Şubat 26, 2010

tarkan


tarkan göz altına alınmış.
ben de kendi çapımda onu göz altına aldım.
insanlar parayı bulunca şaşırıyor azizim.
ama eminim ki bu şekilde göz altına alınmayı tercih ederdi.

di mi?

lost dizi oldu benim için

lost'u dizi gibi izliyorum resmen.
çok garipsemiş durumdayım şuan.
bu lost çok popülerken izlemedim.
çoğu şeyde olduğu gibi, biraz ortalık durulsun istedim.
ortalığın yeterince durulduğunu farkedince izlemeye başladım.
ilk sezon bitti.
ikincisi de bitti.
üçüncü de.
dördüncü sezonu garipsedim çok. sadece 13 bölümdü.
5. sezon yoktu elimde. evet, satın aldım.
5. sezon bittiği an bi boşluk hissettim.
sonra vuze'la tanıştım (evet, o da geç oldu. gerçi daha önce kurmuştum bilgisayara ama bir hata verip duruyordu, bende sinirlenip silmiştim. neyse)
ilk 4 bölüm yayınlanmış, internete düşmüştü bile.
indirdim hemen. onları izledikten sonra, gerçek macera başladı.
hayır be, dizideki macera değil xD
artık lost, canım istediğinde takıp istediğim kadar izleyebileceğim "bişey" değildi.
artık o bir diziydi.
tıpkı bir geniş aile gibi, tıpkı bir ezel gibi, tıpkı bir kurtlar vadisi gibi hatta.
artık onu da haftada sadece 1 bölüm izleyebilecektim.
her perşembe.
yeni dizilere sarmam gerektiğini düşünüyorum.
şimdiye kadar aldığım öneriler arasında, flashforward, heroes, himym, prison break fln var.

öneriniz varsa alabilirim?


*not: evet, lost'u temsilen claire'ın resmini koydum sadece. son sezondaki hali bu yavrumun. ama hala güzel. bir ergen hassaslığıyla seviyorum onu xD

değişik şeyler tabi bunlar


çevremde ugg koleksiyonu yapan insanlar var.
üstüne üslük, çevremdeki insanların %80'i platin sarısı saçlar taşıyor.
"dün alışverişte kaç para harcadıkları" konusunda sidik yarıştırıyorlar.
ciddi ciddi üzülüyorum öss başvurusunu kaçırdığıma. belki gidebilirdim başka biyere.
ben kesinlikle buraya ait değilim ya.
bulduğum bir kaç müzisyen yandaşla geçiyor günlerim.
çok acayip.
herkes ince sigara içiyor.
yemekhanede salata alıyorlar sadece.
çok değişik insanlar var çevremde.
onlara benzemeden şu sene bi bitse..

Şubat 24, 2010

abisinin kardeşi

inanamıyorum. şuanda dumulardan dumur beğenmekle meşgulüm gerçekten.
dünkü fener maçında güiza'nın oyundan alındıktan sonra ağladığını duymuşsundur.
işte arkadaşım onun facebook'ta dolaşan vidyosunu paylaşmış ve kardeşim de altına yorum yazmış.
işte oyorumu okuduğum andan itibaren artık kardeşime karşı olan bakış açım tamamen değişti.
yorumda diyordu ki;

"ağlasın belki akıllanır kürt tipli mal futbolcuyum diye geçiniyo gerizekalı."

şimdi böyle 12 yaşında, hala bez bebek izleyen, billy joe'ya aşık olan, amylee'yi idol alan sevimli yüzlü tatlı bi kızdan bu yorumu bekler misiniz?

ben beklemiordum hiç. zaten gördüğüm an dumur oldum. ama abisinin izinden gidiyo yavrum. zira ben 6 yaşındayken mahalledekilere orta parmak yaparmışım.

dipdipnot: büş, bilgisayarındaki lamb of god albümü, muhtemelen benden gelmiştir bi şekilde. ya da gökçe dolayısıylan olmuş da olabilir.

yılbaşı enstantenesi

didem arkadaşımın facebook duvarıma yazdığı yılbaşı enstantenesini, dokunmadan sizinle paylaşıyorum:

elimde bi video var. bizim salonda çekilmiş. yılbaşında. büş, beyza ve sen yerde yuvarlanıp 2 metrelik alanda bi sağa bi sola gidiyosunuz. tabi sen kutuplardan basık, ekvatordan şişkince olduğun içün büş ve beyza 3-4 kere dönerken; sen 2 turda tamamlıyosun gidişi. sonra 2 kere gidip geliyosunuz ve sen bombayı patlatıyosun: "ne çabuk bitiyo mnkym!"

evet biz aslında hep böyle eğleniyoruz.

Şubat 22, 2010

mimi mimi

dark butterfly arkadaşım beni mimlemiş.
şimdi 7 maddede kendimi anlatmam gerekiyor.
aslında ben kendimi anlatamam ya pek. zaten blogdaki hakkımda kısmında bunu anlamanız mümkün. ama mimi geri çevirmek de olmaz şimdi. o zaman bir deneyelim bakalım.

1-sempatik bir insan olduğumu söylerler. kendime göre "sempatik nedir?" sorusunun cevapladığımda, evet sempatiğim diyebiliyorum. tabi kendime göre. yani ne biliyim, kötü espriler yaparım çok fazla. ama öyle gülünmicek espriler değildir. yani ya gülmekten ölürsün, ya da kafanı duvarlara vurursun. o tip şeyler.

2-bazı konularda gerçekten çok şanslıyımdır. özellikle maddi konularda. ama konu aşk olunca da, şanssızın önde gideniyimdir biraz. yani belki açılmak için doğru zamanları bulamadığımdandır ama, ne biliyim, her seferinde yanlış zamanda yapıyor olamam ya. neyse işte genel bakarsak şanslı bir insanımdır.

3-duygularımı genelde uçlarda yaşarım. nefret ettiğim, karşıma çıkamaz. sevdiğim insan, sevgimden bunalabilir. kızdığım insan, gözüme gözükmemeli. üzüldüğüm zaman, tek kelime etmemeli kimse. bu belki de kötü bişeydir. bilmiyorum tam olarak.

4-müzisyenim ben biraz. davul çalarım. yaklaşık 5,5 senedir. ders vermeye de başladım yavaş yavaş. çalması çok zevkli ama kabul etmeliyim ki, öğretmesi sabır işi. çok ciddi sabır istiyor. (orhan bu lafım sana değil, sen çok güzel öğreniyorsun x))

5-müzik zevkim biraz değişiktir. yani genellemek gerekirse, metal diyebiliriz. ancak her metal türünü de sevmem. mesela thrash traştır. heavy sevmem. metalcore birincil tercihimdir. ondan sonra da melodic death metal dinlerim. pain of salvation ise istisnadır benim için. ruh halime göre, melodic black ve doom falan da dinlediğim olur. arada kafayı bozup pop ve r&b'de dinlerim. pek bilmem ama onları, popüler sanatçılar ve popüler şarkıları bilirim bitek.

6-laf sokmam kimseye. ama bana laf sokulmaya çalışılırsa, laf çarpıtılırsa, ya da sölediğim bişeyden dolayı biri beni bozmaya çalışıyosa, çok fena karşılık veririm. ve o karşılığı verirken suratımdaki gülümsemenin adı : "sinirden dolayı gülmek"tir.

7-biraz şişkoyum ben. aslında baya şişkoyum da denebilir. ama yakışıyomuş. kilo vermeme bahanem de bu. yakışıyo olum ne vercem diyorum hep. ayrıca sözüm beni behlül'e benzetenlere : "yürüyün gidin lan!"


şimdi mimleme sırası bendeeeeeeeeee x)


mitsubüşü, bnymn, pandora

Şubat 17, 2010

ayıplı blog. (+18)


küresel ısınmanın dünya'nın dengesini değiştirdiğinin kanıtlarını yavaş yavaş görmeye başladım.
zaten havaların ttnet'in internetin bağlantısı gibi sürekli değişmesine alışmıştık. amma velâkin, kediler de sapıttı anacım. daha mart ayının gelmesine, 10-12 gün kadar bir zaman varken, başladılar oynaşmaya, miyavlaşmaya, sevişmeye.
ders işletmediler allahsızlar lan. mıyk mıyk mıyk hiç susmadılar. en son aşağıya baktığımda gördüğüm tablo, kesinlikle "grup sex"ti.
ama gerçekten bak. öyle böyle değil ya.
ortadaki kedi -ki dişi olduğunu tahmin ediyorum- zevk ve acıyla karışık çığlıklar atıyordu.
kedilerin birisi, dişinin popo kısmından 45 derecelik pozisyonla üstüne çıkmıştı.
diğeri ise kedinin altında 69 pozisyonundaydı.
kuyruğunu mu yalatıor artık orasını bilemem ben.
açıkçası canlı yayında bir hayvan pornosu gibiydi.
ya tamam sevişsinler, çiftleşsinler, doğanın kanunu bu sonuçta.
ama biraz az bağırsınlar yahu.
ama başka bir açıdan düşününce de hak veriyorum onlara ulan. koskoca senede, sadece 1 ay karılarıyla birlikte olma fırsatları oluyo. yani mart ayı onlar için "onbir ayın sultanı" gibi birşey.
ama işte dünya bozulunca, 10 gün erken başlıolar çalışmalara.
inşallah çocukları böle minik minik tatlı kediler olur, analı babalı büyürler, bi yastıkta kocarlar falan filan yani.

Şubat 15, 2010

bünyamin.

bugün en iyi dostlarımdan biri bünyamin'in doğum günü.
evet hemen benden sonra. eğer düzgün planlamış olsaydık, dün birlikte kutlamayı tercih ederdim. göremedim çünkü onu bugün. sakarya'ya gitti.
daha dün görüşüp, uzuun uzuun vakit geçirmiş olsak da, bugün de yanında olmak isterdim.
aslında sabah görüşmüşler bi süre, bilseydim ben de gidebilirdim ama haberim olamadı.
şuan tek yapabildiğim onun için birşeyler yazmak (facebook'tan kutlamaktansa)

başkaları da vardı etrafta,
üzülmeme engel olan..
nadir insanlardı çevremdekiler,
yanımda durdular hep,
ansızın çıktın sen aslında, bir anda,
memnunum ama ben bu durumdan,
iyice uzattım lafı biliyorum,
ne diyim : iy'ki doğdun =)

iyki varsın bünyamin, nice mutlu senelere hep beraber erişmek dileğiyle.

Şubat 14, 2010

doğum günüüüü!

evet doğum günü kutlamamı yaptık.
her zaman olduğu gibi, başak cafe'de toplaştık.
en sevdiğim insanlar vardı. birkaçı bazı sebeplerden dolayı yoktular.
ama "yanımda olsa yeticek" kadar insan vardı.
10 kişi falandık.
herşey normal başladı.
muhabbet, sohbet, gırgır, şamata falan filan.
sonra pasta geldi.
aslında o tam olarak bir tramisuydu.
herneyse, üfledim mumları, olması çok zor bi dilek tuttum.
muhtemelen olmicak zaten.
sonrasında pasta yemeye çalışırken, hediyeler çıkmaya başladı.
evet eve döndüğümde 3 adet hediye vardı.
sayısı önemli miydi peki? -kocaman hayır.
bünyaminden bir adet fenerbahçe atkısı gelmişti. yerim onu xD
bir galatasaraylı, benim için fenerium'a girmiş bee daha ne isterim =)
sağol bünyamin...
cem'im kankam gülüm.
o da bir adet böyle siyah seksi bir zivitşört almış.
kankaaaa, eve gelince denedim, oldu lan valla xD
çok sağol kankam, düşünmüş olman yeter =)
umarım seçil inmiştir aşağı avcılara gelince xD
sağol cem...
eveeeet.
üçüncü hediye.
allahın hayvanları.
gerizekalılar.
bu bir suikast girişimiydi biliyorum.
kalp krizi geçiriyim istediler hep.
hediyeyi verirken,
dilşad dedi ki :
"bu hediye, benim, didinin, büşün, beyzanın, canerin ve ufuğun hediyesi"
ulan aldım elime, mıncıklıyorum hediyeyi böyle bi karton var.
kartpostal aldık böö diye dalga geçiolar bi de.
nyse yavaş yavaş aç dediler.
açtım açtım açtım açtım ve evet.

LAMB OF GOD SAHNE ÖNÜ KONSER BİLETİ LAN BUUUU!!!!

o anki tepkimi, bilmiyorum. en yakınımda olan kişiyi tuttum, kocaman sarıldım sıktım böyle.
ama ne kadar mutlu oldum varya, anlatamam size ya.

böyle anlatamadım duygularımı ya. çok acayipti valla.
kısacası;

teşekkürler dilşad
teşekkürler didem
teşekkürler beyza
teşekkürler büş
teşekkürler caner
teşekkürler ufuk!!

salih ve melis'e de, sevgililer gününde vakit ayırıp da yanımda oldukları için çok teşekkür ederim. zaten salih hediyesini sonra vercekmiş bikere xD

ama bu konuda cem'e de teşekkür etmem lazım.

yerim lan hepinizi!

teşekkür demişken,

arayan, mesaj atan,
facebook'tan mesaj atan, duvarıma yazan,
mail atan, msn'den yazan,
evden arayan herkeslere de çok çok teşekkürler ederim =)

hüzün mü mutluluk mu bilemedim.

şuan ağlıyorum biraz desem, ne dersiniz?
evet doğum günüm şuan. yani içinde bulunmaya dakikalar önce başladığımız gün.
an itibariyle, facebook, msn ve telefondan gelen kutlama msjlarına yetişmeye çalışıyorum.
bu telaş, tatlı telaş dedikleri şey olsa gerek.
o kadar güzel bi duygu ki bu, anlatamıyorum yani.
gözümden mutluluk dolayısıyla düşen yaşlar anlatabilir bence sadece.
kutlayan, kutlamayan, aklından geçiren ya da geçirmeyen herkese, binlerce milyonlarca kez teşekkür ederim.

iyi ki varsınız!
büyüyorum sizinle!

Şubat 12, 2010

sen sen ol, ünlü olursan bunlar gibi olma babacım.

gene ben bişeyler düşündüm ya. konu ünlü insanlarla alakalı biraz. nedense ben sevdiğim tüm ünlülerin böyle sıcak kanlı, makara böyle ne biliyim en aza indirgemek gerekirse; benim gibi olduklarını düşünmek istiyorum hep. yani sevdiğim insanlardan birinin böyle "tam artis" (sanki değil), burnu ve götü aynı oranda havada olduklarını düşünmek istemiyorum ya.

2009 yılına girmeden evvel, yani 2008'in sonlarında bir konser olayımız vardı. kadıköy'de bir öğretmen evinde yılbaşı konseri. işte direk düşündük repertuar kasalım böyle falan, hani öğretmenler olur, mature insan grubu falan, alaturka bişeyler çalalım. neyse sonra bize bir haber geldi. o gecenin ağır bir gece olacağını, bülent ersoy, candan erçetin gibi ünlülerinde orada olcaklarını ve muhtemelen bi iki şarkılık bize eşlik edeceklerini söylediler. bülent ersoy için aynı şeyi söyleyemesem bile, candan erçetin için düşüncem, tamam olur söylesin. ne var ki? gayet tatlı bi insan. amma velâkin, hiç de öyle değilmiş. hatta aksine tam ünlü tripleri varmış sahnedeyken. bi notayı yanlış bassan, ağzına sıçar bırakırmış. candan erçetin hakkındaki bilgilerim "kızıl saç, renkli göz, beyaz kedili ve bebekli klip"ten ibaret olduğu için iyi canlandırmışım demekki onu kafamda. bülent ersoy hakkında ise, konuşmak istemiyorum. ayrıca konser yalan olmuştu sonradan.

mesela, nur içinde yatası insan barış manço. türkiye'de yaşayıp, 15-30 yaş arasında olup da, onu dinlememiş, şarkılarını ezberlememiş, 7'den 77'ye programını izlememiş insan var mıdır? bence yoktur. en azından birini yapmışlardır yani. barış manço bu "iyi görünüpte tripcan olan" güruha bir örnek olmasa bile, "içi dışı bir olan ünlü" güruhuna ilk sıradan giriş yapabilir bence. ya da birinciliği kemal sunal'la da paylaşabilir.

bazı okurlarımın ortak noktası olan daniel gildenlöw. sevmeyen vardır bence onu. ama sevenler için, tanrı konumunda bi insan o. grup içinde bazı kaprisleri var. şuana kadar çıkan birçok elemanın çıkmasında daniel'in parmağı varmış. son davulcu johan langell'in ayrılmasının sebebi olarak söylenen "ailesine vakit ayırmak için" cümle, tamamen olayı örtbas etmek içinmiş. daniel'le tartışmışlar halbuki. ama burda daniel'i kötülüyor muyum sence? hayır tabiki. çünkü, daniel tüm grubu da kovsa, bi bildiği vardır anacım. ben bütün besteleri yapıcam, albümlere konsept bulucam, hem şarkı söyleyip hem solo atıcam, röportajlara katılcam, sonra gruptan birini çıkarınca kötü adam olucam. başka? yani daniel'in girdiği grup "kapris yapsa bile hakeden ünlüler" grubu. ki bu kapris olayı sadece grup içindedir bence. müzik adınadır yani. zira daniel, türkiye'deki sıradan bir hayranının facebook'tan attığı mesaja, er geç cevap verecek sıcakkanlılıkta bir insan. bu da böyle biline. adam olun lan!metallica'nın bateristi, (ama kendini daha çok metallica'nın sahibi sanıor) lars ulrich. lars'ı "kaşarlanmış kaprisli ünlüler" arasında incelemek istiyorum. bir adamın herşeyi mi kaprisli olur kardeşim ya? konuşurken bile kaprisli adam. böyle dili ağızda döndürmeler, böyle yukarı bakmalar, bi alaycı tavırlar, küçümsemeler. (yanlız konuştuğu kişi muhtemelen james hetfield). sahne de böyle değişik hareketler, gayet milliyetçi bir şekilde davula danimarka bayrağı asmalar, hani şey der gibi "grup amerikalı sanıosunuz ama değil aslında". gençlik zamanlarında, konser öncesi sahnede takılırken, "james'i alkışlamayın" dediği halde alkışlayan seyircilere dönerek götünü açması (ki avrupada en ağır harekettir bu. anasına küfür et daha iyi.) falan filan işte. sevmiyorum seni lars.

Şubat 06, 2010

ıslak ıslak yağmur


sevgili kankam didem (blogger ortamında nam-ı diğer diye tanıyabilirsiniz), yarın avcılara gelcek.ancak bir kehanet var. didem ne zaman avcılara gelse, yağmur yağıyor, sel alıp götürüyor.
ben avcılar halkını uyarmak için, twitter'da 4 dilde uyarı yayınladım xD (evet malım aslında xD) bunu gören sevgili arkadaşım yavuz gökçen, bunu nedenini sordu ve diyalog cereyan etti :

-neden şemsiye alıyoz lan?
+abi benim bi kanka var, didem, o ne zaman gelse yağmur yağıyo.
-yapma be olm sahilde iççez yarın biz.
+ben bilmem aga, yağabilir.
-ben baktım, bulutlu ve 1-7 derece olcakmış.
+aga didemin yöntemi farklı ama.
-neymiş?
+yağmurlar ekiyo göğün göğsüne.
- ahahah...uahau
+güneşte falan demlio bazen çayımı.
-o zaman ben öyle kaderin götüne çomak sokayım.

.

.
.
.
.
-yok aga yağmaz ya.
+yağarsa şaşırma ama
-ama yağmazsa ıslak ıslak bakmayın xD
+auhauhahah xD


bakalım kim ıslak ıslak bakacak, bekleyelim görelim.

çok gülüyorum çok


şu resme bi bakın.
işaretlediğim yerlere özellikle.
biz bu duruma ne diyoruz?
"adını bilmediği halde hayran olduğunu sanmak."
gülüyorum dediğime bakmayın.
gerçekten acıyorum bu insanlara.
yani birine hayran olmak için, onun bazı aktivitelerini takip ediyor olmak gerekmez mi?
uzaklaşmayalım fazla, Ata DemireR olsun konumuz.
demirer'in hayranıyım diyenlerin;
bir osmanlı cumhuriyeti'ni
tek kişilik dev kadroyu,
avrupa yakası'nı falan izlemiş olması gerekmez mi?
gerekir tabii ki.
bu blogu yazdığım için beni eleştirenler olabilir.
ama bence yazık bu 2.978 insana.
birileri onlara hayran olduğu kişinin adını öğretmeli.
problem sadece türklerde değil demeyi çok isterdim.
ama gel gör ki, şuana kadarki gözlemlerime göre, problem vallahi türklerde.
bir grup daha görmüştüm böyle : "Jim Carry Fun Club"
hem Carrey değil, hem de Fan Club değil.
fun club nedir ya. eğlence kulübü neden?
ilk başta, yabancı bir komedyen için (gerçi the number 23 ve eternal sunshine of the spotless mind'dan sonra pek komedyen diyesim gelmiyor ama..) yabancılar sayfa açmıştır diye düşündüm.
bir baktım ki...
evet şu çılgın türklerdi grubu kuran.
ne biliyim, ne diyim?
az daha dikkat be canlarım, birazcık.

Şubat 03, 2010

"şirin" gün

bugün canerce'mizin doğum günüsünü geç de olsa kutlamak üzere, bünyamin, dilşad, aşkın ve ben toplandık. caner de vardı tabi. zaten caner olmasa, onun doğum gününü kutlamak için buluşmuş olmazdık. herneyse.

okulu kırmış oldum aslında biraz. ama güzel şeyler bunlar. şirinevlerde, metro durağında buluşaacadık, ama dilşad "tek kız benim" triplerine girip geç kaldı. donduk biz de. sonra ben dilşad'a küfürlü mesaj attım. korktu benden. sonra şirin abiye doğru yola koyulduk.

gittiğimizde şirin abi, bıraktığı mektupta da yazdığı gibi "biz onu okurken çok uzaklardaydı" demicem, geç geliyomuş zaten. onu beklerken çaylarımızı yudumladık. sonra şirin abi, tüm şirinliğini de yanında getirip geldi. canere ibne muamelesi yapıyo resmen ya xD. neyse işte, aşkım canım derken öyle oturduk oralarda. donduk ayrıca, çok soğuktu orası. sürekli yer değiştirdik ısıtıcının yakınında olabilmek için.

günün anlam ve önemini belirten pasta geldi sonra. caner hepimizin ağzına verdi(pasta). günün hediyesi ise, bir şişe "olmeca"ydı. bilmeyenler için söyliyim; tequila. bunu da anlayacak kabiliyetiniz yoksa, tekila. gene yok diyosanız; içki,alkol.

işte muhabbet falan hoştu. nargile söylendi sonra. bünyamin'in çok komik içtiğini düşünüyo dilşad. ben çok "kuğul" içiyormuşum. dilşad'a içirmek için de çok uğraştık ama, pasif içicilikten öteye gitmeyi kabul etmedi. ama en pasif içen oydu şimdi, hakkını yemeyelim.

sonra aşkın'ın işe gitmesi gerekiyordu, oradan çıktık. kendimizi bir anda metroport'ta bulduk. sonra "gelmesi için, hangi yöne gideceksen ona basman gereken" asansöre bindik.
yemek yemeye karar verdiğimiz anda, kendimizi burger king'de bulduk. dilşad'la "king chicken mı yiyelim, king chicken mı yiyelim, yoksa king chicken mı?" tartışmamızdan sonra, king chicken yemeye karar verdik. ayrıca artık burger'da ketçap mayonez hariç diğer soslar 25 kuruş. aynen avrupa mantığı yani. en son slovakya'da mc'de sosa para verdiğimi hatırlıyorum.(havam batsın dimi?ama en son dediğime bakma sen, ilkti aynı zamanda ve artık son değil.)

sonra dilşad'ı evine bırakmak üzere çıktık ordan. okulu kırdığım gün bile, bahçelievler metrobüs durağından okula yürütmeyi başardılar beni. çok değişik bir kaderim var. günün bombasına çok yakındık artık. canerce, bnymn, dilşut ve edibüd yolda yürürken, daha öncesinde dilşad düşse nasıl güleriz falan diye muhabbetler dönüyodu.

bir süre sonra, demek istediğim şey "hadi dilşad'ı düşürüp gülelim" idi.
fakat ağzımdan çıkan farklıydı :

"hadi dilşad'ı düşürüp dövelim"

yarıldık tabi ama şimdi bak bir düşünsene olayı. dilşad böle ufak tefek, tombik yanaklı şeker bi kız. bir anda onu yere düşürüp, 3 erkek tekme tokat giriştiğimizi düşünsene bi xD komik değil mi? biz bunu düşünüp baya bi eğlendik. hatta aklıma geldikçe gülüyorum hala.

çok iyi gündü valla. okulu kırdığıma değdi mi?

bi de soruyo musun?



überdipnot: artık bende cepten facebook'a girebiliyoruum :D

Şubat 01, 2010

Class 222 Vantage

Transkript için buraya tıklayın direk.

Unutmayın kullanıcı adı okul numarası, şifre TC kimlik no.
Hadi göriyim sizi.

ben ayla gördüm.

bugün direksiyon sınavım vardı.
güzel geçti. yani öyle umuyorum.
geçmişimdir heralde büyük ihtimal.
sonrasında tamamen 2 dk içinde verilen bir kararla,
muhterem insan ayla'yla saklı bahçe'de buluştuk.
saatlerce ordaydık. yaklaşık 3 saat kadar.
o kadar güzel sohbet ettik ki, ne zamandır böyle hoş ve uzun sohbet etmemiştim.
hani böyle sohbet ederken, konu konuyu açar ya,
o durum oldu işte:
yiğit özgür
uykusuz
fırat
yahşi batı
cem yılmaz
kültür düzeyi
din dil ırk
acaba lamb of god türkiye'ye gelir mi?
testere
destere
türk korku filmleri
dostluk
arkadaşlık
saçma ilişkiler
yaramazlıklar
amon amarth

gibi bir çok konu da konuştuk.
vallaha çok güzeldi.
sağolsun ayla.

not : 1 sıcak çikolata içip, para vermek isteyenlere de gıcık olurum.