Haziran 28, 2010

ben de isterim stand-upcı olamayı ama işte..


  • bir adet etrafa gülücükler saçan bebektir metrobüsteki tüm insanları birbirine kenetleyen. bebek tatlı tatlı hareketler yaparken, herkes önce bebeğe bakar, gülerken de birbirlerine bakar. sanki "ikimiz de gülüyoz ya ne güzel" der gibi.
  • iş esnasında takım elbise giyen kişilerin, sivil kıyafetine hiç dikkat ettiniz mi? sivil kıyafet dedikleri sadece bir polo yaka, lacoste tarzı çizgili tişört, ketenimsi bir pantolon ve kösele görünümlü spor ayakkabı. hani hiç bisiklet yaka, düz renk ya da daha enterasan bişey görmedim.
  • insanların toplu hareket edip, büyük bir dayanışma içerisine girdiği tek yer metroya inen yürüyen merdiven bence. "merdiven zaten yürüyo, ne yorcam kendimi yaa" diyenler sağ tarafta kümeleniyor ve sol tarafı boş bırakıyor. sol taraftan da "merdiven inse bile, ben de boş durmam, hem zaten acelem var benim, ya da yer falan kaparım" diyenler iniyorlar.
  • insanı neden hıçkırık tutar? ve neden en uygunsuz zamanda olur bu? hıçkırırken ingilizce konuşmak neden bu kadar zor? hıçkırığın geçmesi için su içmek tamamen boş bir çabadır. nefes tutmak da aptalcadır. burnunu sıkıp falan. geçmiyo amk geçmiyo.
  • bana taksimde adını vermek istemeyen bi cafe'den çok değişik bi teklif geldi. blog'da yazdığım komik/mizahî yazılardan bişeyler harmanlayıp, haftada 1 gece stand-up show yapmamı istiyolar. nasıl lan!?
  • asena'yı gerçekten çok sevdiğimi tüm okurlarım duymalı. ya da okumalı deseydim.
  • "1 hintliden daha kötü bişey varsa, o da 2 hintlidir" demiştim önceden(dün). onu değiştirmek istiyorum. 1 hintliden daha kötü bişey varsa, o da 250 kiloluk, yürüyemiyen, heryerde tekerlekli sandalyeye ihtiyaç duyan, rampa olmadığı için otele giremeyen, başındaki kişiye 50tl taksi parası geçiren, götü kalkmadığı için oteli ve servis aracını değiştirmek isteyen, tur liderinin başındaki sorumluya (ben) fırça atmasını sağlayan ve tüm bunlara rağmen ülkesinden kalkıp istanbula gelen 1 hintlidir. amına koduum, sanki minibüsün otomatik açılan basamağı olsa taşicak onu. insan için onlar insaaan. göt. (ayı).
  • damla'nın sevgilisi genco kardeşimin bi lafı çok hoşuma gitti. paylaşmak isterim sizlerle : cinsel seks.
  • bu kadar.

Haziran 24, 2010

müziği nasıl hissedersin-3 (Sabhankra)

SabhankrA
sabhankra ya da constantinopolis. ne yazık ki, bir çoğunuzun onların varlığından bile haberi yok. türkiye'de metal dinleyip de, sabhankra'dan haberi olmayanları kınamak istiyorum. madem bu müziği dinliyorsunuz, etrafınıza bir bakın bu müziği bizim tarihi değerlerimizle süsleyip, bizim melodilerimizle harikalar yaratan bir grup var mı diye. var; sabhankra işte.

şarkılarının konuları genelde, yanılmıyorsam, türk tarihi ile, osmanlı ile alakalı. türk ve doğu ezgileri şarkılara o kadar güzel yerleştirilmiş ki, sabhankra dinleyip gözlerini kapattığınızda, gördüğünüz şey size bu dediklerimi kanıtlayacak. tabi gerçekten müziği hissedebiliyorsanız.

tarz olarak melodic death'e yakın olsa bile folk metaldir bence. folk deyince hemen gayda falan düşünmeyin ama. türk folk metali bu, iskandinav folkuna benzemez.

grubun şimdiye kadar çıkardığı işlerden bahsedecek olursak.

constantinopolis adı altında çıkardıkları "the sudden death" adlı demo ve "for the empire" albümü,
sabhankra olarak çıkardıkları "powercraft" albümü,
revenge albümünden önce çıkardıkları 2 adet EP : "to die for a lie" ve "our kingdom shall rise"
sizi temin ederim ki, bu albümlerde ve EP'lerde bir tane bile kötü şarkı yok. hepsini deneyip görebilirsiniz.

bizim sabhankra dinleyen arkadaşlarla aramızda oluşturduğumuz bir klişe söz bile var artık. ne zaman ki, for the empire albümündeki "at the gates of vienna" adlı şarkıyı dinlesek, içimizden biri "tutmayın beni, ben viyanaya gidiyorum, s*kecem ibneleri" diyor. çünkü şarkı öyle gaza getiriyor ki anlatamam. eğer konusunun ne olduğunu da anladıysan az çok, viyanaya doğru koşasın geliyor.

grubun müziğe bakış açısını paylaşmak isterim gözlemlediğim kadarıyla. benim gördüğüm kadarıyla kesinlikle bir para beklentileri yok. yani bu işi para için yapan, "piyasa" diye adlandırdığımız gruplardan değil. piyasa diye nitelendirdiğimiz hangi grup, bir EP üzerinde o kadar emek verip de, o EP dinlensin diye, daha çok kişiye uğraşsın diye, millete download linki dağıtır? hiç bi grup. ama sabhankra bunu yapıyor. çünkü onların tek amaçları müziklerini duyurmak. bu da onları diğer türk gruplardan ayırıyor. hepsinden hem de.

çok yetenekli bir gitar/vokalleri, çok yetenekli bir gitaristleri, aşmış bir basscıları, bana twin atmamda ilham olan bir davulcuları ve böcekler arasındaki çiçek diye tabir edebileceğim başarılı bir klavyecileri var.


catafalque dışında hiçbir grupla gurur duyamayacağımı düşünürken, bu grubu keşfettim. ayrıca sabhankra'yla landrium grubunun gitaristi mert arkadaşım vesilesiyle tanıştım. ona da buradan teşekkür ederim.

uçuran bazı şarkılarından bahsedecek olursam;

at the gates of vienna : bu şarkıyı dinlediğinizde cüneyt arkın olur, binlerce askeri tek başınıza öldürebilirsiniz.

powercraft : giriş melodisiyle bitirir zaten, gerisini anlatmaya gerek bile yok.

ergenekon : türklüğünüzü hissettirecek bir şarkıdır bence. girişteki melodiyi duyunca dediğimi anlayacaksınız.

sorrowland : solosu uçuracaktır.

you will die : hücum borusu. 3. dünya savaşında türkler hücuma kalkarken, fonda bu şarkı çalmalı.

alive : bir power metal şaheseri. özellikle savaş'ın vokali, kafanızı sıyırtacak.

our kingdom shall rise : bir şarkı sabhankra'nın EP'sine ismini veriyorsa, o şarkıda birşey vardır. dinle sadece, sorma.

follow the light : ahh o melodilerr... özellikle vokalle birlikte, arkada giren melodik gitar var ya, tüyleri diken diken edecek cinsten.

tomorrow never comes : bu şarkıyı dinledikten sonra yarının birdaha gelmeyeceğine kendinizi inandırabilirsiniz.

city of tulips : evet, lalelerin şehri, istanbul.

the prophet : bu şarkıda anlayamadığım bişeyler var. kaç kez dinlemişimdir kimbilir. ama çok garip geliyor bana. olumlu birşey tabi bu.

bunlar şuanda aklıma gelen, zihnime yer etmiş, her arşivde bulunması gereken tipten şarkılar. ama bu mükemmel şarkıları, diğerlerinden ayırmak olmaz. sabhankra'nın yaptığı tüm işler, her türk metalcinin arşivinde bir şekilde bulunmalıdır.

ayrıca grubun tişörtü de var artık ! gidip sikten sikten grup tişörtleri giyceğinize, kendi ülkenizin grubunun tişörtünü giyin ulan !

bu da kulağına küpe olsun;

SABHANKRA T-shirtleri 15 tl olup S-M-L-XL bedenlerinde mevcuttur. Siparişi facebook sayfasından , sabhankra@gmail.com veya myspace'den adreslerinden verebilirsiniz veya Beşiktaş Pena Müzik'ten alabilirsiniz.

ayrıca Sabhankra 3 Temmuz'da Uni Rock'ta!!

Haziran 22, 2010

ben yazarken çok güldüm valla dost, oku belki sen de gülersin.

resmi yağan yağmura itafen koyuyorum. aldırma.
  • sandalet ugg giyenleri gördüğümde şaşırmaktan asla vazgeçmicem.
  • bugün kız arkadaşımla cafede otururkene şebnem ferah'ın küçükken sahip olduğum kırmızı rugan ayakkabılar adlı şarkısı çıktı. onu kendi dönemimize uyarladık bizde : küçükken sahip olduğum adidas superstarlar & küçükken sahip olduğum kırmızı ışıklı ayakkabılar.
  • ananemin lost dizine getirdiği yorum : "nasıl cangıl(şuna bak cangılı da biliyo) orası be, ne bi diken var ne bişey. ne yiyip içiyo bunlar. öyle cangılda böcek de olur yılan da olur kene de olur." ardından cevapladım "anane orası farklı bi cangıl. orada kutup ayıları var". ve son nokta : "yolunu mu şaşırmış kutup ayısı, ne halt işi var cangılda"
  • o zaman diyelim ki "bahtsız survivor'ı cangılda kutup ayısı zikermiş".
  • karşı komşuyla balkonda konuşuyorduk. bişey dedi. komikti. tam gülüyordum ki, üst komşunun astığı çoraplardan biri kafama düştü. evet işte bu o! gülme komşuna gelir başına! bir atasözünü daha tecrübeyle sabitlemiş oldum.
  • allah insanları cezalandırmak istediğinde, onların bilgisayarlarını yavaşlatır.
  • hayat ne garip.. bunu bişeye bağlamicam. garip işte.
  • vuvuzelaya, venezuella diyen arkadaşımı saygıyla selamlarım buradan. asdfkljkj
  • gök gürleyince yerimden zıplasam da, seviyorum. güzel bir doğa olayı.
  • saçlarımı kurutup dışarı çıktığımda başlayan yağmurdur beni çileden çıkaran.
  • itiraf etmeliyim ki, insan binlerce lira kazansa bile, kendi kazandığını harcaması çok zor oluyor. sakız alırken bile içi acıyor insanın. şahsen ben sakız alırken "ulan bak tur minibüsünden inerken harcadığım efor için kazandığım para gitti bee" diye düşünüyorum.
  • meğerse üst geçitlerde 3 liraya satılan parfümler, sahte veya su katılmış değilmiş. tecrübeyle sabitledim bunu. meğerse onlar orjinalmiş ama küçücükmüş. zira kendi parfümümün orada satılanını aldım. 2 defa sıktım ve kokusu hala gitmedi.

emo kids bile değişiyor azizim


emo takılmacasının da bi adabı olur di mi?
hani emolarla takılıyosan, onlardan birşeyler kapmış olman lazım.
gördüğüm en ilginç arkadaş grubu. gerçekten.

not : hayır ceylan emo olmuyorum, sadece denk geldi.

bu şaka olmalı...


yok gerçekten şaka olmalı bu.
paintte yapmışlar lan resmen asdagkjfkllklaka

Haziran 21, 2010

şirinler kadar şirin değilim ama idare et


  • dinlediğim müziğin sesini kıstırıp, televizyondan son ses demet akalın açan bir kardeşe sahibim. katil olmam an meselesi.
  • şirinler blu çağından ne zaman çıkacak?
  • aç olunmaz, doğulur.
  • eğer benim gibi düşünmüyorsanız, aynı fikirde değilizdir.
  • olm müzik yapmayı özledim lan ben.
  • göğüs kılı yok ki olm bende diye sevine sevine göğsümde kıl çıkmaya başladı aq.
  • insanlar birbirlerine olur olmadık yerlerde "yarın sabah E5'e çıkıcam sen de gelsene?" diye sormamalı. mesaj yerine gitti diye tahmin ediyorum.
  • ayrıca yine insanlar kendi hemcinsi hakkında konuşurken "geçen X'e bi kaydım" dememeli. bu mesajında yerine gittiğini düşünerek mutluyum.
  • istanbul'u güneş ışığı aydınlatmazken daha çok seviyorum.
  • facebook'ta ilkokul arkadaşımı buldum. başın göğe erdi mi peki?
  • şirinlerin filmi yapılıyo ya, şirinler hiç de şirin değiller.

bir offf çeksem karşıki dağlar yıkılır.


çok kötü günler geçiriyorum. klişeler köşesi blogunun kurucusu olarak "tatile ihtiyacım var" demek istiyorum. çünkü gerçekten var. bulunduğum yerden başka biryere gidip düşünmeye, kafamı fazlasıyla boşaltmaya ihtiyacım var. neden dersen, kafamda o kadar çok şey var ki, biyerden sonra verdiğim tepkiler değişiyo. vermemem gereken kişilere, vermemem gereken tepkiler veriyorum. sonra her şey boka sarmaya başlıyor. hem ben üzülüyorum, hem çevremdekiler.

şuanda kendimi o kadar kötü hissediyorum ki, sanki daha ne isteyip istemediğine karar verememiş bir ergen gibi. sürekli evde oturuyorum. izleyebileceğim daha fazla film kalmadı. daha fazla kahve içemem heralde. uyuyamıyorum hiç. bu yanlış tepkileri aileme vermemek için kendimi ne kadar kastığımı bilemezsin.

ilk başlarda, bazı kayıplardan etkilendiğimi ve kısa bir süre sonra toparlanabileceğimi düşünmüştüm fakat hiç de öyle değilmiş. şuan bombok bir haldeyim ve hayatımla ilgili çok önemli kararlar almam gerekiyor. ama hemen yapmak istemiyorum. ama gel gör ki, hemen yapmam gerekiyor.

bilmiyorum, çok acayip hissediyorum son günlerde. profesyonel yardıma ihtiyacım olacakmış gibi sanki. neyse.

bu kadar.

Haziran 17, 2010

erotik sohbet üstâdı.

**ismi filiz olan bir okurum varsa, üstüne alınmasın.**

kendimi öyle çok dobra, çok iyi laf sokan, hazır cevap biri olarak tanıtmayı sevmem. öyle bir iddiam da yoktur zaten. ama geçen çok fena bozduğum biriyle aramda geçen diyaloğu sizlerle paylaşmak isterim.

şimdi bu eleman, ben çok yakışıklıyım, çok tatlıyım, dürttüğüm kız önümde, dürtmediğim arkamda mantığıyla takılan bi gerizekalı. anlatıyo işte, msn'den kızlar ekliyorum erotik sohbetler yapıyoruz saatlerce, sonra da tavlarsam buluşup işi pişiriyoruz falan. ama yalan olduğu o kadar belli ki, ilk cümlesinden anlıyorsun. neyse bu işte anlatıo falan, ben de dedim şunu bi bozayım. ama ilk cümleden de bozdurmaz ki insan kendini arkadaş.

-abi nasıl oluyo bu erotik sohbetler anlatsana biraz.

+abi işte ekliyosun msn'e. cam açık falan. üstünde ne var diye giriyosun, devamı geliyo zaten.

-iyi de cam açıksa üstünde ne olduğunu görmüyo musun zaten?


+öyle de, o işin erotizmi işte.

-bence üstünde bişe varsa, o sohbet yeterince erotik değildir.


+neyse tamam boşver, sonra soyunuyo ama izin vermiyosun ki anlatiyim.

-yok ben öğrenceğimi öğrendim, artık herkesle yapabilirim erotik sohbet, sağol.

Haziran 16, 2010

ananem çok limonî


bunu duymaya alıştığını ve belki bunu duymaktan sıkıldığını biliyorum ama, evet, yine ananem..

yemek yedik, sofrayı topluyo falan bişeler böyle. elinde elbezi var, siliyo ediyo fln. bir anda garip bir şekilde, limonu aldı ve dışını silmeye başladı.

sena: anane napıyosun?
anane: masayı siliyorum.
sena: limonu niye sildin?
anane: çociğim 4binlira olmuş kilosu. (ama niyeee?)
aile halkı: !?

bunu neyle alakalandırmamız gerekiyo anane? bişey sölüosun, sonra çekiliosun. kalıyoruz biz böyle, brain storming yapıyoruz acaba ne dedi lan diye. yapma böyle.

yalnız dikkatimi çekmedi değil. ananemin son vukuatları hep, yemek esnasında ya da sonrasında oluyo sanırım. yemek yaramıyo bence kadına.

bırakmıyorum lan!


blogu bırakma kararımdan sonra gelen talepler beni deniz baykal kıvraklığıyla bloğuma geri döndürdü.

evet facebook'ta gruplar açılmadı, telefonlarım kitlenmedi ama yine de bi çok kişi "bırakma" dedi. bırakmıyorum.

ulan harbiden deniz baykal gibi hissettim kendimi. istifa etmiyorum!

Haziran 14, 2010

resme aldanıp da lost'tan bahsedicem sanma, çok farklı.


  • sokaklara asılan kayıp ilanlarıdır beni benden alan. bir vatandaşın resmi var, altında yazan yazı öldürücü nitelikte. "hede hödöoğlu 2 aydır kayıptır. türkmenistan vatandaşıdır, türkçe bilmemektedir. görenlerin şu numarayı araması rica olunur 05XXXXXXXXX" very lost maan, very lost.
  • türk çöpçüsüdür "kendin pislet, kendin temizle" sözünü hakeden. dayı yerleri süpürür. sabah 6 fln, işten dönüyorum. ağzındaki sigarayı usulca yere atar, üstüne basar ve süpürgesiyle çok klas bir hareketle diğer elinde tuttuğu çöpleri topladığı kutu gibi şeye gönderir. işte türk çöpçüsü budur. ayrıca bu olayın akabinde, başka bir çöpçüye gidip şakadan pandik atar.
  • işe gitmek için sabah 04'lü 05'li saatlerde sokağa dökülen nadir insanlardan olmak beni şaşırtıyor aslında.
  • sabahın 6'sında metrobüsle evime ilerlerken, suratıma suratıma vuran güneş, acaba "sidikli miyim lan?" diye düşündürmeyi başardı.
  • aslında ananem güldürmekle kalmıyo, güldürürken düşündürüyo. ama gülme esnasında değil, güldükten sonra düşünüyoruz. güldüğümüz bir çok şeyden sonra düşündüğümüz tek şey var ama : "bende mi böyle olcaaam, bana da mı gülcekler lan böyle!?"
  • 1000$ bahşiş veren 2 hintlidense, bahşiş vermeyen 1000 amerikalıyı tercih ederim. bunu da bil istedim.
  • sanırım gece seferlerinde metrobüslerde muavin oluyor. zira bugün bi tip vardı. millete akbil basıo paralarını alıo falan. ortalara ilerleyin diye bağırıyo. a be gerizekalı 8 kişi var metrobüste zaten. ayrıca arkalara gelip, ücretini ödemeyen var mı yok mu diye soruyo. armut herif, duraklardaki turnikeler çalışmadığı için, metrobüsün en ön kapısından binip oradaki akbil kutusuna basmak durumunda kalıyoruz. mal herif ya. iyi güldüm gece gece ya da sabah sabah. her neyse.

Haziran 09, 2010

kılçık muhabbeti


sofradayız.

ananem: nasıl güzel mi balık?
sercan: tadı çok iyi de, çok kılçıklı ya, ağzım delik deşik oldu.
ananem: olcak o kadar yavrım, kılçığı olmasa nasıl yüzcek.
sercan: he?
annem&sena: yüzcek dedi yaa *zuhahauhaahauhauah*

tamam kılçık dik tutar, hareket ettirir de, yüzme deyince yüzgeç ve kuyruktur aga yani. adı üstünde. yüz-geç. yüz yani.

misafir stresi abi bu.


bazı durumlar var insanı strese sokan. ama bitanesi var ki, anlatılamaz ya. hani bu stresin bi çözümü de yoktur. bişey de yapamazsın bu stresi geçirmek için. çünkü öyle bi konumda değilsindir. o kadar boktandır ki.. daha uzatmadan ne olduğunu anlatayım.

arkadaşının falan evine gitmişsindir. oturursunuz muhabbet sohbet falan. tam o sırada arkadaşın ve annesi tartışmaya başlar. ama öle "bir konu üzerinde tartışıp doğru yolu bulalım" tartışması değil. bildiğin kavga gibi atışma. sen orda hani böyle sus pus kalırsın, bişey diyemezsin ya, işte o an stres patlaması yaşamak için ideal bir andır.

bu tartışmanın uzunluğunu göre vücudun reaksiyon gösterir. kısa sürerse, surat kızarmasıyla atlatırsın. biraz daha uzayınca öksürük tutar biraz falan. aslında bu öksürükle arkadaşına mesaj vermek istersin. "hadi bitir de gidelim, stres yaptım burda" falan gibisinden. üçüncü aşama ise, çok fazla yaşanmaz. bu aşamanın yaşanması için kavga eden kişilerin expert olması, tartışmalarının da masterpiece seviyesinde olması gerekir. böyle bi durumda vücudunun vereceği reaksiyon saç beyazlaması bile olabilir.

burdan tüm anne ve çocuklara sesleniyorum. evinizde arkadaş/misafir falan varken, kavgaya tutuşmayın, onlar çok strese giriyo.

Haziran 05, 2010

eylem ne arar la taksimde?


günlerdir gündemi oluşturan olayları hepimiz biliyoruz. evet israil'in yaptığı hayvanlıktan bahsediyorum. savaş dahilinde bile, sivil insanların öldürülmesi zaten bir suçtur bana göre. neyse. tekrar söyleyeyim, siyaset ve benzeri konularda yazmayı sevmiyorum. zaten amacım, filistin yaşasın, hadi israil'i itin götüne sokalım da değil. israil itin götüne bi şekilde gircek zaten. benim katkım olsa da olmasa da. benim bahsetmek istediğim şey yaptığımız, daha doğrusu yapamadığımız eylemler.

"eylem mi? eylem ne arar la taksimde" diyerek başlamak istiyorum. eyleme katılanlara sor; "müthiş eylem yaptık, şöyle yürüdük, böyle bağırdık" diyecekler. ama hiç de öyle değil dışardan bakılınca. "neden?" dediğinizi tahmin ediyorum, durun açıklıcam.

şimdi işim gereği, sürekli taksim ve civarında oluyorum. bikere bu eylemler işime çomak sokuyor. trafiğe takılıyoruz sürekli, programımızı uygulayamıyoruz, turistler hoşnut olmuyor, problem oluyor. ama bu eylemleri, eylem olarak görmememin sebebi işime çomak sokması değil tabiki.

eğer benim gibi, günlük öğünlerinizi genelde burger king'de alan biriyseniz, eyleme katılmayın, komik duruma düşüyorsunuz çünkü. ya da eğleme katıldıysan, yemeğini burger'da yeme. komik duruma düşüyosun. tabloya baksana; "elinde filistin bayrağıyla burger king'e giriyorsun, ve diyorsun ki 'bir tane steakhouse menü, büyük boy olsun, sos olarak da bufalo sosu ve acı sos istiyorum'. "

ee noldu eyleme? israili boykot etmece fln. bir kişide de şöyle bir şey gördüm. yürüyüşteler işte. bir elinde filistin bayrağı diğer elinde starbucks bardağı. gülüp geçtim. çünkü ben de burger king'de yemek yiyen ve starbucks'tan kahve içen bir insanım. ama eyleme katılmadığım için komik duruma düşmediğimi düşünüyorum.

en çok beni rahatsız eden şeye gelirsek, o da şudur ki; "daha konuyu bilmeyen" insanların eyleme katılmaya zorlanması. bahsettiğim insanlar çocuklar ve bebekler. işten eve dönüyorum. saat 12'yi geçmiş. metroya bindim. metro tıklım tıklım tabi. eylemden evine dönenlerle dolu. nereden baksan 10 kadından, 7sinin kucağında çocuk var ve bu çocukların yaşı 4'ü geçmez. onlar ne için orada olduklarını bilmiyorlar bile. gecenin körüne kadar onları perişan etmenin mantığını anlayamıyorum ben.

bu kadar.

Haziran 01, 2010

müziği nasıl hissedersin-2 (Amon Amarth)

2- Amon Amarth
öncelikle, bu yazı dizimin ikinci yazısına; bir forumda rastladığım "amon amarth kız grubu ya!" şeklindeki post'u gönderen insana, okkalı bir "siktir git ulan!" diyerek başlamak istiyorum. nasıl kız grubu olm amon amarth? şu tiplere bi baksana. hadi desen HIM kız grubu diye, tamam derim. yanlış almasın HIM'e laf falan atmıyorum. bilen bilir ben de dinlerim HIM. ama hani kız grubu olması için ne biliyim, adamların böle bakımlı falan filan olması gerekmez mi? tarzlarının yumuşak olması, seksi seksi klipler çekmeleri gerekmez mi? şu yukardaki resme bi bak. ne kadar da bakımlılar değil mi? bırak allaasen. kız grubuymuş.

şimdi asıl konumuza gelelim. abi amon amarth çok güzel hissetiriyor yapmaya çalıştığı müziği. bilindiği üzere, şarkı sözleri, şarkılarda kullanılan melodiler falan viking metal materyalleriyle dolu. sözler hep, vikinglerle ve isveç mitolojisiyle alakalı. bu mitolojideki tanrılar, mekanlar ve olaylar konu alınıyor. bu yüzden albümlerini bırakın, grubun kendisinde bir konsept mevcut. ataları olan vikinglere çok bağlılar.

sadece bende mi var bilmiorum ama, amon amarth şarkılarındaki melodiler beni çok fazla etkiliyor. daha önceki bazı yazılarımda, yüksek zevk aldığım anlarda tüylerimin diken diken olduğunu anlatmıştım. amon amarth dinlerken, tüylerim hiç inmiyor.

hatta fantaziye bakınız ki, ben amon amarth dinlerken çok etkilendiğim yerlerde gözlerimi kapatıyorum. gözlerimi kapattığımda, gözümün önüne çok garip bir tablo geliyor :

"böyle deniz kenarı biyer. etrafımda koca koca adamlar. evet viking lan bunlar. bira içiyor, geyiriyor, eğleniyorlar. bir gemi görüyorum. o da ne? viking gemisi lan bu. ön tarafı ejderha kafası şeklinde. etrafta ateşler yanıyor. büyük adam gibi gülüyor hepsi. yani böle brutalden gibi. savaşımsı bir şeye hazırlanıyorlar gibi sanki. -şarkı hızlanır- şuradaki iki adama bak, kılıçlarını birbirlerine doğrultmuş savaşıyorlar. savaşa hazırlık olsa gerek. egzersiz gibi. "

sevgili amon amarth, eğer şarkıları yaparken bunları hissediyor ve hissettirmek istiyorsanız, başarıyorsunuz. emin olabilirsiniz.

son olarak da amon amarth'ın gerçekten müziği hissettiğini söyleyebilirim. zaten tüm grup elemanlarının aynı anda, aynı yöne, aynı hızda, senkronize bir şekilde kafa sallamalarına bakınca, neyi nasıl hissettiklerini anlayabiliyoruz. adamlar içinde müziğin ya.

en sevdiğim kız grubu dimi? gerizekalı.