Ağustos 24, 2011

Tatil içinde Tatil

Şezlonglardan biri, eşyalarımı koymak için. Yoksa seksi bir hatunla falan tatile çıkmıyorum merak etmeyin. Yalnızım, ailem bile yok yanımda, o derece bi tatil.


Sevgili okurlarım,

Ben yine bir süreliğine aranızdan ayrılıyorum. Tekrar tatile çıkacağım Bayram münasebetiyle.  Ama yarın gidiyorum. Bayramı beklemeyeceğim. Bayramdan sonra tekrar aranızda olacağım. İnanıyorum ki, yazacak komik şeyler bulacağım. Aslına bakarsanız, yazdıklarımın komik olması gibi bir kaygım yok, fakat komik olmayan şeyi yazasım gelmiyor nedense. Takdir edersiniz ki, bana göre komik olan, size göre komik de olmayabilir yani. Konu komiklik olunca, herkes komik.

Şimdiden, herkese mutlu bayramlar diliyorum. Dişleriniz çürüyene kadar şeker yiyin! gibi bir önermeyi benden beklemiyorsun heralde. Takılın işte tatil. Aslına bakarsanız, okul yokken bayram olması bişeyi değiştirmiyor. Çünkü bayram tatil oluyor, ama biz zaten tatildeyiz. Yani tatilin içinde tatil oluyor, gerek yok. Vizeyle finale aynı anda girmek gibi bir şey bu. Okulu özlemişim di mi? Çok belli bence.

Seviyorum Sizi.

Patates yerken beni hatırlayın.

Yüz Yetmiş Beş Kuruş

Kenan Işık
Şuan ağlayacağım. Gülmekten ağlayacağım hem de. Ya da üzüntüden de olabilir bilmiyorum. Az önce Kenan Işık'ın sunduğu "Kim Milyoner Olmak İster" adlı yarışmasına bakıyorduk. Bir kadın yarışıyordu. Ama neden orada olduğuna anlam veremiyorum. Yarışmadan çekildiği soruyu söylüyorum size, beni anlayacaksınız.

Eski parayla Bir milyon yedi yüz elli bin liranın (1.750.000TL), yeni parayla kaç paradır?

Ablacım sen hangi ülkede yaşıyorsun yahu. Acaba şıklardaki rakamlar kuruş hesabı diye mi şaşırdı, bilemiyorum. Ama şaşırmak mümkün değil be abi!

Bir de diyor ki, "Aslında rakamı yazıp altı sıfırı atarak hesaplayacak kadar beyin hücrem var ama..." Ablacım, bırak allaasen ya.

Uff, Alex'e bak!
 Bi de alakasız bişe daha dicem. FBTV'de FB-WerderBremen maçını izliyorum. Ama spiker bu kadar taraflı olamaz abi ya. Adam dedi ki, "Aleeex, topu alıyoor, UFFF, gerçekten mükemmel sıyrıldı" Uf ne ulan, uff ne? Kahvede arkadaşlarına mı maç anlatıyorsun?

Nasıl bir ülkedeyiz kardeşim ya. Biri bana açıklasın yahu?

Al işte.

Bi de şuna bak, Alex'in resmini ararken, neler çıktı. Daha önce adamı nasıl aramışlar. Karısından, arabasından sanane kardeşim yahu, sanane! Sanki arabasından alabilecen. Bakmaya ne gerek var ki arkadaşım? Ama doğru aslında, her hangi bir aktrist ya da manken adı yazdığımızda, hemen adının yanında "çıplak, üstsüz" diye seçenekler çıkıyor. Ona şaşırmayan, buna nasıl şaşırsın. Adamın bile karısına göz dikmişler. Ama doğru, abazayız, napalım. Töbe ya.

Patates, ufff, şuna bak, kocaman.

Ağustos 21, 2011

Bu Ev Bana Çelme Takıyor!

İşte örgütleşme diye buna derim : Örgütleşme
Bu konuyla alakalı, daha önce en az 1 kere daha yazdığımı biliyorum, eminim bundan. Ama durum güncellemesi yapmak gibi, bu konudan yine de bahsetmek istiyorum. Aslında aptallık bende. Işıkları yakmadan, telefonun ışığıyla, kendi evimde, dolapları karıştırıp ses çıkarmaya gelen hırsız gibi dolaşırsam, üstelik aradığım şeyi bir türlü bulamayıp evdeki bütün ortada kalmış cisimlerin etrafında her gece 7 tur tavaf edersem, kendimi bertaraf etmezsem, Of. Serçe parmağımı yine vurdum, anlıyor musun beni? Bu acıyı yaşamamış insan var mıdır bu gezegende. 1 değil, 2 değil, 5 değil, 10 da değil. Kaçıncı olduğunu inan ben de bilmiyorum. Ama yeter artık ulan.

5 kişilik ailede bu konudan muzdarip olan bir tek ben varsam, mallık bende abi. Bunun daha farklı bir açıklaması olamaz. Ama ben yürürken eve bişeyler oluyor. Ben çünkü karanlıkta, geçtiğim yerleri hesaplıyorum hep, o sehpanın, o dolabın, o sandalyenin hatta o kapının kasasının bile orada olmaması gerekiyor. Ya arkadaş, anlıyor musun beni? BU EV BANA ÇELME TAKIYOR. Belki de bu evdeki seçilmiş kişi benimdir. Ne için seçilmiş olduğumu bilmiyorum ama. Kendimi şuan Lost'taki John Locke gibi hissettim. Demek ki Jacob'un rüyama gelip, bana şimdi ne yapmam gerektiğini söylemesi lazım. Keşke gelse lan, hep şu cümleyi kurmak istemişimdir "Don't tell me what I can't do!" Biraz da Sawyer katıp, sonunda son of a bitch dersem, çok süper olabilir. Lost'tan hala haberi olmayan HOMOSAPIEN'lerin sıkıldığını görür, duyar gibiyim. Hisseder gibiyim ya da, daha doğru oldu.

Efendim, velhasıl kelam, yukarıda gördüğünüz görselde, bu dolapların falan bir çeşit gruplaşma yapıp pusu kurdukları aşikâr. Ve ben şişko olduğumdan emin olduğum kadar eminim, bu pusu kurma olayı, bu örgütleşme, kesinlikle gerçek. İşin kötüsü, bence bu örgütleşmeye kesinlikle BABAM da dahil. Neden mi? Çünkü her gece, otururken ayaklarını uzattığı sandalyeyi, odanın tam ortasında bırakıyor. Odanın ortası dediğim yerse, benim şu aralar yaşam alanım olan balkondan çıkınca, ilk sağda, sehpanın yanı, televizyonun karşısı, bildin mi? Heh işte ben balkondan çıkıp, genelde bu saatlerde ya da biraz daha geç (Tam şu an saat 04.58), gözlerim yarı kapalı halde, beynimin yarısı uyuklar vaziyette odama doğru yol alırken, bil bakalım ne oluyor? Her seferinde, o lanet olası, Allahın cezası, Bloody fucking sehpayı görmüyorum. O an şanslıysam, götümün kenarıyla çarpıyorum düşüyor. Ama bazen, ki bazen değil genelde, yani çoğunlukla, tamam her gün, serçe parmağımı o lanet yere vuruyorum. Sonra da napıyorum biliyor musun? Böyle bildiğin, oturuyorum yere, çömüyorum böyle ve ağlıyorum. Evet, bu şaka değil. Bildiğin ağlıyorum. Acıdan mı, sinirden mi, bıkkınlıktan mı bilmem. Ama gözümden yaş geliyor mutlaka. Tabi o an küfürler falan da, kime giderse.

Öyle işte, çok üzülüyorum. Buradan, ev eşyası yapan, fabrika, şirket ve bilimum tükkanlara sesleniyorum : LÜTFEN ŞU EŞYALARIN KENARLARINI OVAL YAPIN. KESKİN HATLAR OLMASIN. BAK BEN BİKERE DE KÜÇÜKKEN DÜŞMÜŞTÜM, KAFAMI ÇARPMIŞTIM, KAFAM YARILMIŞTI, PEKMEZİM AKMIŞTI. BELKİ DE O OLAY YÜZÜNDEN BU HALE GELDİM, BELKİ DE O OLAY YÜZÜNDEN BUNLARI YAZIYORUM. BİRAZ DA BENİ ANLAYIN. BENİ ANLAYACAK 200000 KİŞİ BULABİLİRİM. ÖPTÜM.

Adamların da çok da zikindeydi afedersin.

Yaralı yere Patates koyup çürümesini bekleyin, işte artık siz de bizden birisiniz.

Ağustos 18, 2011

Boy Attım, Kıvırdım, Tost Yaptım, Kaşarlı.

Çift Kaşarlı Tost
Nabıyonuz?

İnsanların anlama kıtlığı sorunu yaşadıkları doğru. Haliyle ben de yaşıyorum. İnsanım sonuçta. Ne yani, aksini mi iddia ediyorsun? yine de saygım var dostum. Neyse, geçen yine bir şeyi yanlış anladım. Ama böyle bir yanlış anlama şekli yok yani. Hani düşünüp kurgulasan, dersin "Aaa bak, nasıl da yanlış anladım, ne komiğim." falan diye ama, yanlış anlamanın komiklikle hiç bir ilgisi yok. Yanlış anladığım şeyi duyunca, ne içtiğimi merak edeceksiniz zaten. Şimdiden söyleyeyim, sek su içiyorum. Şişe gidiyor valla ramazanda. Neyse konuya gelelim.

Dove adlı markayı bilirsiniz. Sabundu, şampuandı falan. Onun bir reklamı var şu sıralar TV'de dönen. Orada da bir şarkı var. Geçen kardeşim evde o şarkıyı söylüyor ve ben o sözleri nasıl anlıyorum, bir bakalım. Şarkının sözleri şöyle :

-Gün geldi, boyattım, kıvırdım, tost yaptım


Yani diyor ki, saçımı diyor, boyattım diyor, kıvırdım diyor, tost yaptım diyor. Ama benim reklamdan haberim olmadığı için, onun saçla alakalı olduğu hakkında en ufak bir fikrim bile yok. Benim anladığım şeyi ise, şöyleydi. Step step ilerleyeceğim. 

Step1 : Gün geldi, boy attım: Evet buradaki mesaj şu. Boyum kısaydı, ufaktım, takıntılıydım bu konuda. Ama gün geldi, boy attım. Yani boyum uzadı. Artık boyum kısa değil, ufacık da değilim, takıntılı da değilim. 

Step2 : Kıvırdım : Baktım ki, boy atmışım, bunu kutlayalım dedik. Kalktım oynamaya, bir kıvırdım bir kıvırdım, amaan sabahlar olmasın falan yani. Böyle belim İbrahim Tatlıses'in dansözleri gibi, bir sağa bir sola, ama nasıl kıvırıyorum off, görmen lazım.

Step3 : Tost yaptım : Tabi şimdi kurtları dökünce, karnım acıktı. Yemek yapmakla da kim uğraşacak, kolaya kaçtım, tost yaptım. Karışık tost, duble kaşarlı. Salça da koydum içine of, muhteşem. 

İşte bakın, gördüğünüz gibi. Valla anladığım şey buydu. Tanımları, açıklayıcı olmak için yazdım tabii ki, o an aklımdan bunlar geçmedi ama, fiiller sesteş olduğundan, ben öteki anlamlarıyla anlamışım. Böyle de Dil ve Anlatım bilgim var, yaa, ayık olun. 

Saygılar sunuyor, iyi geceler diliyorum.


Patates boy atınca, söktüm topraktan, soydum kabuğunu, kızarttım gitti. Burger King'in Buffalo sosuyla, daha bir lezzetli oldu. 

Öptüm.

Ağustos 16, 2011

Öbür Köprü de Işıklı mı?

Her Turist Böyle Olmuyor.
Nabıyonuz gençler? 

Yine karşınızdayım. Şimdi bahsedeceğim olay, komik gibi. Aslında daha çok saçma. Yani nasıl desem, saçmalı komik. Ya da deli saçması.

Efendim şöyle ki, bunu tespit etmesi bana düşmez ama, her mesleğin kendi içinde zorlukları var. Bu zorluklar, kimi zaman fiziksel, kimi zaman da zihinsel. Şimdi fiziksel zorlukların sebep olabileceği zararlara girmeyeceğim. Onlar şüphesiz daha kötü şeyler. Ama diğerleri, akünün suyunu boşaltacak cinsten.

Geçen kuzenimle konuşuyorduk bu konuyu. Telefoncuda çalışıyor kendisi. "Nokia hat var mı?" diye soranlar oluyormuş. Ya da telefonunu tamire verip, daha sonra almak için geldiğinde, telefonun marka ve modelini istediklerinde "Turkcell" diyebilen insanlar varmış. Şimdi bunu cahillik falan diye kestirip atabiliriz. Ama öyle değil işte. Tespit burada başlıyor. Cahil olmaya gerek yok. İnsanın yaradılışında var bu. İnsan bir şeyleri bilmiyor olabilir, bu ayıp değil. Ama komik. Ama ayıp değil. Onu bırak, insan bir hizmet için para ödediyse, o parayı kazanan kişinin burnundan getirmek için her yolu dener. Mesela ben Burger King'de patatesi az diye kavga eden çok adam gördüm. Ya da tuz vermediler diye. Bir yerde haklılar, paralarının karşılığını almak istiyorlar. Ama işte bahsedeceğim şeye geliyorum yavaş, saat de 4 buçuk olcak, kafam çok değişik. Şimdi Burger King'deki adamın parası karşılığında aldığı hizmet, somut bir hizmet. Gıda alacak, mideyi dolduracak gidecek. Ama bu hizmet soyut olduğunda, işler sarpa sarmaya başlıyor.

Bilindiği gibi, ya da bilinmediği gibi, turist rehberliği yapıyorum. Şu anda biraz illegal gibi olsa da, illegal sayılmaz. Herkes neyin okulunu okuyorsa, o işi staj olarak yapabiliyorsa, ben de bu işi staj olarak, mesleği öğrenmek için yapıyorum. İşin hukuki boyutu burada bizleri ilgilendirmiyor pek.

Az önce dedik ya, cahilliktir bilmemek olabilir. Alakası yok, cahil olmayan da bilmiyor. Ama en vahimi de, bilmediği halde bildiğini iddia eden insanlar. Üstelik bu insan, başka bir ülkenin vatandaşıysa, işiniz var demektir bu.

Efendim, Hırvat gurubumla turdayız. Ama öyle bir durumdayım ki, gebereceğim uykusuzluktan. Hiç bir zorunluluğum olmadığı halde, akşam yemeğinden sonra, takılmak için yaptıkları ricayı kırmadım. Ben takılmayacağım tabi. Ben yer göstereceğim, onlar takılacak, ben de kendimi eğlendireceğim bir şekilde. Nargile içebilecekleri bir mekana soktum bunları. Ortaköydeydik. Sahil kısmında. Ben de sahil tarafına gittim, orada bir abla vardı, çay demleyip satıyordu. Çok sevimliydi. Tabii bu sevimlilik, bir bardak çayın 3 TL olduğunu söylemesiyle tamamen yok olmuştu. Ortaköy sonuçta, taşı da, toprağı da. Çayı da Reina'da demliyordu sanırım. 

Neyse uzattım yine ya. Çıktılar nargileden yanıma geldiler. Dedim gelin de manzara görün pis deyyuslar. İşte denizin kenarına gittik iyice. Boğaz köprüsü gözüküyor. Gece ışıklandırmalar falan muazzam. Direk fotoğraf makinaları çıktı zaten. Orada bir diyalog başladı ki, sorma. Diyaloğu orjinali gibi mi yazsam, Türkçe mi yazsam karar veremedim. Ama Türkçe yazayım. Şimdi bi de onu hatırlamakla beynimi yormiyim, zaten benim beyin ne küfrediyodur bana şu an. Abi, diyalogda kişi belirtmiyorum, soru soran kişi turist, cevaplayamayan benim.

-Köprünün ışıklandırması çok iyi düşünülmüş.
+Evet ben de çok severim buradan izlemeyi.
-Kaç farklı renk oluyor ışık? (1)
+Hmm, bilmiyorum ki, saymadım hiç.
-Kaç saniyede bir değişiyor peki? (2)
+Değişiyor, kaç saniyede. (Burada içimden saniye saymak için, saçmalayarak vakit kazanmaya çalıştım) 15 saniyede.
-Peki biz şu an, Asya'da mıyız, Avrupa'da mıyız? (3)
+Aaa, yapma, köprüyü geçtik mi hiç?
-Hayır geçmedik.(4)
+O zaman?
-Asya'dayız. (5)
+Hayır, Asya karşı taraf.
-Ama köprü geçmiştik bugün. Mısır Çarşısı'ndan sonra.
+O başka köprüydü, Galata Köprüsü o.
-Yani İstanbul'daki tüm köprüler Asya ve Avrupa'yı bağlamıyor, öyle mi? (6)
+Tabii ki de hayır. Sadece iki köprü var iki kıtayı bağlayan.
-Aaa, yani bu köprüden bir tane daha mı var? (7)
+Evet, o da bu tarafta kalıyor. 
-O da ışıklı mı? (8)
+Efendim?
-O da ışıklı mı?(9)
+Evet, o da ışıklı.
-Peki önceden köprü yokken, iki kıta nasıl bağlanmış?(10)
+Bağlanmamış.
-Yani kimse buradan Avrupa'ya gidememiş mi? (Hala Asya'dayız sanıyor.) (11)
+Zaten Avrupa'dayız.
-Doğru, biraz alkol aldık yemekte, unutmuşum.
+Hatırlamana sevindim. Haydi gidelim.

İşte böyle insanlarla uğraşıyoruz arkadaşlar. Adamın verdiği paranın bir kısmı bana gelecek ya, onun için yüklendikçe yükleniyor. Yani böyle böyle şeyler. Pat diye kesmeyi sevmem ama, bitti, anlatacak bir şey yok.

Patates oruç tutmakta çok zorlanıyormuş. Orucu bozulmasın diye denize kafasını sokmuyormuş. 

Ağustos 13, 2011

Midye'nin Üstüne Kavun Yemek

Midem nasıl biliyor musun arkadaş? Bu Ramazan'da hep böyle oluyor. Belli bir saatten sonra bu kadar yüklenme olunca, insan olduğu yerde felç geçirebiliyor. Dün akşam zaten, gece kardeşim aradı ben dışardayken, "Abi midye krizim tuttu, gelirken midye al 203592 tane" dedi. Alıp geldim, onları yedik. Üstüne kavun yedim. Şeker gibiydi şimdi, doğruya doğru. Ama ikisini üst üste yiyince, bende bir hareketlenme oldu beybi. Midem sanki böyle, dönmeye başladı olduğu yerde. Filler grup seks yapmaya başladı midemde.

Zaten Ramazan'ın güzelliği de bu değil mi? O kadar doktorlar uyarıyor, ediyor ama, her yıl aynı bok. Daha başlangıçtan sıçıyoruz abi yemin ederim ya. Bak, ezan okunuyor, hurmayla orucumu açıyorum. Hurma nasıl bir şey? Tatlı. Ee, hurmadan sonra ne yenecek, çorba. Çorba nasıl bir şey? Tuzlu. Tatlıyla tuzluyu, daha ilk saniyeden karıştırabilen bir insan olduğumun farkına vardım şu an ve midyeyle kavunu üst üste yememe şaşmamalı.

O yüzden yapmayın böyle şeyler sakın, çok kötü oluyor. Söylemeden edemedim.


Patates nerede diye soran arkadaşlar oldu. Cevaplayayım, deşifre olunca, kendini toplumdan soyutlayarak içine kapandı, bir kabuk oluşturdu. Zirvedeki bir yalnızlık gibi bir şey yaşıyor. Ben de yıllık izne gönderdim kendisini. Ramazan demedi, Bodrum'a gitti. Ama bunu haketmişti. Ramazan Ağustos'a denk gelmemeliydi.

Ağustos 10, 2011

Don Lastiği


Türkçe nasıl bir dildir abi ya. Hani klişe olarak derler ya "don lastiği" gibi diye. Çok doğru bir tanım o ya. Yani artık erotik şeylere o kadar çok terimler koymuşuz ki, normal hayatta, masum masum konuşurken bile, fesat birileri çıkıp, bu olayı başka türlü bir muhabbete dönüştürebiliyor. İtiraf etmeliyim ki, bu fesat kişi, kendi arkadaş grubumda genelde ben oluyorum. Bu hoşuma gidiyor aslında çoğu zaman. "Bak ne kadar fırlamayım lan ben" demiyorum öyle bir şey yok, ama fırmalama olduğum zamanlar da oluyor.

Geçen akşam arkadaşlarla muhabbet dönüyor. Orada yer alan bazı cümleleri yazacağım. Yazacağım cümlelerde bahsedilen şey TRAMVAY. Ama sanki değil.

Abi sabahları 15 dakikada bir kalkıyor.
Hadi lan, sabahları hiç kalkmıyor. (Ay yazıııık.)
Bazen tam biniyorum, kalkar kalkmaz boşalıyor, sinir oluyorum. 
Bazen de Eminönü yerine Beyazıt'ta boşalıyor. (Yani demek istiyor ki, erken boşalıyor.)

İncicaps
İşte Türkçe böyle bir dil. O muhabbetler yapılırken orada olup, ölmenizi görmek isterdim. Komikti baya ya, iyi güldük. Hatta sonra isyan ettik, ulan nasıl dil bu Türkçe falan diye. Ne diyorduk, muhabbet nereye geldi.

Unutmadan; bazı dillerde "J" harfi "Y" olarak teleffuz ediliyor ya. Mesela İsveççe'de. Johan yazıp Yohan  diyorsun. İşte bir İsveçli, LOST'taki karakterlerden Sayid Jarrah'ın adını kendi diline göre telaffuz etse, biz Türkler çok eğlenmez miyiz?

Sayid Jarrah

Ağustos 07, 2011

Metal Davulcusu vs. Ramazan Bateristi

DAVULCU
Artık her Ramazan yapılan o şakadan bıktım :


"Ramazan geldi bak, çıkıp sen de çalsana geceleri."

Anladınız mı, bıktım! Eminim bu espriye maruz kalan diğer BATERİST arkadaşlar da vardır. Evet BATERİST, davulcu değil. En azından Ramazan ayında bu böyle yani. Şu yukardaki adama bak. Yakıştırılan bu mu yani? Sen şimdi bu espriyi yaparak, aşağıdaki Chris Adler abimizle, yukarıdaki Murtaza'yı aynı kefeye koydun ve kefeyi de çöpe attın.

BATERİST
Anladın? BIKTIM.

Patates'i kefeye koysan da, çöpe atamazsın

Ağustos 04, 2011

Tahta Bezi

Henüz Tahtabeziliğe terfii edememiş Toz Bezi
Tahta bezi nedir? Duyan oldu mu hiç. Ben sürekli duyarım. Kaşar olmuş bir bez çeşididir. Şöyle ki, gâh ayakkabıları siler, gâh banyoda ıslanmış bir yeri. Onun görevi "tahta" silmekten başka her şeydir. Peki o zaman adı neden tahta bezi? Bunu ben de çok düşündüm. Hatta geçen gün nazlı yare haber saldım havaalanına yanına geleceğim diye, onunla da konuştuk bu konuyu. O hiç duymamış mesela tahta bezi diye bir şey. Belki siz de onlardan olabilirsiniz. Ama artık öğrendiniz. Tahta bezi, tahta dışında bir takım şeyleri silmek için kullanılan bezdir. Bir iş için kullanıldıktan sonra yıkanır, görülmeyecek bir köşeye atılır. Yıkanır dediysem, öyle değil. Makineye atılmaz yani. Öyle normal suyla yıkanıp sıkılır falan. Aslında mantıklı abi. Tahta bezi candır. Her iş için ayrı bez mi alcaz lan. Ayakkabı bezi, yer bezi, balkon bezi, dolap bezi falan filan. Gerek yok.

Belirttiğim gibi garip olan sadece ismi aslında. Bak mesela toz bezi var. Toz almak için kullanıyorsun. El bezi var, ellerini siliyorsun. Ama tahta bezi, yaktın beni tahta bezi.

Bir de bez bebek vardı. Orada da bir Şoker vardı.

Boyu devrilesice

NOT: İşlerim bir anda hız kazandığı için belli bir süre bir şey yazamamışım, onu farkettim. Yok şimdi farketmedin canım, farkediktim zaten. Ağustos ayında mecburen biraz yavaş yavaş ilerleyeceğiz. Çalışmadığım günlerde de oruç kafaya vurması sebebiyle, olumlu yazılar yazabileceğimi pek sanmıyorum. Yavaş yavaş gideceğiz. Mucuks canlarım.


Patates bezi, patates topraktan çıktığı anda, kabasını almak içindir.