Ağustos 31, 2009

ben küçükken#2

spiker : ve top ağlarlaa buluşuyor
sercan jr. : hehehe zaten daha önceden randevuları varmış topla ağların. kihkihkihkih.

ben küçükken...

sercan'ın küçükken,

maçtaki spikerin "veee hakan şükür 2 gole imza atıyor" demesiyle,

Hakan Şükür'ün maçtan sonra, karakola gidip imza atığını sanması...



**NOT : Fenerbahçeliyim.

Ağustos 30, 2009

fikibok

bugün, geleneksel hale getirmeyi düşündüğüm, "didemle sinema ve takılmaca" günüydü. takıldığımız mekanları saymak gerekirse : cinebonus, burger king, migros'un kozmetik bölümü, migrosun kapısının önü ve didemlerin daire kapısının önü.

Cinebonus
Inglorious Bastards'a gittik. çok sevdik. Quentin Tarantino gibi karizmatik bi isimden ancak böyle bir film beklenirdi. Filmde Adolf Hitler'i canlandıran adamı görmeniz lazım ama. Biz hep güldük valla o adama. Düşünsene ilk göründüğü sahnede peşpeşe defalarca "Nein!" diyo. (bkz; nein nein nein nein nein nein...!)
İzleyin görün yani. Çünkü siz buna değersiniz.

Burger King

Klasiktir zaten. Sinemadan sonra Burger King'e gidilir. Ama Sercan tutturur Historiadakine değil de Migrosun ordakine gidek diye. Hani bahçesi var, açık, dumanlı hava sahası.

Migros'un Kozmetik Bölümü

"Bak ben bunu kullanıom"
"Ağda yok mu?"
"Bu benim şampuanım"
"Aaa benim ki de bundan"
"Bak bende bundan var"
"Bundan al hiç terletmiyo"
"AaaAAaa! Prezervatif!" gibi konuşmaların geçtiği geyik kısmı diyelim.

Migros'un Kapısının Önü

Uykusuz okumaca, napalım diye karar vermeye çalışmaca, Didem'in -her zamanki gibi- beni eve bırak ısrarları.

Didemlerin Daire Kapısının Önü

Didem'i eve bırakırken, çok susadım. O kadar susadım ki, 5 kat çıkmayı göze aldım. Neyse çıkınca nefes nefese kaldım tabi. Biraz nefeslendim, sonra su içtim. peçete istedim, terimi sildim. Sonra Mehtap Anne aşağıdan zile bastı poşetlere yardım diyerekten. Sonra aşağı in ve karpuzla-kavunla tekrar yukarı. iki bardak su daha. bir süre geyik. yani şöyle bi durum vardı. Didem oturdu yere, ben kapıda -ayakkabıları çıkarmaya üşenen ifade ile- sohbet ediyoruz. Nyse sonra tesisatımı üzerime kurdum ve ev yoluna koyuldum. (koyulmakta çok garip oldu).

Sonra da evimdeyim işte yani. böyle şeyler.
ayrıca "hede'yi bi mutlu etmişim..."

son olarak şunu söylemek isterim (evet present tense ile), bugün kimle takıldın dersen, cevabım didem değil, kesinlikle "didemlerin su bardağı" olurdu.

Ağustos 29, 2009

Hayat Çok Eksik

Bir yarışı kazanıp ilk evine yerleşir,
Kendini neyin beklediğini bilmeden,
Yavaş yavaş büyür gelişir,
Geleceği-geçmişi görmeden.
Yeni dünyaya gelince,
Sersem tavuk gibi,
Bilinçsiz bakar etrafına,
Kim bu insanlar, ne kadar da büyükler.
Bakar sadece etrafına,
Ne olduğunu anlayabilmek için,
Lâkin çözemez olanları.
Günler aylar geçer,
Anlar yavaş yavaş,
Hayatın ne olduğunu,
Yeni bir şeyler anlama isteğiyle,
Sorular sorar sıkılmadan,
Oyunlar en iyi arkadaşı,
Oyuncaklar tek sırdaşı,
Olmuştur bile çoktan.
Ama sıkılır artık onlardan,
Daha başka arayışlar,
Kucağını açmış bekler onu.
Sudan çıkmış balık misali,
Arayışta olduğu herşeyin,
Atlar üzerine kucağını açık görünce.
Hatalar yapar, yanlış düşünür,
Öğrenir doğruları,
Hayatın sınav olduğunu anlarken,
Bir anda başladığı yer döner.
Peki bu adalet midir sizce?
Sözlerim isyan değil,
Sitem hiç olamaz,
Ama bu hayat neden bu kadar eksik,
Gerçekten...
Ya beklentiler çok yüksek,
Ya da bu hayat çok eksik.
Sonrasında,
Bir bakacaksın ki...

**Nur içinde yat dostum...

Yarım kalan hayatlar için, bu şiirde yarım kalacak.

Ağustos 28, 2009

kayıplar...

ya bu hayat nasıl birşeydir. biraz önce bir arkadaşımı kaybettiğimi öğrendim. çok yetenekli bir bas gitaristti ve daha 22 yaşındaydı.

hayatın hiç acıması yok gerçekten. lanet olsun.

sen eve gidince mesaj atarsın.


bugün uzun zamandır geçirmediğim kadar güzel bi gün geçirdim canlarım.
canımdan birer parça olan didem ve dilşadla birlikteydik. tabii ki başka sevgili arkadaşlarımız da vardı. bünyamin, caner ve ufuk gibi.

neyse iftar yaptık birlikte. dilşad'ı aldım gittik sultanahmete. ortada bir "fışkiye" geyiği vardı ki sormayın gitsin. nasıl özlemişim pisi. didem'i çok sık görsem bile, yanımdayken bile özlüyorum :P

şaka maka dilşad'ı görmediydim bayadır. çok özlemişim. bu buluşma da çok iyi oldu. hele eve dönüşü bir görmeniz lazımdı.

kavalyelik görevimi devam ettirdiğim için :D, dilşad'ı evinin ordan aldım ve tekrar paket servis olarak evine kadar götürdüm.

şimdi yedik içtik kalktık gezdik biraz falan. sonra dilşad'ın çook fazla vakti olmadığından, diğerlerini orada bırakmak suretiyle ikimiz kalktık. dönüş yolu için iki çözüm önerisi sundum. ya geldiğimiz gibi dönecektik. yani tramwayla zeytinburnu, oradan metroyla bahçelievler, metrodan da eve topuk. ya da : beyazıtta tramwaydan inip, dilşadın evinin önüne giden 97B ye bincektik. ikincisi daha cazip geldi. çok yürümeyelim diye. beyazıtta indik ve otobüsü beklemeye başladık.

5 dk..
10 dk..
15 dk..
20 dk..
25 dk..

yok xD

sonra arkadan geçen bi vatandaşın "millet saatlerdir bekliomuş, gelmemiş" sözü üzerine, tavşan gibi tekrar tramwaya yöneldik. ilk bindiğimizde oturuoduk ne güzel. ikinci de ayakta kaldık tabii ki de. dilşad'la tramwayda ayakta kaldığımızda (evet ilk kez olmuyo), benim iki görevim oluyo:

1. düşmemek için yukardan bişeyi tutmak
2. dilşad düşmesin diye onu tutmak.

ee kavalyelik zor günler için.

neyse.

dilşadla aramızda "erkeğin kızı eve bırakması/bırakmaması/bırakamaması" konulu bir geyik dönüyor ki sormayın. şöyle bi diyalog geçti ilk başta otobüs beklerken ve otobüs gelmezken:

s : bide şey oluo ya. böle otobüs bekliolar, erkeğin ki önce gelio. aa benim otobüs falan diyo.
d: hee bi de acındırırlar 1 saatte bir geçio falan diye
s: evet evet. kız da nezaketen e bin o zaman der.
d: erkek de hiç itiraz etmez.
s: ama nezaketen o da eve gidince bana mesaj atarsın der :D

işte bu andan itibaren sercan, o konuda geçen erkek olur ve bir geyik başlar. sürekli olarak, "ben burdan kaçtım, sen eve gidince mesaj atarsın" der :D

biyerden sonra dilşad da aynısını yapar ve o da bunu söylemeye başlar.

ama kırılma/kopma/ölme/yarılma/her ne haltsa noktası şudur :
"tramway cevizlibağ'a gelir. sercan çaktırmadan kapıya bakar. kapı tam kapanırken inecekmiş gibi hamle yapar. dilşad bunun farkındadır çünkü geyik devam ediyodur. sercanın yaptığı hamleyle kapı kapanmaktan vazgeçer ve 'in hadi insene' der gibisinden tekrar açılır ve mavi ekran gözükür"

böyle güzel bir gün geçirdik işte. daha ne geyikler döndü de, onlarda kavalyemle aramda kalsın herkese anlatmaya gerek yok dimi xD

Ağustos 27, 2009

kendi adını taşıyan albüm.

keşke herkes konsept albüm yapsa.
albümler keşke kendi adını taşımasa.
keşke müzik kanallarında "albüme adını veren şarkı" diye birşey anons edilmese.
keşke herkes tüm şarkılarını adam gibi dinleyip albümüne genel bi isim verse.
o zaman herşey daha güzel olmaz mıydı?


Ağustos 25, 2009

sana puanım dokuz kanka.

1. Neden blog yazarsınız?
- Çünkü insanın duygularını yazarak paylaşması güzel birşey. ya da bazı tespitlerini başkalarına aktarmak istemesi. net alemi bunun için çok uygun. ayrıca şiirlerimi paylaşmak için de güzel. yani blog yazmamın amacı kısaca, bir şeylerin içimde kalmaması. ayrıca eğlenceli.

2. Son zamanlarda vakit ayıramadığınız bir uğraş?

- Gülmek. Bazı arkadaşlarım.

3. Şu anda imkanınız olsa gerçekleştireceğiniz hayaliniz?

- Pılımı pırtımı toplayıp çok uzak bir ülkeye gitmek ve orada yeni bir hayat kurmak. hiç tanımadığım insanlar arasında yer edinmeye çalışmak.

4. Hayatınızda iyi ki yapmışım dediğiniz 3 şey?

- İyiki şehremini yazmışım. iyiki dil seçmişim. iyiki bengüyü tanımışım.

5. Mutfakta en sevdiğiniz uğraş nedir?
- Blender ile birşeyler çırpıp her yere sıçratmak.

6. En sevdiğiniz üç yemek?

- Dolma, Kaşar rendeli domates çorbası, patates salatası

7. Giyim konusunda abarttığınız eşya?

-tişört. çok var. yarısından çoğunu giymiorum bile. ama atmam da. uzun kollu 4 kıyafetim var. yaz kış kısa kol.

8. Çocuklarınıza nasıl hitap edersiniz?

- oğlum,kızım,x,y.

9. Sizi anlatan bir resim?























o zaman bu mim, bünyamine gitsin.

Ağustos 24, 2009

master's degree

arkadaşlar türk erkeği, her yerde türk erkeği. yaşı kaç olursa olsun o bir erkek, ve nerde yaşarsa yaşasın o bir türk. ne kadar entel takılsa da, metaci takılsa da -kendi çevreme bakarak söylüyorum- gene de o bir türk erkeği ve halı saha maçlarında klişeleri mutlaka yerine getirmek zorundadır. bu klişeler nedir diye soracak olacaksın bence. bahsedeyim biraz.

  • futbol bir spor etkinliğidir. oynayanlar bunu spor olsun, zevk olsun diye oynar. ki duyrulan, bilinen de budur zaten. ama türk erkeği, halı sahaya giderken yolda, maç başlamadan önce (2 adet), devre arasında ve maç biter bitmez sigara içer.
  • maç esnasında iğrenç espriler, şakalaşmalar, terli terli birbirine sarılmalar yapılır. bu tayfa rocker, metalci, müzisyen tayfa ise "davulcu değil mi hepsi aynı bok", "ben gitaristim kaleye geçmem tırnaklarım kırılır", "davula da böyle vuruyon dimi?", "nasıl vokalsin sen, bağırdın mı inletmen lazım" gibi diyaloglar sıkça yaşanır.
  • ilk golü yiyen takımın oyuncuları, takımların ayırt edilmesi için giyilmesi gereken fosforlu yeşil/turuncu/sarı iğrenç yelekleri giyer ve bu olay her zaman karşı takım için alay konusu olur, baya bi eğlenirler.
  • halı saha sahibi esencılıslı abiler sana gelip "bunlar metalci ama sosyal metalci gençler, top da oynuyolar" diye takılır. çok eğlenir, bildiğin gibi değil.
  • sahanın yanında bakkal olduğu halde, sahaya ait yerden su alınır, kazıklanılır. bi dikişte de biter o.
  • sanki kupa maçına çıkarcasına, tam teşekküllü gelinir maça. en kral halısaha ayakkabısı, tekmelik, tozluk, orijinal forma/şort, saç uzunsa kafaya bant. takım atak yerken, savunma yapmak yerine saç/baş düzeltilir.
  • maçlar genelde gece saat 12'den sonra olur. maçtan sonra gidecekleri yer ev değilmiş gibi, 1 şişe parfümü kafadan aşağı boşaltırlar.
  • maçtan sonra soyunma odasına girdiklerinde, kendileri misk-i amber gibi kokarcasına, "kim osurdu be amına koyim" derler. halbuki o koku, 1 saat sığır gibi top peşinde koşmuş türk erkeğinin doğal; yani, ter/ayak/apış arası kokusudur.
  • ortaya iddia konur. "1 tepsi baklava". ama türk erkeği ayran yüreklidir. kazanan takım dayanamaz, kaybeden takımla beraber yenir o baklava.
  • bazılarının sevgilileri maçı izler. onları bir görün derim size. en belirgin şey şudur. o kişi gol attıktan sonra bazı davranışlar sergiler.
  1. sevgilisini gösterir parmağıyla.
  2. parmağında yüzük varmış gibi, yüzük parmağının, yüzük takılan kısmını öper.
  3. koşar ve terli terli sevgilisine sarılır (en risklisi bu)
  4. gol atınca "aşkıııım senin için" diye bağırır. bu da çok gereksizdir. orada, o golle sevgiline verebileceğin maximum armağan 3 adet baklavadır.
  • kenardan maçı izleyip, erman toroğlu takılan abilerin yorumlarına mutlaka cevap verilir. (bkz; a: öyle şut mu olur amk? b: sanane amk.). bırak, bulaşma, ne gerek var?
  • halı saha da alan dar olduğundan dolayı, taç atışı kullanılmaz. yani topu sağda ve solda saha içinde tutmaya gerek yoktur. ama her seferinde top o çizgiyi geçtiğinde "eee bırak taç o hehehehe" diye espri yapılır.
  • gol kaçırınca "pardon beyler" denir.
  • ayrıca göt kadar sahada, 7'şerlikten oynanan maçta, ofsayt olması imkansızdır. zaten yan hakem yoktur. ama her seferinde "bana atma olm ofsayttayım ehehehhe" esprisi de kaçınılmazdır malesef.
yani kısacası, yer yaştan, yer güruhtan türk erkeğinin halı saha maçlarını izleyin, izlettirin. ama sizden ricam, terli terli sarılmayın birbirinize.

lütfen.

Ağustos 22, 2009

unearth=metalcore


ulan son 1 haftadır kendi içimde fırtınalar yaşamaktayım müzik konusunda.
lastfm'in tavsiyesine dayanamadım ve unearth denen metalcore grubunu dinleyeyim dedim. lastfm'e her girdiğimde gözümün içine bakam masum bir unearth vardı çünkü.

indirip dinlemeye başladığımdan beri, adeta içimde kendime şu soruyu sorar oldum "ben metalkorcuydum birden neden progresif dinlemeye başladım? özüme dönmeli miyim? yoksa ikisini aynı anda yürütebilir miyim?"

şuan pain of salvation'u aldatıyomuşum gibi bi his var içimde. ayrıca lamb of god'da aynı şekilde. lamb of god'ı zaten bi çok grupla aldattım ama onlar benim ilk göz ağrım.

yani şimdi unearth'in müzikalitesinden bahsetmek istemiyorum. müzik göreceli bir kavram olduğu için ben beğenirim, sen beğenmezsin orasını bilemem.

ama metalkor anlayışınız "cıncıncıncıncıncınıc" değilse, metalkorda melodi seviyorsanız, ve "ben all that remains, five finger death punch, killswitch engaged gibi metalkor grubu arıyorum" diyorsanız, unearth'e saldırmak için neyi bekliyorsunuz?

Ağustos 20, 2009

çekomastik slikon.

sevgili kankam didükle beraberdir bugün. 11de olacak buluşma,12 de gerçekleşse de -benim yüzümden-, 12 seansında angel and demons'u kaçırıp 14.30 seansına metrodan kaçışa gitsekte eğlenceli güzel bir gün geçirdik. ayrıca bu kültür etkinliği esnasında, arkadaşlarımız ufuk, gizem ve furkanı da gördük. rus kızı görmekten de korktuk açıkçası. ama içimizde bir "belki" vardı. neyseki atlattık. şimdi bu günden küçük diyaloglar falan paylaşmak istiyorum :

###

daha yeni buluşulmuştur. capacity'e doğru yola çıkılır. o yol üzerine girildiğinde sercan "Titanic Hotel"i görür. Tam o sıra da bir anketör bir şey sormaktadır.


sercan : aha titanik
didem : evet
sercan : otel mi o?
didem : hee
anketör : yeni bir anketimiz bidibidivikvikvik
sercan : batıyo mu?


bu son soruyu titanic için düşünmüştüm ama anketöre dedim gibi oldu. allahtan farketmedi sevgili insan xD

###

ilk başlarda sinema salonunda sadece sercan ve didem kalmıştır. sanki salonu kapatmışlar gibi. sercan saçmalar sürekli.


sercan : sesi biraz kısabilir miyiz?
***
sercan : ya az ileri alalım, bari reklamları geç.

###

sercan'ın telefonunun hücre bilgi ekranında, "CAPACITY" yazmaktadır. bunu görünce hayrete düşer ve şu soruyu sorar :


"Ohaa Capacity'de baz istasyonu mu var?"


###

burger king'de didem yeni buluşlar peşindedir :


"Laan hamburger resmen ekmek arası köfteeee"


###

sercan uzun zamandır blog yazmamaktadır ve blog oluşturma pahasına o gün yaşanan olayları telefonunda not eder. yine güzel bir olay olur yemek yerlerken :


didem : yaz bunu da
sercan : elim pis
-sessizlik-
sercan : olimpos gibi oldu ha, elimpis.
s&d : sşlkdmşlsd ölşsöfsdmskldgm lsdçgmsdlşg


###

gene burger'da arka masadaki kız, sercan'ın ölmesine sebebiyet verebilecek bir telefon konuşması yapmaktadır. sercan gülmekten tıkanır,kızarır,morarır. bir yandan da duymasınlar diye kendini sıkmaktadır ayrıca.


"Aloo he ben bugün görüştüm adamlarla, çok olumlusun dediler, hee evet sonra beni arayıp hangi pozisyonda çalışcağımı söyliceklermiş"


###

spoonarism...

Kahne Sostümü (sahne kostümü demeye çalışıyorum)

###

insan konuşacağı şeyi kafasında önceden tasarlayınca saçmalıyor cidden.şöyle ki sonu "st" ile biten bir kelimeden sonra, "ş" ile biten bir kelime söylemeyi düşününce o kelime de "şt" oluveriyor. bakınız;


-kanka biraz realist yaklaşt.

***
aynı olayın biraz daha farklısı,
-kuluk,burun,boğaz.

kulaktan sonra burun diyeceğini biliyorsun ve aklın oraya gidiyor. istemeden de olsa "kuluk" diyorsun.

Ağustos 15, 2009

pm from daniel gildenlöw.

daniel gildenlöw abimiz "albüm nerede" konulu serzenişime cevap vermiş. kendileri diyor ki;

"Due to problems with our previous distributor it has been delayed until next year, 
but we hope to give you some surprises in the meantime :)
"

Ağustos 12, 2009

seks kokuyorsun.

dün ve önceki gün inanılmaz iki gündü. ilkokul arkadaşım vardı bitane. antalyaya taşınmıştı. 7 yıl sonra ilk defa istanbula geldi. bizde görevimiz olarak onu gezdiriyoruz ve inanılmaz komik diyaloglar yaşanıyor.
################################################

meltem : margharetta var.(telaffuzda zorlanarak)
merve : ama mantar var o olmasın.
meltem : gorogonot varmış (gorgolnotha demek istiyo)
sercan : ama onda fesleğen vaaar.
meltem : enzo var.
merve : heh onu alalım, hem adını da söyleyebiliyoruz.
sercan,meltem,ceren,merve : puuuhuahuahauhauhuahuaa

################################################

ceren : kozmatik.
-mavi ekran-

################################################

ceren : kamaron diyaz
-mavi ekran-

################################################

meltem : ya adı müfit ama genelde kemal diyoruz.
sercan : neden? matematik öğretmeninin adıda mı müfitmiş, karışıklık olunca müfit kemal olsun mu demiş?
ceren : ne!?
herkes : şsldmöfşsdlfd.sfsdfsdfksdf.dsöç.çdsifsdfsdf.sdfçisdfşödsfldömsdlşfö

################################################
meltemin ensesini tutarak 10 dakikada bir.

sercan : gel güreşelim.

################################################

küçük beyoğlundan çıkılır. çıkarken sercan damla ve mügeyi görür. bir anda, o iki kişinin yanyana yürümesinin imkansız olduğu dar sokakta orta yerde durulur ve bir çığlık duyulur.

damla : sercaaaaaaaaaan! -çığlık-
müge : sercaaaaaaaaaaan! -çığlık-

sercan ortada durmanın mantıksızlığını farkeder ve ikisini de öperek biz gidelim o zaman der, oradan uzaklaşır. ama istediği tepkiyi verememiştir. üstelik genç kızların çığlıkla adımı zikretmiş olması üzerine, yanımdakiler benimle "ünlü olmak böle bişey hehe" diye taşak geçerler. sonrasında sercan damlaya mesaj atar :

"lan ne çığlık atıyon beni görünce, ilk kez mi gördün xD"
################################################

sonrasında küçük beyoğlunda yanımızda oturan masadaki sevişen çift. sevişen çift kalktıktan sonra oraya gelen 10-12 tane, çok pis metalciyim triplerindeki, 2 birayla sarhoş olan genç profiline sahip gerizekalı arkadaş grubunun bağırış ve çağırışları. sonrasında beni şoklara uğratan bir cümle. bir onun bir bunun kucağındaki kot elbiseli esmer salak kaşar kızın, kucağına oturduğu gözlüklü, entel olduğunu sanan tipitipe benzeyen bi deri bi kemik kafasındaki komik bantlı çocuğa söylediği şey :

"off acayip seks kokuyorsun."




pekâla.

ösys


istanbul aydın üniversitesi turist rehberliği bölümünü %100 burslu olarak kazanmış bulunuyorum. hayırlısı diyelim, yarınlara umutla bakalım falan filan.

Ağustos 10, 2009

nokya altmışaltıotuz.


arkadaş yıllardır bu telefonu kullanıyorum ama hiç canım değiştirmek istemiyor.
zamanında çok tutuldu evet ama artık üstüne ne modeller çıktı. ne çift kameralılar, ne XpressMusicler, ne 3Gliler..

ama bu telefonda beni çeken birşey var. kullanımı kolay, görüntüsü de çok hoşuma gidior.üstelik symbian özelliği zaten çok güzel bişey.

lan diyorum eskidi artık değiştiriyim. ama yok olmuyo yani. hep bana bişey dur diyo. değiştirmicem ulan.

ben geldiiiiiiiiiiiiim.

anam anam anam. kim gelmiiiş. evet ben.

normalde bugün akşam gelecektim ammavelâkin, en iyi dostum, grubumun vokali salih'in babasının hastaneye kaldırılması üzerine, salihi yanlız bırakmamak için, cumartesi atlayıp geldim. iki gündür buralardayım aslında ama blog yazmaya fırsat olmadı desem doğru olur.

iki gündür nasıl pestilim çıktı anlatamam. tabi babayla kalmak güzel. akşam çıkıp baba oğul takılmak falan candır. zaten 18 yıldır babamla aram hiç bu kadar iyi olmamıştı. "kanka" diye hitap eder oldum. allah bozmasın, nazar falan değmesin diyelim.

gelelim iki gündür yaptıklarıma. aslında öyle büyütülcek işler değil."anne" sıfatı taşıyan birinin hergün kat ve katını yaptığı işler diyelim. temizlik, yemek, bulaşık vs. ama insan alışkın olmayınca çok yoruluyo bee. o kadar değişik bi durum ki bu, duş almayı bile ev işi olarak görmeye başladım. o derece yani. neyseki bu akşam geliyo annemler. akşama ziyafet vercem onlara. nasıl dersen şöyle anlatabilirim;

1.kaşar rendeli domates çorbası
2.et sote
3."sercan usta" soslu spagetti makarna
4.tavuk ve mısır katkılı cesar salata
5.çikolatalı puding (schokoladenpudding)
6.yemek sonrası tavşan kanı çay.

e daha ne olsun ki kuzum yani? bana da acı biraz.

Ağustos 01, 2009

mimik ve jest.

gitmeden önce birkaç arkadaş mimlemek isterim tabiki de,

öncelikle pek kadim sınıf arkadaşım, güzel orjinal insan büş.

sonrasında sevgili dostum bünyamin.

ve eğer siz de şiirlerle, güzel yazılarla yaşıyorsanız erdem.



*ben yokken onları okuyun bence xD

goodbye again and again.

sevgili 3-5 okurum,

pazartesi sabahı tekrardan şile yollarını tutacağım.
babamın "pazartesi gidiyoruz, bende tatil yapacağım" lafından sonra, elimiz mahkum açıkçası.
işin ilginç yanı, gene uykusuz gideceğim. gene derken şunu anlatayım:

şileye ilk gitmeden bir gün öncesinde mezuniyet balomuz vardı. o gece sabahladık. uyumadık hiç. gecenin sabahında eve gittim ve şileye doğru yola çıktık. o gün iptaldim zaten. akşama kadar yatmıştım, akşam başlamıştım tatilime.

şileden istanbula döneceğimiz günün önceki gecesi, arkadaşlarla gene sabahlamıştık. eve geldiğimde saat 06.30'du. kafamı koydum yastığa ve annem geldi kaldırmak için. ilk otobüsle döncekmişiz. uykusuz olarak istanbula döndüm.

şimdi de şöyle bir durum. pazar akşamı fenerbahçe - beşiktaş süper kupa finaline gideceğim olimpiyat stadına. maçın bitmesi gece 11, oradan çıkabilmek saat 1. birde fenerbahçe kazanırsa kupayı, o zaman kupa seremonisi falan derken 3ü bulacak çıkmak. olimpiyat stadına ulaşım malum. o gece de sabahı bulacak eve gelmem. büyük ihtimalle benim gelmemi bekliyor olacaklar. eve geleceğim ve gideceğiz. çok acı bir durum değil mi ? xD

neyse sağlıcakla kalın.
döndüğümde toplanmış bir kafa, dinç bir sercan ve yepisyeni şiirlerle karşınızda olacağım.

görüşmek üzere.