Haziran 25, 2009

veda blogu.


sevgili okurlar (her ne kadar liseden bir iki arkadaşımla sınırlı olsa bile, gene de böle hitap etmeyi seviyorum),

bu akşam bildiğiniz üzere balomuz var. balodan sonra sabahlayacağım sokaklarda ve sabah eve gelip şile'deki yazlığa doğru yola çıkacağım. belirli bir süre birşey yazamayacağım sanırım.

belki imkanım olur ordayken ama bilemicem yani. büyük ihtimalle olmicak.

herkesi öpüyorum ve çok seviyorum. bir süre sonra görüşmek üzere =)

ginnungagap.


çok tatlı bir kelime değil mi? gene bir amon amarth şarkısı içinde karşılaştım kendisiyle. hemen küçük bi araştırma. ne anlama gelio fln diye. mitolojik bişey olduğunu tahmin ediyodum. ama harbiden can alıcı birşey çıktı. şöyle ki efenim :

dokuz diyar yaratılmadan önceki büyük boşluğa verilen isimdir. bahsedilen dokuz diyar ise şunlardır;






Asgard :
Kuzey Avrupa mitolojisinde, tanrıların yaşadığı yer.
Alfheim : Işık elflerinin diyarı.
Svartalheim : Kara Tanrıça'nın evi.
Muspelheim : Kavurucu alevlerin diyarı.
Midgard : Ölümlülerin yaşadığı yer, dünya.
Niflheim : Ginnungagap'ın kuzeyinde, oluşan ilk yer.
Venheim : Vanir tanrılarının dünyasıdır. Sıralamada Asgard'dan sonra gelmesine rağmen, Æsir tanrılarının dünyasından daha eskidir.
Jotunheim : Devler Ülkesi
Helheim : Ölüler diyarı.

bilgiler yer yer (ç)alıntıdır.

biliyorum ilginizi çekmior ama ben çok seviorum :D

iğrençliğime doyma.


böyle bir vücudun olsa? Allah tarafından cezalandırılmış gibi...

aile babası.


bu aile babasının, metallica davulcusu lars ulrich olma ihtimali? evet %100.

ayrıca bakın bakalım daha önce böyle bir dani filth gördünüz mü ?

balobalobalo.


yarın resmen mezuniyet balomuz var. çok heyecan verici birşey değil mi bu? nasıl olacak çok merak ediyorum.

bugün saçlarımı düzelttirdim. sakalımı düzelttim kendim. sonracııma yarın kaşlarımın ortasında çıkan 4 tel kaşı anneme yoldurtcam. çok çirkin duruo. bunları müteakiben, kavalyecik dilşad'ın kıyafete uygun renkte bir kravat almayı başardım sanırım. webcamdan ona göstertmeye çalıştım ama; nasıl onun elbisesinin resimleri gerçek rengi yansıtmıosa, webcamda da kravatın normal rengini aktaramadım. ama olcak gibi. bakıcaz.

bu arada oraya gitmek için, mecidiyeköyden 59R otobüsüne binmek gerekiyormuş. ama nasıl inilcek falan bilmiyorum, nerede inilcek yada. en ufak bilgim yok. tamamen kader kısmete kaldı işimiz.

balodan sonra da büyük eğlence bizi beklicek galiba xD bilmiorum.

göreceğiz.

Haziran 22, 2009

yok artık!
























emre altuğ'un son albümünün kayıtlarında, dave weckl davul çalmış. peki buna ne diyorsunuz?

son zamanlarda duyduğum en ilginç olay diyorum ve emre altuğ'u tebrik ediyorum, dave weckl gibi dünya çapında ünlü bir davulcuyla çalıştığı için.

bidahaki albüme de joe satriani falan diyoruz hatta.

bağlasan durmazlar.


öss derdi geçti, yaz geldi...
facebookta artık başka gelişme göremez olduk.


şu şunla ilişkide, şu şuna bakmış şu şunun canını yakmış bidi bidi vik vik.


artık bağlasan durmazlar anacım. bu sadece başlangıç.

kiraza başladım.


bildiğiniz üzere sigarayı bırakma çalışmalarına başlamış bulunuyorum.

bilmiyosanız bile öğrendiniz işte. neyse.

dünden beri çılgınlar gibi kiraz yiyorum birader.

6 kiloyu buldu heralde iki günde yediğim kiraz.

cheerykiss sıçar oldum anasını satiyim.

napcez böle.

Haziran 21, 2009

yedese.


evet kuş gibiyim şuan. hafifledim. benden ne kuşu olur orasını bilemem ama deyim öyle ben napiyim.

sınavıma gelirsek. bölgesel bi sınav oldu benim için. yer yer iyi, yer yer çok iyi, yer yer vasattı.
hayatımın en büyük hatasını bu sınavda yaptım. paragrafları en sona bıraktım. kafam daha taşak olmamıştı hemde. başladım yapmaya. ama tam paragraflara başladığımda, millet teker teker kitapçık ve optik formlarını verip sınavı terk etmeye başladı. işte o nasıl bir dikkat dağıtma şeyidir siz bilionuz mu? yani kısacası her yds denemesinde olduğu gibi, bunda da paragraflarda biraz sıçanzi durumlarıyla karşılaştık.

paragraflarla beraber, paragrafa cümle yerleştirme sorularını da atlamışım yanlışlıkla. dolayısıyla en sona onlar kaldı. çırpındım resmen.

ayrıca son olarak, new yorkers bidi bidi vik vik olan paragrafı yazanı şiddetle kınıyorum. zor bir paragraf değildi ama görünce aklım çıktı anasını satiyim. aha dedim bu böleyse, tamam gitti fln. ama neyseki atlattık işte.

hatice = nereyi kazancaz, napcaz netcez.
netice = herşeyi atlattık

Haziran 20, 2009

yok ebenin....


allahın belası herifler. bu nasıl bir buluştur, nasıl bir şekildir. amına koduklarım stresliyim zaten, yds öncesi böyle şeyler neden karşıma çıkıyo kafamı dağıtıyo. fiyatı ne kadardır, tonu nasıldır, ne kadar dayanır gibi bissürü soru geçio kafamdan.

ayrıca o arkadaki kocaman şey bir zil. evet zil.

ayrıca o da nichloas barker. eski cradle of filth, eski dimmu borgir, eski testament, yeni .... davulcusu. kendisi +130 kilo olup, dünyanın en hızlı davulcularındandır.

Haziran 19, 2009

altıma sıçtırtan konuşma.

Arzu : bngü unuturmaa...
Bengü: tmm fırında yemek var
Sercan : ooo ne var?
Arzu : Fırında tavuk
Sercan : fırındaymış orasını anladık,tavuk demen yeterli olurdu.

**Çok komik değil ama nedense altıma sıçtım :D

yakışıksız durumlar.

avcılar marmara caddesi üzerindeki burger king şubesi, istanbuldaki en büyük burger kinglerden biri. 3 katlı falan böle kocaman. ama bugün anladım ki sadece görüntüymüş amına koim.

ben hayatımda bu kadar ilgisiz, bu kadar uyuşuk, bu kadar sinirli, bu kadar çirkin, bu kadar işinden anlamayan burger king çalışanı görmedim. şansa bakın ki hepsi aynı yere denk gelmiş. uyuşuk tavırlar, hatanı söyleyen müşteriye bi artislikler, bi sert çıkışlar böle, hatayı kabullenmemeler falan. yapmayın sevgili burger king sahipleri, böyle insanları çalıştırmayın. böyle insanlar, patatese de sıçar, hamburgeri de pisletir, îtibarınızı da zedeler. yazıktır günahtır.

yapmayın etmeyin.

Korpiklaani - Karkelo


  • Korpiklaani adlı sevgi yumarcığı grup yeni albüm çıkarmış "Karkelo" adında.
  • Fincede "Karkelo", "Parti" demekmiş. Zaten albümde öyle bir hava da yok değil yani...
  • Albümü dinlerken yerimde duramadım. Kendimi 5000 yıl önce İskandinav kıyılarında, vikinglerle otururken hayal ettim
  • Gene acayip ritimler, acayip melodiler bulmuşlar. Halay çektirtmeden, ya da pc başında zııplatmadan bırakmıyorlar gene.
  • Önceki albümlerinden birindeki "Beer Beer" adlı şarkıyı, bu albümde de "Vodka" ve "Bring Us Pints Of Beer" şarkılarıyla takip etmişler ve alkoliklik konusundaki istikrarlarını da göstermişlerdir.
  • Ayrıca "Bring Us Pints Of Beer" albümdeki tek İngilizce şarkıdır. Diğer şarkılar tamamen fince.
  • En beğendiğim parçası giriş şarkısı olan "Vodka"
  • Korpiklaani gene kendinden bekleneni yapmış ve bir Folk Metal şaheseri yaratmayı başarmış.
Olurda denemek isterseniz, bir TIK yeterli olacaktır.

bölgesel tüy dikenleşmesi.


hani böyle bir şarkı dinlerken, güzel biryerin geleceğini bilirsin, orası geldiğinde böyle içinde bir gıdıklanma olur ve tüylerin diken diken olur. ayrıca tüyler diken diken olduğunda, ciltteki gözeneklerde belirginleşir bir anda. kolundaki bacağındaki tüyleri göremesen bile, gözeneklerden anlarsın tüylerinin diken diken olup olmadığını. yaratıcının insanın setup'ına yüklediği ilginç özelliklerden sadece biridir bu.

şuana kadar yaptığım gözlemlere göre, tüyler diken diken olunca, kol ve bacak aynı anda oluyor. o anda görünen uzuvlar tabi bunlar. belki göremediğimiz yerlerde olur. neyse konumuz bu değil.

velhasılkelam, dün bir şarkı dinlerken tüylerin diken diken olması olayının bölgeselini yaşadım. evet yaşadım. şarkı dinliyordum. adını idrak edemedim şuan. en sevdiğim yer geliyordu. orası geldi ve içimde bir gıdıklanma. aha dedim gözeneklerr gözeneklerrr. birde baktım ki ne göreyim. kollarımdaki gözenekler kocaman kocaman tamam. hepsi diken diken olmuş. ayağımda da şort vardı. hemen bacaklarıma baktım. bir de ne göreyim. sadece dizimin aşağısındaki bir bölgede, tüylerim diken diken olmuş, gerisi haala yatıyor. şaşırdım tabi haliyle. ulan dedim buda mı gelecekti başımıza dedim.

ne gelecekti lan dedim, geldi işte dedim.

daha ne.

Haziran 18, 2009

büş'e idade-i ziyaret


jessica ablayı slashe benzetmişsin büş. buda benim arkadaşım sayın ilker şekeroğlu. didemin yıllık resimlerini çeken şahsiyet. ayrıca grubumuzun fotoğrafçısı gibi bişey. candır ilker. peki slash e daha çok benzemiyor mu?

Haziran 17, 2009

12 yaşında kız çocuğunun rüyasında dani filth görmesi vaka-i vakvakiyesi



"
dün rüyamda cradle of filth'ten dani'yi gördüm. tüm sınıf onun gibi giyinmişti, onun gibi davranıyordu. makyajları aynı onun gibiydi. o bağırıyordu, bizde onun arkasından bağırıyorduk, onun gibi bağırmaya çalışıyorduk. herkes susmuştu, ben hala bağırıyordum. ondan sonra beni yanına çağırdı. beraber anıra anıra şarkı söyledik."





evet bu bir rüya arkadaşlar. kardeşimin görmüş olduğu rüya xD
nasıl bir bilinç altı yaratmışım bilemiyorum.
cradle of filth manyaklığım biteli çok uzun zaman olsa da nasıl olmuş anlamadım.

kapkepköp


össden beridir blog yazmamışım resmen. yazayım madem.

o kadar çok şey oldu ki hangi birini anlatsam bilemiyorum.össyi atlattık çok şükür. ydsye de ramak kaldı.

sonrasında konserim vardı hemen. o günü çok güzel geçirdim. o gün beni şaşırtan ve "yuh be" dedirten tek şey, "rus kız" kod adlı sevdalımın, sabahın köründe bayrampaşa sokaklarında sınava gireceğim okula ilerlerken, "sercaaan günaydıııınnn,hhihiih" demesiydi. orada bile çıktı karşıma. artık kaderin oyunu mu ne anlamadım gitti.

sonraki her gün bişe vardı gene. babamın yanına gittim şu katalog olayları için falan. sonraki gün kep törenimiz vardı. görevliydim tabi bildiğiniz gibi.

müzik seçimi yapmam gerektiğini ufuk, pazartesi gecesinin salıya bağlandığı ilk dakikalarda söledi. hemen bişeler ayarlamaya çalıştım. neyse erkenden gittim okula. saat 12 de okuldaydım.
sevgili müzik hocamızın eşliğinde müzik seçmek gerçektende eşsiz(!) ve herkesin tatması gereken bi duygu(!!!!). salak. çok zor olsada müzikleri seçtik. ve bir anlığına kahvaltı edebilmek için kaçtım. sonra da sigara molası tabi okul çevresinde. sonra herşey hazırlandı işte. attık keplerimizi.

kepler atıldıktan sonra, bikaç salak kepleri birer ikişer kez daha attı. o sırada keplerden biri beyzanın kafasına öyle bir düştü ki, gebericektim gülmekten. vidyoda beyzanın o surat ifadesi var. onu paylaşcam. ama zamanı var.

sonra ben,didi,bünyamin,caner,mitsubüşü,ufuk ve gizem taksim yollarını tuttuk. orda bi barda oturduk işte. takıldık falan öle. bünyamin çörçil içti. iğrençti. bizde tamamen sıkma olan meyve suyundan içtik.

ondan önce burger da yemek yerken, ufuk ve diğerleri "taharet musluğunun gerekliliği" başlıklı şeyler tartıştık. tam bi saçmalıktı xD

eve gelincede kep törenine gelemediği için babama bozuk attım. devam da edicem atmaya.

Haziran 13, 2009

aman yaa.


allahım ben böyle birşey görmedim. öss ye saatler kaldı. bende hiç stres/heyecan yokken, annemler sayesinde bende strese girdim.

evde 4 telefon ve 3 çalar saat, saat 06:30'a kuruldu. 2 adet kurşun kalem,1 adet uçlu kalem ve 2 kutu uç. (kalemler 0.5 ama uçlardan biri 0.7)

ondan sonra dolapta bekletilmeye başlanmış bir şişe su ve ananemin sabah yiceğimi sandığı okunmuş pirinçler. bitane atarım ağzıma yutarım. bissürü var, hepsini yemem.

akbilim boş xD bunu sölesem döverler heralde xD sabah akbil mi doldurcaksın dahaaa diyerekten.

Neyse arkadaşlarım. hakkımızda hayırlısı ne ise o olsun değil mi ama. Allah yardımcımız olsun :)

Haziran 11, 2009

hüzüntü.


Hüzünler kolay yaşanır,
Üzüntüler biraz farklı ama,
Daha zor gibi.
Yaşaması belki kolay gibi,
Ama atlatması zor sanki.
İşte sen gittiğinde,
İçimden birşeyler koptu,
Ve gitti seninle beraber.
Benim o anda yaşadığım şey,
Ne anlamsız bir üzüntü,
Ne de küçük bir hüzündü.
Adı yoktu bu duygunun,
Ama adını ben koydum,
Bunun adı olsa olsa hüzüntü.
Evet ikisinin ortası gibi,
Bir yandan kolay gibi,
Diğer yandan zor sanki...

Uzaklara bakıyorum,
Kamaşıyor gözlerim.
Ardından ağıtlar yakıyorum,
Duyulmuyor sözlerim.
Dönmezsin ki artık sen,
Korkma,
Ben seni hep özlerim.
Hayatın sıcaklığına,
Anılarının soğukluğuna,
Dayanamayan buğulu camımı silerken ellerimle,
Açılan küçük ve net boşluktan,
Hiç bıkmadan yolunu gözlerim.
Beklemekten yorulduğumda,
Sanki aklımdan birşeyler eksildi.
Bu ne anlamsız bir üzüntü?
Ne kadar da boş bir hüzündü?
Yok yok, bunun adı;
Olsa olsa hüzüntü.

Bir meyveyi dalından kopardın sen,
Hasat zamanı gelmeden,
Haşat zamanı geldi sayende.
Olgunlaşmadan ölmek,
Herkese nasip olmaz,
Acıları tanımadan,
Üzüntüleri yaşamadan,
Hüzünleri tatmadan,
Hüzüntü nedir anlamadan,
Gitmek tam bir piyango.
Hem de şeytanın bacağını kırmış bir kumar,
Amortiyi çoktan geçmiş,
Kazandığın en büyük ikramiyedir,
Anlayamamak hüzüntüyü.

duş.


bugün öyle bir duş macerası geçirdim ki, duşta olmaması gerek herşey oldu. şöyle başliyim.

dün aldığım dvd nin bozulması üzerine sinirim de doğru orantılı olarak bozuldu. sabah götürdüm aldığım yere. bi dünya yol. doğubank. değiştirdim. geldim yenisi de çalışmıyor.sinir katsayım iyice yükseldi. zaten evde iki tane ihtiyarla birlikte yaşamak potansiyel sinirlilik sebebi.

tüm bunları hallettikten sonra eve geldim. biraz dinlenmek için yattım. bahçede oynayan çocukların gürültüsünden dolayı şu kadarcık (baş parmak ve işaret parmağı değdirilir ya şu kadarcık diye, işte o kadar) dinlenemedim. sinirlendim.

dinlenemeden dışarıya çıktım. saat 8 de stüdyo vardı. (ad aktarması budur işte. stüdyo diyerek prova demeye getirdim. ama stüdyo var dedim. oysaki o stüdyo 2003ten beri var orda.) neyse geçelim bunları. stüdyoya girdik. mesut geç geldi. bi sinir sebebi daha.

kimse şarkılara adam gibi çalışmamış. 3 şarkı çıkarabildik sadece. cuma akşamı da konser var hani. bir sinir sebebi daha. üstelik bu ayrıca stres sebebi. zaten össye 4 gün var. bi sinir sebebi daha.

bu iş böyle olmaz deyip, provadan sonra 1,5 saat sürecek bir grup toplantısı. sigara dumanlı, sıcak çaylı, gergin bir ortam. herkesin dobra bir şekilde, karşındakinin kırılmayacağını bildiği için rahatça istediğini söylediği bir ortam. grubun gidişatı kötü. sinir ve üzüntü sebebi.

NOT: Dikkat ettiysen, sinire üzüntüde ekleniyor, ve eklenerek çoğalıyor. Stresi söylemiorum bile. o zaten allahın emri.

grup olayını bi şekilde konuştuk ama hiçbişey halledemedik. ya da öyle geliyo. zamanla görücez halletmişmiyiz yoksa halledememişmiyiz.

eve geldim. annemin suratı 5 karış. sonuçta 18 yıllık annem. bişe olunca anlarım. anannem ve ekürisi ayşe hanım teyze abuk subuk konuşup, moralini ve sinirini fazlasıyla bozmuşlar. annem öle olunca otomatikman bende sinirlendim ve üzüldüm.

rahatlamak amacıyla duşa girdim. ilk anda kafamda aşağı buz gibi su döküldü. kendime kızdım yanlış musluğu açtım diye. 12 yıldır burada yaşıyorum hangisi sıcak hangisi soğuk öğrenemedim diye etmediğim küfür kalmadı. sinirlendim. neyse su ısındı elbet. traş olurken suratımı tam 12 yerden kestim. sinirden elim ayağım titriyodu çünkü. en niyahetinde duşa girdiğimde, telefonumdan müziği açtım ve shuffle moda ayarladım. karıştırsın karıştırsın çalsın diye düşündüm. ama amına kodumun telefonu bile ağzıma sıçtı. burada sinir yok ama fazlasıyla hüzün var. lan şimdi el insaf ya. telefonumda 75 şarkı var. 14 tanesi p.o.s. karışık moddayken nasıl 4 tane p.o.s şarkısını peşpeşe çalabiliyorsun ve bu şarkılar nasıl oluyorda; ashes,undertow,second love,oblivion ocean olabiliyor? bide böyle hüzünlü şarkıları duş esnasında dinlerken, hissiyatı daha da artabiliyor.

uzun lafın kısası bombok bir durumdayım yani. kalmış zaten 3 gün.

Haziran 10, 2009

kaç ay lazım?


ulan böle bi sakal için kaç ay lazım?

yivraaanç

ikili bir diyaloooooooog ve iğrenç bir espriiiiii. hemen gör istemiyorum. sadece bikere tıklıcaksın.

+üşüyor musun?
-evet
+TIKLA

Haziran 09, 2009

kod adı : ananne.


bilirsiniz ananem bizde kalmakta. yaklaşık 18 yıldır falan. neyse. ne kadar matrak,makara,tez canlı,değişik,çıldırtıcı bi insan olduğunu bilirsiniz zaten. ama çok seviom onu. eyvallah tamam ama önümüzdeki 1 hafta boyunca evde 1 anane daha olacak. tam olarak ananemin kuzeni. evet ananelerin kuzeni olmazmış gibi geliyo belki. ama bildiğin amcasının kızı bizde şuan. iki tane 80'lik çıtır takılıolar ve ben kafayı yemek üzereyim. ne gibi şeylerden kafayı yiyeceğim? maddelemek gerekirse :
  • bağırarak konuşmak zorundayım.
  • televizyondan ben sorumluyum. canları izledikleri şeyi izlemekten sıkılınca kumandadan sorumlu olarak ben, başka bir kadın veya yemek programı arıyorum deli gibi sussunlar diye.
  • ayşe teyze(ananemin kuzen) sürekli oğlu erkan abinin maceralarını anlatıyor. genlik maceralarını tabi. bide beni yargılıyor üstelik. "erkan abin gençken diskoya giderdi,dans ederdi sen niye davul çalıyosun, başka bişey bulamadın mı?" diyor üstelik.
  • müzik dinleyemiyorum ki zaten o allahın emri peygamberin kavli gibi bişe. amına koyim konuşunca duymazlar, bağırmak gerekir; ama müzikten rahatsız oluolar.
  • odamdan bişe almam gerekiyo. bi giriyorum namaz kılıyolar beraber. önlerine geçmem lazım ama gereken şeyi almam için. hemen içlerinden okudukları dua, dışa aktarılıyor. ses yükseliyor ve "siktir git şurdan namazı bozcaksın" demeye getiriliyor.
  • namaz sonrası dua faslı, iki kişi olduğundan dolayı 23 dakika sürüyor. 15 dakikada namaz desek. 38 dakika. bide ayağa kalkmıyolar hep oturup kılıyolar. ohh kebap anasını satim.
  • ayşe teyze geldiği için, evde boxer-atlet dolaşmam yasaklandı. bu sıcakta yatarken kapri ve tişört giyiyorum.
  • ayşe teyze yiyebilsin diye yemekler ot gibi yapılıyor. ne tuz, ne acı. bildiğin ot yiyoruz. kuru fasulye yiyoruz ama yediğimiz sanki hasat öncesi toplanmış fasulye gibi.
  • tam bunları yazarken bide arkadan daniel "let me lose my way" diyo. allahım sen kutsa beni.
  • evde sinirlenip küfür ettiğimde, suratlar direk "aaa çok ayıp ifadesi"ni alıyor.

ama tüm bunlara rağmen seviyom lan onları. eve neşe geliyor anasını satiyim. babamın akşam geldiğinde "napıyosunuz kızlar?" demesi bile ayrı bir haz. ama 1 haftadan fazla da olmasın tabi xD

Haziran 08, 2009

Bir Kaç Saniye

Bir kaç saniye yeter mi sence bana?
Gülen gözlerinde kaybolmaya?
Gülmezler sanırsın değil mi?
Ama bir düşün bakışların dikkatli mi?
Dikkatli bakmadan göremezsin içindeki güzelliği,
Bu dünyada da benden başkası,
Bakamaz o gözlere bu kadar dikkatli.
Bazen kızmak istemez mi insan?
Ah bunu birde bana sorsan...
Ama hani kızamaz bazen,
Maziye döner sadece bir kaç saniye,
O kadar güzeldir ki, kızamaz, güler kendi haline.
Aylarca, hatta bazen yıllarca,
Tek bir resimle avunur yanlızca,
Bakıp bakıp ağlar hunharca.
Avutmak gene en iyisi,
Çünkü yalandır gerisi,
Kendine söylediği, hissettiği yalanlardır.
Unuttum der,sevmiyorum der,bitti der.
Ama unuttuğu,sevmediği kimdir,
Biten nedir diye sorarsın,
Susar sadece.
Bazen sorularla onu yorarsın,
Gene cevap alamazsın,
Bakar sadece.
Yeni şeyler denemeye başlar,
Kendini bu yalana inandırmak için.
O kadar katı kalpli değildir malesef,
Bırak kendine inandırmayı,
Söylemez bile kendine o malum yalanı.
Unuttum diyemez.
Zaten bilmese de zamanla unutacaktır.
Ama unuttuğu şey yalandan başkası olmayacaktır.
Anıları dökülür kurumuş yaprak misali,
Korkar sanki üstüne basacakmış gibi,
Dökülen anılar asla bırakılmaz,
Teker teker toplanır ve saklanır.
"Kör olası çöpçüler,aşkımı süpürmüşler" dememek için,
Bunca zorlukta bir daha yenilmemek için,
Anılar toplanır teker teker.
Zor zamanları atlatmak daha da zordur,
Hergün yürüdüğü yol, ilk yürüdükleri yoldur.
Kafasını nereye çevirse bakmak için,
Fırsat bekler oraları yıkıp yakmak için.
Anılar anılar...Asla bırakmayacaklardır peşini.
Öğrenecektir böyle yaşamayı,
Öğrenecektir anılarla yetinip,
Resimlerle avunup,
Uykusuz gezinmeyi.
Ama acı çekmeyecektir asla.
İçinde hep umut vardır çünkü ne alakaysa.
Umutlanmayıpta ne yapacaksın ki?
Onun yerine başkasını koyabilir misin?
Elini başka bir el tutsa,
Gözlerine başka bir göz baksa,
Dudaklarında başka dudaklar olsa,
Göğsüne başka bir baş yaslansa,
Telefonu her açtığında başka ses olsa,
Gözünü kapadığında gördüklerin farklı gözler olsa,
O gülüş yerine başkası gelse,
Başkasına sarılsan onun yerine,
Yakıştırabilir misin bunu aşka?
Düşünsene;
Bunları yaşadığın insan bir başka.
Kim ne derse desin olmaz,
Dünya yansa senin yerin dolmaz.
Seni beklemeden neden yaşanır?
Hem önümde bu sonsuzluk varken,
Beklemeyipte ne yapılır?


Haziran 07, 2009

Kıyakçı YDS.

YDS'yi kıyak geçmişler ya. avcılar halkını bayrampaşaya dökmemişler gene. geçen gün gelmiş sınav şeysi. gayette istanbul üniversitesi avcılar yerleşkesi işletme fakültesi zemin kat 2. amfi'de gireceğim sınava. adı bile güzel anasını satayım.

Haziran 05, 2009

Sen En Büyük Çaresizsin!

Gökyüzünün bittiği yerde bulursun beni ancak,
Ama yakında, inan oda zor olacak.
Geleceği hatırlamaya çalıştığım bu aptal günlerde,
Senin yokluğun ilaç gibi gelir bu aciz yüzüme!
Güler biraz en azından değil mi?
O sonsuz boşlukta boğulurken ben sessizce,
Ne yaparsan yap sen bensizce.
Ama hep söylediğimi de unutma;
Şuan sen en büyük çaresizsin.
Ne bulutların güneşi kovalaması,
Ne yıldızların anlamsız göz kırpmaları,
Ne semâdan arşa yükselen muazzam renkler,
Ne de gökyüzünde gizli kalmış herhangi birşey;
Hiç biri asla seni ilgilendirmez artık.
Gökyüzünün sonunda olan bensem eğer,
Gerçekten ilgilendirmez seni.
Beni buraya mahkum eden de sensin,
Bu güzellikleri görmek, hissetmek isteyende sensin.
Nerede görülmüş güzelim bu kadar güzellik?
Sen lanet olası bir ihanet ilhamısın,
Sen bu lanet oyundaki, lanet başrolsün,
Sen ölmüş ruhların bir numarasısın,
Sen içinde insan olmayan siyah bir elbisesin sadece,
Sen en büyük çaresizsin şimdi,
Sen istesende kimse elinden tutmayacak şimdi,
Sen de kaybolacaksın o sonsuz mavilikte,
Sen gene de asla bulamayacaksın beni,
Gönderdiğin bu lanet yerde bir başıma çıldırırken ben,
O sonsuz boşlukta bir hiç gibi silinip gideceksin sen,
Ve orada eğlence isteyen ben,
Senin yok oluşunu izleyeceğim keyifle,
Bir elimde patlamış mısır, bir elimde senin kumandan,
Göbeğimi kaşırken, yok oluşunu izleyeceğim.
Kumanda malesef benim elimde olacak,
Ve sen asla tam olarak yok olmacaksın,
Geri sarıp tekrar tekrar izleyeceğim silinişini,
Beni sildiğin kadar, sende silineceksin,
Asla tam olarak yok olmayacaksın sen,
Beni yok ettiğin kadar acı çekeceksin,
Yalvaracaksın bana delirircesine,
Ama kimin umrumda ki senin olman ya da olmaman!
He unutmadan şunu da söyleyeyim;
Eğer olurda yok olmadan kurtulursan elimden,
Gökyüzünün bittiği yerde bulursun beni ancak,
Ama yakında, inan oda zor olacak.

help me.



şimdi son bikaç gündür kendi içimde çelişkiler yaşamaktayım azizim.

şöyle ki; artık lise bitti, belli bir imaj, belli bir tarz oturtmak lazım. siyah giyme olayını bitireli çok oldu zaten. aklıma eserse ancak. grup tişörtü de giyemiyorum artık. insan nasıl da değişiyor yahu.
lamb of god dışında giymem daha da. ama böle siyah renk olmayan ve güzel bişey bulursam alır giyerim nedir yani. mesela metallicanın beyaz and justice for all tişörtleri çok güzel. zaten herkes bana en çok beyazın yakıştığını söylüyor.

neyse asıl konu bu değil. asıl konu sakal konusu. sakal bırakmalı mıyım? bırakmamalı mıyım? ya da bırakırsam nasıl bırakmalıyım? bırakmazsam nasıl bırakmamalıyım?

bazı arkadaşlarım sakalın hiç yakışmadığını söylerken, bazıları da çok tatlı olmuşsun diyorlar. hadi bana bir akıl verin be. napiyim ne ediyim.

amanda amanın.


Sebebi olmaksızın bu fotoyu çok fazla beğendim. Opeth ve Bloodbath vokalisti Mikael Åkerfeldt ve Epica vokalisti Simone Simons aynı karede. Simone altına da şey yazmış : "Mikael Åkerfeldt, he is the man!!". Hmm pekaaala dedim kendi kendime.

Bu foto bana şunu sordurmadan edemedi : "Acaba bende ünlü olursam, benim de böyle büyük müzisyenlerle bu şekilde fotolarım olacak mı?"

Haziran 04, 2009

sercan usta iş başında 2


az önce harikalar yarattım diye bilirim. yaptıklarımı tam olarak saymak gerekirse;
  • çorba yaptım
  • salata yaptım
  • sofrayı kurdum
  • limonata yaptım
  • dolmanın altını kıstım
evet hepsini ben yaptım. şimdi benim üniversite için istanbul dışına gitme olasılığımın büyük olmasından dolayı, annem bana yavaştan nasıl yemek yapacağımı, en pratik şeylerin nasıl olacağını falan öğretmeye çalışıyor.

yemek yapmazken ben, atar tutardım hep. bunu yaparım şunu yaparım diye. ama yemek yapmaya başlayınca diyosun ki, "ulan bi bok bilmiyomuşum ha!"

velhasılkelam, çorbam taştı anacım. hazır çorbaydı bile evet. paketin arkasında suya ilave edin, kaynayana kadar karıştırın, kaynamaya başlayınca 10 dk kısık ateşte tutun diyordu. ama tabii ki o 10 dakikalık bölümde, tencerenin kapağını kapat yazmıyodu. ama ben kapattım, ve içeri gittim. dedim 10 dakika şey olcak o, hem mola da bi sigara içiyim diye. girdim odaya sigarayı yaktım ve anneme dedim ki : "10 dakika pişmeye bıraktım" [tam ahçı (aşçı işte aq xD) ağzıyla oldu he].
annemde dedi ki : "kapağını kapamadın değil mi?"

o sırada ağzında sigarayla, suratında "assiktir sıçtık" ifadesiyle kalmış bir sercan düşünün. işte o ifadeyle mutfağa koştum (sigara hala ağzımda,külü de bacaam kadar olmuş). birde baktım ki tencerenin açık olan kısımlarından çorba taşıyor. hemen altını söndürdüm kapağını açtım. birden duman yüzüme vurunca ani bir refleks yaptım ve kül çorbaya düştü. annem görmeden onu çıkarayım diye elimi daldırdım oraya telaşla. evet elim yandı. sonra kaşıkla çıkardım. panik insana herşeye yaptırıyormuş bunu anladım. çorba maceramız, ocağı temizleyerek bitti anlayacağın.

limonata da bir aksaklık çıkmadı allaha şükür. amin.

salataya başlamadan önce, kıvırcık doğramamla annem bayaa bi dalga geçti. önceside var. kıvırcığı aldım ve içeri gittim bu yeter mi diye sormak için. annemde : "yeter ama yıka onu" dedi.
ıslak zaten dedim. o sırada sanki donum düşmüşcesine annemle ananem birlikte kahkayı bi bastılar. dedim noluo ya. o pis sudur, dolapta duruyo nemdir oo hahhaahahah falan takıldılar öyle. neyse gittim yıkadım. başını kestim. sonra suyla doldurduğum kaba attım kıvırcıkları. yıkamaya başladım. sonra 3 yaprak aldım ve kesmeye başladım. annem güldü kahkahayla. o öle olmaz diyerek aldı elimden. bütün bir kıvırcığı aldı buruşturdu, hepsini kesti. 4 domates kullanmama rağmen 1 adet salatalık kullanmış olmamda çok alay konusu oldu. yağını ve tuzunu fazla, limonunu az koymam da, salatayı sadece benim yememe sebep oldu.

ayrıca mutfağı toplarken daha çok dağıttığımı gören annem "çık git şurdan ben yaparım" dedi ve beni kovdu.

sercan usta gelişiyor xD

Biricik Kavalyeme Gelsin... =)

video

Haziran 03, 2009

03.06.09


bugün 3 haziran 2009. biricik kavalyemin dünyaya gözlerini açışının 18. yıl dönümü.

insanın hayatında arkadaşları dostları vardır. ama bazen daha ötesi vardır. hastalıkta,sağlıkta,mutlu günde,mutsuz günde,yakında ya da uzakta; kısacası her şartta yanında olmak isteyeceği insanlar vardır. işte bu dostluktan daha ötedir. şimdi dilşad'ın da bu grupta olduğunu söylemeye gerek duymuyorum.

zaten söylencek pek fazla bişey yok. bitanemin doğum günüyken, öss'ymiş, yds'ymiş, bokmuş,püsürmüş pekte umrumda değil. o noktada umrumda olan tek şey tabii ki biricik kavalyem olcaktı. tabiki de onun yanındaydım bugün. aslında sadece benliğimle gittim yanına. eskisi kadar sık görüşemeyeceğimizi bildiğimiz ve birbirimize biraz uzak kalacağımızı anladığımız bu zamanlarda, para verilipte alınacak, kullanılıp eskiyebilecek,en nihayetinde atılabilecek bir hediye yerine, bu sene herkes için olduğu gibi ona da manevi, hep saklayabileceği bir hediye vermek istedim ve bir akrostiş yazdım.üstelik bilerek kurşun kalemle, A4 kağıda ve özenmeden yamuk yumuk yazdım. Kasmak istemedim fazla. kendi el yazımla olduğunda daha değerli olabileceğini düşündüm.

aslında kafamda çok fazla şey vardı. bir hikaye, bir mektup tarzı bişey yazasım vardı. ama bu duyguları anlatıcak kelime, cümle, paragraf yaratamadım.

dediğim gibi dilşad'a olan sevgimi anlatmam mümkün değil. doğum günüyle alakalı olarakta şunu söyleyebilirim;
"Yaşadığım Sürece, 3 Haziran Günü, Takvimimde Hep bold yazı stili ile yazılmış olacak!"
Kavalyeciğimi çooook ama çoooooook seviyorum :)

Haziran 01, 2009

ferman-ı ölüm.

amanın ben öleyim, başımı taşlara, kaşımı kayalara, kıçımı yağmurlara çarpayım. hiç bakma arkadaşım öyle. son 5 gündür 14 saat uyuyan bir insan, bundan daha güzel bir giriş/hitap cümlesi yazamaz. deyim yerindeyse, -ki evet yerinde- bokum çıktı kaç gündür. mecaz olarak ama. o kadarda yerinde değil yani deyim. neyse. günlerdir kendimle ve uykuyla savaşmaktayım. sadece onlarla ama. hatta o kadar ki, 5 gün önce aldığım, içinde 20 adet sigara bulunan, anneminde defalarca benden otlandığı paket, an itibariyle bitti. 20:5=4. günde 4 sigara. annenin otçuluklarını da say. 3 küsür bişeler çıkıo. (3 küsürde çok acaip. genelde 100 küsür falan denir ya.garip geldi).

şimdi okuyosan bunu merak ediyosundur belki. bu adama noldu neden böle diye. son 5 gündür, okuldaki kep töreninin müzik seçimi, amcamın düğünü, okuldaki konser, avcılardaki resmi konser, kardeşimi okuldan alma(bazen götürme ve alma) ve tüm bunları yaparken, vicdan azabı çekmemek için, her boşlukta ders çalışma, hatta gece uyumama, gene çalışma. şuan için sadece amcamın düğünü geçmiş durumda. oda çok yorucuydu anasını satiyim. düğün sahibi olmak çok zormuş. maddi ve manevi anlamda ağzına sıçıolar. manevi olan yorgunluk. maddi olan ise, düğün ortamında bulunan yavşak fotoğrafçılar, sürekli detone olan vokale sahip bir düğün orkestrası ve o iğrenç şişko dansözler. dedem ibnesi dansözlere para atarken, biz fotoğrafçılara para yetiştirip, garsonlara bahşiş veriyoduk. amına koduuum. neyse.

bunu atlattık neyseki. sonra bugün okula gittim dilekçe olayı için. kimse kalmamış artık. sınavları bitmiş herkesin. hocalar bahçede sigara içebilir olmuşlar, o kadar rahat yani okul.

yarın adalar olayı var. bünyaminlerle canerlerle falan. aslında ders çalışmak yerine adalara gitmek pek içime sinmiyor ama, yarın gitmessem perşembe ailemle gitmem gerekicek. en azından perşembeden yırtmış olurum yarın için. hem arkadaşlarımla gitmiş olurum. ailecek hiç sarmaz. sülalecek hatta. sınıftan kimseye sölemedim gelin diye. gelmiceklerini/gelemiceklerini bildiğim için.

sonra azizim cuma konser var işte okulda. fazla vakit alcak bişey değil o.

cumartesi de bişey vardı ama hatırlamıorum tam.

çarşamba da bişe olcak die tahmin ediyorum.

sonraki haftanın ilk günü bişe yok.

salı günü resmi dediğim şu konser var avcılar barış manço kültür merkezinde. istanbul üniversitesi mezuniyet töreninde çalcaz. ama böle kravatlı falan çalcaz. o kadar resmi olmamız lazım yani.

sonrasında öss'ye gireceğim okula bakmak için giderim bigün.

kaldı össye 12 gün zaten. hayırlısı bakalım. nolcaksa olsun ama bi an önce geçsin gitsin ya.

*önemli not:didem,dilşut,büş üçlüsünü çok fazla özledim. diğerleri alınmasın onlarıda özledim ama daha hiç buluşalım diye bi talepte bulunmadılar sağolsunlar.