Kasım 14, 2012

Aman Tanrım O Da Ne!

Selam.

Uzun zamandır, yaklaşık 1,5 aydır yazmamışım. Hayat şartları be pampa, yoğunluklar falan filan, feleğimiz dürtülüyor vallahi.

Geçen Twitter'da çok sevgili blogger arkadaşım Nil'le birbirimizi gaza getirmemiz gerektiğini düşündük, artık yazalım ya falan diye, ilk adımı attım ben şu an. Sıra artık onda. Hadi bakalım.

Madde madde blog yazmak candır ya.


Bağa mı didin? Bağa?
  • Anneannemin çok meşhur olaylarından sonra, ailemizde yeni bir fenomen daha doğmak üzere : Beşir Hasanov Gülsümoğlu. Kendisi dedem olur. Kendisinde inceden doğu aksanı olduğundan, konuşması çok komik geliyor. Ama burada aksanla dalga geçtiğimi falan düşünmeyin. Babam evde sürekli olarak dedemin repliklerini taklit ediyor, evde hep beraber ölüyoruz gülmekten. Geçenlerde dedeme gittiydim bayram ziyaretine. Adam konuşuyor, bana bir şey anlatıyor falan. Abi babamın yaptığı taklitler aklıma geliyor, adam ciddi ciddi bir şey anlatırken gülmemek için kasıyorum kendimi falan. Sonra tuttum dedim babama yapma böyle bak, adam konuşurken güleriz falan filan, rezillik yani. Bir kaç meşhur olayını anlatacağım şimdi.





  • Efendim Kurban Bayramı'nda babam, amcam ve dedem kurban kesmek için Fatih'teki meşhur Kadınlar Pazarı'na giderler. İsimde bir tutarsızlık olduğu doğru. Onu geçelim. Dedem, böyle at gibi bir koyun seçer, kocaman. Sonra amcama ve babama "Siz burada bekleyin gurban, eve gideceğim. Kestirin de getirin." diye tembihler. Tam çıkmak üzereyken amcama döner ve koyunun kafasını da almasını, kelle çorbası yapacaklarını falan söyler. Babam ve amcam ellerinde poşetlerle eve dönerler. Dedem amcama koyunun kafasını sorar. Amcam "Aaa unuttum ben onu ya." diye cevap verir. Dedem de, "Gidip al çabuk, pazar şurası zaten." diye cevap verir. Amcam buna karşılık "Ya şimdi nereden bulcam koyunun kafasını." diye çıkışınca dedem o efsane şivesiyle, efsane replikleri patlatır : "VAH SEN NASIL TANIMİYORSIN BİZİM KOYUNİ, HANİ BÖYLE GOCAMAN KAFASİ VARDİ."

  • Bu ana şahit olmanızı isterdim. Yani ortamdaki genç jenerasyonun kahkaha atmama çabaları "Koyunun kafasını da istiyormuş." lafından beri devam ediyordu. Ancak dedem bu son bombayı patlatınca, kimse kendini tutmadı, herkes koyverdi, sonun da dedem de tabi.
  • Ahmet Amcam, babamın deyimiyle "Cüneyt Arkın" gibi adam. Bana göre ise Behzat Ç.'nin dişleri küflenmiş versiyonu. Zayıf, hafif uzun saçlı, dişleri yok, olanları da böyle altın rengi falan gibi. Böyle bir adamın gördüğü şaşırtıcı olaylara karşı "AMAN TANRIM O NE!?" diye tepki vermesinin sebebi ne olabilir? Ben de henüz çözebilmiş değilim. Ama Ahmet Amcamı severim, can adamdır. 
    Tam olarak bu işte. 
  • "Senin ağzına biber sürerim." diye bir tehdit şekli var küçük çocukları korkutmak için kullanılır. Abi küçükken çok net biber sürülmüştü benim ağzıma. Anneannem tabii ki başrolde. Ortaköy'de oturduğumuz zamanlar, yani yaşım en fazla 5. Dışarıdayız, eve geliyoruz. Ben bir şey anlatırken "Bok" demişim sanırsam. Anneannem de eve gidelim senin ağzına biber sürcem demiş. Buraları tam hatırlamıyorum. Eve geldik. Buradan sonrasını çok net hatırlıyorum işte. Ben gayet, şaka demiştir, korkutmak için demiştir falan diye düşünüyorum, oturdum gidip koltuğa. Abi kadın üstünü bile çıkarmadan, gitmiş balkondaki kurusun diye asılmış kırmızı küçük biberlerden almış, kırmış onu ortadan, tuttu laaaps diye soktu ağzıma. Allahım yarabbim, ben böyle bir acı tatmadım. Doğal olarak başladım ağlamaya. Dilimi dışarı çıkarıp, elimle üstünü siliyorum güya falan. Dilimden acıyı almaya çalışıyorum elimle. Çocuk aklı işte. Ama çocuklar bu kadar mı salak olur? Be gerizekalı, acı acı ağzına sürdün elini, tavaf etti elin ağzının içinde, gözyaşlarını neden o elinle siliyorsun be anasını satayım? Başladı mı benim gözler de yanmaya, ağla ağlaa kül ettim kendimi. Sonra bi daha asla bok demedim. Mesela şu an 22 yaşındayım, hala ananemin yanında bok demem. Hep o lanet olası kırmızı biber gelir aklıma. 
Şimdilik budur dostlar. Daha sık görüşmek ümidiyle diyorum. Geleceğim yakın zamanda. Öperim hepinizi.

Patates özlemiş buraları be.