Eylül 30, 2009

biber10. (evet espri, küfür edebilirsin)


peki ya, istanbul aydın üniversitesi hazırlık okulu 222-upperwaystage sınıfının en küçüğük öğrencisi olmam?

sınıftaki kişilerin yaşlarını saymama izin verin :

19
21
21
22
23
27
34
41
45
55

peki ya ben?

evet 18.
henry bana : "ooohh my god, you are a baby, where is your biberon?" dedi.

henriiiiiiiiiiğ


henry tyron'ı yerim.
kendisi bugüne bugün listening&speaking hocam oluyür.
inanılmaz tatlı bir insan.
konuşmalarına türkçe kelimeler katarak, kırıp geçiriyor herkesi.
henry'den inciler sunayım bir iki tane :

i have too much money çok şükür.
i am yoruldum.
my wife is from trakya, yedi bitirdi beni.
can you understand me? -yes +valla mı?
yees, yeees maşallah.

Eylül 29, 2009

skarsik


yatmadan önce 1 adet scarsick albümü dinlemek sünnettir.


olur da dinlemezsen şirke girersin.
resimdeki gibi scarsick olursun.

töbe yareppim

abi bu adamlar ne zaman kötü bi albüm yapcak?
nereden buluolar bu melodileri?
valla viking gibi hissediyorum kendimi ya.
yeter artık lan durun bi!

Eylül 28, 2009

Ölüme Ne Gerek Var? (Bir Aşk...)

bir gecede tersine döner hayat,
olumlu şeyler söyler senin için,
bu tersine dönen hayat,
tepe taklak giderken,
birden güzel bir seyirde akar belki,
bir yere kadar hep hızla,
kontrollü bir şekilde,
tıpkı bir arabanın,
otoyolda en sol şeritten,
hızlı ve güvenli gidişi gibi,
geçer gider günler.
zaman gelmiştir ve başlar,
ufak ufak sendelemeler...
bazen sendeleyip geçersin,
bazen biryerlere tutunup ayakta kalırsın,
bazen de düşersin, canın yanar,
ama en nihayetinde ayaktasındır en sonunda,
el ele düşünce kalkması daha zordur,
bir iki üç kalkarsın ama,
artık sadece kendini kaldıracak gücün kalır.
işte o zaman, söylenen acı bir söz vardır;
herkes artık kendi yoluna...
bir süre zor gelir kendi yolunda yürümek,
yollar daha bir zorludur,
bazen öyle bir düşersin ki,
bir daha hiç kalkamayacak gibi...
duvarlara tutuna tutuna ilerlersin sonra,
ve artık iki ayak üstündesindir,
bu zorlu yolda,
elini tutacak yeni bir yoldaş aramaya başla.
merak...
bu yoldaki en acımasız düşman,
kulakların sürekli uğuldar,
garip sesler duymaya başlar,
sanki sana bir çağrı varmış gibi,
sanki sana ihtiyacı varmış gibi,
sonrasında duvarlardan dinlersin onu,
ama hepsi kapalı kutu,
ama bir şansın daha vardır tabii ki,
kuşlar...
ve haber gelir sonunda,
kendini kaybedersin,
kendinden çok uzakta biryerde,
ya da unutursun kendini,
asla uğramayacağın yerlerde.
çünkü o;
o yolda başkasının elini tutmuş bile,
neler mi hissediyorum?
ondan nefret ediyorum.
onun yüzünü görmek istemiyorum.
onu tanımıyorum ki ben.
o artık umrumda bile değil.
yere göğe koyamazken,
nasıl oldu da girebildin,
'ölse umrumda olmayacaklar' güruhuna?
ölmek istesem neye yarayacak ki?
sen hayatta varken,
ölüme ne gerek var?

Eylül 26, 2009

ttnete girecek bir kafa daha istiyorum

evet şuan internet cafedeyim.
böyle bir rezillik görmedim ben.
3 gündür ha internet gitti ha gidecek diye takılıyordum.
ama ttnet sağolsun son 2 gündür hiç yok.
modemin tüm ışıkları yanıyor. herşey normal.
ancak siktiğimin internetine bağlanamıyorum bi türlü.
bazen tam bağlanıyor, sonra kopuyor gene.
msn sorun gidericisi de hatayı "anahtar bağlantı noktaları" diye isimlendiriyor.
pazartesiye kadar beklicem normale dönmezse ne sik yicem bilmiyorum ama,
en azından türk telekoma giderim falan filan.
rezillik resmen ya.
şurda daha yazacağım ne seksi bloglar var.
dün gülay hocayla murat hocanın düğününe gittik.
onu bile anlatamıyorum anasını satim.

Eylül 22, 2009

morfest '09

evet döndüm.
ne dönüş ama. erken döndüm evet. bu gece yola çıkıp yarın burda olmam gerekiyodu.
ama tahmin ettiğiniz gibiii organizasyon patladııı. evet boooom.
zaten morfest adının nerden geldiğini de anladım. (bkz; organizatörün suratının rengi.)
tam bi fiyaskoydu.
bu organizatörün hatasıydı tabiiki.
öncelikle şunu sorarım :
bayramda,
kamplı festivale,
bilet parası vererek,
kim katılır?
üstelik bozcaadadayken?
hadi bu işe giriştin. adam gibi sponsor bulsana.
hot blood energy drink ve doyums. ana sponsorlar. duyan var mı?
bu sponsorlar neyi karşılayabilir?
günde 15.000 tl kirası olan sahne ve ses tesisatını mı?
günde 4.000 tl olan kamp alanı kirasını mı?
250 grup elemanına günlük olarak(!) verilen, 50 tl'lik yemek kuponunu mu?
be abicim bunları düşünmeden iş yaparsan, jandarmalık da oluruz, sen de hapse girersin.
bizim keyfimiz gıcırdı eyvallah. günde 50 tl havadan paramız vardı kamp alanında harcayabilceğimiz. gelirken de allah için cebimizden kuruş çıkmadı. yemeğimize kuruş para da vermedik.
ama abicim, sen böle bişe yapıp, bi sosisliyi 5 tl den vermek yerine, fiş vermeyipte 1 tl den versen senin için daha iyi olmaz mıydı?
olurdu ama neyse.

şimdi şöyle bi anlatayım;
ilk aksilik22.00'da kalkacak otobüsün 02.30'da kalkmasıydı.
ikinci aksilik, oraya vardığımızda sahnenin hala kurulmamış olmasıydı.
üçüncü aksilik, yasemin mori'yi arayıp "gelme paranı veremicez" deyip, feribottan geri çevirmeleri.
bunlar başlangıç. ilk gün programa kesinlikle uyulmadı ve sözleşmede ki "gruplar, belirtilen programa göre sahneye çıkmak zorundadır. herhangi bir problem yaşanması durumunda, probleme sebep olan tarafın diğer tarafa nakden 20.000 tl ödemesi şarttır" ibaresini yemiş oldular zaten. o andan itibaren kanunlar önünde üstündük biz.

ilk gün almanyadan gelen toxic virgin adlı grup sahne aldı. ilk gün öylece bitti. 7 grup yalan oldu.
ikinci gün sahne süresi 1 saat olduğu halde, 30 dakikaya indirildi. vaadedilen bir kez daha yapılmadı. direc-t yoktu gene, yaşar kurt geldi. çaldı.

ertesi gün kriz başladı. üçüncü gün pazartesi. yemek kuponları iptal olmuş. parayla veriolar yemekleri. bi bokluk olduğu anlaşıldı. sonrasında sahne toparlanmaya başladı.

sonra duyduk ki muzaffer bey batmış. kasasında 2000 tl para kalmış. yani nerden baksan 200.000-300.000 tl içerde.

biz tabi isyan çıkardık mağdur gruplar olarak. jandarmayı çağırdık, dilekçe verdik falan filan.
neyse baktık olacak gibi değil, kendimiz organize olmaya çalıştık otobüsçülerle. ama adamlar da mağdur. biz sizi götürrüz ama, paramızı alamadık mazotumuz yok, iki defa feribota binmek gerek, 270 tl o ediyor, mazot paramız da yok mazotumuz da yok falan derken,
bir anda bişeyler oldu ve para toplamaya başladık. kelle başı 20 verecektik. ama çıkmayanlar oldu.

sonra merkeze indik ve müzisyen olduğumuzun farkına varalım istedik. bozcaada merkeze indik. gruplaşarak dağıldık ve gitar çalarak şarkı söylemeye başladık. dün bütün gün onlarla uğraştık. biz onla uğraşırken, otobüsçüler de boş durmamış ve organizatörün arabasını ipotek ettirmişler, senet yapmışlar. 1 hafta içinde paralarını alamazlarsa, satacaklar arabayı.

neyse canlı müzikten sağlam para çıktı. bi şekilde denkleştirip gelebildik istanbula.
buradayız sonuçta.

ayrıca bozcaada gerçekten mükemmel biyer. denize falan da girdik. mükemmel biyer. morfest oralardan uzak olursa, bu yaz gitmeyi düşünürüm bile.

Eylül 18, 2009

gidiyorum ben.

eveeet, morfest geldi ?att? ve yola ??kmam?za 2-3 saatlik bir zaman kald?.

umar?m istedi?imiz gibi ge?er ve e?lenerek d?neriz.

esen kal?n dostlar.

Eylül 16, 2009

shower queen


duş alırken,
disco queen dinlemeye çalışmayın.
çok acayip şeyler oluyo.
bi anda kendinizi klipte gibi sanıp,
abuk subuk hareketler yapabilirsiniz.
nakarat kısmında da zıplayabilirsin ve
tüm banyo su olabilir.
zira anneniz evde değilse (benim gibi)
hemen biyere kaçın.
gelipte yakalarsa kafanızı ütüleyecektir
"napıyosun sen bu banyoda" diyerekten.
buradan da bir sürü anlam çıkartılabilir.
tuvalatte ayağımı uyuşturup gülme krizine girdiğimi anladığından beri
zaten tuhaf davranır oldu bana xD
neyse kaçalım didilere xD

not: resimdeki duruma gelmeniz işten bile değil.

candace kucsulain


kadın brutal vokal...
en sevdiğim.
bu da yeni keşiflerimden birisi.
adı candace kucsulain.
walls of jericho adlı hardcore grubunun vokali.
en bilindik kadın brutal olan angela gossow'dan
yüz gömlek daha üstün.
üstelik şöyle birşey var.
slipknot ve stone sour'dan tanıdığımız corey taylor'la bir ilişkisi varmış uzun süredir.
hayırlısı.

Eylül 14, 2009

ha?

peki ya türk erkeklerinden bazılarının,
bileğe kadar gelen kısa çorapları,
kundura ayakkabıyla giymesine
ne diyorsun?

Eylül 12, 2009

Kittie - In The Black


şimdi böyle bi albüm beklemiyodum açıkçası.
fikir sahibi olmak için indirdiğim albümlerden biriydi.
ama eski günlerine dönmüşler be abi.
bu hanım ablalardan böyle sert müzik nasıl çıkar bilmem.
gitarda tripletler, davulda twinler, vokalde screamler falan.
dağıtmışlar ortalığı yahu.
dinlenmeli dinletilmeli bir albüm olmuş.
kesinlikle "4 tane hatun ne kadar müzik yapabilir ki?" diye düşünmeyin.
ölürsünüz.

Pearl Jam - Back Spacer


yer yer oynak
yer yer hüzünlü
dinlenilesi bir albüm olmuş.
buradan link vermicem.
bazılarının(!) zoruna gidiyor da.
bulmak isteyen bulur zaten.
bulamazsa da ulaşır bana.

farmville

ya resmen günlerdir farmville oynuyorum.
öyle bi sardım ki.
sanki gerçek bi çiflik sahibiyim gibi geliyo.
ekiyoruum, biçiyoruuum, hayvanlarımı sağıyorum, ağaçlar ekiyorum.
düşünsene bak mesela pirincin hasatını 12 saat sonra alabiliosun.
dün gece 11 de ekmiştim pirinç.
bugün 11de kalktım toplamak için xD
çünkü çürüyo lanet olası toplamazsan xD
öyle işte.

Eylül 10, 2009

unearthed

olmamış yea olmamış.
vasat.
bir çok yaratıklı filminkinden daha düşük bi performans.
beğenmedim.
10 üzerinden 4.

aldırma gönül#based on a true story

kahramanımız sercan, misafirli bir iftar sonrası, kaçarcasına çıkmıştır evden.
sigara içmek için evet.
çevre de 2 adet açık mekan vardır, biri uzak, diğeri ise çok yakındır.
yakın olana gider, oturur, çayını söyler sigarasını yakar.
"takılabildiğim kadar takılayım ulan" der.
mekanda şişko, uzun saçlı biri vardır.
elinde gitarı, ağzında mikrofonuyla canlı müzik yapar.
tüm klişe şarkıları çalar ama.
bkz; akdeniz akşamları.
1 saat geçtikten sonra kahramanımız sıkılır.
tam kalkmaya hazırlanırken, gitarla çok güzel bir intro girer.
o intro, o kadar güzeldir ki, sercanı mekan tutmayı başarır.
ki normalde, sadece 2 akorla şarkıyı bitiren ve detonenin allahıdır bu abi.
öyle solomsu introyu duyunca durmuş işte kahramanımız.
neyse şarkıyı söylemeye başladı ve kahramanımız anladı şarkının ne olduğunu.
kahramanımız çok çılgın metalci olsa bile sevdiği klasik şarkılar da varmış.
hababam sınıfından dolayı ezbere bildiği bu şarkıya eşlik etmeye başlar kahramanımız.
"aldırma gönüüül aldırmaaaaa
aldırma gönüüüül aldırmaaaaa
gönül aldırmaaaaaaağ"
bunu söylerken kahramanımıza ait iç ses :
aldırmaa gönüüül,
gönüül karıcııım,
aldırmaaaa,
kürtaj?
gönül? kız ismi?
eski karısı?
hahahuaahuahuahuhaahahahaha


bakar mısın hesap lütfen xD


Eylül 09, 2009

yağmur

bir yağmur bir yağmur aldı götürdü resmen.
bugün yağmur yağdığı sırada bilinçli olarak dışarı çıktım.
bir ıslandım bir ıslandım. anlatamam.
ama böyle bi ruhaf oldum ya.
müzik dinlemiyorum, yağmuru dinliyorum falan. o derece.
mesela beni sokakta kulaklıksız gören şaşırır.
bugün de öyle oldu. şaşırdılar doğal olarak.
bi de böyle sürekli, yağmurla, gök gürültüsüyle ilgili,
şiirler, sanatsal yazılar falan filan yazasım geliyor.
hayırlısı ya.

Gök Gürlüyor.


Gök gürlüyor haddinden fazla,
Ama kötü düşünme,
Bu sefer güzel bir ses bu.
Öncesinde verdiği ışık kadar,
Düşen damlaların çıkardığı ses gibi,
Rüzgarın o garip uğultusunun arasında,
Seni bilmem, bana huzur veriyor.
Kötü düşünme,
Güzel günler geliyor.
Her sene bu zamanlar,
Mutlu olmak için vardır bir kaç sebep,
Mesela gök gürültüsü,
Böyle derinden,
İçinden gelen umut dolu sesler gibi,
Herkesin duyabildiği, ama sessizmiş gibi.
Artık mutsuzluk yok, umutsuzluk da,
Bir şimşeğe bakıyormuş güzel günler...
Şimşek bu, geceyi aydınlatıyor,
Seni mi aydınlatamayacak?
Haklıyım tabii ki de,
Kulak ver dinle, ne dediğini anlayacaksın.
Evet, bu gece;
Gök gürlüyor haddinden fazla,
Ama kötü düşünme,
Güzel günler geliyor, aydınlık günler,
Hafif maviye kaçan bir beyaz gibi,
Çok ses getirecek günler,
Az kaldı, geliyor.

iftarımsı

bugün çoook çooook güzel bir gündü.
canımız kanımız yeşim hocamızın geç kalmış doğum gününü kutladık ve hep beraber
iftar ettik böyle. bizim sınıf, bünyamin, ufuk, yeşim hoca, ebru hoca, bilge hoca ve ebru hocanın eski bir öğrencisi...
kadromuz böyleydi.
öncelikle HD İskenderde, yüksek çözünürlüklü iskender yedik. evet, HD:High Definition.
yemek yerken dönen sohbetler çok güzeldi. baya eğlendim.
sonra da biyerlerde bişeyler içtik... (mesajı alan alır bilader)
yeşim hoca'nın doğum günüydü ve unutmamıştık...
beni en çok utandıran anlar, yemek esnasında "sercanın kasları" konulu konuşmaydı.
onun dışında yemek yerken,ebru hoca ve bilge hoca müzik işleri nasıl diye sordular.
anlattım ben de önümüzdeki festivali falan.
o kadar sevindiler ki, yerim ikisini de ya.
sonra toplanmamızın asıl esbabı : yeşim hoca. yerim.
birkaç ufak bişey aldık. hediye mahiyetinde.
ayrıca "mezunlar gitmedi mi hala sınavı" adında bir sınav hazıladık kendimize, onu çözdük ve hocaya verdik okusun diyerekten.
herkesin yazdığı şiirleri okudu hoca sınav kağıdında ve çok güldük.
herkesin yazdığı şiirler cidden gülünme potansiyeline sahipti.
sonra, yeşim hoca bize ayrı ayrı mektuplar yazmış. evet hepimize.
dayanamadım, otobüste açtım ve okudum.
ilk sayfadan gözlerim doldu, toplum içinde ağlamayı sevmediğimden,
zarfa koydum tekrar, eve gelince okudum.
çok duygulandım ama ya.
yerim onu. çok seviyorum çok.
ayrıca herkesi çok seviyorum.
yeşim hocayı da çok seviyorum,
bilge hocayı da çok seviyorum,
ebru hocayı da çok seviyorum,
didemi de çok seviyorum,
dilşadı da çok seviyorum,
büşü de çok seviyorum,
beyzayı da çok seviyorum,
büşrayı da çok seviyorum,
gökayı da çok seviyorum,
ufuku da çok seviyorum,
bünyamini de çok seviyorum.
hayatımdaki en anlamlı insanlar hepsi.
e kuzum söyle bana;
onlarla geçirdiğim gün güzel olmicak da,
hangi günüm güzel olcak?

Eylül 06, 2009

aldırma gönül.

peki ya hiç edip akbayram'ın, zamanında kürtaj yaptırmak isteyen ve adı gönül olan eski karısına "aldırma gönül aldırma" diye şarkı yazmış olabileceğini düşündün mü?

Eylül 03, 2009

Five Finger Death Punch - War Is The Answer

uzun zamandır beklediğim albüm sonunda bugün nete düştü. kişisel görüşümü sorarsanız mükemmelden de öte bir albüm. ilk albüm the way of the fist'le karşılaştırmicam, çünkü bu daha metalcore'a yakın bir albüm. öncekinde groove metal daha ağırlıklıydı.

kısacası gene aşmış adamlar kendilerini, dinleyin dinlettirin azizim. kullanılan clean vokaller gene şahane olmuş, çok güzel oturmuş şarkılara.

zaten şöyle birşey var. albümün kötü olmasını beklemek saçmalık. çünkü çok sağlam gruplar genelde 5. veya 6. albümlerinden sonra bozulurlar. nadiren bozulmayanlar da olur tabi. bkz; lamb of god. ama bu elemanların daha 2. albümleri ve ellerindeki materyaller, oldukça fazla. inşallah hiç mi hiç tükenmez ve ben de hep ne zaman çıkıcak bu albüm diye beklerim.


ilk sınav.


yeni okulumda ilk sınavıma dün sabah girdim. hasta oldum yaa. mecaz değil cidden hastayım. boğazım falan şiş.

şimdi şöyle anlatayım efendim. sınav ingilizce düzey belirleme sınavı. hazırlık okumama gibi bi şansımız olmuyomuş. seviyemizi belirleyip bırakıolarmış öyle. zaten kayıttan sonra, "yarın sınavın var" diyerek elime tutuşturdukları sınava giriş kağıdı beni bi şok etti. bayadır ingilizce tekrar yapmadıydım. grammar falan filan yani.

neyse.

saat 4 falandı yattım. 8de kalktım. hazırlandım. aylardır okula gitmemekten kaynaklı olarak bir süre kalem/silgi/uç tarzı şeyler aradık evde. büyük bir telaşa yol açtı bu. neyse bulduk falan.


sonra indim durağa. otobüse bindim. düşün ilk kez otobüse binip yeni okuluna sınava girmeye gidiyosun, o okulun öğrencisi olarak. ama iki damla yağmur düştüğünde orospu olan istanbul trafiği, ağız tadıyla bunu yapmana izin verir mi? -hayır. 45 dakika boyunca, avcıların çıkışına gelemedik. ki normalde 5 dakika sürmez bile. sonra indim. bir yağmur bir yağmur. ben de böyle havadan haberi olmaksızın artis gibi çıkmışım dışarı. kapri, tişört falan. bir ıslanırsın yürürken, üst geçitten geçerken rüzgarı yersin ve metrobüse binersin. beşyolda metrobüs durağı olmadığından ve "sonraki durakta inip geri yüriceğime, öncekinde iner ileri yürürüm" gibi salak bi felsefe edindiğimden, sefaköy yerine bağlarda indim. baktım yüricek yer yok. üst geçitte gene bi rüzgar yiyip, otobüs bekledim ve bindim. sonrasında beşyolda indim ve okula yürümem gereken yolu, yoğun yağmur altında, rüzgara karşı yürüdüm. sınava girdiğimde saat 10.30'du.


şimdi sınav diyince insan böle kağıtlı kalemli bişe beklio. ama bilgisayardan yapılıomuş meğersem. sabahki telaş boşa gitmiş yani. kendimi çok aptal hissettim ama napabilirim, ilk kez üniversiteli oldum.

velhasıl kelâm ilk sınavı böylece atlattık. upperwaystage çıktım. hazırlığa 3. kurdan başlicam falan. güzel şeyler bunlar. seviniyorum.

Eylül 02, 2009

tatlı.


şuan saat 2'ye doğru geliyor. bir anda içimde inanılmaz bir tatlı yeme isteği ve önümdeki tabak...

ince tulumba
kalın tulumba
lokma tatlısı

gece gece, şerbetli ve sıcak tatlı. allah sonumu hayır etsin.

ha yanında da kola.