Aralık 27, 2010

Güneş

İskandinav yarımadasındaki bir ülke gibiydi hayatım. 6 ay geceyi, 6 ay gündüzü yaşıyordum. Gece olan 6 ay geçmek bilmiyor, Gündüz olan 6 ay ise, 6 günmüş kadar çabuk geçiyordu. Sonra o hayatıma bir güneş doğdu. 6 günmüş gibi gelen gündüzdeki güneş değildi bu. Hayatımı aydınlatmasından belliydi nasıl bir güneş olduğu. Sonra iyi ki şu küresel ısınma etkiledi hayatımı ve o güneş öylece asılı kaldı gökyüzümde. 8 ay geçti bile. Hâla gökyüzümde, var gücüyle parlıyor. Hiç de sönmeyecek biliyorum. Yolumu aydınlatmaya ve içimi ısıtmaya hep devam edecek bu güneş.

İyi ki geldin güneşim. Gitme hiç.

Aralık 22, 2010

Öğrenciler vs. Domuzlar

Saçma ders kitapları arasına karışmış, geniş hayatlar, sıkıştıkları yerden asla çıkamayacaklar. Farkettim de, senelerdir hep aynı terane. Sürekli ama sürekli aynı şeyler. Domuzların sıçtığı boku tekrar yemesi gibi bir şey bu. Bizim durumumuzda aynen böyle. Öğrencilik zor zanaat! Domuz, evet domuz diyordum. Mantıken bakınca, hayatında bir kere bir şey yedikten sonra, başka hiçbir şey yemesine gerek yok. Bir kere yiyince, sıçacak yine yiyecek, tekrar, tekrar ve tekrar. Peki güzel olmaz mı arada farklı bir şey yese, yeni bok sıçsa sonra yemek için? Domuz için çok heyecan verici olmaz mıydı? Konuyu hemen öğrencilere getirirsek, arada bize farklı şeyler anlatsalar, yiyipte sindirdiğimiz şeyleri, sıçtırıp sıçtırıp tekrar sokmasalar ağzımıza? Domuza göre hava hoş ama, insan olanın midesi kaldırmıyor. Gidip de "Bak, bizi benzete benzete domuza benzetti" demeyin. Domuzdan biraz ilham alalım istedim, biraz bize örnek olsun istedim. Sıçtığını yiyip de zevk duyabilen başka canlı varsa, onu örnek alalım? Sıçmak kelimesini çok kullandım, ama konuya "sıçmak" olarak bakmayın ki, biz zaten sıçmışız. Bitmek tükenmek bilmemiş öğrencilik, senelerdir aynı bokları yiyip durmuşuz. Sıçmak demişken ve dersimiz de Türk Dili ve konumuz da yıllardır olduğu gibi, hâla lanet olası, allahın belası, kahrolası "Fiiller" iken, sıçmak kelimesini konuyla ilişkilendirelim : sıçtım, sıçtın, sıçtı, sıçtık, sıçtınız, sıçtılar. Var mı karnı acıkan? Seneye yine yersiniz merak etmeyin. Eğitim sistemimiz bu kadar fakir olmasa ne olur sanki? Evet, hoca dersi bitiriyor. Hamdolsun, bugün de doyduk!

22 Aralık 2010
08:00 - 09:30
2408 No'lu Amfi, Türk Dili dersi.

Aralık 15, 2010

Heykeltraş Sörcın




Beni gidip de entel bir heykeltraş sanmayın, normalde hiç işim olmaz. Ama insanın beceriksiz bir kardeşi olunca, onun ödevleri abisine kalıyor, ve yapabildiği şey en fazla bu oluyor. Ice Age'deki Sid. Elimden en fazla bu kadarı geldi ve gördüm ki heykel yapımı çok leş bir işmiş. Düşman başına diyorum ve davulumu hazırlamak üzere, gidiyorum, günlerce aranızda olmamak üzere Bodrum'a gidiyorum. Hoşçakalın.


Not: Sid'in kafasındaki saçı kardeşimden kestim. En azından bir payı olsun istedim. Biraz zorladı ama, başardık sonunda.

Arada Böyle Konulara da Değinmek Lazım

Ne diyeceğimi bilemiyorum. Diyecek bir şey de bulamıyorum ki. Fotoyu kendim televizyondan çektim anlaşılacağı gibi. Amacım mesaj vermek değil, sevmem öyle şeyleri ama ne yazık ki böyle şeyler sadece bizim ülkemizde olur zaten. Resmen bir rezalet, utanç kaynağı. Burun estetiğinden insan öldüğü nerde görülmüş ya?
Sadece üzülüyorum bu duruma, çok üzülüyorum.

Aralık 11, 2010

İsrafil DK.

Sabah yatıyorum. Ama uyanığım aslında, gözlerim kapalı. Odadaki televizyon açık. "Cumartesi Sürprizi" izleniyor. En sevdiğim.

Top 10 listesi gibi bir şey veriyorlardı sanırsam. Oradan şöyle bir anons geldi : "Evet, Doğulu kardeşler, zirveye bir adım daha yaklaştılar."

Lan dedim, Doğulu Kardeşler kim? Vay be dedim, Yurtseven Kardeşler'in çakması bile çıkmış, dedim. Kesin dedim, yine iki tane apaçi çıkmıştır, apaçilere hitap eden müzikler yapıyorlardır. Kafamdan da, yakında kısaltırlar bunu diye geçiyor. Hani ne bileyim, iyice bir çakma olsun diye, "İsrafil DK" falan diye şeyler geçiyor. Bu kadar yazdığım şey, 4-5 saniye içinde geçiyor ve kafamı kaldırıp da TV'ye baktığımda, Kenan&Ozan Doğulu'yu gördüğüm an bitiyor.

Yatıyorum.

Telefonuma Aysun'dan gelen "Asena seni msne bekliyor" mesajıyla uyanıyor ve hayatıma devam ediyorum.

Gençlik Trajedisi

Müze Kart çıkartmaktı tüm amacımız, yaptık, oldu. Ama ölecektik neredeyse. Resmen tıklarsan büyüyecek, hakkımızda çıkması muhtemel haberi okuyacaksın.

Aralık 09, 2010

Ben Moody

"Müziği Nasıl Hissedersin?" yazı dizisinin, dördüncü yazısında, ele alacağım müzisyen Ben Moody.

Aslında kısa bir süre öncesine kadar, o kadar da über bir müzisyen değildi benim için. Ancak son zamanlarda, oldukça dikkatimi çekmeye başladı.

Kimdir nedir olayına pek girmeyeceğim, çünkü herkes az çok biliyordur kim olduğunu, en azından resmi gördükten sonra, kafasında bir şey oluşmuştur.

Evet kendisi, Amy Lynn Lee ile birlikte, Evanescence'ı kuran insandır. Evanescence'ın patlama yaşadığı albüm "Fallen"ın, Amylee ile birlikte, yaratıcısıdır. Albümdeki şarkıların, yarısından çoğunda, Ben Moody'nin imzası vardır ki, o albümü dinleyenler bilir, her şarkısı insanın damağında ayrı bir haz bırakır. Zaten gel gör ki, Ben Moody Evanescence'dan ayrılınca, -ki AmyLee'yle gönül işlerinden dolayı ayrıldığı söylenir-, Evanescence'in yeni çıkardığı albüm The Open Door, Fallen'ın etkisini yaratamadı. Yaratamazdı da zaten. Zaten kısa bir süre sonra, AmyLee kibirine yenik düşerek, grubun kemik kadrosunu oluşturan Rocky Gray ve Terry Balsamo'yu da gruptan çıkardı.
**çok da mütevazıdır Ben Moody. Zira, ben grup kuracam, sonra promo fotoğrafta en arkaya geçicem. yok canım, başka!?**

Artık, bu AmyLee gacısına karşı bir şeyler yapmak, bir şekilde tepki göstermek gerekiyordu. O sıralarda, Amerika'da bir müzik yarışmasında birinci olan Carly Smithson, değişik tarzı ve AmyLee'yi andıran sesiyle dikkatleri üzerine çekmişti. Ben Moody, olayı kafasında oturtmuştu bile bence o zamanlarda. AmyLee'nin hezimetine uğrayıp gruptan kovulan Rocky ve Terry'inin de boynu bükük kalmayacaktı artık. Çünkü AmyLee'siz Evanescence baştan kurulacaktı ve Evanescence'in müziğine, yeni şeyler ekleyerek bomba gibi düşecekti müzik piyasasına. E zaten, yeni şeyler eklememesi imkansız, Fallen albümü çıkmış 2003'te, aradan koskoca 7 yıl geçmiş ki, 7 yıl bir müzisyen için, kendini çok fazla geliştirmek için, çok yeterli bir süre. Sonra Rocky, Terry, Ben ve Carly toplanıp grubu kurdular, bir de sağlamından bascı buldular. Grubun adı vurucu olmalıydı, AmyLee albümü raflarda gördüğü zaman, böyle kalmalıydı. Ama neydi o isim, neydii, neydiiii. İşte bulduk "We Are The Fallen". AmyLee'nin yerinde olsam, bu ismi görünce ağlardım. Tokat gibi cevap resmen lan. Çünkü çoğu insana göre, patlayan Evanescence, Fallen'dan ibaret. Ama isme bak, We Are The Fallen! Şimdi sen birazcık müzikten anlıyorsan, bir albümün sadece vokalistin başarısını olmadığını, bu işin arkasında kocaman bir grup olduğunu, her insanın emekleri olduğunu biliyorsundur zaten. Ki bence de, asıl Fallen, AmyLee değil, Ben, Rocky ve Terry'di. Mutlaka albümü edinin ve dinleyin. Tüm müzisyenler 7 yılda kendilerine o kadar çok şey katmışlar ki, Daha sert ve daha kaliteli bir albüm ortaya çıkmış. Eğer diyorsan ben öyle albümle uğraşamam falan diye, "Bury Me Alive", "Burn", "Through Hell", "St. John" ve "Tear the World Down" adlı şarkıları, aç fizy'den dinle.

We Are The Fallen'ın varlığına alışmışken, bir de öğrendim ki, Ben Moody'nin bir de solo albümü varmış. Lan dedim, adam davul, envai çeşit gitar, piyano miyano çalıyor zaten, bir de sesi güzel olmasın. Zaten değildir de, öyle bir indirip bakayım dedim. Yok arkadaş, adamın sesi de güzel. Albümü böyle akustik sayılabilecek bir albüm. Şarkılara "Fuck" kelimesini o kadar güzel yerleştirmiş ki öylesine romantik şarkılara, insan o kelimeyi duyunca gülümsüyor inceden. Mesela böyle normal söylerken, fuck gelince, baskılı söylüyor böyle. Nasıl oluyor lan o derseniz, albümdeki "10.22" adlı şarkıyı dinleyin ve şu nakaratı duyun : "Tell me again, your fucked up excuses."

Bir müzikli yazının daha sonuna gelirken, Ben Moody gibi kaliteli bir müzisyeni kaçırmayın, yaptığı işlere bir göz atın derim ben.

Not: Ben Moody'yi bu kadar tanıtıktan sonra, artık beni ona benzetmenizde bir sakınca görmüyorum.