Temmuz 29, 2013

Hayat Üniversitesi

Selamlar canlar.

Geçtiğimiz günlerde bir Iron Maiden konserini geride bıraktık. Böyle çok sembol olmuş bir çok grubu sevemediğim gibi, Iron Maiden'ı da bi türlü sevemedim. Haliyle de konsere gitmedim. Konsere gitmememe sadece Anthrax olduğu için üzüldüm. O adamları dinlemek isterdim açıkçası. Neyse ocakta Iced Earth var, orada ruhumuzu teslim edicez inşallah. Iron Maiden konserinin 1,5 saat sürmesi bana çok büyük bir rezillikmiş gibi geldi. Yani sen Iron Maiden'sın abi, 2 saat falan bi çalaydın en azından. 2011 Ocak ayında Pain of Salvation konserine gitmiştik, adamlar 3 saat çalmışlardı. Pain of Salvation dediğim de ilk albümünü 97'de çıkarmış bir grup yani çok da eski sayılmazlar. Fakat her şeyi bir kenara bırakın, konser ortamını çok özledim. Ocak'a kadar beklemeyebilirim. Olursa güzel konser yapıştırıcaz artık!

*******

Üniversite sonuçları açıklandı. ÖSYM yerleştirdi. Fakat şunu fark ettim ki, çevremde üniversiteye giren ne kadar az kişi kalmış. Büyüyor muyuz, yaşlanıyor muyuz ne oluyor amk? Sadece 3-5 kişiyle konuştum nereyi kazandın, kazanmadıysan da üzülme falan diye. Tabi şimdi mizah dolu bir ülkede yaşadığımız için, yerleştirme sonuçları açıklandıktan sonra, çok geyikler falan döndü. Ama şimdi abi, bir düşün, bir otur, bir ölç, tart şu işi; sen YERLEŞTİRME sonuçları dersen, tabii ki millet bunu geyiğini yapacak. Şöyle bir olay da var gibi sanki, nereyi kazandığını "Bok Üniversitesi, Sidik Fakültesi %3.4 Burslu :9:):)):):)" şeklinde yazmayınca, sanki üniversite seni kabul etmeyecekmiş gibi herkes laps laaaps laaaps yazıyor. Zamanında biz de yazdık. Yani, yazdık galiba, yazmış mıydım lan, hatırlamıyom da hiç. Ama yazmışımdır muhtemelen.

Hadi şimdi hepsini bir kenara bırak, çocuklar kazanmış da yazmışlar, mutlular, gururlular, paylaşmak istiyorlar. Gidip de hiçbir şey diyemezsin. Peki kazanamayan denyoların, bak kazanamayanların değil, hem kazanamayan, hem de denyo olanların, sağa sola "hAyAt üNiVeRsiTesi x))" yazması olayı nedir abi? Hayat üniversitesinin puanları bu kadar düşük olamaz abi, sen ne yapıyorsun, bir dur bakalım orada. Sen daha barajı geçememişsin. Hayır yani, bir de bu hayat üniversitesinde kimse kimseye burs vermiyor arkadaşım.

Bir de şimdi siz okurlarımdan bir şey istiyorum. Okuduğu okul için  diyen bir adam düşünün. Düşünün, iyice düşünün. Onun şeklini şemalini nasıl hayal ettiniz aklınızda? Lütfen yorumlarda belirtin. Ben şöyle bir şey hayal ediyorum:

"Kirli sakallı, kısacık saçlı, bir elinde sigaralı, diğer elinde tesbihli, kolları faça izi dolu, faça izlerinin bazıları, 50 liralık dövmelerle kapatılmaya çalışılmış, ama façalar dövmeyi kapatmış, üstelik dövme yeşil olmuş artık, kıyafet desen sadece örtünmek için giyilmediği çok belli, ayy tişört pembe mi, pembe mi o?!" Ben daha fazla hayal edemeyeceğim sanırım.

Kafamız kıyak,
İçimiz bayat.
Üniversitemiz hayat,
Sülalemiz raad. 
Aslında beni daha çok sinirlendiren bu insanların, hani okumamış, erken yaşta çalışmaya başlamış insanların, okuyan insanları küçük görmesi. Kimseyi eleştirmiyorum ya da küçük görmüyorum burada. Ama adam liseyi bitirmiş girmiş işe, çalışmaya başlamış. Biz o sırada yok hazırlık, yok üniversitesi, yok yüksek lisansı falan filan derken 6-7 yıl geçmiş aradan. Biz 6-7 yıl okumuşuz, adam o kadar süre çalışmış, arabasını almış, iyi kötü bir eve sokmuş başını. Sonra bizi küçük görüyor. "Okuyacağına çalışsaydın, şimdi 25 yaşında tavşan gibi kalmazdın ortada." diyor.  Bir bakıma haklı, bir bakıma değil. Haklı olduğu nokta, nasıl olsa üniversite bitirsek de işsiz kalacağız, oradan biraz hak veririm. Ama işte Hayat Üniversitesi'nde genel kültür dersi yok, sosyal hayat dersi yok... Orada evden işe dersi var, işten eve dersi var. Pazar günü akşama kadar uyuma, gece kahveye gitme dersi var. Hayat üniversitesi böyle bir şey, övünülecek hiçbir tarafı yok. Olmamalı da.

Hiç komikli bir yazı olmadı bence bu, biraz iç dökmeli gibi oldu. O yüzden konuya Iron Maiden'la girmiştim, ne alakaysa, o tarz bir hatırlayla kapatayım, belki son anda o kahkahayı buluruz.

*******

Stüdyoda bateri dersi alan Şerif diye bir eleman vardı. Esenyurt'ta oturuyordu. İyi, hoş, saygılı bir çocuktu. Ama bariz doğuluydu. Konuşmasından ya da suratına baktığımızda bunu anlayabiliyorduk. Bir gün sorduk, Şerif sen ne dinliyorsun diye:

"VOLLA AOBİ BEN CAZ DİNLOORUM, BLUZZ DİNLORUUM, RAKIN ROL DİNLOORUM, CİVAN HACO DİNLOORUM, ŞİVAN PERVER DİNLOORUM, SEN CİVAN HACO'YU BİLİYORSUN? KÜRTÇE RAK ÇALIYORDİ."

Amma velakin, asıl olay bu değil. Bunu dedikten sonra gözü stüdyonun duvarındaki onlarca posterden biri olan Iron Maiden posterine takıldı ve bombayı patlattı.

"YAV HER YERDE GÖRÜYORUM ABİ, BU İRON MAYDEN İRANLI MI YAUV?"

Şerif'i teselli ettik sonra.
Allah'a şükür İranlıyız gardaş. 
Haa sakın "Allah'ın patatesine bak, kendi çok düzgün sanki de doğulu insanları eleştiriyor." diye düşünmeyin. Çünkü Mr. Patates de doğulu olduğu için, o tezinizi elinize veririm :):)):):):) Şaka şaka ne düşünürseniz düşünün, öperim.

Yauv bu Patates nereli? Pattistanlı mı? 

Temmuz 24, 2013

Hanimiş Elektrik, Hanimiş?

Selam.

Klişeci Mr. Patates olarak, koccaaaman bir klişeyle başlıyorum yazıma. Aslında bu kullanacağım cümle yapısı, yeni dönem klişelerden. Yeni dönem klişesi de neyse, götümden klişe uydurdum. Efendim, "Yıl olmuş 2013..." diye başlayan klişe cümleler var ya, o şekilde olaya gireceğim. AAABİ YIL OLMUŞ 2013, HALA ELEKTRİK KESİLİYOR! (NOT: Az önce büyük harflerle yazarken, Caps Lock kullanmak gerine Shift'e basılı tuttum. 2013 yazarken de Shift'teydi elim. 2013 yerine '!=^ yazdım asdfg. Allah kimseyi Shift'le imtihan etmesin.)

"Olm elektriği ben bulmadım,
Siz yanlış biliyorsunuz.
Ben ampulü buldum amk."
                                                             -Thomas Edison
Ya elektriklerin gitmesi çok kötü bir şey. Nasıl cereyan ediyor bu olay, anlamıyorum. (Bak cereyan dedim, hani elektrik cereyan falan, kestin mi inceyi? asdfg) Yani bunun başında birisi var da mı kesiyor, yoksa harbiden teknik bir arıza oluyor bilemiyorum. Ama çok kötü bir şey. İnsanların yaşama sevinçlerini emikliyor resmen. Hani zaten çok kalmamış, böyle ayranın dibini pipetle içerken çıkan ses gibi, emikliyor yaşama sevincimizi. Pisler be.

Ben çok mallaşıyorum elektrik gidince. Şimdi bir gün, oturuyorum işte, laptop kucağımda. Klasik takılmaca işte. Günümüz genci takılmacası. Feysbuk, Tivitır akıyorum. Laaaps dedi elektrik gitti. Tüm ışıklar ve sadece ses yapsın diye açık duran TV kapandı. Ama laptop önümde, ışığı açık, cayır cayır. Bir sevindim, bir mutlu oldum. "İyi ki laptopum var." dedim. Sonra bir baktım sayfa falan yenilenmiyor. Ne oluyor lan dediiiim ve o an... O an... İşte o an... Modemin elektrikle çalıştığı aklıma geldi. Modemsiz laptop, kapkaranlık bir gecede suratıma vuran bir ışık kaynağından öteye gidemedi... Ağlamaklı oldum. Tuşların üstünde ahenkle dans eden o tontik parmaklarım, gözyaşlarımı silmek için burnumun çatından yanaklarıma doğru süzülürken asfasfsgg ne diyorum ben amk asdfg. Ya hacı o kadar üzüldüm ki, anlatamam sana. Ama sonra halime güldüm. Yani bu laptopun kapanmadığına sevinmekle, modemin elektriksiz çalışamadığını fark etmek arasında maksimum 2 saniye falan var. Ama o an içimde ne fırtınalar koptu anlatamam size. İç sesime gelecek olursak:

"Ayy elektrik gitti. Oha laptop çalışıyor. Heaa batarya tabi. Olley bee bi de masaüstü alcaktım, İyi ki laptopum var. Sayfayı yenileyeyim de bakayım ne olmuş. Hassiktir nasıl ya? Aaa modem şarjlı değil ki amk, hay beynimi sikeyim. Ühü Ühü." 

Şaka, "ühü ühü" yok.

Bu da böyle bir anımdı.

"Cızzzzzzzz."
                                     -Elektrik Kablosu
Bir de bir arkadaş, canım benim. Onun da başına gelmiş böyle bir elektrik gitmece vaka'i vakvakiyesi. Üstelik internete en çok ihtiyacı olan bir anda, OKEY OYNARKEN!1!1!1!! Arkadaşımın yanında başka bir arkadaşı var ve okey masasındaki elemanla da bir çeşit kırıştırma mevzusu mevcut. Öyle olunca arkadaşımın arkadaşı moralmen çöküyor tabi. Ama benim arkadaşım duruyor mu, yapıştırıyor cevabı asdfg. Hemen gidiyor, laptopa bataryayı takıyor. Hızlı hızlı açıyor. Arkadaşı da onu izliyor, ne yapıyor bu diye. Açıyor bilgisayarı ve sonra... Fark ediyor ki... İşte o an... O an... Masaya yüzüstü kapaklanıyor ve gözyaşlarına boğuluyor. Masanın parkemsi tahta yapısını kabartırken göz yaşları, arkadaşı omzunu sıvazlıyor "Tamam" diyor, "Tamam ağlama." Arkadaşım ne dese beğenirsiniz? Valla ben de bilmiyorum ne demiş ama, ağlamamıştır yani, gülmekten akmıştır o göz yaşları. Biz böyle insanlarız işte, ağlanacak halimize güleriz. Ama komik ya bence. Ben çok eğlendim resmen.

Hepinizi öptüm.

Patatesi attım fritöze, meğersem elektrik yokmuş. Manuel kızartcam.

Temmuz 21, 2013

Canki Sercan

Selamlar. 

Malumunuz zaman kötü. Kollamak lazım götü. Çok pis insanlar var. Bu pis insanlar yüzünden, pis olmayan insanlarda da bir ön yargı oluşuyor. Bu pis insanların genel özelliklerine bakıp bakıp, pis olmayan insanları da sırf tipleri benziyor diye pis ilan ediyorlar. Bu da kötü bir şey.

Selam. hihih.
Efendim şimdi görüldüğü gibi ben de, tipten dolayı, haklı olarak bu pis insanlardan sanılabiliyorum. Ama bakın, normalde tanısanız valla çok seversiniz, çok iyi insanım lan ben valla. Neyse işte tanısan seversin bence. Efendim insanlarda dış görünüşten dolayı bu denli bir ön yargı oluştuğu için, tanımadan kimse ne güveniyor, ne seviyor. Bunu kırmak adına yakın zamanda bazı adımlar atacağım zaten. Mesela daha bir insana benzeyeceğim falan filan. Neyse.

Bu kötü benzetmeleri genelde hiç tanımadığın insanlar yapar. Yani ne bileyim, yoldan geçerken görür, "Ulan şu tipe bak, kim bilir ne boklar yiyordur bu?" der, hakkıdır da. Ben kendimi karanlıkta görsem şöyle bi irkilirim. Zaten dinlediğimiz, yaptığımız müzikten dolayı yıllardır "kedi kesen" olarak anıldığımız için, artık alıştık yani iyiyden iyiye. Tabi dışarıdan gelen yorumlara.

Evet konuya giriyorum artık ufak ufak. Ben geçenlerde böyle çok pis insan zannedildim. Kim tarafından? Bu blogda, hakkında onlarca yazı okuduğunuz bir aile ferdi tarafından. Evet evet, bildiniz anneannem.

Efendim kendisi zaten son zamanlarda, son zamanlarda dediğim yaz başladığından beri, sürekli eve geç gelmeme, hatta eve sadece uyumak için gelmeme bayağı takıktı. Sürekli bana "Napıyorsun dışarıda bu kadar saat, nerelere gidiyorsun sen?" gibi sorular falan yöneltiyordu. Ama yani ben öyle şeyler peşinde olan bir insan değilim. Stüdyoma geliyorum, tükkanımı açıyorum. Saat 21.00'a kadar, kâh davul çalıyorum, kâh dizi izliyorum, kâh arkadaşlar geliyor, iki lafın belini kırıyoruz. Oradan da en çılgın etkinlik olarak arkadaşlarla kahveye gidip batak ya da pis yedili falan oynuyoruz. İskambil oyunlarını kaldıracak çoğunluk yoksa da, gidip bir yerde çay kahve içip sohbete düşüyoruz yani. Çok mütevazı hayatı olan bir gencim aslında.

***
Anneannem de tam bir drug dealer.
Bizim evde kullanılmayan bir tuvalet var. Tuvalet kapatılmış, üstüne dolaplar yapılmış. Bir nevi ardiya gibi kullanılıyor. Ben ulaşması kolay olur diye pantolonlarımı oraya koyuyorum. Çantamı falan filan da oraya koyuyorum. Yani gece eve geldiğimde takır tukur o ardiyada bir şeylerle uğraşıyorum.

Annem de geçenlerde şu bulaşık makinası tabletlerinden almış. Eskisi bitmeden yenisini almış, yenileri doldurmış eski pakete, bir kısmı da sığmamış. Onları da bir poşete koymuş, sıkı sıkı bağlamış ağzını, ardiyada benim pantolonların oraya atmış. Sonra oradan pantolon al, pantolon koy falan filan derken, o baya altlarda kalmış. Resmen gizlenmiş gibi.

Sonra anneannem orada bir şey ararken o poşeti bulmuş. Bakmış sıkı sıkı bağlı, içinde beyaz beyaz bir şeyler var. Allem etmiş, kallem etmiş, o poşeti açmış. Bakmış içindeki şeylere. Tutmuş bir tanesini ısırmış, tadına bakmış. Ekşiymiş tadı. Sonra ne yapacağını bilememiş. Bir kaç gün ses etmemiş. Sonunda anneme gidip söylemiş. Anlatmış olayı. Demiş ki, "Kızım bu oğlan heralde uyuşturucu kullanıyor. Zulasını buldum." Annem tabi şokta. Minik kuşu Sercan, nasıl böyle bir şey yapabilir. Annem olayı anlamaya çalışıyormuş. Kendine geldiğinde anneannem "Ben zaten anlamıştım, her gün gece yarısı eve gelmeler, o ardiyada her gece tıkır tıkır bir şeyler yapmalar falan." Annem, anneannemden zulamı göstermesini istemiş. Anneannem kalkmış ve bulaşıkmakinası tabletlerinin olduğu poşeti getirmiş. Sonra annem bir kahkaha, tabi rahatlamayla birleşince bu kahkaha daha da şiddetli olabiliyor.

Durumu izah etmiş anneanneme.

Sonrasında anneannem bu olayı "Bir şey diyeceğim ama bağırma sakın." diyerek bana anlattı. Bağırmamak elde mi! Bağıra çağıra güldüm, yerleri yumrukladım. Ama bastım eksiyi. "Bana nasıl böyle bir şey yakıştırır" da diyemiyorum yani, tipe baksana, tam bir canki.

Sonra tüm evde anlatıldı bu, tanıdıklara anlatıldı. Yerlere yatıldı, kahkahalar atıldı. Bu kahkahaları "Rakçı makçı ama Sercan temiz çocuk, yapmaz öyle şeyler anneannesi"ler izledi. Bir şey yapmamış olmama rağmen nasihatlar verildi. Hayır canki olacaksam kokaine falan bulaşırım abi, bulaşık makinası tableti aynı tadı vermiyor hiç. Ekşi de sevmem zaten.
Baksana, tam bir Extacy.

Patates tam bir cankiiiğ.

Temmuz 18, 2013

Hava Boşluğu

Selam dostlar.

Bugün çok acayip bir konuyla karşınızdayım. Böyle konular nasıl aklıma geliyor bilmiyorum. İşsizim galiba ben. Bakiyim, valla işsizim lan. İşte ondan oluyor böyle şeyler.

Efendim şimdi şöyle ki, bir gün bir çoğumuz evleneceğiz. Alışılagelmiş bir şey var ki, o da erkeklerin işten geldikten sonra günlerinin nasıl geçtiğini eşlerine anlatması falan. Tamam artık kadınlar da çalışıyor genelde ama, bahsedeceğim konuda, kadının ev kadını olması lazım. He illa yok, olmaz biz de çalışacağız derseniz, "Doğum iznindeymiş olm." diye tatlıya bağlarım olayı.

Mevzu bu. Erkek işten geliyor ve karısına anlatıyor, bugün böyle böyle oldu falan filan diye. Ama şimdi düşününce, çok yaygın mesleklerde çok ilginç diyaloglar çıkmayabilir. Yani bir öğretmenin, bir doktorun falan eve geldiğinde ya anlatacak çok bir şeyi olmaz, ya da benzer şeyler olur hep. "Hanım bugün bir sınav kağıdı okumuşum, çok çılgındı ya." Bak mesela bunun hiçbir çekiciliği yok. Doktor'unkiler biraz daha ilgi çekici olabilir. Tabii karısını kan tutmuyorsa. Tutabilir yani.

Adriana'm bile Kezban olmuş.

Şimdi benzer durumlarda ortaya çıkabilecek iki adet diyalog yazcam. Ama şöyle bir şeyi göz önünde bulundurun; kocanın böyle ilginç bir mesleği var. Hani içeriği herkes tarafından pek bilinmeyen bir şey falan. Asıl olay hatunda. Öyle bir düşünün ki, hatun tam bir Kezban olsun. Yani böyle dünyadan haberi yok. Hayallerindeki pırlantayı parmağına takmış, hayalindeki düğün salonu düğününü yapmış, göbecikleri atmış ve artık hayattan tek beklentisi kendisi gibi yetiştireceği bir kız çocuk olmuş bir hatun düşünün. Ayy ne kötü lan. Ama olsun düşünün yine de.


Şimdi ilk örnekte kocamız Arkeolog olsun. Eşimiz de Kezban:

-Hoşgeldin bey.
-Hoşbuldum, naptın?
-İşte napiyim, temizlik, bulaşık. Yeni ütüm çok güzel, saatlerce bırakamadım.
-Hee iyi iyi. Biz de yeni kazıya başlamıştık ya geçen hafta. Sonuçlar almaya başladık yavaş yavaş.
-Nsı yni ? .s.s
-7. metrede altın paralar bulduk. Muhtemelen Lidya döneminden kalmış olmalı.
-Lidya kim yaaa .s.s
-Efendim?
-Lidya kim diyorum yha ! .s.s Gidiosn her gün bi yerler kazıosun snra gelip altın diosn, Lidya diosun ! .s 
-Ne alakası var ya, Lidya ne demek sen bilm....
-AYY SUS OZAN YA RCA EDİCM ..s.s SEN GİT LİDYA HANIMA ALTIN TAK Bİ ŞEYLER YAP. SALONDA YATIYOSUN BU GECE .s.s SLK .s.s

****************

Şimdi kocamız Pilot olsun. Eşimiz yine Kezban.

-Ayy hşgeldn, kç gündr yksun Faruk, dün gelmen gerekmiyor muydu?
-Amerikadan kalktık ama, yakıt ikmali için inince, hava muhalefetinden dolayı kalkamadık tekrar, beklemek zorunda kaldık.
-İkbal mi? .s
-İkmal ikmal, yakıt ikmali.
-Artk blmyrm kimin ikbali .s.s 
-Amaan yapma şöyle zaten neler oldu gelirken.
-Neler oldu? Hostesler tokpite mi girdi yoksa :@
-Kokpit.
-Ya Faruk lafı dolandırıyorsun kesin geldler naptınız pokpitte ? .s.s
-Ya yok öyle bi şey be. Hava boşluğuna girdik, ilk başta elim ayağım boşaldı, zar zor toparladım uçağı. Neyse ki dikkatliydim de düşmedik.
-YA FAROK BEN SNA HÇ BİŞE DMİORUM TAMAM MI ! .s.s BU NE PŞKNLİK YA BYLEE !
-Lan ne dedim şimdi ben!
-HII NE DEDİN.. SUSAR MSN YA LTFN. HAVANIN BOŞLUĞUNA GİRMİŞ DE, ELİ AYAĞI BOŞALMIŞ DA, AYY YTR DAYANAMİCM BEN. ANNEMGİL DEMİŞTİ EVLENME BUNLA, PİLOT BUNLAR HER HAVAALANINDA BİR SEVGİLİLERİ OLUR DEMİŞTİ DE İNANMAMIŞTIM. CNM ANNEM GÜZEL ANNEM, BEN ANNEME GİDİYORUM FARUK ! .s.s
-Kezban durur musun, çok yanlış anladın ya.
-HEE BEN GERİZEKALIYIM ZATEN YANLIŞ ANLIYORUM HEP. GİT SENİ İKBAL YANLIŞ ANLASIN ! .s.s
-İkmal....


Aslında aklımda, kocamızın "Plastik Cerrah" olduğu bir örnek daha vardı da, çok fazla müstehcen olacak diye yazmadım onu. Ama şu ikincisi yazarken beni yerlere yatırmaya yetti. Pis yerlere yattım annem kızıcak çok.

-Patates çok güzide bir sebze.
-GÜZİDE KİM YHAAA .s.s

Temmuz 16, 2013

Bidi Bidi Vik Vik

Selamlar sevgiler canlar.

Yaz mevsimi İstanbul'dayken çok çirkin değil mi? Üstelik bir de Ramazan ayı, oruç tutanlar için daha bi zor. Ben şahsen bazı insanları gördüğümde, beni afakanlar basıyor. Pantolonla nasıl dolaşılıyor mesela hiç anlamıyorum. Bir iki kere giydim öyle ama yok yani olmuyor. Böyle bacaklarımın içinin piştiğini hissediyorum sanki. O kadar dayanamıyorum. O yüzden kapri tercih ediyorum. Gönül ister ki şort tercih edeyim ama, ne götüme göre şort bulabiliyorum, ne de ağaç gövdesi gibi bacaklarımı çok sergilemek istiyorum. Ben sergilemesine sergilerim de, insanlara hoş gelmez. Hani nasıl erkekler şişman kızların mini etek ya da böyle gerilmekten transparan hale gelmiş tayt giymesini istemiyor, ben de kendi kendime, belki kızlar da dobik erkeklerin şort giymesini istemiyordur diye düşünüyorum.

Zaten babam da hala böyle kapri, üstüme baskılı tişörtler falan giydiğimi görünce sürekli "Töbe yarabbim." ifadesini takınıp "Lan büyü artık büyü." falan diyor. Ben belki içimden büyüğüm ama, dışımdan küçük gibi olmak istiyom baba! Nerden bilebilirsin baba! Keşke askılarım da olsa kışın pantolon gömlek askı falan da yapsam!

Bu yıllar önce minibüste çektiğim bir foto. Haberi yokmuş gibi çektim. Telefonla konuşur gibi yaptım ve laaps diye çektim. Hiç de anlamadı ama adam. Görüntü kaliteli değil ama o zaman öyle telefonlar yoktu. Yıllar önce dediğim çok rahat 2007.

Efendim, sıcak dedik, rahat giyinmek lazım dedik. Ama erkeklere sesleniyorum, abi Allah'ınızı seviyorsanız şu parmak arası terlik olayına "Deniz Kum Güneşli Tatil" dışında, son verin. Allah aşkına. Bak hiç vermediğim kadar Allah adı verdim. Abi o nedir ya, lütfen ya. Ekmekçi küreği gibi, kıllı ayakları sergilemek neden. Hayır bir de kot giymişsin, gömlek giymişsin falan, oluyor mu altına terlik? Çorap giyip sandalet giy, o bile daha güzel yahu. Lütfen yapmayın bak, Allah adı verdim.

***********************************************
İşte tam olarak bu.
Çok acayip bir konuya zıplıyorum. Erkekler neden genellikle tuvalette uzun kalırlar? Yani normalinden daha uzun sürer? Bununla ilgili sosyolojik bir çalışma yapıldı mı acaba. Türk erkeklerinden bahsediyorum ama sadece. Şimdi hemen fesat fesat düşündünüz tabi ama, insan her sıçtığında masturbasyon yapamaz arkadaşlar, yok öyle bir dünya, yok öyle bir enerji. Mesela WC'de gazete okumak diye bir şey var. Derler ya "Alışmış kudurmuştan beterdir." diye, o gazete fantezisi bi yerden sonra kitap okumaya falan dönüşebiliyor. İşte kitaba verdiğimiz değer! Bir de tabi şimdi yeni teknolojiler falan filan, en popüler oyunlar nerede oynanıyor sanıyorsunuz? O milyonlarca puanlaık tapınak kaçmacaları, metro kaçmacaları nasıl yapılıyor sanıyorsunuz? Ama şimdi kafaları bulandıracağım yine. WC'de zaten uzun kalındığı için mi oyunlar orada oynanıyor, yoksa oyunlar orada oynandığı için mi uzun kalınıyor? Hadi cevapla şimdi.

***********************************************

Pazartesi yeni bir başlangıç yapıyorum. Evet, karar verdim tekrar spora başlıyorum. Geçen sene 20 kilo verip, 20 günde yarısından fazlasını geri alan biri olarak, bu sefer geri almamak üzere vereceğim. Hedefim 90'a düşmek. Zaten hiçbir türlü dal gibi bir adam olamam, genlerimde yok öyle bir şey. Mutlaka iri olacağım yine ama, en azından göbekten kurtulmak istiyorum. Eğer kilo verirsem ve yüzüm incelirse, saçlarımı kesmeyi bile düşünebilirim. Yeni bir Sercan doğabilir yani yakında, bilin istedim. "Kızlar götümden ayrılmasın." gibi bir düşüncem ya da "Ayrılmicaklar!" gibi bir iddiam olduğu için değil, tamamen kendim için verdim bu kararı. Daha ince bir patates hoş olmaz mı? Hani artık bu uzun saçlı, keçi sakallı, uzun favorili halimden kurtulup da, normal standart bir erkeğe dönüşebilirim. En azından, iş görüşmelerine gitmeden önce, kafamda acabalar olmaz. "Saçı kestirtcek mi, sakal tamamen mi yasaktır, bari favorilere dokunmasa amk." gibi düşüncelerden arınmak bile bir iş görüşmesinin verimliliğini artırabilir bence. Bu yüzden, kararımı verdim. Gelişmeleri buradan takip edeceksiniz zaten güzel okurlarım benim.

***********************************************

Bir de son zamanlarda fark ettiyseniz, bloga daha çok zaman ayırmaya başladım. Sürekli yazma isteği hep vardı ama, eyleme dökemiyordum. Bu konuda sanırım, #BlogggerlarÇalıyor projesi oldu. Onun dışında tabi yorumlarını asla esirgemeyen, insana yazma şevki veren mükemmel Blogger dostların da çok etkisi var. Tek tek isim vermeme gerek yok, o insanların yorumlarını zaten son yazıların falan altında görebilirsiniz hep. Onlara teşekkür ediyor ve öpüyorum. Yorum yapmayanlar, blogger hesabı olmayanlar oluyor, sizlerden haberdar olmadığımı sanmayın canlarım. Blogu takip etmek için de Blogger hesabına ihtiyacınız yok. İzleme şeysine bastığınız zaman zaten size nasıl takip edeceğiniz konusunda seçenekler sunuyor. Twitter üzerinden falan takipçi olunabiliyor. Soranlar vardı, sanırım sorularının cevaplanmıştır.

Herkesi öperim.

Patatesin zaten kabuğu bile 30 gram. Kilo vermek neemiş. Beni kızgın yağlarda kızartın!

Temmuz 13, 2013

Organik Dondurma

Selam canlarım.


Sebebini bilmediğim bir şekilde çok neşeliyim. Nedendir bilinmez, böyle tuttuğumu öpesim geliyor. Aslına bakarsan okulu bitireli 1 sene olmuş ve hala kokartını alamamış bir rehber olarak ve 10 yıllık müzikle uğraşıp arpa boyu yol alamamış bir müzisyen olarak bunalımdan bunalıma koşmam lazım. Bir de havalar da sıcak, bunalım bunalıp yatağımda ölü bulunmam lazım belki de, ama nedense fazla pozitifim ve bence bu çok saçma.

Olay biraz garip. Çevremde gelecek planları yapıp da onları gerçekleştirip gerçekleştirememe konusunda stres yapan insanlar varken, ben B planım olmadığı için strese girmem gerekirken, strese giremiyorum amk. Üstelik ne olsa beğenirsin? A planım da yok. En son bir Z planım var, kafama sıkmak gibi. Ama diyorum ki, ulan o raddeye gelene kadar, L planımı uygularım ve limon satarım. Olmadı bakarsın ondan önce J planımı uygularım. J harfiyle başlayan hangi meslek olduğunu biliyorsun işte. Söyletme. Hayır jeolog değil, jinekolog da değil. Ayrıca zaten jinekolog nedir lan, bir insan 13. planı olarak doktor olur mu? Doktorluk 13. planda olur mu? O nasıl saçmalık.Öff, J harfiyle başlayıp da erkeklere kolay yoldan para sağlayan ne meslek var allaasen? Ay tamam söylüyorum, jigololuk. J planım da bu. Allah O planını görmeyi nasip etmesin inşallah. Gülme be, fesat mısın nesin.

İşte bu stresten oldukça uzak günlerde geçen akşam dedik ki, madem stressiziz, bir dondurma alalım. Çünkü bana göre sokakta yürürken o külah dondurmalardan top top alıp, yolda yürürken onu böyle saçma dil darbeleriyle ve zaman zaman ağzı balık gibi yaparak yemek tam anlamıyla bir rahatlık gösterisi. Madem dedik sülalemiz raad, alalım dedik, yalayak dedik.



Efendim yürüyoruz, baktık "Organik Dondurma" yazıyor. Dedik ki, "Ulan bari boğazımızdan bi tane organik bir şey geçsin." Ama öncelikli mantık hatasını kes. Organik diyorsun ama, ne kadar organik? Şimdi düşününce, "Oha lan organikmiş amına koyim, sağlıklı kesin, hadi yiyek." diyorsun belki. Ki biz öyle dedik. Tam öyle dememiş olabiliriz ama, ona yakın bir şeydi. Şimdi dondurma organik, eyvallah, ona sözüm yok. Yerken fark ettik organik olduğunu. Gerçek meyvelerden yapılmış falan filan. Ama meyveler organik mi amk? Muhtemelen değil. Yani şimdi hangi meyve hangi mevsimin bilmiyorum ve bu konu özürlü olduğum konulardan bir tanesi. Eylül ayında "Karpuz çıksa da yesek." demişliğim olduğundan bu konuda iddaalı değilim. Ama şöyle bir tezim var organik olmayan meyvelerle yapılmış organik dondurma için, mutlaka o meyvelerde bir ibnelik var. Şimdi tamam bazıları mevsim meyvesi. Ama orada mevsim meyvesi olmayanlar da vardı, çok eminim. Hatırlamıyorum çok ama, vardı yani. O yüzden organikmiş falan bi bırakın abicim bu işleri.

Sonra efendim, organik dondurmanı yapmışsın, ebyvallah. Ama o dondurmanın içinden meyvelerin çekirdeği çıkıyordu amk. Ben bu noktada senin organiklik mentaliteni sorgularım. Organik nedir Roma Dondurmacısı? Nedir? Dediğim gibi dondurma böyle rahat anlarda keyif almak için yenir ama sen bize çekirdek ayıklatıyorsun. Oldu mu şimdi bu? Karpuzlu dondurmanın içinden at gibi onlarca karpuz çekirdeği çıkıyor? İncirdi, böğürtlendi lafım yok, onların ayıklanmasını istemek bayağı bir hayınlık olur ama, karpız çekirdeği nedir amk! Allahtan adamlar "Vitamini kabuğunda." ilkesini benimsememişler. Karpuz kabuklu dondurma falan, çirkin olurdu ya. Bir de düşün şeftalili yapıyorlar kabuklarıyla falan. Ben elimle dokunamadığım şeyi bir de gidip yalayacam ha? Yok öyle. Şeftali yalamak da hiç hoş şeyler getirmez akla. Of ne pis adamım ben be. Pardon. Ama şeftalinin şekli de sanki şey gibi deği... Tamam tamam, sustum. Valla sustum. Hatta yazıyı bitiriyorum.

Bir sonraki yazıda "Anneannemin beni canki sanması" ile alakalı bir şeyler okuyacaksınız.
Öpücükler.

Patatesin de vitamini kabuğunda ama, pek dondurma olarak tercih etmeyiniz. Daha çok kızartma falan.

Temmuz 10, 2013

#BloggerlarÇalıyor

Selam dostlar.

Döndüm tatilden. Aslında bir kaç gün oldu döneli ama, ancak sizlere şey edebiliyorum. Şey etmek derken, blog yazabiliyorum işte.

Şimdi şu anda bunu okuyan herkesi eşit ölçüde ilgilendiren bir gelişme paylaşacağım sizlerle. Efendim bir avuç blogger olarak bir süredir, yufkayüreklikelgöbekli'nin başlattığı bir proje kapsamında, "Bloggerlar Çalıyor" adı altında bir şarkı kaydetmeye uğraşıyorduk. Yufka'yı takip edenleriniz varsa bilirler, daha önceden de denenmiş bir şey. Benim yeni haberim oldu. İlk olarak Kesmeşeker'in "Her şey Sermaye İçin Sevgilim." adlı şarkısını belirledik. Ama nasıl olacaktı? Herkes birbirinden çoook uzaklardaydı, kimsenin de öyle çook efsane boş zamanı yoktu ya da böyle herkesin elinin alttında kendi profesyonel stüdyosu, çok cazip çalışma imkanları da yoktu. "Dur bakalım" dedik. Ben kendi stüdyomuzda davulları kaydettim ve şarkının stüdyo faslı sona erdi! Sonrasında neler mi oldu? Akıllı telefonlara kayıt programları yüklendi, jaklar bilgisayara bağlandı, tabletin ekranından yüzümüzün aldığı komik şekillere bakarak şarkılar söylendi. En nihayetinde kayıt bitmişti. Yine zor şartlarda şarkı mikslendi, son düzenlemeler yapıldı ve görücüye çıkmaya hazır hale geldi.

"Bu işin içinde başka kimler var." ya da "Ne biçim anlatmışsın lan Allah'ın patatesi, biraz detay ver totoş." diyorsanız, projenin fikir babasının blogundaki yazıyı da okuyabilirsiniz. İŞTE BURADA.

Benim sevgili okurlarımdan istediğim, eğer blogunuz varsa, bu işi blogunuzda paylaşın. Yoksa, Twitter'dan, Facebook'tan sosyal ağlardan paylaşın. Biz bu işten çok keyif aldık, devam etmek de istiyoruz ve kesinlikle "Biz kemik kadroyuz, siz siktirin lan, biz çalalım siz dinleyin." demiyoruz. İmkan sahibi olan herkesin katılımını istiyoruz ve bekliyoruz da.

İkinci olarak size sunacağımız şarkınında davul kayıtlarını bugün tamamladım. Bakalım, o da yakında hazır olur.

İşi ilerletsek bile, yine de amatör ruhu korumak adına, sürekli bir takım değişiklikler yapacağız.

Şimdi böyle anlatınca kafanızda nasıl bir şey belirdi bilmiyorum ama buyurun bakın, kafanızda beliren ve ortaya çıkan şey birbirlerini tutuyor mu?

NOT: Yorumlarınız veli nimetimiz.