Aralık 31, 2009

h.n.y.

mesajı aldınız siz.

Aralık 28, 2009

Sabhankra - Our Kingdom Shall Rise

evet albüm öncesi tadımlık EP, yeni yıl hediyesi.
çok iyi geldi çok.
ve gerçekten harika bi çalışma.
müzikte bazı değişiklikler farkettim.
daha doğrusu vokallerde.
ama ne değişirse değişsin, sabhankra'nın müziği kötü olamaz.
bu melodiler nasıl çıkar ben anlamış değilim.
her melodide aklım direk osmanlı'ya gidiyor yahu.
böyle milli duygularım kabarıyo dinlerken.
for the empire olsun, powercraft olsun, diğer ep to die for a lie olsun, bu son ep olsun;
o damakta kalan tat, hep bambaşka.
"en iyi türk metal grubu sabhankra'dır" desem, kimse gücenmez, gücenemez. öyle çünkü.
ayrıca elemanlarıyla yüzyüze tanışıklığım olmasa bile, landrium'dan ortak arkadaşlarımız vesilesiyle, facebook'ta arkadaşız.
ve bu elemanların mütevaziliği, beni gerçekten benden alıyor.
nasıl mütevazilik dersen, EP'nin linkini grubun bas gitaristi gürkan yücel verdi direk.
beni birebir tanıyor mu? -hayır.
vermek zorunda mıydı? -hayır.
ama onlar, biz albüm çıkardık, raksıtarız biz, kimse ulaşamaz artık bize gibi triplerde değiller.
onlar aslan gibi birer müzisyenler.
onlar türk metal müziğinin parlayan yıldızları.


sevgili sabhankra,

beni duyuyosan, her albümünü dört gözle beklicem ve her notayı ezberleyene kadar dinlicem.
siz yeter ki yapın.

Aralık 25, 2009

dün.


insanların zaman kavramı kullanarak sordukları sorulara,
"dün" diye cevap vermeye bayılıyorum.
akünün suyunu boşaltmak için mükemmel bi yöntem.

-abi haftaya ne zaman olcak prova?
+dün.
- !?

######

-ne zaman geliyosun bu taraflara?
+dün geliyorum.
- !?


gibi.

kro


çevremde garip msn adresleri alanlar var.
aşkına eşkıya falan olayları işte.
üstelik bi elinde tesbih, diğerinde sigara ile gezen,
gömleği içine sokuk ve kravatı sonuna kadar yukarda olan,
saçları cix ve sakalsız olan liseli gençler.
ne ayaksınız olum siz?
mal mısınız nesiniz?
hayır madem racon kesceksiniz polat alemdar abiniz gibi,
adam gibi bi imaj oturtun.
zira, inek öğrenci giyimiyle, tespih sallayıp sigara içmek,
hiç etkileyici olmuyor.
bi kere boynundaki altın/gümüş kalın zincir gözükmüyor.
ayrıca onun altına spor ayakkabı da olmamış.
parlak yılan derisi sivri burun lazım sana.
ayrıca ceketini de giy ki, daha havalı olsun.
hey allaam gençlik nelerle uğraşıyor.
kro olmak bile zor bu devirde.
onu bile bilmiyolar.
evet aslında "nasıl kro olunur" konulu bi blog yazcağımı hiç hayal etmezdim.
ama türkiye burası anacım, herşeyi yaptırıolar be.

*****************

daniel'de baba olmuş gene.
aferin babacım. beline kuvvet.

Aralık 23, 2009

bebe dili.


bizim sülalenin bebekleri bi tuhaf azizim.
normalde yeni konuşmaya başlayan bebekler,
kelimeleri kısaltır, mümkün olduğunca kolaylaştırır ve öyle söyler.
ama bizimkiler tamamen bunun tersi.
daha da uzatıyolar.
ve öyle bi uzatma ki bu,
bazen ne diceklerini anlayamıyoruz.
örnek vermek gerekirse.

-babbbaa
+he kızım.
-mana maninanina aç.


(bana mandalina aç. soy yani.)

-kızım ne yiceksin?
+makakaka istiyoğum.


(makarna istiyorum)

-men de çeçidenikenk icem.

(ben de çekirdek yicem.)

Aralık 22, 2009

facebook sucks.

facebook'da yanda öneriler bölümündeki şeyler,
beni benden alır oldu.
bir kişinin profilini simgeleyen adı ve resmi,
altında da "merhaba de." , "uzun zamandır iletişim kurmadınız."
gibi şeyler yazıyor.
az önce yanda babamın facebook profili vardı.
altında da ne yazsa beğenirsin?

"hayatında neler olup bitiyor öğren."

sayfayı yeniledim.

"ona merhaba de."

sevgili facebook,
neden babamla ilgili söylediğin şeyleri merak edeyim?
hayatında bi bok olduğu yok.
salonun diğer köşesinde oturmuş,
ayaklarını uzatmış,
elinde sigarası, çekirdek çitleyip maç seyrediyor.
ayrıca niye durduk yere babama merhaba diyim?
nasıl bir ironinin içine sürüklemeye çalışıyosun sen beni anlamadım ki ben.

Aralık 18, 2009

kilo

cem uzun süre seçilin peşinden koştuktan sonra,
seçille çıkmaya başlamıştır.
salih de uzun zamandır müstakbel yengemizin peşinden koşmaktadır
ve neredeyse başarıya ulaşmak üzeredir.
diyalog cereyan eder:

cem: valla kanka çok koştum peşinden
salih: aynen aga.
sercan: eheehe hepiniz koştunuz sıra bende :P
salih: evet koşma sırası sende.
sercan: yok lan ben koşmam.
cem: koş kanka, hem kilo verirsin.

sldkmnflkdmfsl

Aralık 14, 2009

hayat ne garip.

kader çok garip bişey aslında.
bugün iki kardeşim cem ve salihle bu konuda baya konuştuk.
kader garip evet. hayat da öyle.
yani aslında ikisi çok paralel.
hayat nasıl akarsa kader öyle şekilleniyor.
kader nasıl şekillenirse hayat öyle akıyor.
bir takım şeyleri değiştirmek aslında kişinin kendi elinde.
yani aslında ortada sabit bir kader, dolayısıyla sabit bi hayat yok.
en ufacık bir değişiklik bile, bunu etkiliyor.
kendimden bir takım örnekler vercem bunla ilgili.
ama konuyu biraz açmak gerekirse, şöyle bir örnek verebilirim :
evden çıkmadan önce pilav yedin ve arkadaşının yanına gittin.
eğer evden çıkmadan pilav yemeseydin, belki de arkadaşının yanına gitmeden,
bi burger king'e uğrayıp bişeyler yicektin.
dolayısıyla arkadaşının yanına biraz daha geç gitmiş olcaktın.
ama belki o zaman, erken gittiğinde cereyan eden bir olay, cereyan etmeyecekti.

bu konuda düşünmek biraz da felsefeye giriyo aslında bana sorarsanız.
şimdi kendi hayatımdan ya da kaderimden -sen nasıl dersen- bir kaç örnek vereceğim.

ortaköyde oturuyordum ben.
6 yaşındayken, babamın iş yeri beyazıt'tan ikitelli'ye taşındı.
dolayısıyla biz de avcılara taşındık. #olay1
avcılara taşındığımızda 6 yaşındaydım.
ilkokulu okuduğum ambarlı ilköğretim okuluna kayıt için gitmiştik.
okul ambarlı mahallesindeydi ve biz merkez mahallesinde oturuyorduk.
kayıt yapmamışlardı. kendi bölgemizdeki okula yönlendirmişlerdi.
ama annem ısrarla o okulu istiyordu.
o zamanlarda, dayım avcılar milli eğitim müdürüydü. #olay2
dayımın bir telefonuyla o okula yazıldım ve orda okumaya başladım.
sonrasında 17 ağustos depremi oldu ve öğretmenimiz ankaraya taşındı.#olay3
öyle olunca sürekli sınıflarımız değişti.
son olarak kendimi B şubesinde, şuanda kardeşim dediğim cem ve salihin yanında buldum. #olay4
üç kafadar (cem,ben ve salih) bir gün takılırken, "hadi gelin stüdyoya girelim lan" dedim. #olay5
bu olayla müzisyenliğimiz başlamış oldu.
sonra lise tercihleri vardı. söz ettiğim dayım ve onun eşi, tercih döneminde şehreminiyi yazmam için ısrar ettiler.#olay6
sonuç olarak şehreminiyi kazandım ve şuan hayatımda olmazsa olmaz dediğim kişiler bu sayede hayatıma girdi.
birgün stüdyodan çıktığımızda, cem bir yakınını gördü. #olay7 nesi olduğunu tam hatırlamıyorum. o bizi "studio deo"ya götürdü. #olay8.
orada hakan'ı tanıdık ve müzisyenliğe asıl adımları, sahne tecrübelerini studio deo sayesinde yaşadık.
lise2'de ani bir kararla dil bölümünü seçtim.#olay9 çok çabuk karar vermiştim bu konuda. uzun uzun düşünmedim.
gene lise2'de bir kızla çıktım. #olay10. o bana şunu öğretti : "istediğini istediğin kadar sev.bu hayat senin.senin için senden daha değerli kimse yok."
aslında bu düşünceyi kısmen öğretti desem daha doğru olur.
çünkü şu dünyada kendimden daha çok değer verdiğim, "ölür müsün bi?" dese, "ok" deyip öleceğim insanlar var. onlar bu sınıflandırmanın dışında kalıyorlar. yerim onları.

yani kısacası şu yaşadığım 10 tane olay. hayatımın dönüm noktaları. peki bu olaylar olmasa nolurdu? ben de merak ediyorum. ona da bir göz atalım.

#olay1 : eğer avcılara taşınmasaydık, ortaköyde büyüyecektim ve nasıl bi hayatım olcaktı az çok tahmin ediyorum. cix bir genç olurdum heralde.

#olay2 : dayım o zaman milli eğitim müdürü olmasaydı, ambarlı'da değide başka bir okulda okuyacaktım. sonuçları farklı olacaktı.

#olay3 : deprem kötü bişeydir evet. deprem olmasa öğretmenim taşınmayacaktı ve kendimi çok şey öğreneceğim B şubesinde bulmayacaktım.

#olay4 : olay3'le bağlantısı var. B şubesine gitmeseydim, kardeşlerimle olacak tek muhabbetim "merhaba, naber?" olacaktı.

#olay5 : bu olay yaşanmasa şuan müzisyen değildim. beni tanıyanlara soruyorum "müzisyen olmayan bir sercan düşünebiliyor musunuz dostlarım?"

#olay6 : şehreminiyi yazmasaydım, başka bir okulda olacaktım. daha doğrusu dayımın eşi, gizlice şehreminiyi 8. sıradan, 2. sıraya taşımasaydı başka bir okulda okuyacaktım. belki şuan hayatımda olan insanların varlığından haberim bile olmayacaktı.

#olay7 : cem o yakınını görmese, bizi studio deo'ya götürmicekti. deo'yu hiç bilmiyor olacaktım.

#olay8 : deo'ya gitmemiş olsak, müzik bizim için, birkaç yıllık geçici bir heves olup bitecekti. sahne tecrübesi olmadığı için, o sahne tozunu yutamayacağımız için, sahneye çıkmamıza imkan verilmediği için, bir yerden sonra sıkılıp, bırakacaktık bu uğraşı. ve şuanda avcılardaki dostum dediğim onlarca insanı tanımıyor olacaktım.

#olay9 : hayatımın belki de en büyük dönüm noktası bu. gerçekten. sebep sormayın. öyle ama. o ortamda tanıdığım insanları tanımış olduğum için, dünyadaki en şanslı insan olabilir.

#olay10 : onunla çıkmasaydım, aşk ile ilgili şuanki düşüncelerim olmicaktı. belki eskisi gibi laylaylom olacaktı düşüncelerim. belki sadece uçkurumu düşündüğüm için oynayacaktım insanlarla. çok değiştirdi beni. her ne kadar artık hoşlanmadığım bi insan da olsa, sağolsun.

sevgili dostlarım. neden böyle bir yazı yazdım, nerden esti birden böyle bilmiyorum. ama bu dönüm noktalarından biri bile olmasaydı, belki ne ben sizi, ne de siz beni tanımıyor olacaktınız.

cem,salih,didem,dilşad,büş,beyza,büşra,gökay,hakan,ufuk,bünyamin,caner,seval,damla,narod,
müge,cansenin,müge aktan,samet,hede,burcu,erdinç,hasan,deli gizem,metalika gizem,gizem esen,erdem,atıf,ilyas,mehmet,feyyaz,fatih abi,benjamin(burak),baytar ilker,deli ilker,kadircan,eren,gökay gökhan,mert,yavuz,ezgi,belgin,tuğçe ve daha sayamadığım bir sürü insan.


hepinizi çok seviyorum ulan. hiç çıkmayın hayatımdan. iyi ki varsınız!

Aralık 08, 2009

yaşlı teyze ve otobüs

otobüse binen yaşlı teyzelerden nefret ediyorum.hepsinden değil.aslında yer verdiklerimden nefret etmiyorum.nefret etmediğim için yer veriyorum zaten.binen yaşlı teyzenin yüzünü gördüğüm an yer verip vermiceğime karar veriyorum zaten.gözlemlediğim 2 çeşit teyze var.masum ve suratsız.masum olması yer vermem için yeterli aslında.önceden yer isterlerdi, şimdi ayakta durduğun yeri de ister olmuşlar.daha çok bahsetmek istediğim çeşit suratsız olanlar.kesinlikle otobüse biner binmez, suratında bir memnuniyetsizlik ifadesi vardır.yer verseler(verseler dedim, ben vermem çünkü) bile o ifade değişmez.ön kapıdan binip arkaya doğru ilerlerken, dirseğini sırtınıza dayamak suretiyle sizi iter ve gitmek istediği yere ulaşır.geçerken basabileceği kadar kişinin ayağına basar.yediği küfrün ne hakkı vardır ne hesabı.kimsenin yer vermediğini farkedince, kendi kendine söylenmeye başlar.gözünün içine bakar milletin.uyuma numarasını da yemiyolar artık.kulaklığını açıcaksın sonuna kadar ve göz göze gelmiceksin.bu kadar basit.zaten suratına bakılmıyo ki gözlerine bakasın.evet o konuya gelcem şimdi.suratına neden bakılmıyor?bu suratsız teyzeler, yaşına başına bakmadan, makyaj yapıyolar.hemen eleştirme beni.makyaj her yaşta yapılır biliyorum.ama yaşına göre yapılır dimi?günlük 1 adet ruja, 750 gram fondotene, olmayan kaşları çizdirmeye, altlı üstü gözü siyaha boyamaya, olmayan kirpiklere rimel sürmeye ne gerek var?makyaj insanı güzelleştirmek için değil midir?genç insanlar yapmıyo ulan o kadar makyaj.gıdısı sarkmış artık böyle horoz ibiği gibi olmuş.yanakları desen doberman gibi.göz kapakları bile kırışmış.ama suratını boyaya batırıpta çıkmış sokağa.madem yaşlısın, bu kadar bokunu çıkarma; madem kendini genç hissediyorsun,yer isteme milletten.bunu şeye benzetiyorum ben.hani yazın kumsalda böyle görünce tüm hevesinizi kaybettiğiniz kadınlar vardır.afedersin götü başı sarkmış ama bikinili.tabiri caizse muşmula gibi.işte bu da öyle bi durum gibi.sizi bilmem ben hoşlanmıyorum.metrobüste olay daha farklı.avcılardan biniyorum her gün ilk duraktan.ama o suratsız kadını temsil eden kimse(hergün var mutlaka bitane) rahat ettirmiyor sana bir türlü.arkadaş bomboş metrobüs geliyor.ve 30 saniyede bir yeni geliyor.30 saniye beklemektense neden "aman 30 saniye bekliceme gençlerden birinin başına çökerim" düşüncesine kaptırıyolar kendilerini.anlamıyorum valla anlamıyorum.