Nisan 26, 2011

Antalya Turu Defteri

Bildiğiniz üzere, geçtiğimiz günlerde, akademik bir tur olarak Antalya'ya gittik. E bu yolculuğu, bölüm arkadaşları olarak, otobüsle gerçekleştirdiğimizden ötürü, bazı geyikler dönmese, garip olurdu. Şimdi bir kaç komik muhabbetten bahsetmek istiyorum.

Otobüs mola vermiştir ve Ömer Abi uykuludur. Bundan faydalanmak isteyen Utku, koltukların üzerinde çanta koymak için ayrılmış boşluğa doğru bakarak : 

-Aaaa, Ömer Abii, cipslere baak, cips ister misin abi?
+Aa nerde cips, aliyim ben de.
-(Parmağıyla camdan dışarıyı göstererek) Bak abi, orda büfede satılıyor, bir sürü var bana da alsana.
Otobüs : Zuahsughajksghklasjalkşsjfklşlksdfmnjrjykul

Karain Mağarası'nı ziyaret etmiştik. 650 metre yüksekliğinde bir dağın tepesinde olan mağaraya çıkışımız esnasında, sağanak bir yağmur bastırmış ve kahramınımız Sercan feci şekilde ıslanmıştır. Üstüne üstlük, mağaradaki toprak yapısı killi toprak olduğundan ve yağmurdan dolayı kayganlaştığından, bir de düşmeyelim diye, mağaraya girmeden aşağı inmiştir. Yani o kadar yolu ıslana ıslana boşuna çıkmıştır. Bunun üzerine hayatı sorgulamaya başlayan Sercan'ın ağzından şu cümleler dökülür ve Selman kapağı yapıştırır, otobüs halkı ise, kahkalara boğulur.

Sercan : Abi bu hayat ne s*kten bişey ya, şimdi bak, orada yağmurdan ıslandık, otele gidicez duş alıcaz, yine ıslancaz. Sonra havuza giricez, yine ıslanıcaz, ordan saunaya giricez, yine ıslanıcaz, sonra tekrar havuza ve tekrar duşa girip, tekrar tekrar ıslanıcaz, bu ne biçim hayat lan böyle, ne vıcık vıcık bişey, cevap verin bana.

Selman : Kuru kuru geçmez bu hayat.

Kansu'yla Selman, gece uyumamak için iddiaya girmiştir. Gece ikisi de uyumaz. Sonra otobüse binilir ve tur başlar. İkili sürekli birbirini kollamaktadır uyuyor mu, uyumuyor mu diye, işin ucunda iddia vardır sonuçta. Sonra Kansu uyurken yakalanır ve Selman iddiayı kazanır. İddiayı kazanmanın rahatlığıyla, Selman bebekler gibi bir uyku çekmek ister. Ama Kansu onu asla rahat bırakmaz, ve sonra Selman çıkışır. Aslında söylediği laf, o kadar da esprili komik bir şey olmayabilir ama, o anki uyku sersemliği ve saflıkla, o kadar komik geldi ki bana. Efendim laf şöyleydi : 

Selman : Ya kanka dur ya, zaten bir buçuk dakikalık uykuyla duruyorum.

Şimdi söyleyeceğim şey de, turda olmadı ama, anlatmazsam çatlayacağım. Ömer abi resmen, arkeoloji dersine mükemmel bir yorum getirdi. Yani o zaman yaşayan insanların, antik dönem insanının beynini okudu desem yeridir. Efendim bildiğiniz üzere, Halikarnassos Mouselum'u dünyanın 7 harikasından bir tanesi. Hoca derste onu anlatıyordu. Ama böyle ciddi konulardan bahsediliyor resmen. İşte efendim, Mousoleos zamanında bu anıt mezar bitirilememiş, sonra onun kardeşi Arthemesia bunun bitirilmesi için, Atina kent devletindeki, en büyük 4 heykeltraşı, Halikarnassos'a getirtir, mezarın heykellerini onlara yaptıracaktır. Ancak, 4'ü arasında seçim yapmalıdır. Bunun üzerine hepsinin bir Artemis heykeli yapmasını ister eleme yapmak için. Ancak hepsi o kadar güzel heykeller yapar ki, hepsinin bu anıt mezar için, çalışmasını ister falan filan. Bu kadar önemli olayı ve daha fazlasını anlattıktan sonra, hoca şöyle bir soru yöneltir : 

-Mouselous, neden daha kendi ölmeden, böyle bir anıt mezarı, şehrin Agorasının tam ortasına, şehrin heryerinden görünen bir yerine yaptırtmak istemiş olabilir ?

Sorunun gerçek cevabı : Çünkü, gelecek nesillere, kendini tanrı gibi göstermek, kendini tanrısallaştırmak istemesinden dolayı böyle bir şey yaptırmıştır.

Ömer Abinin cevabı ise : "HANIMI İLE BİRLİKTE AYNI MEZARDA YATMAK İÇİN!"

Bu cevaptan sonra, bir daha kendime gelemicem. Arkeoloji bilimi olsun, antik dönem insanları olsun, her birine bakış açım, inanılmaz derece değişti. Buradan Ömer Abiye teşekkür ediyorum.

Patates hanımıyla aynı toprakta yetişiyor.

Nisan 19, 2011

Görüşürüz Gençler

Ben yarın bölümümdeki arkadaşlarımla birlikte, oradaki antik kentleri ve turistik mekanları gezmek, görmek, incelemek için, yani akademik amaçlı olarak, Antalya'ya gidiyorum. Okurlarımın bunu bilmeye hakkı vardır diye düşündüm. Yani, olur da yazamazsam bir süre, bu sebeptendir bilesiniz.

Şu Rockçı Serpil diye bi gerizekalı var, onunla ilgili bişeyler yazcaktım ama, gece gece günaha sokmayayım kendimi, gelince gireyim günaha.

Herkesi öpüyorum.

Patates size eşlik edecek ben yokken.

"Su" Diyemeyen Gencin Suçu Ne?

Küresel ısınma beni de etkilemeye başladı. Doğrusunu söylemek gerekirse, birşeyden etkilendiğim kesin ama, ne olduğunu bilemedim. Herşey küresel ısınmadan etkilendiği için de, boku ona atmaya karar vermişim. Bir anda oldu. Şimdi küresel ısınmanın suçu var mı yok mu sorgulamayacağım. Yoksa Fatmagül'den ne farkım kalır?

O kadar saçma birşey yaşadım ki. Nasıl unuttum onu hiç bir fikrim yok. Hani insanın vücudunun büyük yüzdesini oluşturur. Büyük yüzdesi dedim, tam bilmiyorum çünkü. Gerçi %67.78 derdim, küsüratlı sallardım ki salladığım anlaşılmasın ama, yapmadım öyle bir şey. Sonra bu bahsettiğim şey işte, yakında onun için savaşlar çıkacak. Günümüzde git gide azalmakta falan. Günde 2 litre falan tüketmeliyiz. Onsuz yaşayamaz insan. Bak ne olduğunu hemen anladın. Tabii ki de "SU".

İşte çok kısa bir zaman önce -yaklaşık 1-2 saat-, onun adı aklıma gelmedi. Kardeşime "Bana su getir diyemedim." Bu nasıl bir bilinç kaybı bana açıklayın ya.

-Sena, mutfağa gidiyosan bana şey getir, eee....
+Ne getiriyim?
-Ya hani varya içiyoruz
+Kahve mi yapiim, öffff.
-Hayır lan sürekli içiyoruz ya, beyaz, amaan renksiz, neydi adı *mına koyim ya
+Su mu?
-Heh evet su, su getirsene.
+shaudhasjkfhnaslkjnfaklsmdklamd
-Dalga geçme lan!

Yorumu size kalmış.

Patates, merak etme, seni unutmam asla.

Nisan 18, 2011

"Bir Hintliden Daha Kötü..." - (Best of)

Evet bir çoğunuzun beklediği an geldi. "Bir hintliden daha kötü..." diye başlayan cümlelerim, git gide çoğaldı ve artık bir best of oluşturma zamanı gelmişti bile. Bilmeyenler varsa, turizm sektörünün içinde Hintli insanlarla çalışa çalışa neler çektiğimi bilmeyebilir, ama olayın özü budur. Çalışırken, onları gözlemledim ve çıkardığım sonuçlar ilginçti. Şimdi ilk 5'e bir göz atalım.

  1. Bir Hintliden daha kötü birşey varsa, o da iki Hintlidir : Konuyla ilgili ilk söylediğim cümle buydu. Hani 1 simit 1 lira, 2 simit 2 lira hesabı vardır ya, bu da öyle birşey. Hani 2 tane aldın, 2.nin %50'sini öde falan yok yani. Bir adet hintliyi, her zaman iki tanesine tercih ederim yani. Bu konuda denecek daha fazla bir şey yok. 
  2. Bir Hintliden daha kötü birşey varsa, o da "Do I know you from somewhere?" diye soran bir Hintlidir : Sorunun cevabının "Yes" diye başlamasından bile çok korkarken, yakın gelecekte biraz daha sonra "Ben Hindistan'a gittiydim ya, belki orda görmüşsündür" diye devam bile edebilir. Aslında çoğu zaman, "Sen kimsin lan, beni tanıyacan, nerden tanıyacan be denyoo!" diye atarlanasım gelir ama, kendini frenlemek önemli bişey tabii ki, işten kovulmamak açısından. 
  3. Bir Hintliden daha kötü birşey varsa, o da Hintlilerden nefret eden birinin sevgilisinin soyadının "Hindistan" olmasıdır : Evet bahsi geçen, hintlilerden nefret eden biri, benim. Sevgilim var hem de noolcak? Evet soyadı da Hindistan. Peki sizce bu bir tesadüf mü ya da bi tevafuk mu? Peki ya, resmi olarak çıkmaya başladığımız an, 18 Mart 2010 gecesi, bir tekne dolusu Hintliyle, İstanbul Boğazı'nın ortasında olmam nedir? Bu da mı tesadüf? Bu da mı tevafuk? Bu da mı gol değil sayın okur, bu da mı gol değil? Ya kesinlikle, ben hayatımda ya da kaderimde, hintlilerle alakalı metafizik olaylar var, yani bilim açıklayamaz bunları ya. Bu kadar tesadüf fazla.
  4. Bir Hintliden daha kötü birşey varsa, o da "If I come again, I will call you" diyen bir Hintlidir : Adama bak ya, kanka moduna girmişiz, haberimiz yok. Gerçi bunu bana diyen Hintli sevdiğim nadir Hintlilerdendi ama, yine de Hintli. O yüzden üzgünüm dostum, tekrar geldiğinde arasan bile açmayacağım, açsam bile, okul var yeaa falan gibi bahanelerle seni ekeceğim. 
  5. Bir Hintliden daha kötü birşey varsa, o da restorandayken, içinde dana eti bulunan şeyler yediğim zaman bana nefret dolu gözlerle bakan bir Hintlidir : Daha insan olarak bazı şeyleri bünyesine oturtamamış ve inançlar yüzünden başkalarını yargılayan gerizekalıdır. Herkesin inancının kendine olduğunu, kimseyi bu sebeple yargılayamayacağını öğrenememiş, yontulmamış bir odundur. Sanki herkes onun inanmak zorunda olduğu şeye inanmalı, onun taptığı şeye tapmalıymış gibi. Böyle insanlar görünce sinirleniyorum yahu. Bi de bunu yapan adam sih. Yani inanışına göre, hiç bir şekilde, saçını ve sakalını kesmez. Sih olduğu andan itibaren, ömrünün sonuna kadar, saçına ve sakalına dokunmaz. Şimdi ben onu yargılasam nasıl olur? Götümdeki kıllar gibi sakalın var desem falan? Bence hiç güzel olmaz. O yüzden demeyeceğim. Hiç bir zaman sivri dilli olmadım, olmayacağım da. 
İşte böyle gençler, daha ne sözler var aslında ama, en açıklayıcı olanlar bunlar şuanda. Allah kimseyi Hintliyle terbiye etmesin.

Patates'ten daha güzel bir şey varsa, o da Patates Püresidir.

Nisan 15, 2011

ODDUZUCC

Vizeymiş, işmiş güçmüş. Bu konuda içimdeki şeyleri dökmeden rahat edemeyeceğim sanırsam ben. Şimdi televizyonlarda, her reklamlar çıktığında, mutlaka gösterilen reklam 11833 reklamı. Diğer 118 servislerini zaten s*kip attı adamlar. Tamam bu yaptıkları olay bir reklam taktiği olabilir. Hani seyirciyi nefret ettirerek, akılda kalmasını sağlamak falan. Şahsen ben, diğerlerinin çoğunu unuttum. Mesela bak 11818 çıkıyor, İbrahim Tatlıses, "Bir birr sekiiizzz bir sekiiiz herkesiii bağlarızz biiizz, bir bir sekiiiizz birr sekiiiizzz, aaağğleeemiiii bağlarııızzz biiiiz" diye türkümsü bişey söylüyor orda. Ama adamı vurdular, hayatını mahvettiler ve belki de 11818 reklamlarının devamı bu yüzden gelemedi.

Şu yukarıda gördüğünüz abi, abi diyorum bak, saygısızlık olmasın diye. Evet evet, hani üzerinde taşlarla 33 yazan abimiz. Şimdi bir insan bir reklamdan kaç para kazanıyor olabilir? Ya da bu para, bu kılığa girmeye, olmadığı halde eşcinsel gibi davranmaya, Türkiye'nin nefretini kazanmaya değer mi? Eşcinsel olmak ayıp değil ama, halkımızın bu şeyden nefret ettiğini düşünürsek, ki çoğunluk bu durumlardan nefret eder; bu durumda, eşcinsel gibi şey yaparsak, halk bundan nefret eder ve iyice akıllarında yer tutarız gibi düşünürler. Aslında buradaki olay, eşcinsellik de değil. Toplumumuzun eşcinsel algılaması biraz acımasız, bu bir gerçek. Ama bu abide, sadece feminen bir durum var biraz.

Peki ya, size şunu göstersem? 

Evet, bu da 11833. Ama söyleyin bana, Mustafa Keser'in oynadığı bir reklam, niye milletin aklında kalsın ki? Ama bak adamlar olayı çözmüşler. Nereden nereye geldiler resmen. Hiç adları duyulmamışken, biz genelde 11880'deki tiplerden nefret ederken, adamlar bir anda öyle bir tip çıkardılar ki, akıllara kazındılar resmen.

Sonra dediler ki, "Lan feminen erkeklerden nefret eden tiplerin akıllarına kazındık, bi de rus sevenlere hitap edelim." Sonuç mu? İşte :

Sonra bir de rus bir abla koydular, 33 deyince dudaklar öpücük şehlini aldığı için, ona da seksi bir şekilde (seksi olduğu tartışmaya açık) "ODDUZUCC" dedirttiler ve russeverlerin kalplerinde de taht kurdular. Ve işin en ilginç yanı nedir? İlk reklamlardaki abiden nefret eden herkes, "Ulan şu odduzzucc diyen hatun bi çıksa da izlesek" der oldular. Şimdi burada, devreye giren şey "Türk insanı" olduğu için, anlamaya çalışmayacağız tabii ki. Zaten ben uzun süredir anlamaya çalışıyorum kendi yurdum insanını, ama olmuyor malesef.

Son olarak, bu 18833'teki abiyi merak edenler, BURAYA tıklayarak, abinin sitesine ulaşabilerler.
NOT: Adam resmen, müzisyen, dansçı ve oyuncu. Ama bu bizim için birşeyi değiştirmiyor bence.


Patates'in en güzeli 11833'te.

Nisan 11, 2011

Öpücükler Sizlere

Şu vize haftası zamazingosundan ve turizm sezonu başladığından dolayı, bir süre aranızda olamicam. Yani olucam da, çok sık olmayacak. 


Patates de sizinle olamayacak.

Nisan 06, 2011

Tersten Esen Rüzgar

Sabah saçımı yıkayıp, kurutup, taradıktan sonra, Josh Holloway gibi saçlarla evden çıkıp, apartman kapısından attığım ilk adımda, ters taraftan esen rüzgarla, Behzat Ç.'ye dönüşmem çok itici birşey bence. O an insanın içinde, saçlarıyla alakalı bütün güzel duygular yok oluyor bir anda. Bir gün yine o şekil bir cinnet geçirip saçlarımı kestirmekten korkuyorum. İnşallah öyle birşey yaşamam.

Josh Holloway demişken, nam-ı diğer James "Sawyer" Ford, başka bir konuya gelmek istiyorum ister istemez. Eğer dikkat ettiyseniz, erkek kuaförlerinin bir çoğunun camında bu adamın resmi var. Şimdiye kadar, o tip saç kestirmek için oralara giden arkadaşlarım, hep hüsran yaşadı. Hayır yani, o resimleri bir de o kadar büyük yapmışlar ki, zannedersin ki, Josh abimizi onlar traş ediyor. Böyle böyle şeyler işte. Yani anlamıyorum.

Başka fotolar da koyuyorlar. Mesela bikeresinde o cama asılmış ünlü resmini görünce yerlere yatmıştım. Çünkü Bruce Willis fotoğrafı koymuşlardı. MAL MISINIZ OĞLUM LAN! Ama bilemem tabi, belki de "Saç kazımak bizim işimiz" gibi bir mesaj vermek istiyorlardı. Türk berberlerini anlamak zor. İşsizlikten yakınıp, camlara muhteşem fotoğraflar asıyorlar, dükkanlarına plazma tvler alıyorlar, sonra para yok para yok. Bırakın abicim bu işleri ya.

Patatesin saçlarını kazırım ulan!

Sana değil üstüne alınma.

Sabhankra - Buried In Dust



Bunun blogumda yayınlamak boynumun borcudur. İzleyin, kafa sallayın, örnek alın, gurur duyun, takılın işte.

Küfr-ü Edit :  "Olmadı Vehbi!" sekmesine tıklayana, güzel küfürler hazırladım. Çıksın ortaya.

Nisan 03, 2011

Zamanında Ben de Utandım

Şimdi size, hayatımda ilk kez, en çok utandığım anı anlatıcam. Belki çok da utanç verici bi durum olmayabilir. Ama o yaşta, öyle bir durumla karşılaşmak çok fazla can sıkıcıydı benim için, o kadar utanmıştım ki, anlatamam demicem, anlatmaya çalışıcam çünkü.

Hatırladığım kadarıyla 8 ya da 9 yaşındaydım. Dayımlarda kalıyordum. Kuzenim Seda'nın bir arkadaşı vardı, Ayşegül diye. O gün o gelmişti. Ben ona aşık olmuştum. Sürekli onun yanında durmak istiyordum böyle. Sonra Ayşegül gitti. O gittikten sonra, Seda'ya (O zaman 3 yaş büyük bi farktı ve Seda Abla diyordum, gerçi alışkanlık, bazen hala öyle diyorum) "Seda Abla, ben senin arkadaşına aşık oldum" dedim. Sonra o abisine, Cihan Abi'me söyledi. O da yengeme söyledi. Yengem o kadar çok güldü ki, geldi böyle sorular sordu bana, kıpkırmızıyım tabi. O ahiret sorularını atlatıp, kendime geldikten sonra, aklımdan tek bir şey geçiyordu. Hayır Ayşegül değil be, o an kafamdan geçen şey aşkı falan unutturdu bana. Kafamdan geçen şuydu : "Allah'ım nolur dayıma söylemesinler." Bu arada dayımı da, saygı, sevgi, özlem ve rahmetle anmış olayım. Onu çok özlediğimi de belirtmeden edemeyeceğim. Neyse... Sonra akşam dayım geldi. Ben salonda en sevdiğim maçı seyrediyordum. Nasıl bi maçsa o artık, bilemicem. Dayım da muhtemelen mutfaktaydı, yemek yiyordu. Sonra yengem gülerek olayı anlatmaya başladı. Ben direk arkadaki karanlık odaya kaçtım, televizyonun yanına oturdum, saklandım. Bir yandan deli gibi utanırken, diğer yandan da içeride ne konuşulduğunu duymaya çalışıyordum. Sonra dayım salona geldi, hani nerde Sercan falan dedi. WC'dedir falan dediler ama baktılar ışık yanmıyor. Bayaa bi aramışlardı beni o zaman. Sonunda buldular orada. Ama salona gittiğimde dayım benimle dalga geçmedi ve beni utandırmadı. Hatta "Erkek adam o, olur tabi aşık." demişti ve inanılmaz rahatlamıştım. Hayatımda ilk utanma olayımı bu şekilde yaşamıştım. 

Sonrasında da, utandığım şeyler oldu tabii ki. Boru değil 11-12 sene geçmiş üzerinden. Ama o olayı asla unutmam, acaba kuzenlerim bu yazıyı okuduklarında hatırlayacaklar mı onu da merak ediyorum. Ama bu durumda sen olsan sen de utanırdın di mi?

Patates, utandırıyorsun beni.