Nisan 29, 2010

aşka sercan bakışı -1


şuana kadar bu blog sınırları içerisinde nadir gördüğünüz ya da hiç görmediğiniz bir konudan bahsedeceğim bu blogda. evet biraz iç döküş olacak, biraz aşka bakış açım olacak biraz da kendi çapımda yaptığım çıkarımları paylaşacağım.

bugün bir yaşanan bir olaydan ötürü aşk üzerinde çok fazla düşündüm. çok fazla dediğim bütün gün. aşk için 1 gün düşünmek benim için çok baya bi. aslına bakarsanız, konu o kadar geniş ki, nereye çeksem oraya uzayacak. şimdiye kadar yaşadığım deneyimlere dayanarak söyleyebileceğim şey "aşk kesinlike bana göre değil" olmayacaktır. aslında bana göre bişey. ama değil de bir yandan. hani değnek vardır ya bitane, iki ucuna da bok bulaşmış. biraz öyle bişey bu. herkes için öyle aslında. aşka inansan bi türlü, inanmasan bi türlü. ya da tükürük şeysi vardı aşağısı sakal yukarısı bıyık fln. açıkçası aşağı her tükürdüğümde oluşan sakal sadece cücük, yukarı tükürdüğümde oluşan bıyık ise hitler'in bıyık stilini aşamadı. oluştuğu gibi kaldı, ne sağa ne sola uzayamadı. birileri hep gelip vurdu jileti. ulan jilet milet arabeske bağladık iyice. neyse bunu geçelim.

başımdan geçen ilişkiler için genelde "iyiki" ile başlayan cümleler kurdum. sonuncusunda bu cümleler genel de "keşke" oldu. "iyiki" diye başlamışsa da, olumsuz devam etti. bkz;iyi ki çıkmışız ne bok olduğunu gördüm gibi. böyle rahatça sayıp sövüorum çünkü bu yazıyı okuma şansı yok onun. msnde facebookta falan engelli hep. ortak arkadaşlarımız da görünce üzülmesin diye ona söylemezler. ama üzülsün. hatta hiç multu olmasın, hep üzülsün hatta. neyse ilişkilerimde öğrendiğim çok şey oldu. çıktığım bu insanlarla, önceden bir arkadaşlık, yakın arkadaşlık hatta kankalık süreci gibi birşey olmuştu. sonra da işte "kanka ayağı göt ayağı" lafını boşa çıkarmayalım dedik, başladı öylece bişeyler.

yaptığım çıkarıma gelirsek. artık benim sevgilim arkadaşlarım. evet çünkü hiç bir fark yok. var ama öyle dünyayı değiştirecek farklar değil. benzerliklerden bahsedeyim hemen. arkadaşınla da sevgilinle de yapabileceğin şeyler nelerdir? sinemaya gidersin, cafeye gidersin, dertleşirsin, özlersin, bişeyler paylaşırsın, gezersin, tozarsın, dondurma yersin, lunaparka gidersin vs. daha bir sürü şeyler var hem arkadaşınla hem sevgilinle yapabileceğin.

şimdi gelelim farka. iki tane söylicem. arkadaşınla yanyana yürürsün, sevgilinle elele. arkadaşını yanağından öpersin, sevgilini dudağından.

bunun dışında, inanın bana hiçbir fark yok. yani arkadaşların varken, aşka hiç gerek yok. düşüncelerim bu şekilde tabi ama aşka kapalı değilim yine de.
hani yarın biriyle çıkarsam, "ulan bak bu kadar laf saydı, gidip buldu bitane" falan demeyin.

sevgiler.

Nisan 27, 2010

kendime yeni bir ben lazım ama öyle ben değil


evde sertap'ın şarkısını mırıldanıyordum.
evet şaşırtıcı ama hani senle alakası olmayan bi şarkı diline dolanır da, bütün gün dilinden düşmez ya, o durumdu biraz.
"kendime yeni bir ben lazııım, kendime yeni bir ben lazzıııım!" nidâlarıyla dolanıyordum evin içinde.
sonra anane'me klasik takılmalarından yapmak istedim ama...

+kendime yeni bir ben lazım ananeeeee ananeeee
-benin varya çuciğim yanağında, napcan başka beni.


oturumu kapat sonra. öl. naparsan yap.
anane naptın sen ya naaptın.
altıma niye sıçırtmaya çalışıosun beni.
böyle bi yanlış anlama olabilir mi ya.
zaten ananemle ilgili yazmaktan bıktım artık.
ya 5 vakit namaz kılan bi insan, namazı bu kadar mı önemsemez. nasıl mı? bkz;

(namaz bitmiş seccade toplanırken)
ortam sesi: allaaaaaaaahekberrr allaaaaaahekbeeerrrrrrr


annem: anne naptın daha ezan yeni okunuyo.
ananem: amaan olsun kabul eden ezandan önce de kabul eder.

Nisan 24, 2010

akıl sır erdiremiyorum şu çocuklara yahu



karşıdaydım ben; anadolu yakasında. anadoluya ayak bastım da geldim.
ümraniyede vakit geçirdim biraz. görmeniz lazım orayı. hiç bu tarafa benzemiyor. amacım kötülemek değil ama, kötü be abi. son durak ve çarşı arasında yürüyen tipleri görseniz, klişe ve apaçi yuvası gibi aynı. o kadar çok şey vardı ki aklımda yazmak için, hepsini unutuverdim.

uzun sürediğim görmediğim kuzenlerimi ve arkadaşlarımı gördüm, iyi oldu bi bakıma. dün akşam çok gürültü yaptık ama balkonda. şile'de küçükken ve büyükken yaptığımız yaramazlıkları konuştuk, geberdik gülmekten.

ümraniye'de uzun saç ve hafif uzun top sakalla yürürseniz, kendinizi turist gibi hissedebilirsiniz. ulan slovakya'dayken harbiden turisttim ama herkes, "aaa you look like a slovakian boy" diyordu, ama kendi ülkemde "turiste bak hele" bakışlarına mahkum kalıorum xD

turist demişken aklıma geldi yarıldım gene kendi çapımda. perşembe provamız vardı taksimde. oradan yavuz haydarpaşaya geçecek, ben kadıköye. aynı vapura bincez. yavuz jeton alcaktı işte. bak şimdi bak dedi, gitti dedi ki "how much is it?". kasadaki adamı görmeniz lazımdı ya xD 4-5 saniye sessiz kaldıktan sonra, verdiği cevap "bir buçuk" oldu sadece xD sonra yarılmaca tabi xD

23 nisan dolayısıylan, cadde kenarında çocuklara resim yapmak için standlar açmışlar. resimleri görseniz çocukların ne anlatmak istediğini merak ederdiniz. bazılarında çok acayip msjlar vardı. bkz; dünyamız tertemiz.kirletmemeliyiz. bunu düşünen arkadaş başka bi dünya'da yaşıyor olsa gerek. bırak başka dünyayı, ümraniye lan orası, çöpleri atabilcekleri bir sahil, bir deniz bile yok. ne alaka bilemedim ama, eti cin yedim ve eve kadar çöpünü elimde tuttum. konteynır yok aq. şimdi bi resmi yorumlicam.

bunu orada çektim telefonumlan. şimdi çizim güzel. anlaşılır en azından. ama anlayamadığım birşey var ki, o da şu : şimdi bunlar banka mı oturuolar, çitlere mi yaslanıorlar. noluyo olabilir orada?
  1. banka oturuyolarsa, adam uzun etekli sevgilisine çiçek veriyor. ama 23 nisanla alakalandırmak zor.
  2. eğer o bir çitse, erkek de bir çiftçi ve köylü kıza sarkıyor. 23 nisanla alakandırmak gerekirse, sonraki maddeye bak.
  3. çiftçi 23 nisan olduğu için, yerini bir günlük küçük kıza devrediyor ve bu devir merasimi çiçek vererek oluyor.
  4. erkek kıza, kaşlarını kestiği için teşekkür de edebiliyor olabilir. zira kızın kaşları yok. en kurmaca tahmin geliyor.
  5. şimdi kızın elinde balon var diye tahmin ediyorum. ve kız orta3'e gidiyo olabilir. bu durumda dikkat edilmesi gereken birşey var. 1-8 sınıf arasındaki öğrenciler, 23 nisan kutlar. 9-... sınıf arasındaki öğrencilerde yaşları büyüdüğü için, 19 mayıs'ı kutlarlar. işte eğer kız orta3 öğrencisiyse, babası(!) ona çiçek vererek, "bak kızım balonu bırak artık genç kız olcaksın, artık çiçekle kutla bayramı" diyor da olabilir.
şu yaptığım kesinlikle saçma bişeydi, biliyorum ama çocuk olsam ne düşünürdüm diye düşündüm. sonra tekrar düşündüm ve bidaha çocuk gibi düşünmemem gerektiğini düşünmeye karar verdim. ama çocuk bunlar, tahmin edemezsin ki.

şu yazımı bitirmeden, bugün beni çok şaşırttığını sandığım, ama aslında ananemin önceden yaptıklarının yanında pek de şaşırmamamın gerektiği bi olayı söylicem.
geçenlerde klişeler köşemize yazdığım bir klişeyi ananem uyguladı. ahanda bu klişeyi.

çok değişik bir ananem var. ilerde "the grandma" diye bir kitap yayınladığımda şaşırmayacağınızı biliyorum.

Nisan 14, 2010

yazıklar olsun türkiye! seçim başlığı gibi oldu ama değil. inan bana.

çok lanet bir ülkede yaşıyoruz. öyle böyle değil.
bir çok insandan nefret ediyorum.
insanlık diye birşey yok çünkü artık içlerinde.
neden bu kadar nefret ettim bianda merak ediyorsun dimi.
şöyle anlatayım.

metrobüsten indim. okula doğru yürüyorum. önümde de, üstü başı dökük, sokakta yaşadığını tahmin ettiğim bir adam. bir anda pat diye yere yıkıldı. yakınımdaydı zaten, yanına gittim. yanına doğru eğildim, sara nöbeti geçiriyordu. bir kaç kişi daha geldi. teyzenin teki hemen "soğan bulun soğan" dedi. teyze dedim, soğanın bi faydası yok dedim, doğru pozisyona getirip beklememiz lazım bitmesini dedim, ben müdahale şeklini biliyorum dedim, bana yardım edin, yan çevirelim dedim. adamın üstü başı pis diye, kimse elini bile uzatmadı ya. tek başıma çevirdim. ağzını açtım elimle, diline baktım, yutmuş mu, yoksa yerinde mi diye. yerindeydi. bir mendil istedim hemen. bir amca cebinden çıkardı verdi. mendili rulo şekline getirdim ve dişlerinin arasına koydum çenesi kitlenmesin diye. o mendil, o gariban adamın ağzına girdiğinde, mendili sahibi amcanın suratındaki iğrenme ifadesini görmeniz lazımdı. ulan adam canıyla uğraşıyo, tek başıma orda elim ayağıma dolanmış, o hala mendilin derdinde. hemen akabinde, yanındakine söylediği şey şuydu "o mendili bi daha almam ben". şerefsiz ibne, gurur duyman lazım bi boka yaradığın için. sadece saçındaki beyaza ve sakalına hürmeten, suratına karşı küfür etmedim. gerizekalı. sonra birisini medical park'a yolladılar. yardım istemesi için. 100 metre uzaktaki hastaneden, 15 dk sonra, tek bir sedye geldi sadece. zengin olsaydı, ambulansı getirirdiniz ama dimi? ama olur mu, sokakta yaşıo o, fakir. cebinde parası yoktur. ambulans benzin harcamasın, 100 metre için ne gerek var dimi? allahın belaları. utanıyorum sizle aynı ülkede yaşadığım için.

sonra da hiçbişey olmamış gibi okula gittim. bu olayın beni bu kadar etkilemesinin sebebinin "sara" olduğunu beni tanıyanlar bilir anca. sebebiyle beraber falan.

öyle işte yani. böyle başlayan bi gün, devamında ne getirebilir ki? ya da getirse de, kimin umrunda?

Nisan 13, 2010

geçici rahatsızlıktan dolayı özür dilerim.

draconian - seasons apart
draconian - serenade of sorrow
theatre of tragedy - venus

çalışmam gereken şarkıların kaybolmayacağı tek yer burası. böyle rahatsız vermek istemem sayın okurlara ama, dursun şurda, unutmayayım. eğer biyere yazarsam kesin kaybediorum.

öptüm.

Nisan 07, 2010

ingilizce


lise 3 tm öğrencilerinin sorulara verdiği korkunç cevaplar.
kesinlikle internetten çalınmamıştır.
bulup da benimle paylaşan asena kuzuma çok teşekkür ederim.
ingilizcemle gurur duymamı sağladı.
en beğendiklerimi yazayım :

whose car are her?
Yes I am help me to carry.
Yes I am will'nt happen.

wtf?


facebook kafayı yedi. vallahi yedi.
resim herşeyi açıklıyor.

messages (1)
ama yukarda 0 yazıo.
ayrıca 0 mesaj olduğunda uyarı vermesini de aynı gariplikle karşılıyorum.

Nisan 06, 2010

vikingler tamam da, bu kadarını da tahmin etmemiştim yahu


bugün eski okulumuz şehreminiye gittik dilşad'la birlikte.
liseye hazırlanan ortaokul öğrencileri, okulu gezmeye, görmeye gelecekleri için.
okulu gezdirdikten sonra, konferans tarzı birşey olacaktı okulda ve biz de, mezunlar olarak, şehremini anadolu lisesi'yle ilgili görüşlerimizi paylaşmak, soruları cevaplamak için programa dahil olduk.
hiç bir konuşma hazırlamadan, kendimiz olarak çıktık sahneye. çok da güzel oldu aslında.
güzel güzel anlattık. ben konuşurken baya güldü veletler. okula aldığımız gitar amfisini takside unuttuğumuz günü bile anlattım yani. işte dedim bak buna rağmen hiç azar bile işitmedik falan filan.
neyse, program bittiğinde öğrenciler çıkarken, veletlerden bitanesi bana bakarak ve sırıtarak şöyle dedi :
"ehehe abi çoh makarasın yiaa"

bu zaten programı özetleyen bir cümle oldu.

sonrasında, okula gelipte, necmettin hocayı görmeden gitmenin hayvanlık olcağını düşünerek yanına gittik. sonra dışarı çıktık okulun kapısına. orda muhabbet ediyoduk. eski tarih hocamız mümine hoca da oradaydı. işte başlıktaki sihirli olay burada yaşandı.

her imaj değiştirdiğimde, başka başka insanlara benzetildiğimi biliyorsundur eğer bu blogu okuyorsan. vikingler de benzetildiğim bir ırktı. "vikinglere benziosun sen yaa" cümlesiyle pek çok kez karşı karşıya kalmıştım. vikingleri severim. güzel bişe onlara benzemek, yani sadece görünüş olarak. yoksa asıp kesmem yani kimseyi. tanrılar kurban istiyo falan, en sevmediğim şey.

neyse, akabinde mümine hoca bu benzetmeyi yaptı ve şöyle bişeyle devam etti :

-sen hiç şecereni(bu da küfür gibi kelime he), soy ağacını falan araştırdın mı sercan?
+yok hocam noldu ki?
-haçlı seferleri zamanında,(tarih dersi, yeni, yine, yeniden) danimarkadan, hollandadan, isveçten gelen askerler, uzun süre anadoluda ikamet etmişler ve burada kalanlar olmuş. acaba soyun oralara dayanıyor olabilir mi?
+yok hocam, sanmıyorum, keşke olsa. isveçli olmak güzel olurdu.

garip. araştırmak lazım. ama amcamın araştırdığı kadarıyla, babillere dayandığı söyleniyor soyumuzun.

bi de şeye çok güldük ya. şehremininin müdürü, dün arabayla okuldan çıkarken, iki tane öğretmene çarpmış xD sadece kafasını kaldırıp bakmış ve sonrasında devam etmiş xD şimdi komik gelmeyebilir ama anlatıldığında çok komikti xD

sonrasında da okula gittim işte. erken gittiğim için, sıkıldım ve yemek yedim. fakat gel gör ki, diyetteyim ben. ama şöyle bi durum da var, kurmayı sevdiğim bi cümle var.

"tabağın dibindeki mayonezi, kepek ekmeğimle sıyırırken 'diyetteyim' demeyi çok seviyorum"

ayrıca, okulumun yemekhanesinde görevli tatlı teyzeler beni duyuorsanız, bu yaptığınıza bir son verin.
bugün sebzeli köfte diye verdiğiniz yemek, aslında tam olarak köfteli sebzeydi.

ama lezzetliydi, tamam.

Nisan 02, 2010

evet kendimi çok şanslı hissettim olamaz mı yani?

bugün kendimi kutsanmış hissettim.
belki sizde kutsandınız bugün ama farkında olmadınız?
sizi aydınlatmaktan zevk duyarım. yok, öyle zevk değil, memnun olurum anlamında.
aslında bugün değil dün diyelim.
dün 1 nisandı evet. 1 saat öncesine kadar hala öleydi.
ve ben yılda sadece 1 defa olan, şaka yapma gününde şakaya maruz kalmadım.
bu çok güzel bi olay değil mi sizce de?
niye lan şaka güzeldir, diyenleriniz olabilir.
tamam bence de güzeldir dee, türk milletinin yaptığı şakalar şaka olmuyo ki.
yani genelde sözle yapılan şeyler oluo. hani planlanmış bişe olmuyo.
bkz;

-kamiiil, ananı s*kiyim
+ne diyon lan!?
-nisan biiiiiiiiiiiiiiiiiiir euehuehueh
+güm*pat*çat

şaka bu mudur sizce?
ne biliyim hani internette güzel örneklerini görüoruz.
millet uğraşmış resmen. hayalet kılığına giren mi istersin, günlerdir o şakanın planını yapan mı istersin, hepsi mevcut.
ama yok anacım, biz de öle bişe yok. bizdeki şaka olayı biraz daha boyut değiştirmiş bişey. hani böyle inceden laf sokmayla, kekleme arasında kalmış, fiziki bir emek gerektirmeyen, aptalca şeyler oluyor genelde.

sevgili cem yılmazdan alıntı yapmak gerekirse, diyor ya hani :
"bizler de mesleki şaka olayı vardır. hangi meslekteysen ve o anda eline ne varsa, onunla şaka yaparsın. amele misin? demirle kafasına vurursun adamın 'eheheuh şaaagaaa' ya da bilim adamı mısın? elindeki asiti dökersin falan şaka olarak"

çok doğru bir tespit bence. çünkü kendimden de biliyorum arkadaşım.
bateristim ben bi çoğunuzun bildiği gibi. iş aletlerim de, bateri ve bagetler.
bunu söylemekten utansam bile, ben de bazı zamanlarda, "enseye şaplak göte parmak" samimiyetim olduğu insanlara karşı, göte parmak kısmını bagetle uyguluyorum yani. hiç aynı tadı vermiyo falan dermişim şimdi ahuahuaha xD

neyse bu yazımı bir türk şaka(!)sı ile bitiriyorum.

şaka 1 (küfür etmeyin ama)
bu da şaka 2



nisan biiiiiiiiiiiiiiiiiieeeeeööööööööööööööörrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr xD