senin geç anlayışın nedir annem, canım annem, güzel annem! İşte alışkanlık olmuşsa demek ki ağzında, sakız gibi durmadan durmadan.

İkincisi telefonda değil, kapıda yaşandı. Arkadaşıma gidiyorum, kalmaya. Akşam üstü saatleri falan çıkıyorum işte evden, gece orada kalcam, ertesi gün birlikte işimiz var, kaldıktan sonra kalkıp işlerimizi halledicez, takılcaz edicez falan, sonra o günün akşamında eve gidicem. Yani mantıken bakıldığında eve geri dönmem 24 saatten fazla sürecek. Kapıdan çıktım:

-Haydi çıktım ben görüşürüz.
-Görüşürüz oğlum, kalacaksın değil mi gece?
-Evet canım kalcam.
-Tamam haydi görüşürüz, dikkatli git. Fazla geç kalma.
-Geç kalma?
-Yarın için diyom.
-Ahahahahah tabi tabi.
-Siktir. 


"Siktir" derken annem. 
Üçüncüsü de artık sınırları zorlayan bir olay. Arkadaşlar tura gidiyorum. İşe gidiyorum yani. Böyle havaalanında alcam kafileyi, 1 hafta Anadolu Turu'nda olcaz. 1 HAFTA! 7 GÜN EVDE YOKUM, BAŞKA ŞEHİRLERE GİTCEM! Annem de durur mu yapıştırdı cevabı evden çıkarken! "FAZLA GEÇ KALMA!"

Alışkanlık gerçekten kötü şey. Alışkanlık olacaksa da böyle olsun ama, gülelim eğlenelim. Ortalama bir Türk erkeğinin her cümlesinin sonunda "Amına Koyim" olması gibi bir alışkanlık olmasındansa, böyle olsun. Eve çıktığım zaman ne yapacak annem çok merak ediyorum. Zaten geçen gün askerlik mevzusu açıldı öyle konuşurken."Ben birliğin kapısına kadar gelirim, sonra da oradan ayrılamam ki." dedi. Ne diyeceğimi bilemedim. Kaldım öyle put gibi. Tek bildiğim askere gidişim sessiz sedasız olacak. Muhtemelen kimsenin yolcu etmesini bile istemicem. Off duygulandım amk. Ayrıca askerlik demişken, 12 yıllık arkadaşım, kardeşim, grubumun klavyecisi Cem'i askere yolladık. 6 ay sonra aslanlar gibi gelecek inşallah. Off ya insanlar gülsün diye yazı yazıyorum, girdiğim konuya bak. Çıkıyorum bu konudan, içim daraldı resmen.
Cem'i böyle uğurladık işte :(
Kameraya bakarak cheese yerine Ceeem dedik. :( 

Babama gelirsek, onda çok fazla klişe yok ama, bi olay hatırlıyorum. Oldukça absürt. İzin alma dönemini kapattık da, yine de bi yere gidecekken söylüyorum falan. Efenim şöyle gelişti diyalog:

-Baba yarın hani cumartesi ya, akşam dışarı çıkıcaz. Taksim'e gidicez.
-Eeeee? Gidin tamam ben ne yapayım?
-Ya hani cumartesi falan, geç gelirim ben ondan şey ettim.
-Geç derken?
-Geç işte ya, sabaha doğru falan.
-Yok öyle geç, 04:30'da evdesin!
-04:30 mu?
-Evet, o saat 5 olmayacak! 
-Peki madem.
Gece 04:30'da evdesin derken babam böyle oluyor işte. Sahte bi ciddiyet.

Arkadaş bu nasıl rezilliktir? Bu nasıl bir saçmalıktır? Hani öyle bi arada kalmışlık var ki, saçmalığa doğru yol almış. Hani olay şey; "Ulan artık karışmayayım o kadar çocuğa" ile "Yine de otoriteyi kaybetmemekte fayda var." düşüncelerinin harmanlanması gibi. Öyle olunca da böyle bir saçmalık çıkıyor. Geç gelemezsin ama mesela 04:29'da gelirsen geç sayılmaz. Yani diyor ki, tamam bak karışmıyom ama, sen de çok bokunu çıkarma. Bir de şöyle bir durum var ki, babam maksimum gece saat 02'de yatar. Kaçta geldiğimi asla bilemeyecek yani. Eve kaçta girdiğimi, çişe ne zaman gittiğimi evde bilen tek bir kişi var. ANANEM! Gözü açık uyuyor adeta. Sabah bir bir rapor veriyor neredeyse. Sen şu saatte mutfağa gittin, yine ne yedin kim bilir, sen şu saatte çişe kalktın ama kapıyı çok sert kapattın, sen şu saatte bunu yaptın, şunu içtin falan filan. Resmen evin içinde bir dedektifle yaşıyoruz.

Of ne biçim de konudan konuya atladım be. Ceylan gibi sektim, seke seke çaydan geçtim. Seher vakti bir güzele vurulamadım ama hala. Ahh Barış Abi, özledik be abi!

Bu arada bakanlığa bağlı resmi bir rehber olabilmem için 1 seneyi aşkın süredir beklediğim sınav açılıyor! 10 - 12 Ocak'ta! Ankara'da! Bekleyin beni turitstler, bekleyin beni yollar! Paralar, siz de bir kenarda bekleyin, sizle de sonra ilgilencem, şimdi paragöz gibi "Bekleyin beni paralar!" falan demeyeyim.

Bu kadar bence.
Öptüm.

Gelsin patateees, gelsin köfteler!