Ekim 31, 2010

Yükselen Değerimiz : Apaçi Stayla

Bugün kendime seçtiğim konu, günümüzün yükselen değerleri; Apaçiler. Kimimizin gülüp geçtiği, kimimizin aralarına dahil olduğu, kimimizin de hızlı büyümelerinden tedirgin olduğu insanlar apaçiler. Bir gerçek var ki, onlar yeni türemediler. Onlar hep vardılar aslında, sadece adlandırıldıkları şekil değişti. Onlar "kıro" diye bahsettiğimiz kişilerin, saçı başı yapılmış, üstü başı temiz giyinmiş halleri sadece. Çok da yabancı olduğumuz insanar değil aslında. Genelde eşofman giyerler, seçtikleri renkler tamamen zıttır. Saçları genelde dikik ama abuk subuktur. Bazı kısımları kafaya yapışıktır. Ya da resimde gördüğünüz delikanlı gibi, mahalle berberlerince "tenten" diye adlandırılan saç modeline sahip olmak suretiyle, tenten olarak bırakılan saçın bir kısmı daha uzun bırakılarak fark yaratılır. Sakalları ise genelde ince, şekilli mekilli acayip şeyler olur. Ne yalan söyliyim, hiç top sakallı apaçi görmedim.

Bugün arkadaşımla yürüken, Evkur'un önünden geçiyorduk. Orada "Outro Remix" çalıyordu, nam-ı diğer "Apaçi Marşı". "Ulan Evkur" dedim kendi kendime, "Böyle mi müştere çekiyosun? Bu müzikle çektiğin müşterilere saç düzleştiriciden başka ne satabilirsin?". Sözüm ona oradaki 5+1 kolonların reklamını yapıyorlar. İyi de abi, dum tıs dum tıs yapan tek şarkı apaçi marşı mı? Ne biliyim Lady Gaga çal, Kat DeLuna çal, Rihanna çal, Tïesto çal. Çalacak basslı müzik mi kalmadı? Neyse asıl olayımız bu değil, şimdi gelecek asıl olay.

Diyelim ki, başka bir ülkedesin. Finlandiya'dasın mesela. Türk arkadaşların var yanında. Sokakta öyle yürüyorsunuz. Bir anda çaaat diye bir müzik duyuyorsun ve ardından sözler geliyor : "Kooorkmaaa söööönmeeeezzz buuu şafaaaaaaaak(es)laaaardaaaaa yüüüzeeeeen aaaalsancaaaaaaak" Ne yaparsın abi o anda? Saygı duruşuna geçer misin? Şaşırmaz mısın bir anda? Sevincini ne şekilde gösterirsin?

Eve dönüyordum. Yine Evkur'un önünden geçmek durumundaydım. Git gide Evkur'a doğru yaklaşırken, apaçi marşını inceden duyar oldum. "Yok artık" dedim "Hala o çalıyor olamaz." Biraz yaklaşınca baktım ki, Evkur'un önünde bir kalabalık. Merak da ettim, bir şey mi dağıtıyorlar bedavaya falan diye. Bir de gittim ki ne göreyim? Apaçiler marşlarını duyunca dayanamamışlar, Evkur'un önüne gelmişler, o çılgın danslarını yapıyolar. Millet de durmuş seyrediyor. Az önce verdiğim örnek gibi, marşlarını duyunca, dayanamamışlar, sevgilerini bu şekilde göstermeye karar vermişler.

Gülümsedim, uzaklaştım.
Evime doğru yürürken, iyi ki zamanında Avcılar'da rock ortamına dahil olmuşum diye düşündüm. Kedi kesiyormuş gibisinden bakışlara maruz kalmak, bu durumda olmaktan çok daha güzel çünkü.

Pat.

Ekim 26, 2010

Mail Gelen Kutusu Münakaşaları-2 (+18)

  • Merhabalar.
  • Tekrardan mail kutumdaki maillerle münakaşa etmek suretiyle karşınızdayım.
  • Sondan beri başlayalım. "%100 Etkili Bayan Azdırıcı Damla". Benim böyle bir şeye çok ihtiyacım olduğuna inanmış olacaklar ki, 3 kere yollamışlar bir de. Terbiyesizleşicem, bana küfür dokunur dersen bu maddenin devamını okuma. Birincisi, İstanbul Aydın Üniversitesinde okuyan bir insan olarak, etrafımda, hali hazırda azdırılmış, hem de %100 azdırılmış bir sürü kız var (Meclisten dışarı tabi bu söz, herkes üstüne alınmasın.Onlar kendilerini biliyo falan.) Ama istemiyorum hacı, azmış kız istemiyorum. Hayır şimdi yanlış anlaşılmasın, s*ktiğim önümde, s*kmediğim arkamda gibi durum da yok ki ortada. Neyse işte, azmış kız istemiyoruz. Ayrıca öyle bi damla da yok bence, uydurmayın.
  • Gelelim Atilla Yüceboy abimize. "Erkeksen hiç bir eksiğin olmamalı". "Erkeksen" derken? Şüphen mi var Atilla Abi. Aşk olsun. Sana yakışıyor mu hiç erkekliğimi sorgulamak. Ama yok, damladan hep damladan. %100 etkili bayan azdırıcı damla yüzünden. Şimdi gördü tabi bana böyle mailler geliyor, erkekliğimden şüphe etti, bir takım eksiklerim olabileceğini düşündü. Seni döverim Atilla! Bana şu seviyeli blogda ninjalık yaptırma! Daha önce hiç yapmadığım bir yönteme başvururum ve sana küfür ederim! Kalbin kırılır. Bilardoda Amerikan oynarken, topa vurduğunda, hiç bir topu vuramadan beyaz topu deliğe soktuğun andaki gibi hayal kırıklığına uğratırım seni! 
  • Nermin Abla ağrıyan bir yerim olup olmadığını sormuş. Kalbim ağrıyor Nermin abla. Sen bilir misin kalp acısını? Bana kadın azdırıcı damlalarla geliyorlar, erkekliğimi sorguluyorlar. Gururum ağrıyor Nermin Abla! Canım ağrıyor Nermin Abla! Sev beni Nermin Abla, okşa beni Nermin Abla! Hem istersen damladan da sipariş ederiz, ha?
  • Sevgi kelebekleri de, pezevenklik sitesinden gelmişler aramıza. Neyse ki, "Zengin koca buluyoruz!" gibi bir başlıkla gelip de, kalbimi acıtmadılar bu sefer. Acıtsalar ne yazar ulan! Kapı gibi Nermin Abla'm var benim burda! Ayrıca anlatım bozukluğunu kes : "Hepsi kalbimde buluştular veya evlendiler". Kalbin neresi hacı? Nasıl giderim oraya? Var mı toplu taşıma falan. Neyse boku çıkıyor, bu madde burada bitsin.
  • Sevgili Ayşen Yüce de demiş ki; "Kısa sürede yuvarlak, sıkı, dolgun göğüslere sahip olmak istersen". Şimdi burada erkekliğime bir hakaret olduğu kadar; yuvarlak, sıkı ve dolgun göğüslerime de hakaret var. Benim lanet memelerim zaten, bir erkeğin sahip olabileceği en yuvarlak, sıkı, dolgun ve büyük göğüsler. Kilodan tabi, slikon falan yaptırmadım. Yanlış anlaşılmasın, bir de ibne olmayalım durduk yere. Şurada mizahî bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Bu göğüslerle ilgili maillerden, geçen sefer de gelmişti. Taktınız göğüslerime ha!
  • Bir blogun daha sonlarına doğru yaklaşırken, genç kızları uyarıyorum. Eyy Türk Kızları, Bu zorlu yolunuzda, Gazozunuza azdırıcı damla damlatmak isteyen modern Nuri Alçolarınız olacaktır! Dikkat edin.
  • Sevgilim Asena; Korkma damladan sipariş etmedim.
  • Aklıma gelmişken, "BİR HİNTLİDEN DAHA KÖTÜ BİR ŞEY VARSA, O DA %100 ETKİLİ BAYAN AZDIRICI DAMLA KULLANAN BİR HİNTLİDİR."
  • Nasıl bitiriyorduk?
Pat.

Bilgi vermek lazım okura.

Çok uzun süredir bir şey yazamıyorum. İşler biraz yoğunlaştı, okulda ciddiye binince, zaman bulamaz oldum internete girmeye. Bugün inşallah blogluk birşeyler çıkarıcam ve yazıcam. Mail kutum sağolsun, elimde çok deli spamlar var yorumlanacak. Gece yarısına doğru görebilirsiniz.

Ekim 10, 2010

Hiçbirşeye şaşırmıyorum artık.

İngiliz sunucu Katie Piper, sevgilisinin kezzaplı saldırısı sonucu yüzünü kaybetmiş ya da kaybetmiş gibi bir şey. Tanınmayacak hale gelmiş sonuçta. 30'un üzerinde estetik ameliyat geçirmesine rağmen, yüzündeki mimikleri, yüzündeki o ifadeyi hissedememiş. Son olarak çareyi, dünyaca ünlü, adı aklıma gelmeyen bir Türk estetisyene başvurmakta bulmuş. Bu Türk estetisyen, ona yüzünü büyük ölçüde geri vermiş. Bu haber sabah magazin haberlerinde çıktı. Evet, izledim ben de. Üzüldüm içim parçalandı. Ama bir anda kahkaha krizine girdim. Çünkü Türk magazinciler, Katie Piper'a kendilerince damgayı yapıştırmışlardı bile : İNGİLİZ BERGEN.
Bilmeyenler için : Bergen, -nam-ı diğer Acıların Kadını- zamanında kezzaplı saldırıya uğramış bir arabesk müzik şarkıcısıdır. Bu saldırıya uğradıktan sonra müziğe devam etmiş, hiç bir programa katılmamış, fotoğraflarında ise, bir emo hassaslığıyla, yüzünün yanan tarafını saçlarıyla kapatmıştır.

İngiliz Bergen'e (Katie Piper) şaşmamalı bence.




Bir de Tülin Şahin diye bir gerçek var : Sivaslı Cindy. (bkz; Cindy Crawford)

Ekim 09, 2010

Zaman, Tutamadığımız.

Bugün çok garip oldum. Canım sıkıldı evde dışarı çıktım. Stüdyo'ya gittim okumaya. Hava soğuktu. Üzerimde uzun deri montum ve çok sevdiğim, arkası sarkık siyah şapkam vardı. Ellerim ceplerimde, üşürken aklımdan geçen düşünce "Stüdyo'ya varsam da bir an önce, sıcacık otursam" gibi bir şeydi. Bunun neresi garip demeyin, bu tam olarak 5 yıl önceki düşüncemdi aynı zamanda. Neyse, bir de stüdyoya gittim, ne göreyim dersiniz? Stüdyo'nun iç dekorasyonu da aynen eskisi gibi olmuş, 5 sene önceki gibi yani. Üstüne üstlük bütün Tokgöz ailesi de oradaydı yine. Yaş olarak küçük olan çocuklar, müziğe yeni başlamanın heyecanıyla ortalıkta dolanıyorlardı. Bizlere bir şeyler soruyorlardı. Tekrar düşündüm, seneler önce, o küçük çocuklar bizdik. Biz ortalıklarda dolaşır, soğuktan kaçar stüdyoya gelir, abilerimize bize bir şeyler öğretmeleri için stüdyoyu dar ederdik. Evet, bizdik bu. Ama artık girdiğimizde "Abi" diye hitap ediyorlardı bize, farkettim sonra meğerse zaman ne kadar çabuk geçmiş. "Ufaklık" olan bizler ne çabuk "Abi" olmuşuz. "Abi nasıl hızlı twin atarım?" diye soran bizler, şimdi "Bileğini kaldırarak atarsan, hem daha hızlı hem de daha uzun süreli atarsın" diye, yıllar önce sorduğumuz soruların cevabını verir olmuşuz. İşte bu yüzden garip oldum. Eski günler geldi aklıma. Haftasonu olsa da, provaya girsek diye iple çekerdik cumartesi gününü. Peki ya şimdi? Bu haftasonu iş olmasa da, stüdyoya gidip muhabbete sohbete katılsak diye düşünüyoruz. Çok çabuk geçiyor zaman tutamıyoruz. Geçip gidiyor, bir daha asla geri gelmemek üzere.

Teşekkürler, büyüyorum sizinle diyerek bitirmicem korkmayın.
Pat diye bitircem. Ahanda bak bitirdim bile.

Pat.