Aralık 31, 2011

Patates'e Eleştiri!

Selam canlarım.

Şu 2011 bitse de artık temiz bir sayfa açsak artık. Yoksa ben bu gidişle yeni yıla nezarette falan gireceğim. Herkes sabrımı sınamaya çalışıyor. Öncelikle sabah 9'da gürültüyle uyandım. Apartmanımıza yeni taşınacak olan insanların evinde tadilat varmış. Evet cumartesi günü, sabahın köründe. Sabrettim ama bir şey yapmadım, kendime engel olabildim. Neyse bahsetmek istediğim asıl konu bu değil.

30 Eylül 2011 günü, TNT'de yani başlayan Dedektif Memoli dizisi hakkında bir yazı yazmışım. Yazıda hakaret sayılabilecek herhangi bir unsur yok. Sadece kendi çapımda bir eleştiri yapmışım. Az önce onunla ilgili Facebook'tan bir mesaj aldım. Birisi kendini Memoli'ye adamış, beni eleştirecek. Ama seviye yerlerde. Küfürler falan filan. Zaten Türkçe yazmayı da bilmediği çok açık. Bana yolladığı mesajı hiç dokunmadan kopyalıyorum :


bu yazıyı yazmışsın olmayan beynine sıctığım memoli

herkezin hayranı sen kinsinde memoliyi eleştiriyorsun

boktan diye laf söylüyorsun sen bok beğinli olmasan

memolinin bokunu yemezsin izleme o tür sacma malca

yazılarını yazma elalemin bokunu yalama tammı

Ben sadece güldüm. Özellikle "Memoli herkesin hayranı" kısmında yerlere yattığımı söyleyebilirim.
Neyse yorum sizin =)

Eleştirilen yazıya bakmak isterseniz : YALNIZCA İŞ ARKADAŞLARIM BANA EDİBÜD DİYEBİLİR

Hiç Tasvip Etmediğim Hareketlerde Bulundum

Selam.

Şimdi bugün yaşadığım kötü bir olayı, komik bir olaya bağlayacağım. İlk anlatacağım şeyleri örnek almayın, hoş şeyler değil.

Otobüsteydim. Okuldan eve dönüyordum. Özel bir konudan dolayı bünyeme sinir hakimdi. Oturduğum koltuğun arkasında, 2 adet "apaçi" diye tabir edilen genç vardı. Olasılıkla benle yaşıt ya da 1-2 yaş büyüklerdi. Zaten adamlar bağıra bağıra ve küfürlü biçimde konuştukları için, otobüsteki tüm insanlar onlardan rahatsız olmuşlardı. Sonra derken bunların muhabbeti, insanların dış görünüşüyle alakalı bir şeyler konuşuyorlardı. Derken koridor tarafında oturan dingil, "Hele ben saç uzatanları hiç anlamığom amua goyim." dedi. Önünde uzun sırma saçlı ben otururken dedi bunu. 2 saniye bekledim. O 2 saniye içinde kendi kendime, "Ulan aylardır spor yapıyorsun, kolların hayvan gibi oldu, dalaş şunlara, bi bok yapamazlar." dedi. Bunu hemen düşünüp kararı verdikten sonra, önce kafamı çevirip arkaya doğru ters bir bakış attım. Sonra yine aynı dingilin "Hah, bak bunun gibi NİHOHOHO" demesiyle ayağa kalktım ve ağzına doğru sağlam bir yumruk attım. Nasıl bir hırsla vurduğumu tahmin bile edemezsiniz. Tek bildiğim, onun yerinde olmak istemezdiniz bence. Sonra o dingil bi afalladı. Noluyo lan falan derken, cam tarafındaki mal bana bir yumruk salladı. Sol elimde onun elini tutup, bir tane de buna vurdum. Tahmin ediyorum ki, burnu kırıldı. "KATIRT" diye bir ses geldi çünkü. Neyse. Bunu neden böyle ballandıra ballandıra anlattım, ona da bi anlam veremedim. 2011'in ilk kavgasıydı benim için. Ama bu son lan, bu yıl başka kavga etmicem, söz.

Şimdi asıl olay buradan sonra başlıyor. Gülsem mi, ağlasam mı bilemedim. Çocukları döven benim, ama otobüsten zorla indirilenler, adeta atılanlar onlar oldu. Sonrasında ise, arkamdaki herkes muhabbet etmeye falan başladı. Teyzelerinden biri şunları söyledi : "Bu inen zibidilere mi kaldı bizim geleceğimiz? Şuraya bak, ne güzel böyle okul okuyan bilgili, entel çocuklarımızı böyle küstürüyorlar. Sen üzülme oğlum, senin suçun yok." dedi. Bu sonda söylediğini eklemesinin sebebi de, o sıralarda sinirden elimin ayağımın boşalmış olması olabilir. Neyse, teyze bunları söyledikten sonra, artık geri dönüşü yoktu. Her kafadan bir ses çıkmaya başladı. Ama işin garibi ne biliyor musun? Hiç bana olumsuz bir şey diyen yoktu. Herkes o çocukları dövmemden memnun olmuştu.

"Zaten bağıra bağıra konuşup küfür edip rahatsız ediyorlardı herkesi."
"Çocuğun saçıyla dalga geçtiler, ne yapsaydı."
"Ay nasıl dalga geçtiler benden güzel saçları var." 
"Zaten ikisine de bitane vurdu, dövdü sayılmaz."
"Kendini savundu haklıydı."
"Islak mendil al yavrum, elinin üstü kızarmış."


Gibi replikler, aradan seçebildiklerim ve aklıma kazınanlardı. Kahraman olmuştum resmen. Otobüsten inerken "İyi akşamlar" dedim. Yanımdaki amca sırtımı sıvazladı, "Üzülme çocuğum." dedi. Diğerleri de "Kendine dikkat et" tarzı şeyler söylediler.

Şimdi burada benim kafam çok karıştı. Kavga etmek tabii ki hoş bir şey değil. Ben bu duruma düştüğüm için utandım. Hatta utancımı paylaşmak için yazdım bu yazıyı. Beni ayıplayın ki, bir daha yapmayayım diye yazdım. Ama dostlar, tamamen haksız mıyım? Biri bana bunu söylesin. Yıl olmuş 2012, millet hala uzun saçlı erkeklere garip garip bakıyor. Çok ağır tahrik var yani. Karı gibi saç uzatıyorlar dedikten sonra ters baktım ona. Ondan sonra hah bunun gibi falan demeseydi, ben kalkıp da vurmazdım. Bakışım yeterdi çünkü. Demek ki dayak istiyorlarmış, nasiplerini buldular. Afiyet olsun onlara da ne diyeyim artık.

Öptüm.

PAtAtes şiddete kArşı.

Aralık 28, 2011

Başlık Bulamadığım Yeni Yıl Şeysi


Selamlar.

Bir yılı daha geri de bırakmak üzereyiz. Bir şey kalmadı artık. İyi ya da kötü geçti gitti işte. Aslında kendi adıma konuşmak gerekirse, iyi bir yıl geçirdiğimi söyleyebilirim. Ama kötü bitmesi de an meselesi. Bakalım, kader kısmet hep bu işler.

Şu aralar abuk subuk bi tartışma var o dikkatimi çekiyor. "Müslümanlar Kırismıs kutlamaz!" başlıklı bir tartışma, aldı yürüyor resmen. Hatta olayı iyice abartıp da "HIRISTİYANLAR GURBAN GESERSE, BEN DE GIRİSMIS GUTLARIM AMUĞA GOYİM." diyerek hümanistliklerini konuşturuyorlar. İşte biz bu yüzden kaybediyoruz hep. Bir şey yapmak için, her konuda, zıt kutuptan bir hareket bekliyoruz. Hayır, Hristiyan adamın da çok sikinde zaten senin kutlama yapıp yapmadığın. Ama asıl olay bu değil. Milletin anlamadığı şey, bizim kutladığımız şeyin Christmas değil, yeni yılın gelişi olduğu. Eğer Christmas'ı kutluyor olsaydık, 25 Aralık'ta kutlamış olurduk. Ama öyle bir durum yok. Bizim bu kutladığımız şey, bir yılın bitip yeni bir yılın gelmesi. Yılın ilk günü de resmi tatil olduğu için, yeni yıl kutlamaları dışarı çıkıp ya da bir evde toplanıp sarhoş olmaktan öteye gidememekte. Ama artık olay buna dönüştü, yapabilecek bir şey yok. Şikayetçi miyim? Haşa.

Bazıları gelip itiraz ediyorlar. O zaman neden alışveriş merkezlerinde falan ışıklı ışıklı şeyler oluyor? Noel baba oluyor, Yılbaşı ağacı oluyor falan bunları sorguluyorlar. Arkadaşım onlar yeni bir yılın simgeleri durumuna geldi artık. Olay Hristiyanlıktan çıkıp, global bir hal aldı. Abartıp "O zaman niye kar yağıyor?" diyen olursa, ona da çekinmeden "Siktir git lan artık!" diyebilirsiniz. Emin olun bunu hakediyor.

Bu insanlara Noel Baba kimdir abi diye sorsanız, bilmeyecekler. Anlatayım kısaca, öğrensinler. Noel baba denen kişi, St. Nicolaus adında bir Aziz'dir. İsminin başındaki "St" zaten, Saint'in kısaltmasıdır canım benim. Aziz nedir? Havarilerden sonra gelendir. Havariler nedir? Hz. İsa'dan sonra, Hristiyanlığı yayan kişilerdir. İslamdaki halifeler gibi aynı. Yani Hristiyanlık dininin büyükleri arasında bir hiyerarşi yapmak gerekirse, 1.İsa 2.Havariler 3.Azizler. Peki asıl bilmen gereken şey nedir biliyor musun dostum? Bu Aziz Nicolaus, Anadoluludur canım kardeşim. Antalya, Demre'de St. Nicolaus Kilisesi vardır. Bu sadece bir kilise değil, piskoposluk merkezidir. Yani Hristiyan turistler gelip, burada hacı olurlar. Aziz Nicolaus'un mezarı da bu kilisenin içindedir, yattığı Lahit bile sağlam durmaktadır. Peki Aziz Nicolaus'a neden Noel Baba demişler? Çocuklara yılbaşında hediyeler mi dağıtmış? Bacadan girip kapıdan mı çıkmış? Hayır canım kardeşim. Yaşadığı dönemde evlenme çağına gelip de fakirlikten evlenemeyen gençlerin kapılarının önüne, geceleri bir kese altın bırakırmış ve onların evlenmesine vesile olurmuş. Ama kimseye bunu yaptığını söylemezmiş. Yani sağ elin verdiğini, sol el bilmezmiş. Tanıdık geldi mi kardeşim bu laf? Hani İslam'da sürekli söylenir. İyilik yaparsan, söylememek makbuldür diye. Demek ki, Hristiyan kardeşlerimizde de bu varmış.

Şimdi bunları neden anlattım canım kardeşim? Hristiyanlık dediğin dini de, senin taptığın Allah göndermiş. Yani şimdi ona buna inançlarından dolayı bok attığın zaman, kendin gidiyorsun otomatikman.

Tüm bunları geçtikten sonra sevgili dostlarım, umarım hepiniz mükemmel bir yıl geçirmişsinizdir. En büyük dileğim yeni gelen yılın da, aynı güzellikte hatta daha güzel geçmesi. Çünkü benim dostlarım en güzellerine layıktır! Ben dostun muyum ki diye düşünme, bunu okuyorsan öylesindir pampa. Önce sağlık, sonra huzur, sonra aşk, sonra iş, sonra da para hep sizinle olsun! Hepinizi ayrı ayrı kocamaan öptüm.

Patates yeni yıla filizlenmiş olarak giriyor. Patates baba oluyor!

Aralık 23, 2011

Melek Gibi İnsan Bu Kız...

İnsan vardır, seversin. İnsan vardır, çok seversin. Hep yanında olsun istersin. Cismen olmasa da, ruhun hep onunladır. Onun ruhunun da seninle olmasını istersin. Öyledir de, bunu bilirsin hep, derinlerde bir yerlerde daima hissedersin. İşte o sensin.

İnsan vardır, sıfatı önemsiz olan. Kankaymış, kardeşmiş, dostmuş, düşmanmış. Hayatındadır bir kere o. Çıkmamak üzere girmiştir ve istese de çıkamayacağını içten içe hissetmiştir. Aynı hisleri sen de yaşıyorsundur ki, o insan önemlidir senin için. İşte o sensin.

İnsan vardır, tek sözüyle atlayıp kilometreler aşacağın. Tek sözüyle nefes almayı bırakabileceğin. Tek sözüyle oturup kalacağın ve tek sözüyle kalkıp şahlanacağın. İşte o sensin.

İnsanlar vardır, özel günlerinde hatırlanmak ister. Özel gün dediğim Orkid'le falan alakalı olan özel gün değil, fesatlık etme. Özel gün derken, hani doğum günü falan. Hani şu dakikadan itibaren olan şey. Senin doğum günün. Heh işte ben onu kutlayacağım.

Seni çok seviyorum kuzum benim, hep yanımda kal. Hep ama, hep. Üniversite kazandım diye havalara girme, patlatırım o beynini, ümüğünü sıkarım.

İyi ki doğdun balıms, nice senelere.
Hadi öptüm.

Aralık 20, 2011

Islaklık...

Selam.

Islaklık, ıslak olma durumu. Pazar gecesi biten Pamukkale turunun büyük bir bölümünde adımın önündeki sıfat. Islak Sercan... Tıpkı tam 1 yıl önce Bodrum Turu'nda olduğu gibi. Daha otele gitmeden hali hazırda ıslak ve hasta bir Sercan vardı.

Hayat çok ıslak abi. Yağmur yağıyor ıslanıyorsun. Otele gelene kadar kuruyor kıyafetlerin üzerinde. Üzerinde kuruduğunda kaçışın yok, hastasın. Islak olduğun için hasta olduktan sonra, sırasıyla Termal Otel'deki ılık yüzme havuzuna ve termal havuza giriyorsun. Yine ıslanıyorsun. Sonra üstüne gidip sıcak bir duş alıyorsun. Yine ıslaksın. Yani bu ıslaklık durumu böyle bir durum. Hasta olmak için de, iyileşmek için de ıslanmak lazım. 

Bi de daha iğrenç bir durum var. Bazen hasta olduğunda, iyileşmek için terlemen gerekir. Terden ıslanman gerekir. Bu daha iğrenç. Terden ıslandıktan sonra duş almak gerekecektir. Bu durumda tekrar ıslanacaksın.

Bira göbeği diye bir şey vardır. Bira da ıslaktır. Bu ıslak şeyle kilo alırsın. Bira göbeği olur yani. Sonra o kiloları vermek için spor yaparsın. Kilo nasıl verirsin? Evet terlemen lazım. Yine ıslanacaksın. 

Romantizm deyince aklınıza yağmur altında ıslanmak geliyor değil mi? Saçma değil aslında, güzel bir şey. Sevgilinle beraber ıslanmak, ıslanmaların en güzeli belki de. Ama yine de ıslak.

Yaz tatilinin amacı nedir? Denize havuza girmek. Yani ıslanmak. Sadece ıslanmak için yurtdışına falan tatile gitmek de neyin nesi? Peh.

Gördüğünüz gibi dostlar. Islanmak, hayatımızın merkezindeki bir kavrammış meğersem. Benim gibi boş iş müdürleri varken, bu tip sırları açığa çıkarmak zor olmayacaktır. 

Seviyorum Sizi.

Patates, ne olur ıslak ıslak bakma öyle. 

Aralık 19, 2011

Catch da...


Yakaladığım en güzel kare. Daha çeşitleri var ama, en iyisi bu. Azıcık rötuşla gökkuşağı daha da belirginleşti. Tadından yenmedi. Alındığı yer : Sart Antik Kenti, Salihli - Manisa.

Aralık 09, 2011

Reenkarnasyonal Hikayem



Selam.

Bilindiği üzere tipim vikingleri andırıyor. İskandinavya'ya dair her şeyi sevdiğim gibi, tarihlerini, mitolojilerini de çok seviyorum ve vikinglere benzetilmek beni rahatsız etmiyor. Aksine hoşuma gidiyor. Geçen hocalarımdan biri de bu benzerliği farketti.

Bu hocama daha önce, Hintli turistlerle yaşadığım kötü tecrübeleri anlatmıştım. Hintlileri sevmediğimi söylemiştim. Nasihatlar gelmişti tabi peşinden, işte rehber olacak insan, tüm insanları sevmeliymiş falan filan. Tabi kafası güzel Hintliler, sana gelip de, "Önüme geç, belinden sarılayım Titanic yapalım" demiyor, bana diyorlar.

Şimdi olayın özü bunlardan ibaret. Lâkin şunu eklemem gerek. Bu hoca Reenkarnasyon'a inanıyormuş. Yani bildiğimiz ruh göçü. Bildiğiniz gibi Hindistan'daki kast sistemi hakim. Yaşadıkları sürece insanlar bir üst kasta ya da bir alt kasta geçemiyor. Ancak öldükten sonra, iyi bir hayat yaşadıysa bir üst kastta tekrar dünyaya geliyor. Kötü bir hayat yaşadıysa, hayvanlığa kadar yolu var. Mesela inek eti yememelerinin, ineği kutsal saymalarının sebebi de bu. Hani ölen bir yakınları, belki inek olarak dünyaya gelirse, onu yemeyelim diye. Neyse dağıttım yine konuyu ya.

Reenkarnasyon kavramına göre, hoca benim hikâyemi çözdü. Buyurun :

"Sen önceki hayatında kesinlikle bir Viking'din. Bu yeni hayatına ise, vücudunu da alıp gelmişsin. Bilinç altında bunun farkındalığı var. Bu yüzden böyle saç sakal uzatıyorsun, bu yüzden vikingleri seviyorsun. Muhtemelen bir Viking gemisinin kaptanıydın ve bir gün bir fırtınada yolunu kaybedip, Hint Okyanusu'na sürüklendin. Oradan Hindistan'a gittin ve oraları yağmaladın, Hintlilere eziyet ettin. Şimdi ki hayatında ise onlar senden intikam alıyor. Sen yine aynı kastta kalmışsın ama, aynı kastın daha alt bölümlerindesin. Olay bundan ibaret."

İşte böyleymiş. "Hocam ne içtiniz?" diye soramayacak kadar saygılı olduğumdan, sormadım.

Patates önceki hayatında portakalda vitaminmiş.

Aralık 02, 2011

Uygulamalı Seks Okulu


Selam.

Uygulamalı Seks Okulu açıldı biliyorsunuz. Ayda 4000€ gibi bir rakamla, okula devam edip, seksle alakalı her şeyi öğrenebiliyorsunuz. Üstelik bu konuda akademik kariyer de yapabiliyorsunuz. Yanlış hatırlamıyorsam, Viyana'daydı. "Seks" konusunu bu kadar ön plana taşıdığını bildiğim bir de Seks Müzesi var Amsterdam'da. Cesarete bak! 

Olm bu günleri de mi görecektik? Başımıza taş yağacak falan değil, öyle bir şey yok da, abi seks öğrenmek isteyen, açar interneti, izleri bi porno film, temel bilgileri öğrenir yani. Okula ne gerek var? Benim merak ettiğim, bu okulla ilgili olarak "UYGULAMALI" nedir abi? Yani oradaki öğrenci, bir diğerine "Silgini verir misin?" diyeceğine, "Senin kuşu uzat bakalım." mı diyecek?

Ders isimleri nasıl olacak onu da merak ediyorum. Positions, How to grow your penis, Fucking without losing virginity. Hmm, bak sonuncusu çok değişik oldu, bu dersin notlarını herkes indirip faydalanabilir. Hocalar derse çıplak mı gelecek? Öğrenciler çıplak mı olacak? "Elektrik kesildi çalışamadım"ların yerini, "Babamlar evdeydi, çalışamadım" olacak. 

Derslerden kalmak da cazip gelebilir tabi insanlara. 

-Seneye Doggy dersini alttan alıcam olm.
+Alttan mı alıcan? Sen Heteroseksüel bölümünde değil miydin olm?
-Yok be olm.
+Bakalım hoca verecek mi?
-Verecek tabi. 

Hani bizde bir klişe vardır. "O okulda kızlar teklif ediyormuş olm" diye. Artık o hiç heyecan verici değil. "Kızlar istemeden veriyormuş olm!" diye bir şey var bu okulda.

Hocaları youporn ve brazzers'dan seçebilirler. "Brazzers'daki kel adam" lakabıyla bilinen Johnny Sins, "Temel Kavramlar" konusunda çok başarılı bir akademisyen olabilir bence. 

"Filiz, bu akşam bize gel de ders çalışalım." gibi masum bir cümle, o okulda ne çağrıştırır insana? 

Klişeleri bozacak resmen bu okul! : "Hoca sözlülerimi 31 - 31 verseee..."

Ya da birisi gelip "Sınava çok çalıştım olm dün." derse ve bunun kız arkadaşı da yoksa, nasıl çalışmış olabilir? Hemen tepkileri toplayacaktır, "Olm abazan mısın lan, o kadar çalışılır mı?"

İşte tüm bu yazdıklarım, bu okul Türkiye'de de açılırsa, olacak olan şeylerdir. Hani açılamaz zaten de, oldu ki bir gün açıldı. Sercan demişti dersiniz o zaman. 

Öptüm sizi canlarım. Ders manasında öpmedim yahu, sevgi şeysi olaraktan.

Patates seks yapamıyor lan! Oha, valla yapamıyor. Toprakta yetişiyor. Canım patatesim ya!