Eylül 30, 2013

BALTALI İLAHLAR

Selam.

Son bir çok insanlarda bir memnuniyetsizlik var. Anlamsız bir mutsuzluk, sebepsiz bir huzursuzluk falan. Sebebi olsa da, sebebi yine insanlar. Başka insanlar. Herkesi bir anda mutlu etmek mümkün olmadığı gibi, en güzeli bu konuda bencil olmak. Mutlu etmeniz gereken birisi yoksa, mutluluğunuz konusunda bencil olun. Başkalarını mutlu etmek için kendi mutluluğunuzu feda etmeyin. Ama ben zaten mutluyum diye de yok yere başka insanları mutsuz etmenin de lüzumu yok. Böyle söyleyince çok kolay ama, bunları uygulamak o kadar zor ki... Aman diyim.


"Hevesinizi baltalayan balta." Bu bir şey hatırlatmıştır muhtemelen. Bir karikatür karakteri olan "Baltalı İlah"ın sloganı. İşte bu tarz insanlar o kadar çok ki... Her konuda heves baltalayan, insanların moralini bozan. Belki kötü bir niyetleri yoktur diyeceğim ama, olması lazım abi ya. Günümüz örnekleri nasıl olabilir derseniz, saçma olsa da teknolojik aletlerle ilgili olabilir.

Mesela bir telefon alırsınız. Haydi iPhone 5 aldınız diyelim. Sonrasında bir ortama girdiniz, telefon aldığınızı söylediniz. Ortamda da bu baltalardan var. Mesela birisi Android, diğeri de Windosw Phone seviyor olsun. Bu elemanlar bir başlar:

-Olm niye iPhone aldın, o paraya ne telefonlar alırdın.
-Abi Android varken iOs nedir?
-Bunu alacağına gidip 3310 alsaydın, en azından daha sağlam olurdu.
-Abi o kadar para etmez o telefon, bedavaya verseler almam ya (Bedavaya verseler götüne bile sokarsın halbuki)
-Sen almadan önce bir sorsaydın ya, temizinden bi Windows Phone alırdık sana. Artık Windows Phone var, Apple bitti.
-Bunu da sokakta dağıtıyorlar sanki, herkesin elinde var.

Ve buna benzer daha nice yorumlar. "Güle güle kullan, hayırlı olsun." demek bu kadar mı zor? Yani şimdi adam o telefonu almış. Sen sevmek zorunda değilsin, başkası da sevmek zorunda değil. Adama bir sorsanıza "Sen sevdin mi?" diye. Yani o baltalara göre adamın ne aldığı hiç önemli değil. Sonuçta onların sevmediği bir şey, hemen eleştirilmesi lazım. Abi bırakın bu işleri.

Müzik stüdyomuzdan haberdarsınız artık. Burada da bu tarz muhabbetlerin enstruman üzerine olanları dönüyor. Birisi bir gitar alıp, bir hevesle onu denemeye geliyor. Baltalı ilahlar durur mu? O gitar şöyle gitar, o kadar para verilir mi, almadan bi fikir sorsaydın, görünüşü bok gibi, tonları bok gibi, rengi bok gibi... Bunları diyen elemanlarda da, o gitarın yarı fiyatına alınmış gitarlar falan oluyor. Direkt olarak ulaşamadığı ciğere mındar deme olayı. Dinime küfreden müslüman olsa. Başka bir açıklaması yok. Gerçekten nefret ediyorum böyle tiplerden.

Teknolojik aletler ya da nesneler için bu yakıştırmalara alıştık ama bunu insanlar için yapanlar var. İşte onlar "Bu kadarı da fazla!" dedirtiyor. Sen bir kızı ya da bir erkeği sevmişsin, sevgili olmuşsun ya da hoşlanmışsın. Abi öyle kız/çocuk mu olur, serseri lan bu, kezban lan bu, sana başka kız/çocuk mu yoktu, götüme kaş göz çizsem daha güzel olur... Bu yorumlar nedir abi? Abartı gibi gelmesin, bunlar duyduğum yorumlar. Bu insanlar için her şey güzellik, ama dış güzellik.

Böyle insanlar benden uzak durusa sevinirim. İnş cnm ya .s.s.s

Öperim.

Patates hiç kızartarak yenir mi? Bana sorsan haşlardık...

Eylül 25, 2013

STRİPTİZ DİREĞİ

Selam dostlar.

Yine edepsizim, yine pisim. Çok pis şeyler yazcam. Aslında geçenlerde bir arkadaşla olan bir muhabbet üzerinden bi şeyler yazcam, bazı aktarımlar yapcam. KAHROLSUN BAĞZI AKTARIMLAR.

Geçenlerde arkadaşım M. ile oturuyoruz. Önceki yazılarda dedim ya, artık büyüdük, haddinden fazla evlilik muhabbeti yapıyoruz. Konumuz da hani nasıl bu kadar uzun süre evli kalıyorlar falan. Aslında uzun evlilik bi şekilde olur ama bizim asıl merak ettiğimiz bu kadar uzun yıllar cinsel hayatı nasıl canlı tutabiliyorlar. Çünkü normal olan bir insanın, bi süre sonra aynı şeylerden sıkılması lazım. İşte olay burada patlak veriyor. Demek ki aynı kalmıyor ki, uzun uzun sürüyor evlilikler. Şöyle bir ihtimal de var, evli çiftlerin cinsel hayatlarında heyecana, farklılığa, değişime ihtiyacı yoksa da uzun sürebilir. Ama günümüz insanları için cinsel hayatta heyecan bir çok şeyden önce gelebiliyor. Zaman değişiyor dostlar, yapacak bir şey yok. KAHROLSUN BAĞZI DEĞİŞEN ZAMANLAR.

Ayna gibi mübarek. Bak bak saçını tara.
Bu konudan önce de M.'nin reşit olan kardeşini Striptiz Klübüne götürmek istemesiyle ilgili bir şeyler konuşmuştuk. Derken M.'nin striptiz direklerine olan merakı ve evlendiğinde yatak odasına bir striptiz direği yaptırmak istediğini öğrenmiş olduk. Bir anda su yüzüne çıkıverdi. Tamam şimdi, cinsel hayatı canlı tutmak için, güzel bir fikir olabilir. Ama bazı sorunlar çıkacaktır mutlaka. İşte o sorunlar hakkında uzuuun uzuuun konuştuk, çok güldük. O anda çok komikti ama, şimdi anlatınca komik olur mu bilmiyorum. 

Hani "Elalem ne der?" kafası var ya. Oradan bir yürüyelim önce. Farzet ki misafirlerin geldi. Böyle akrabalar falan işte, çoluklu çocuklu, anneanneli, nineli falan. Kalabalık ev. Ben çok gördüm bunu, bu tip durumlarda, bebek uyursa, uyanmaması için en sessiz olan yere yatırılır ve o da şüphesiz ev sahibinin yatak odasıdır. Bebeğiyle gayet masum şekilde odaya giriyor ve oradaki striptiz direğini görüyor. Yaşayacağı travmayı düşünmenizi istiyorum. Az önce içerde çay dolduran, börekler açmış ve misafir ağırlayan M.'yi artık asla öyle göremeyecek. Gözünde hep striptiz direğine tutunup dönen falan bir M. canlanacak. Tabii o direğin ne işe yaradığını biliyorsa, bir de öyle bir şey var. Ama insanlar en azından filmlerde, dizilerde falan görmüşlerdir bunu yani, o kadar da cahil değillerdir diye tahmin etmekteyim. 

Aynı misafir ağırlama devam ediyor. Ninelerden biri kalktı ve dedi ki; "M., güzel kızım, boş neresi var ben bi ikindiyi kılem de gelem." M., yatak odasını gösterecek haliyle. Nine de ikindiyi kılmaya striptiz direkli yatak odasına gidecek. Olm günah lan asdfgh. Neyse ninede sıkıntı yok, bence anlamaz onun ne olduğunu. Ona bi şekilde çamaşır asılıyor falan zanneden muhtemelen ya da "Bak ne güçlü bina yapmışlar, orta yere sağlam tutsun diye demir koymuşlar." falan diye düşünebilir. Tabi ninenin salona dönüp, "Kızım o ne güzel direk öyle yatak odandaki, maşallah çok güçlü apartman yapmışlar." deyip herkesin kafasında bir takım soru işaretleri bırakması da M.'nin replik söylemeden sahneyi terk etmesine sebep olabilir. Ama benim tanıdığım M. böyle bi durumda güler. Sadece güler yani başka bir şey yapmaz. 
Adam: M'nin odasında striptiz direği varmış!
Kadın : Aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa   O.O                     

Atlayalım başka bir konuya. Mesela çocuklar olduktan sonra. M. sabahları akşamın provasını yaparken bir anda çocuğu gelip "Anne napıyosun?" dese, ne diyecek? Muhtemelen "Tozunu alıyorum yavrum." diyecek. Sonra efendim çocuklar merak edecekler, onlar da oynamak isteyecekler falan. Resmen striptizci bir nesil yetiştirecek pislik be. Aslında iyi bi şey bu kollarında bi altın bilezik olur. Meslek her şeyden önemlasişaslfasi. Şaka. 

Zaten biz sonradan millet görmesin diye onu böyle radyo anteni gibi bir düzenek şeklinde yapmayı düşündük. Böyle düğmeye basıyorsun çıkıyor dzzzttt diye. Basıyorsun gidiyor yine dzzzttt diye. Üstelik sevmediğin kişiler olduğunda, yatak odanda yere oturtup düğmeye basabilirsin. Tercih meselesi tabi. 

Cinsel hayatı canlı tutsun dedik, ama ben iddia ediyorum, bir süre sonra öldürecektir. Abi her gün her gün sıkıcı olur. Yani onu düşünsene belli bi yerden sonra adam gelmiş eve yorgun falan, M. böyle direkte dönüyor "BEBEEEYİİİİİM." diye sesleniyor falan. Adam istemiyor haliyle. Beli ağrıyor. İşte bu noktada sizi temin ederim ki, o striptiz artık tersten yapılacaktır. Yani direkte dönerken soyunmak yerine, direkte döne döne giyinecektir M. Aslında o da çok maharet isteyen bir şey. Bi söyleyeyim de provasını yapsın. Tersten striptiz şeklinde. Belki striptizde bi çığır açar. Çünkü çıplak bir kadındansa, mini etekli bir kadın daha tahrik edici olabilir. Çıplak başlayıp böyle kazakla falan bitirse, çok daha farklı, çok daha şehvetli olur. Neden, çünkü adamın istediği şeye ulaşması için bi şey yapmasına gerek yok. Hatun zaten çıplak. Ama kademe kademe, direkte dansını yaparak giyinince, adamın ulaşmak istediği şeyin önüne bir takım engeller geçecek. Bunu deneyin bak, bana teşekkür edeceksiniz. Asfdgh amma saçmaladım, gidiyom. 
Yatak odanıza striptiz direği koyarsanız
ilişkiniz bu hale gelebilir. Sigara için daha iyi. 
Aslında bundan sonra zevk salıncağı diye bir şeyden bahsetmiştik ama, o kadar çirkinleşmeyeceğim hahaha. 

Öptüm. 

Patates striptiz direğinde bir soyunursa, bir daha giyinemez. Çünkü kabuklar falan, yabışmaz tekrar üstüne. 

Eylül 16, 2013

YAPRAK YAPRAK

Selam.

Şu Eylül ayının laaps diye gelip tavrını bir türlü koyamadığı, hala Temmuz sonu Ağustos başı sıcakları yaşadığımız şu günlerde nasılsınız inşallah? En fazla bu kadar kibarlaşarak, ortalığın gavur vajinası gibi yandığını söylemeden edemeyeceğim. Abi o nedir ya, hala tişörtler yabışıyor. Teallaam.

Ya 2 önceki yazıda Soner Sarıkabadayı'nın şu HIV virüsü gibi yayılan ve girdi mi çıkmayan şarkısından bahsetmiştim. Girdi mi çıkmayan, evet. Giriyor çünkü. Aklımıza tabi, şimdi şarkıyı götümüze sokmayın lütfen durduk yere. Gerek şarkının nakaratındaki "YAPPRAAK YAPPRAAK" kısmının çağrıştırdığı pis pipi şeysi, gerek de çok akılda kalıcı olması bizi derinden etkilemeye devam ediyor. Bütün gün o şarkıyı söyleyerek dolaştığını düşünsene, ÇILDIRIRSIN! İşte biz de o noktadayız şu an. Çıldırıyoruz adeta. Bir de lanet olsun ki öyle bir sokakta oturuyorum ki, evimin karşısında 4 tane cafe var. Gün içinde evden çıkıp stüdyoya gidene kadar en azından 8-10 tane cafenin önünden geçiyorum ve abartısız en az 3 tanesinde bu şarkıyı duyuyorum. Resmen sakız gibi yapışıyor insanın ağzına. Tamam sakız ağzımıza yapışmaz, ama şimdi hacı çiğner dururuz, tadı gitmeden de atılmaz yani. Şarkı da öyle, tadı gidene kadar atılmıyor ama resmen adamlar tadı gitmeyen sakız yapmışlar. Of ne benzetmeler yaptım ya, edebiyat ağladı be. Neyse işte bahsettiğim olay şarkının hayatlarımızı doğrudan etkilemiş olması. Bugün resmen Beylikdüzü'ne arkadaşı bırakmaya giderken arabanın teybinde umarsızca o şarkıyı aradık. Geyiğine dedik ki "Ulan şimdi Burger King'in önüne çekeriz, tam inecekken buluruz şarkıyı." İnanır mısınız tam da öyle oldu amk. Toplu hassiktir çekildi bu durum karşısında. Sonra şarkı bedenimize veya ruhumuza daha fazla sahip olmasın diye radikal bir karar alarak teyp kapatıldı ve arabadan inildi. Burger'da da Hintliler vardı amk. Amına koyduklarım.

Anlatacağım olaya giremeden neler anlattım yine anasını, sevmiyom böyle olunca, bi türlü konuya giremedim. Efendim biz geçenlerde 3 kafadar, dedik ki ulan bi girelim çalalım bi şeyler. Ortak noktamız olan Leyla ile Mecnun'da olan şarkılardan ve Leyla The Band'in şarkılardan yürüdük genelde. Ama dedik ki, ulan bu Yaprak Yaprak bizi ele geçirdi, onu da bir çalsak mı acaba. En azından bi nakaratını şey edelim falan diye. Hatta dedik video falan da çekelim elimizde bulunsun, izler izler eğleniriz falan. Abi Allah da bizim belamızı versin. Çektik videoyu, izlemelere doyamadık, herkese izlettirip bu zehri herkese yaymaya karar verdik, yaptık da. Paylaşıyorum burada, 39 saniye sadece.


Asıl olay ben bir eşeklik ettim. Video çekip, üşenmeyip telefondan Youtube'a attıktan sonra, Twitter'da falan paylaştım. Sonra eşeklik kısmına gelirsek, ben bu Youtube linkini Soner Sarıkabadayı'ya mentionladım. Neden yaptım hiç bilmiyorum, kesinlikle bir açıklamam yok. Yani "Soner abi bizi ünlü et!" gibi bi olayım yoktu en azından. Adam RT'ledi tweeti. Yani bu pek alışılagelmiş bir şey değil. Hani ünlü biri tweet RT'leyince önce bi OHA oluyor insan. Bu olay olduğunda çok güzel bi ortam vardı, muhabbet sohbet yardırıyorduk, kalabalıktık da. O sırada farkettim RT'yi. Direk söze girdim "Lan ben Youtube linkini Soner Sarıkabadayı'ya mentionlamıştım, RT'lemiş amk." dedim, önce bi hassiktir çekip yarıldık. Sonra nasıl olur ya falan filan tartışmasını yaptık. Tam o sırada kim olduğunu hatırlamıyom da, birisi bi şey dedi bi de ona yarıldık. Youtube'daki görüntülenme sayısına baktık, 21'di o zaman. Dedi ki "Yani düşün o 21 görüntülemeden biri Soner." ASDFG abi ne güldük amk var ya, Soner dedi ya, samimiyete bakar mısın, tabi haklı ama adam bizi RT'ledi yani, o artık bizim için Soner, of ya. Şarkının tamamını kaydedip "Ehe yine biz." falan diye mentionlayasımız geldi. Ama yapmicaz tabii ki öyle bir şey.

Bu da böyle bir anımdı.
Ahahaha bayılıyorum bu lafa.

Öperim.

Sörcın Sarıkabapatates.

Eylül 13, 2013

KAHROLSUN BAĞZI AYAKKABILAR

Selam.

Uyarı olarak söylemeliyim ki, çok fazla olmasa da bazı uygunsuz unsurlar görebilirsiniz bu yazıda. Zira bir çeşit fetişimden bahsedeceğim. Fetiş gibi de değil aslında tam ama, yine de beni yoldan çıkarma ihtimali olan bir şey.
OYŞ
Efendim şimdi yukarıda gördüğünüz ayakkabı mevz-u bahis. Ya da buna benzeyen tarzda ayakkabılar. KAHROLSUN BAĞZI AYAKKABILAR. Gerek rengi, gerek şekli şemali yüzünden, bu tarz bir ayakkabı giyen bir kadın karşımda otururken, hiçbir şekilde, hiçbir şeye adapte olamıyorum. Sadece ayakkabılara bakıyorum, seyrediyorum. Zaten ben topuklu ayakkabının çok şık, çok seksi bir şey olduğunu düşünüyorum. Yani şimdi bazı kız arkadaşlardan, topukluyla dolaşmanın zorluklarını da duyuyorum sürekli, kadınlara bazen eziyet olabiliyor. Ben düz ayakkabı giymeyin demiyorum, hobi olarak yine giyin ama, arada bir değişiklik yapıp böyle bir şey de deneyin. Çünkü hani hem daha uzun oluyorsunuz, hem de parmak ucunda olduğunuz için götü başı da toparlıyor, o olayı çok güzel.

Mesela benim sevgilim olsa, böyle bi gece dışarı çıkacak olsak, hani yemekti falan filan, böyle bir şey giymesini çok isterim şahsen. Çünkü dediğim gibi, inanılmaz bi durum var bunlarla ilgili. Mesela bu siyah olsun, o kadar da etkilemez beni. Ama şu renk olunca... KAHROLSUN BAĞZI RENKLER!

Bu konuda başımdan geçen bi olay var, onu anlatcam şimdi ama ondan önce bazı şeyleri netleştirmek istiyorum. Bu ayak fetişi gibi bir şey değil ya da bu son zamanlarda nesnelerle ilişkiye girenler çıktı falan, öyle bir durum değil. Sadece parlement mavisi platfrom topuklu ayakkabıya karşı bir zaafım var. Çünkü bunu giyip, üzerinde duran bir kadına, yakışmaması mümkün değil. Yakışmadığını düşünen varsa da o topuk girsin gözüne. Evet, gözüne. Yersen.  Olayı anlatayım:

Efendim okul yıllarındayız. Ama çok da geriye gitme, 2 sene öncesi, son sınıf. Bir hocamız var, Sanat Tarihi ve onunla alakalı olan derslerimize geliyor. Mimar Sinan mezunu ve her Mimar Sinan öğrencisi ya da mezunu gibi, kendine özgü bir tarzı, bir havası var. Havası derken kötü anlamda değil. Yalan söylemeye gerek yok, çok da güzel, alımlı, giyinmesini çok iyi bilen bir kadın. Topuklu ayakkabısız gördüğümü hiç hatırlamıyorum. Asla öyle bir konvers ya da bir spor ayakkabıyla falan görmedim. Hatta bu tarz ayakkabılar giyen kızlara kızdığını gördüm, nasıl bunlarla yürüyorsunuz falan diye. Kendisinin o incecik ve yüksek topuklu ayakkabılarla kampüste oradan oraya koşuşturduğunu gördüğümü de hatırlıyorum. Artık bütünleşmiş ayakkabılarla. Efendim, her gün farklı bir kombin sağlardı giyinirken. Ayakkabı dolabının da çok geniş olduğuna eminim, çünkü çok seçeneği vardı. Velhasıl kelam, final dönemine çok az kalmıştı, son kalan bir konuyu işleyip, genel tekrar anlatacaktı son dersimizde. O son kalan konu da, finalde kesin olarak çıkacaktı, emindik yani. Hoca derse geldi. Kendi sandalyesine oturdu, bacak bacak üstüne attı ve...Ve...Ve.... Tam da yukarıdaki görselde gördüğünüz ayakkabıyı gördüm. Önce şakadır dedim, gözlerimi ovuşturdum, bir daha baktım, daha güzel geldi gözüme. Resmen gördüğümde maymuna dönüştüğüm bir ayakkabıyı giyerek derse gelmişti. Sürekli ayakkabılara bakıyordum. Bazen kendi kendime "Olm sapık mısın lan, bu nasıl saçmalık, bakma dön önüne." falan diyordum ama, yine de gözlerimi alamıyordum. 3 ders saati boyunca, ayakkabıları izledim durdum. Sonra ders bitti, hoca gitti. Ama aklım ayakkabılardaydı. 

Finalde de o soru çıktı.

Eğer olur da ilerde evleneceğim hatun bu yazıyı okuyorsa şuna dikkat etsin: "Bebişim sana yüzük değil de, şu ayakkabıdan hediye edersem, kısa süre içinde yüzükle önünde eğilip evlenme teklif edeceğimden emin ol. İlk basamak bu ayakkabı olacaktır!" 

KAHROLSUN BAĞZI PATATESLER! 

Eylül 10, 2013

ADINI YAZMIŞIM, DAHA DA YAZABİLİRİM

Selam canlar.

Umarım herkes çook iyidir, çok mutludur. Bu Pollyanna iyimserliği nereden derseniz, valla bilmiyom, öyle içimden geldi.

ROCK'N COKE

Görev başında bile olsam, günbatımı görünce dayanamam.
Geçtiğimi günlerde Rock'n Coke festivalini geride bıraktık. İlk defa ortamda bulundum. Görevli olarak tabii ki. Öncekilerine hiç yeltenmemiştim, Coca-Cola'yı boykot falan ayağına. Ama geçen yıllarda gördük ki, boykot moykot bi boka yaramıyor. Dedim gidelim olayı görelim. Şunu kesin bir dille söyleyebilirim ki, önümüzdeki sene tekrar düzenlenirse %500 ihtimalle çadırımı kapıp gideceğim. Hangi grupların geleceği hiç fark etmez. Fakat arkadaşlar, benden size tavsiye, sakın görevli falan olmayın. Hani belki "Ulan görevli gidersem, hem bilet parası vermem, hem konserleri izlemiş olurum, hem de üstüne para kazanırım." diye düşünüyor olabilirsiniz fakat sizi temin ederim ki öyle bir şey yok. Para vermeme ve üstüne para alma kısımları doğru ama, görev yeriniz ne olursa olsun, öyle rahat rahat konser izlemece falan olmuyor. He ama eğer iç sesiniz "Ulan gideyim de, bütün gün güneşin altında ayakta durayım, güzel bir feleğim sikilsin." diyorsa, o zaman mutlaka görevli olarak gidin. Ben 2. Kamp alanının girişinde görevliydim. Gireceklerin bilekliklerini kontrol ediyordum, uygunsa alıyordum, değilse almıyordum. Aslında böyle anlatınca hiçbir zorluğu yok. Aslında gerçekten de bir zorluğu yok. Ama tüm gün ayaktasınız ve güneşin altındasınız, o yüzden mahvoluyorsunuz. Bir sandalye ve bir şemsiye olayı çözer aslında ama, organizasyona haksızlık etmeye de gerek yok. Yüzlerce görevli var, hepsine şemsiye ve sandalye sağlamaları mümkün değil. Uzun lafın kısası, gittim, gördüm ve bir sonrakinde kesinlikle orada olacağım. Benim gibi düşünen varsa, şimdiden sözleşip beraber gidelim.

İŞ GÜÇ

İstanbul Aydın Üniversitesi'ne iş başvurusunda bulundum. Yalan söylemeyeyim, dayımın orada yönetici olmasının avantajını da kullandım. Şimdi haber bekliyorum. Olursa çok güzel olacak. Şu anki ihtiyaçlarımı tam anlamıyla karşılayacak bir iş olacak. Utanmasam "Hayallerimi süsleyen" falan diyeceğim ama çok utanıyorum. Demeyeyim en iyisi.

Bi fotoğrafla iki konuyu bağlarım böyle.
Hani hem saç sakal, hem müzik falan filan.
Beni gidi beniii.
Yani çok ideal benim için. Parası gerçekten çok da umrumda değil. Ailemle yaşadığım için, bir masrafım yok. Sadece Digiturk'ü ve telefon faturamı ben ödüyorum. O ikisi de taş çatlasın ayda 100 lira ediyor. Çoğu zaman etmiyor bile. Zira 100 lira etmesi için faturamı 2 katı kadar aşmam lazım. Yani ben kendimi şu an 1000 liraya fikslemiş durumdayım. Onun dışında neden ideal, kurumsal olduğu için çalışma saatleri belli, haftasonu yok, evime de yakın sayılır. Müzik için de rahat rahat zaman ayırabileceğim bir iş. He tabi belki kurumsal olduğu için, "O saçı sakalı kes, nedir bu amk?" falan diyebilirler. Gerçekten umrumda değil. Mezun olduğumdan beri yaşadığım şu hayat o kadar sıktı ki artık beni, her şeye okeyim, her teklife açığım. Jigololuk hariç. Sonuçta bir biscolata erkeği değilim. Aslında spor yaptığımda adonisimin varlığını hissediyorum ama, gözükmüyor asdfg.

Grubum albüm kayıt sürecinde şu anda. Bu süreci hızlandırmak adına bazı radikal kararlar aldık. Bu sefer tutacak bu iş. He oldu ki tutmadı, bundan sonra benim için müzik "Mübarek haftasonu gidelim de stüdyoda çalalım." havasında bir hobi olacak.

Öğrencilerim belki üzülecek, belki de iplemeyecek ama eğer işe kabul edilirsem bateri derslerini bırakacağım. Hepsi çok iyi biliyor ki, derslere koyduğumuz ücretler komik, çok komik hem de. Hedefim sadece baterist yetiştirmek. Onlardan aldığımız para hiçbir türlü kurtarmıyor bizi normalde. Ama en azından baş koyduğum o yolda, 3-5 tane iyi baterist yetiştirebildim. Bu hayatım boyunca gurur duyacağım bir şey olacak. Belki bir gün sallanan sandalyemde torunlarım kucağımda otururken bu hikayemi onlara da anlatırımasfsdgsasdas. Şaka şaka, yapmam öyle bi şey. Sırf bu kadar klişe olduğu için sallanan koltukta değil, böyle bildiğin çekyatta falan oturcam dede olunca.

YAPRAK YAPRAK

Soner Sarıkabadayı. Pislik be. Son günlerde her yerde çalan bir şarkısı var, eminim hatırlayacaksın: "Adını yazmışım, daha da yazabilirim, doldurabilirim YAPPPRAK YAPPRAAK." Hani böyle istemsizce bir şarkı takılır diline ya, işte o şarkı bu şarkı olmamalı abi. Yaprak kelimesini YAPPPRAK diye söyleyince çok serbest çağrışıyorum ben yani, aklıma kötü kötü şeyler geliyor. Nasıl bir arkadaş grubum varsa, hepsi birbirinden pis. Whatsapp'tan ses kayıtları olsun, Facebook'tan Youtube linkleri olsun sürekli birbirimize bu şarkıyı hatırlatma çabasındayız. Maksat ne mi? İbnelik olsun işte, sürekli hatırlayalım, gün içinde yolda falan yürürken o şarkıyı söyleyerek tuhaf bakışların hedefi olalım falan. Zaten normalliğe hasret duyduğum bir dönemdeyiz. Etrafımda bir tane normal insan yok. Yani düşün, VIP biletiyle Rock'n Coke'a gidip, VIP çadırına yayılıp, 100 metre ilerisinde gerçekleşen konseri çadırdaki TV'den izleyen arkadaşım var benim. Daha bu sabah "YAPRAK YAPRAK" diye ses kaydı yolladı Whatsapp'tan. Yani bu nedir ya, bizi alın burdan.

Ayrıca Google'a "Kutsal Toprak" yazınca Mekke çıkacağına Soner Sarıkabadayı çıkıyor amk. Hani hepimiz topraktan geldik ama, zannedesin Soner Sarıkabadayı kutsal topraktan gelmiş. LASTSOLDIER YELLOWUNGENTLEMANUNCLE! Bu olmadan olmazdı.

ARKADAŞ GRUBU

Bu bahsettiğim arkadaş grubu çok acayip bir grup. Mesela en yaygın etkinliğimiz, bildiğin Kıraathane'ye gidip batak falan oynamak. 4 kişiysek batak, 5 kişiysek pis yedili oynuyoruz falan. Ama çok değişik insanlar var bu grupta. Beni zaten biliyorsunuz, kahveye takıldığımı duyanlar şaşırıyor fazlasıyla. Benim dışımda bir arkadaşımız Anadolu Üniversitesi mezunu, yurtdışında master yapmış, askerliğini bitirmiş bir genco. Bir
Koz Kupa beyler! Saldır.
diğerimiz müzisyen, muhasebeci ve 2004'te giriş yaptığı açıköğretimi, kalan tek dersini verip bu sene bitirmiş ve bunu yaparken de 2 yıl askerlik teciline güvenmiş bir arkadaşımız. Laaps diye Sivas/Temeltepe diye alırlarsa şaşırmayacağız. Diğer gencomuz, Gıda Teknolojileri bölümünü bitirmiş, geçtiğimiz günlerde dimdik bir şekilde Gıda Mühendisliğine yerleşmiş bir Baggal. Evet, Baggal. Bildiğin Baggal. Son gencomuz da bahis canavarı, özel bir üniversitede okuduğu lisans bölümünü 4. senesinde bırakmış ve şu anda eğitimine yurtdışında devam eden bir cango. Bu ekip kahveye gidince, gerçekten de garip oluyor. Ama bize göre çok sıradan gibi. Yani sıradan değil mi abi? Aslında kahve mentalitemiz biraz da, cafelere tepki gibi. Yani gidip Big Yellow Taxi Benzin'de batak oynamasını biz de biliriz, en iyi biz biliriz hem de ama bir bardak çaya 3 lira vermek hiç tatlı değil. 75 kuruşa çayımızı, 2 liraya Niğde Gazozumuzu içer yolumuza bakarız. Bu da böyle biline.

EYLÜL

2011 yılı sonbahrında Aphrodisias Antik
Kenti'nde çektiğim bir foto. Sonbahar dediğin
böyle olmalı bence.
Bir Blogger olup da Eylül ayında, Eylül ayıyla ilgili tek kelime etmeyen bir insanoğlu düşünebiliyor musunuz? Yok öyle bir Blogger, varsa da olmamış o. Hiç olmamış yani. Eylül ayı severiz biz. Ama hacı, böyle Eylül mü olur? Yani insan böyle kasvetli hava bekliyor, solmuş dökülen yapraklar bekliyor. Ama ben hala terliyorum oturduğum yerde, napsak onu Mikail kardeş? Bu Eylül'ü alın buradan, olmamış bu. Ayrıca Eylül'ü yazarken hep büyük harfle başladım. Normalde olmaması gerek biliyorum ama, Eylül'ü sıradan bir aydan ziyade, özel bir ay olarak gördüğümden öyle bir şey yaptım.



Patates entel falan değil, kıraathaneye gidiyor bildiğin.