Şubat 28, 2011

Tekir Bey'in Sonu

Dün 27 Şubattı. Bugünün tarihini vermedim çünkü dün gözlemlediğim bir şey hakkında saçmalayacağım. Yani resmi olarak Mart ayı gelmedi henüz. Ancak geçtiğimiz yıl da söylediğim gibi, küresel ısınmadan dolayı, kedicikler de çiftleşme zamanlarını karıştırdılar.

***************Tekir Bey'in Sonu****************

Her yanda inleme sesleri vardı. İş camiasının ünlü kedisi Tekir Aktüy, başına geleceklerden habersiz bir şekilde, karısı Boncuk Aktüy onu evde beklerken, paraya kıymış ve bir BMW X6'nın altını o geceliğine kiralamış ve soyadı bilinmeyen ünlü popçu kedi Minnoş'la gecesini en iyi şekilde değerlendiriyordu. Mart ayına girildi sanıyordu ve vücudundaki bazı cinsel metabolik değişikleri, karısı Boncuk sorduğu zaman, "Mart ayından dolayı hayatım." diye açıklayabileceğini düşünüyordu. Bu açıklamadan sonra da "Boncuk sevişelim mi?" diyerek durumu kurtarabileceğini sanıyordu. Ama Minnoş, onun karısından boşanmasını istediği için ona bir oyun oynamıştı ve Mart ayı gelmeden onu ağına düşürmüştü. Madem Boncuk'a acımamıştı, ama Tekir ve Boncuk'un aşkının meyvesi Parisnaz'ı da mı düşünmediler? (Başka kedi ismi bulamadım resmen.) Oysaki Tekir'le Boncuk gerçekten birbirlerini sevmişler ve o yıllarda sokaklarda kılçık toplayan Tekir'e, Boncuk'u vermek istememişti ailesi. Bunun üzerine Tekir kaçırmıştı Boncuk'u ve severek evlenmişlerdi. Ama Tekir sonrasında, kendine bir ev bulup zengin olmuş, yediği önüne yemediği arkasında kalmış, Boncuk'u unutmamış ve her gün düzenli olarak ona süt taşımıştı. Ama her parayı bulan erkek gibi, önce içtiği sütün markasını, sonra ise karısını değiştirmişti. Tabi Boncuk'un bundan haberi yoktu. Bir süre sonra şüphelenmesinler diye, Boncuk ve Parisnaz'ı da evine aldırdı.

Lüks BMW X6'nın altında geçirilen ateşli gecenin ardından, Tekir Bey eve gelmişti. Boncuk hemen atıldı :
-Nerdesin sen?
+Ne nerdeyim ya?
-Saat kaç oldu nerde kaldın?
+İşim vardı.
-Ne işin vardı, hem bu tırmık izleri de ne ceketindeki?
+Kapıya çarptım.
-Hangi kapıya?
+Topkapı'ya.
-Tekirr! Bi de dalga geçiyosun, hem bi dk, o ne öyle?
+Ne ne ya?
-Bi gariplik var sen de, odaya geç geliyorum şimdi, Parisnaz hadi annem yat sen.
*Miyaav.
.....
-Geldim, bu ne Tekir hemen bi açıklama bekliyorum.
+Neden bahsettiğini bi anlasam...
-Önünü diyorum, çıkar bakiyim şu pantolonu.
+Hee onu diyosun, al bak.
-Bu niye böyle! 
+Mart ayındayız hayatım ondan.
-Öyle mi?
+Sevişelim mi?

Boncuk bunun üzerine Tekir'e pençesini taktığı gibi onu hole çıkarır ve takvime bakmasını söyler. Takvimde 27 Şubat yazmaktadır. Tekir neye uğradığını şaşırır. Boncuk, Tekir'e tekrar pençesini takar ve onu kapı dışarı eder, ama doğru mu yaptım diye düşünmektedir, kararsızdır çünkü.

Aradan 2 gün geçer, ve Boncuk tam kararını verebilir. Çünkü Tekir Bey ve Minnoş'un o sıcak geceleri, mahallenin yaramaz çocukları tarafından video'ya çekilmiş ve pisipüsü.com'a verilmiştir. Boncuk o görüntüleri görünce, kendini dışarı atar. Tekir'e saldırır ve kuyruğunu koparıp bir gözünü kör eder.

Tekir gururunun esiri olarak, asla o eve bidaha gitmez ve özür de dilemez. Eski günlerdeki gibi kılçık toplamaya devam eder. Boncuk ve piç kalan Parisnaz ise evde mutlu bi şekilde hayatlarına devam ederler.

Bir gün Boncuk yaşlanmış ve Parisnaz'da genç ve alımlı bir kedicik olmuştur. Alemin tüm Van kedileri, Parisnaz'ın peşindendir. Ana-kız gezerlerken, bir anda sokakta kuyruğu kopmuş, tek gözü kör ve açlıktan kemikleri sayılan, çöpleri karıştıran bir kedi görürler. Boncuk, bunun Tekir olduğunu hemen anlar. Parisnaz'ı patisinden tuttuğu gibi ilk arabanın altına sokar ve izlerini kaybettirirler ve Tekir'i bi daha asla görmezler.

***************Mutsuz Son****************

Evet mutsuz son oldu farkındayım. Ama bi anda bu kadar sallayabildim. Kedilerin özel hayatına karışmak istemem ama, çok rahatsız edici sesler çıkarıyolar ya. Mart bi an önce geçse de kurtulsak. Önümüzdeki Mart ayında "Seks Kölesi Minnoş" adlı hikayeyle görüşmek üzere. Sercan Gülsümoğlu.

Şubat 26, 2011

Twitter Trendleri - 2

  • Bugün en başta Tuğçe Kazaz geliyor. Yine din değiştirmiş sanırsam, tam olarak hakim değilim olaya. Daha önce de Hristiyan oldu diye hatırlıyorum. Demem o ki, "Bir dil, bir insan; iki dil, iki insan lafını" birazcık yanlış anlamış. Oradaki "Dil" kısmını "Din" olarak duymuş olabilir gibi geldi bana. Bu bana biraz şey gibi geldi. Bir tişört almaya gidersin, bitane denersin, başta beğenirsin onu, sonra başka bitane görürsün, onu da giyersin ve onu daha çok beğendiğini sanırsın ama çevrendekiler sana birinci denediğini alman konusunda baskı yapar. "Amaan, s.kerim" der ve üçüncüyü denersin. İşte o zaman o çevrendeki baskıcı toplumun tepkisi şu boyuta gelir : "Yürü gidelim, biz ne desek boş, o tercihini yapmış, üçüncü tişörtü alan bizden değildir" Ayrıca, o trend'deki şeye tıklayın, baya orijinal ve komik şeyler var. (bkz; Tuğçe Kazaz: Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve rasûlühü. Allah: Hadi lan ordan.)
  • Semih Erden de şok takas haberiyle Trendlere girmeyi başarmış. Bir Şehreminili olarak, Şehremini'den mezun olmuş birinin, büyük bir takımdan sıradan bir takıma gitmesi beni çok üzdü falan demicem lan, yok öyle bişey. Hayırlısı olsun dicem sadece. Dedim gitti.
  • Yüksek Sadakat. Bu seneki Eurovision temsilcimiz. Hem Yüksek Sadakat, hem de Eurovision Trendlerde yerini almış. İkisini birlikte yorumlamak, aynı şeyleri bi daha söylememek isterim. Samimi olmak gerekirse, Yüksek Sadakat, çok da dinlediğim bir grup değildir. Zaten kendilerini, Türk grup olarak bir Manga'dan, bir Gripin'den daha iyi bulmuyorum. Hatta Eurovision'a katılacakları belli olduğunda, Gripin içime bir ukte olarak oturmuştu. Ama şimdi sonuçta, bu adamların hepsi profesyonel adamlar. Ben de bir müzisyen olarak, onların ne denli iyi adamlar olduğunu anlayabiliyorum ama burada kendimi övmedim, artislik yapma hemen "Adsız". Müzisyen olmaya gerek yok adamları anlamak için. Laf açılmışken şarkıdan da bahsedeyim. Şuan sadece bir kere dinledim şarkıyı. İlk izlenimim, grubun bir hard rock havası yakalamaya çalışmasıydı ve benim fikrime göre bunu başarmışlar. Çok hoş bir şarkı olmuş, gecenin ilerleyen saatlerinde, indirip telefonuma atıcam, o kadar yani. Eurovision'da iş yapar mı bilmem ama, bende iş yaptı. Eurovision'a gelince, klişeyi yerine getirip de "Siyasi yarışma abi, müziğe değil, komşulara oy veriliyor" demicem hiç. Eurovision'a söylenecek sözlerim, geçen sene Manga birinci olamayınca bitti. 
  • Sarkozy ve Kaddafi konularını es geçiyorum. Siyaset insanı olmadığımdan ötürü. Ama Kaddafi kendi ülkesini bombalıyor mal. Sarkozy de sarkmıştır yine birilerine. 
Patatessiz kumpir mi olurmuş? 

Şubat 22, 2011

Children of Koduum - Heyt Birader (Ne Ayaksın?) Available now


Buraya da koymasam olmazdı bence. Facebook'umu bilmeyen okurlarım var sonuçta. 

Laf aramızda, zamanında Alexi Laiho geldi, "Abi senin albümünden çok etkilendik, şu albüm kapağını kendimize uyarlamak isteriz" falan filan dedi, kıramadım ben de.

Şubat 21, 2011

Twitter Trendleri

Şimdi diyeceksiniz, artık bunadı, yazacak bişey bulamıyor, sürekli yeni icatlarla geliyor diye. Ama yenilik iyidir ya? Yalan mı? Başlıktan anlaşılacağı üzere, bugün Twitter'da şu an, şu saniye Trends'de olan bazı başlıklarla ilgili fikirlerimi yazıcam.

AREF : Şu Yetenek Sizsiniz'deki eleman. Varlığından haberim bile yoktu dün gece Facebook'ta herkesin iletisinde ismini görene kadar. Tabi gündemden geri kalmak olmaz diye, baktım biraz araştırdım. Gerçek bir zihinbazmış kendisi. Az önce ise, dün gece yaptığı gösteriyi izledim. Gerçekten inanılmaz bir şeydi. Hala onun şokunu yaşıyorum böyle bir şey nasıl olabilir diye. Bu noktada ise, yukarıdakinin bazılarına cömert davrandığını inkar edemeyiz. Ayrıca, imajı falan da, yaptığı işe göre çok iyi, gayet uyumlu yani. Yani onu görsem, "Halkla ilişkiler temsilcisi lan bu." demem.Yakın zamanda biletli falan bir gösterisi olursa gitmek isterim mutlaka. Ama o olayı nasıl yaptığı hakkında bir yorumum yok sanıyorsun, yo dostum yo, tabii ki var : "Kesin ip var amına koyim."

BEŞİKTAŞ : Dün Fenerbahçe'ye yenilerek, son 5 gün içerisinde, 4 D.Kiev'den, 4 tane de Fener'den olmak üzere toplam 8 gol yemiş ve bizlere 8-0'lık Liverpool maçını hatırlatmıştır. Beşiktaş'lı kardeşlerime geçmiş olsun dileklerimi sunar, başka maçlarda görüşmek dileğiyle bu başlığı bitiriyorum.

ALEX DE SOUZA : Dahi anlamındaki -de gibi, dâhi anlamındaki -de'nin de ayrı yazılacağını dün bizlere kanıtlamıştır. "Alex topçu mu lan" diyenlere en güzel cevabı, gol krallığındaki tek rakibi 13 gollü Emenike'yi bir maçta s*kip atmış ve 16 gole ulaşmıştır. Zaten Alex aleyhinde kelam eden zındıklar, ya futboldan anlamıyor ya da kıskançlık krizindeki insanlardır. Alex sözleşmesini yenilemeden önce, 2 yıl daha uzatmadan önce, GS ve BJK'lı yöneticilerin, imzalamasa da, alsak hemen diye kapıda beklediği ise su götürmez bir gerçektir. İstediğiniz kadar inkar edin.

FERRARI : Çok lüks, herkesin binemeyeceği bir araba markasıdır. Şaka şaka. Beşiktaşlı Ferrari olmalı bu. Dün çirkefliğin son safhasına kadar çıkmış, sonunda da, penaltı yaparak oyundan atılmış ve 2-1 önde götürdükleri maçı, 2-4 bitmek üzere Fenerbahçe'ye hediye etmiştir.

Diğer Topic'ler de hep derbi maçla ilgili, futbol beni sıkmaz ama futbolla ilgili yazdığım zaman okuyucularım sıkılır bence. Ama son bir şey. Facebook'ta dolanan bir şey var :

Bir ferrari görürsün, almak için çok uğraşırsın, alırsın hevesin kaçar. Bir Q7 görürsün almak için didinirsin, borca girersin, alırsın çok geçmeden hevesin kaçar. Bir KARTAL görürsün ! Kolay binersin ! Zor vazgeçersin.

Şu Dacia'nın 29.900 TL'ye sattığı jip reklamındaki sloganı ne kadar güzel uyarlamışlar lan. (O kadar ucuza jip alıp da, yılda 2000 TL vergi ödemek de dünyanın en saçma şeyi). Beşiktaş'ta demekki arabalarla ilişkilendirebilecek çok şey var. Sevdim ama güzelmiş.

Patatese bayılıyorum.

Şubat 13, 2011

14 Şubat 2011

*evet, bu yazı için görsel sıkıntısı yaşadığım çok doğru canlarım.*

Yarın 14 Şubat. Bence 14 Şubat, Avea'lı değil. Çok yüklenmişler çünkü. Aşırı bir yüklenme söz konusu burada. Kendi açımdan bunu yazacağım şimdii.
  1. Kandilmiş. Dinî bir vecibe yani. Sapıtmamak lazım yarın. Aileniz önem veriyorsa da, eve bir kutu kandil simidiyle gelmek, size + puan ve sevap olarak geri dönecektir. 
  2. Sevgililer günü. Dünya'daki en klişe günlerden birisi belkide. Senaryo hep aynı çünkü. Genç aşıklar çiçekle veya küçük sembolik hediyelerle mutlu olabilirken, daha gelişkin aşıklar sevgililerinden pırlanta, araba falan bekliyorlar hediye olarak. El insaf! Evli çiftlerin bu günü kutlamasını da mantık olarak saçma buluyorum. Sevgililikten çıkıp karı koca olmuşlar sonuçta. Evlilik yıl dönümü kutlasınlar arkadaş! Bu sene ben de ilk kez sevgilimlen sevgililer gününü kutlicam, nasıl bi duyguymuş yarın görebilecem bakalım, kısmet. 
  3. Ayrıca 14 Şubat benim doğum günüm. 20 yaşımı dolduracam yarın. 21'den gün almaya başlayacağım. Geçen sene de 14 Şubat'a denk gelmişti doğum günüm. Şaka lan, düşünme boş yere. 
  4. Canım bitanem herşeyim annemin de doğum günü ayrıca yarın. Daha hediyesini bilem alamadım ya. Vakit bulamadım bi türlü. Yarın bana vereceği haftalıktan alacam hediyesini. Biraz saçma ama, olsun, bence düşünmem yeter.
  5. Okullar açılıyor yarın. Hem liseler ilköğretimler, hem de bazı üniversiteler. Benim lanet okulum da buna dahil. Hem de öyle bir ders programı yapmışlar ki, feleğimizi zikecekler çarşamba günü. Sabah 8, akşam 5. Memur gibi. Üstelik hiç boşluk yok. Harika di mi?
  6. Son olarak yine yarın, bir çok "Ayy sevgililer gününde evlensek ya? Ne güzel olur." diye düşünen çiftin de evlilik yıl dönümü. Yo dostum yo, bunu atlamamı beklemiyodun di mi? Unutamazdım bunu. 
  7. Ayrıca yarın, bir haftanın başlangıcı ve Şubat ayının da tam ortası. 13 Şubat'ın sonrası ve 15 Şubat'ın öncesi. Tamam boku çıkmamalı bence bu kadar. Seviyorum sizi.
Patetes.

Şubat 10, 2011

Zayıflama Kampanyası, Ama Tersten.

Facebook reklamları, FAIL konusunda sınır tanımıyor gençler. "49 TL Zayıflama Kampanyası" nedir ulan?
Tamam anladık ürün 49 TL ama, böyle başlık mı olur lan? Sanki 49 TL bir ağırlık ölçüsü birimiymiş gibi.

-Naptın abi? Spor salonuna yazılmıştın nasıl gidiyo?
+İyidir ya, 15TL verdim.
-Hadi ya, o kadar ucuzladı mı spor salonları?
+Yok, öyle değil, vücudumdan verdim 15 TL.
-Abi nasıl işlere bulaştın sen?
+Kampanya vardı.
-Ne Kampanyası be?
+15 TL Zayıflama Kampanyası.
-15TL mi veriyosun?
+Evet, göbekten.
-Spor salonuna vermiyor musun?
+Hayır ne alakası var, yakıyosun, gidiyor.
....

Acaba bu facebook'taki reklamlarda da, gazetelerdeki gibi kelime başına ücret talep ediyorlar da, ondan mı böyle saçmaya kaçıyorlar, bilemedim ben.

-Bu gazete ne kadar?
+35 KG.

Sakal Çıkarma Losyonu

Ah be Matthew Fox, ah be Jack Shephard. Sen bu hallere düşecek adam mıydın? Geçtiğimiz yıla kadar oynadığın dizi dünyayı kasıp kavururken, "Live together, die alone" veya "If we can't live together, we're gonna diælonee (orda detone var)" derken, içkinizi beğendiniz mi diyen hosteslere sakin bi tepki verip, "It's not a very strong action." dediklerinde "Well, it's not a very strong drink" diyen adamken, ne oldu da bul hallere düştün. Nerede bu karizma? Nereye gitti. Aslına bakarsan benim için Desmond, Faraday, Lapidus, Richard (Doğuş) kadar karizmatik olmamıştın hiç, ama karizmatiktin yine de.

Şaka bir yana şimdi, böyle bir reklamda, Matthew Fox neden? O kadar da abartılacak bi sakal değil ki bence. Ki dünyada, sakal açısından Guinnes'e girmiş insanlar falan olduğu düşünülünce, bu daha da bir saçma boyut kazanıyor. Sakal dediğin Şafak Sezer gibi olcak. O adamı da hiç sevemedim. Ama adamda inanılmaz sık bir sakal var. Yani sinek kaydı traş olduğunda bile, o sakalların olması gereken kısım yeşilimsi bir renke bürünüyor. Sakal kökleri, derisinin rengini bastırıyor adeta, o derece yoğun. Şeyler gibi, kovboylu çizgifilmlerde (var mıydı lan öyle bişey?) kötü adamların, yüzünde sakal olması gereken yerleri, yüzünden 1-2 ton daha koyu olur ya, işte öyle. Dalton Şafak.

Patates.

Şubat 02, 2011

Komiksiz Blog

Sanırım asla genç insanların ölmesine alışamayacağım. Hep bana garip gelmeye devam edecek. Bir de sabah daha yatağımda yatarken, televizyonda duyuyordum bişeyler. Ama tam olarak uykuyla uyanıklık arasında olduğum için ne tam olarak anladım, ne de kafamı kaldırıp baktım. Sonrasında öğrendim ki, Defne Joy hayatını kaybetmiş. Hissettiklerim, Barış Akarsu öldüğü zamankiyle hemen hemen aynıydı. Dün de Barış Manço'nun ölüm yıl dönümüydü, ondan da biraz burulmuştu içim.

Ölen kişi ünlü olduğu için değil aslında içimin burulması. Ne zaman bir cenaze falan görsem, hep burulur içim. Bu hayatın aslında ne kadar da kısa olduğunu sürekli update ederim kafamın içinde.

Tabi şimdi, televizyonlarda başka haber verilmiyor hiç bir şekilde. Facebook'ta her yer Defne Joy resimleri, videolarıyla dolu. Açılan gruplar cabası. Bunlardan hoşlanmadığımı tekrar etmeyeceğim. Bir kaç yazı önce yazmıştım zaten "İnsanların öldükten sonra kıymete binmesi" hakkında bişeyler. Bir kaç gün daha böyle çalkalanacak ortalık sonra durulacak. Ve muhtemelen 2 Şubat 2012'de Twitter'da Trends'e de giremeyecek, birkaç tv kanalı dışında haberi de yayınlanmayacak, Facebook'ta da bugünkü gibi anılmayacak. Ve muhtemelen "Sihirli Annem" en baştan verilmeye başlayıp da, izlenme rekorları kıracak.

Basında da insanları delirtecek haberler çıkacaktır. İlaç kullandığı halde alkol aldığı için, ölümünü kendisi hazırladı falan diye abuk subuk haberleri görmemiz çok yakındır ve belki de vardır bazı yerlerde bilemiyorum.

Kısacası, hayat çok kısa. Genç, yaşlı demeden, teker teker gidiyor herkes, yenileri geliyor ama gidenler eskiler değil sadece. Burada yapılması gereken tek şey, Defne Joy'a Allah'tan rahmet, yakınlarına ise baş sağlığı dilemek olacaktır.