Ocak 31, 2009

yerleşke.

bugün bakırköye gittim.
pek değerli arkadaşlarım didem,dilşad ve büşünün yanına.
takıldık baya bi.
burger de oturduk 2 saat fln xD
sonra bayan giyim mağazalarını gezdik. çok sıkıldım fln.
sonra dönerkene otobüse bindim bakırköyden incirliye 45 dk da gitti.
zaten duraktan çıkmaya çalışması 20 dk'ydı.

sonuç olarak güzel bi gündü yani. hem eğlendik, hem de özlemiştim ibişleri, görmüş oldum..

buarada artık "kampüs" kelimesi yerine "yerleşke" kullanılcak demişlerdi, hadi oradan demiştim de, bugün eve gelirken otobüs bizim burdaki kampüsün önünden geçti ve kapıda kocaman "İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AVCILAR YERLEŞKESİ" yazıyordu.
dedim lanet olsun TDK'ya..zaten ne beklersin ki...
otobüse "çok oturgaçlı götürgeç" diyen kurumdan..

pehh.

Ocak 30, 2009

grubumuzdaki ünlü benzerlikleri.


rock gray ve bendeniz sercan.


gitaristimiz mesut ve jim carrey.


gitaristimiz cem ve bertuğ cemil.


ben moody ve bendeniz sercan.

vokalimiz salih ve benzeri olan mehmet ali erbil.

NOT : Bu benzetmeleri ego tatmini olarak algılamayınız. Bu kişilere karar veren bizler değil, çevremizdeki insanlardır.

hey dude!

eveeet bugün büyük buluşma gerçekleşti.
pek kıymetli sitemizin buluşması,avcılar saklıbahçe de yapıldı.
630 kişilik siteden 30(!) kişinin katılımıyla gerçekleşen bu görüşmede, birbirini tanıyanlar tekrar kaynaştı, tanımayanlarsa kaynaşma aşamasının ilk etabını geride bıraktılar.

biz en dipteydik. bizden kastım; ben salih mesut ve mert. herkes bön bön bakarken, bizim gözümüzden yaşlar geliyordu gülmekten.

sonuç itibariyle oturuldu, birşeyler konuşuldu, etkinlik planları yapıldı. maçlar,buluşmalar,televizyon programları falan filan.

haftaya cuma maç olcak sanırsam. halı saha maçı yapmayalı uzun süre olmuştu. hem genel olarak, hemde site olarak. zaten son maçı da site etkinliğiyle yapmıştım xD

cafeden çıkınca cemlere gittik.yemek yedik bigüzel konuştuk bestemize çalıştık biraz. sonra problemli olduğumuz bir insana ulaşmaya çalıştık. geçenlerde konuşmak istemiş fln.
ben ama sözümü söyledim. artık yüzünü görmeye tahammülüm yok diye.

ordan çıkınca da vesikalık çektirdiğim resimleri aldım.
sonra evimin yolunu tuttum.
ve buradayım.
takılıyorum
mutluyum.

kankam da msnde.
daha ne olsun.

Ocak 29, 2009

vişne.

internette gördüm çok hoşuma gitti xD

+Vişne?

-Ümit etmenin İngilizcesi.

kömüş.

ya bugün resmen sıkıntıdan patladım.
stüdyodaydık ama yapcak bişe yoktu sıkıldık.
sonra cipsi kolayı kaptığımız gibi geldik bize,oturup kutsal damacanayı izledik.
sinirim de geçti.
yumuşadım resmen. öyle değil ama. eski halime döndüm. yok yok iyice sıçtık neyse kapatalım bu konuyu xD

ayrıca cdlerim o kadar dağınık duruyor ki pcye oturasım zor geliyor. annemde halama gitmiş. babamda işten çıkıp oraya gidecekmiş. gece geç saatlere kadar yoklar yani. canım anannemle başbaşayım yani. böyle dedim diye anennemi sevmiom sanmayın. aksine çok severim. sürekli sıkarım mıncıklarım falan. annemin annem olma sebebi : anannem. öyle bişey işte.

adeta saçmalıyorum. alkolü bırakmadan önce böyle değildm ben. cappy kayısıya başladığımdan beri iyice vurdu kafama. böyle diyince aklıma yılbaşından bi diyalog geldi :

s:lan yaa off
x:noldu lan
s:ben size cappy alın dedim,tamek almışsınız çok fena çarptı bu beni
g:hahaa şat yapıyosun bide.
s:hıı ewt. espri yaptık sıç içine.

buarada durmadan mesutun lafını kullanmaya başladım. herkese "kömüş" diyorum durmadan. buarada onun anlamı böyle öküz sığır falan gibi bişey. yani bunu deyince, sen bana "*rospu" mu demek istiyosun diyenler olmuştu. ondan diyorum. aman ha alınmayın.

hatta kömüş dersem sevinebilirsiniz. çünkü biri kızdığımda kendimi savunduğum şey "sevdiğimden lan sevdiğimden" gibi bişey oluo. aslında bahane değil. gerçekten sevdiğimden sölüyorum.

valla.

disappointment.

beste yaptık yeni. adı yok henüz. büyük ihtimalle "boş" olcak ama adı. solosu fln herşeyi tam. sadece bassları kaldı. en uzun şarkımız oldu ayrıca. 5 küsür dakika. itü ye yollicaz yaz festivaline katılmak için.

stüdyodayık işte bütün gün çalıştık ona.

eve geldim keyfim yerinde. yarın bengüyle buluşcam fln diorum tabi. msne girdim anlatcağı şeyi anlattı. yarın buluşamıyomuşuz. şuan hala inanılmaz sinirli ve kırgınım. tabi kimsenin haberi yok doğru düzgün.

haftaya buluşcaktık zaten yazlıktan bikaç arkadaşla beraber. ama yarın sadece ikimiz buluşup sinemaya gidicektik. sonrada dertleşcektik takılcaktık fln ama nasıl olsa haftaya görüşcez fln dedi. üstelik sölemiştim ona perşembe ikimiz,sonraki haftada hepimiz buluşuruz demiştim. ama hatırlamamış sağolsun. şuan boşlukta hissediyorum kendimi tabi doğal olarak. direk kızınca olduğu gibi bunalıma bağladım fln. arkada yavaş müzikler. asık bi surat. nolduğunu soran aile üyelerine verilen ters cvplar fln.

hayatımdaki büyük hayal kırıklıklarından biri oldu. belki diceksiniz aman nolcak sadece ekilmişsin diye ama öyle değil. tüm bu tartışmalar olduktan sonra "tamam gel yarın gene buluşalım" diyebilirdi bişeyleri açıklamaya çalışmak yerine. bi ara o kadar uçtumki, haftaya gitmicektim. anneme de söledim böle böle die. gitmicem fln dedim. saçmalama fln desede, kararımı değiştiremedi. ama herkese ayıp olcak o zaman. günler önce planlanmış bişey sonuçta.

ayrıca fb gene rezalet oynadı. bide ona sinirlendim. bide netim kopup duruyo. sabah yazmaya başladığım şiir yarıda kaldı. devamı gelmedi. pc sandalyem gacırdıyo, çayım bitti. yaklaşmayın sakın. umarım sabaha geçmiş olur ama pek sanmıorum. güya erken yatıcaktım melekimle buluşcam diye. ama erken kalkmicaam için yatmama da gerek yok. yani sabah kalkınca belki düzelirdim ama, "sabah kalkma" eylemini gerçekleştirmiyeceğim için öle bişe olmicak. öle bişe işte. yarına da partner aradım hani takılırız fln diye. kimse de çıkmadı. süper. siz gene de nasıl olduğumu sormadan ters bişey söylemeyin.

aman diyim.

Ocak 28, 2009

fuck.

yalan değil inan sözlerim
hergün terkeder beni gözlerin
bir düş kadar yakınken
neden bu gidişlerin?

üff devamı gelmedi.

Ocak 27, 2009

Jägermeister

an itibariyle Jägermeister isimli Metallica cover grubuna dahil olmuş bulunmaktayım.
anlayışlı insanlar çıktı. öss olayımı anlattım. çok sık çalışamayız dedim. sorun değil dediler. ayırabildiğim kadar vakit ayıracağım.

hayırlısı.

takıntı.

şuanda resmen lamb of god dinleyem bi dedim.
ve tekrar chris adler denen davulcuya lanet etmeye başladım.
nasıl bir adam bu ben anlamadımki ya.
götü başı ayrı oynuyo davul çalarken.
tipine bakın yaa xD

Yine? (08.03.2008)

Gidiyorsun..
Nereye?
Yine karanlık mı heryer?
Yine soğuk mu yerler?
Bırakmıyor mu peşini yalnızlığın?
Çaren mi kalmadı?
Ölmek mi istedin yine?
Umutsuzluk..
Yine mi kapında?
Hala gitmedi mi?
Gene mi giden sensin?
Kimin yüzünden bu depresif halin?
Sevilmiyor musun?
Yük gibi mi geliyor canın?
Yoksa sende mi bendensin?
Tamam bitti bu sefer dediğinde
Yanılmışım diyenlerden misin?
Nasıl ağlayayım?
Gözlerim hiç yalnız kalmazki..

Yoruldum..
Sıkıldım..
Dayanamıyorum..
Çaresi ne umutsuzluğumun?
Neden bu sorular hep cevapsız?
Bu kadar soru neden?

Belki umutlandım..
Bir şeyler bekledim kahrolası bu hayattan
Aldığım cevap gene hayır mı olacaktı?
Evet…
İşte bir soru cevabını buldu…
Doğru bir cevap…
Üç yanlış götürür mü bir doğruyu?
Ama benim yanlışlarım üçten de fazla…
Gene başa dönüyoruz…
Gene yalnızlık, umutsuzluk, mutsuzluk…
Ama neden hep giden benim?
Ama bu kez gitmeyeceğim…
Çünkü artık yolun sonu…
Yok ilerisi…
Gelme peşimden…
Ben alıştım artık yolun sonundan hep dönmeye…
Ama bu sefer…
Dönüş yok…
Yol kalmadı artık…

turp suyu

bugün evdekiler beni postalıyorlar.aslında postalamasalar ben kaçacaktım.
kardeşimin arkadaşları ve onların anneleri bize çay içip,bişeler yiyip,çocukların durumlarını konuşmaya geleceklermiş.tıpkı zamanında benim arkadaşlarımın ve onların annelerinin bize çay içmeye,bişeler yemeğe ve bizi tartışmaya geldiği gibi.oks anneleri hesabı xD.

duş aldıktan sonra çok meşhur mor tişörtümü giydim.annem beni tişörtle görünce :

a:oğlum üstüne bişey giy.
s:banane.
a:bak öksürürsün,sonra sana turp suyu yaparım.
s:polarım nerde?

tehdit biçimi ilginç değil mi?

ayrıca şöle bir durumda var.
geçen gün anneme son yazdığım "aşk trafiği" adlı şiirimsi yazıyı okuttum.
yaptığı yorum :

"birazda öss şeridine geç artık!"

canım annem.

Ocak 26, 2009

pink floyd

yaklaşık 27 saattir pink floyd tutulması yaşıyorum.
tüm şarkılarını attım sıraya.sürekli o çalıyor.
birde insan o zamanın teknolojisini düşünüyor.
hani 60 70 80li yıllarda yapılan müziklere kuş sesleri nasıl eklendi fln?
kaçınılmaz cevap : doğadan canlı kayıt.

uğruna brezilya gibi resmi tatil yapılacak grup.
ayrıca yakın zamanda hayatını kaybeden klavyecileri Richard Wright'ı da saygıyla anıyorum.

katü.

bizim gruptakilerlen konuşuyoduk geçen.
salih karadenizli olduğu için,akrabaları fln orda olduğu için karadeniz teknik üniversitesi istiyor.
lan dedim bende gelem,birlikte okuruz.puanlarıda yüksek değilmiş.
cem dedi o zaman bende gelirim.
mesuta dedik sende gel. sınava girmicen ama beraber yaşarız 4 sene.
şimdilik hayal.
umarım gerçek olur.

kader.

Ocak 25, 2009

aşk trafiği.

durdurur polis ceza yazar.
suçum nedir?
aşk trafiğinde kurallara uymamışım.
hadi oradan.
trafikte neyin nesi?
ben bir şeritte durmuş kalmışım.
itirazda edemezsinki,memur onlar.
tıkar içeri seni.
sanki kalbin hapsolmamış gibi.
hatalı sollamışım.
sorsana hatırlar mıyım sağımı solumu?
şerit değiştirdin diyor bana.
iftira!
vallahi billahi iftira!
başka "şerit"lere sinyal bile vermedim!
hep tek bir şeritten, bitiş noktama varmaya çalıştım.
hız sınırını da zorlamışım.
e bırakta o kadar olsun.
aşk diyoruz burda.
buzlanma varmış yollarda.
zincirsiz çıkmışım yollara.
bilmezlerki zincirler asıl bana vurulmuş,
ihtiyacım yok dahasına.
dikiz aynalarım yokmuş.
tövbe! dikizlemem ben kimseyi.
motorda yanıkmış.
benim yüreğim yanmış zaten
motor ne ki?
farlar kırılmış,önümü nasıl görecekmişim geceleri.
gündüzleri görebiliyor muyum ki?
bomba soruyu patlattı sonunda memur bey.
bu halde ne işin var trafikte?
bilmiyorum.
sanırım haklı da.
önümü görmeye dermanım yokken,
bitiş noktam çoktan yok olmuşken,
ne ile, nereye gidiyorsun be çocuk!?
otur oturduğun yerde, onar kendini.
sonra çık trafiğe.


**bir dostla dertleştikten sonra doğan melankoli havasının bir ürünüdür.
***25 Ocak 2009 Pazar gününün son saat dilimi içerisinde yazılmıştır.

Yalnızlığın Kokusu. (19.02.2008)

neden bu karanlık?
tam bir şeylerden kaçmaya çalışırken tekrar gelen bu karanlıklar neden?
ben mi kaçamıyorum?
yoksa o mu bırakmıyo peşimi?
kaderin bi oyunu mu?
yoksa yalnızlığın gölgesindeki şizofrenik bir hayal mi?
çok mu esnek davranıyorum?
oyun mu oynuyorlar benimle?
sanki derdim bana yetmezmiş gibi...
herkesi geçtim..
senin bu küskünlüğün neden?
bıktın mı benden artık?
istemiyor musun?
senden de mi kaçayım?
bunu mu istiyorsun?
yine neden bu kadar çok soru işareti?
yine neden tüm bu sorular cevapsız?
neden yine burdayım?
yine neden heryer yalnızlık kokuyor?
senin kokun..
hala neden kokluyorum?
sen mi gitmedin?
ben mi kaldım?
kurtar beni..
neden artık şarkılar konuşmaz benimle?
neden cevap vermezler sorularıma?
onlarda mı küs bana?
senin gibi,onun gibi,şunun gibi...
tüm insanlar mı umursamaz,
yoksa ben mi çok duygusalım?
bana bakan ne diyor?
gösteriş mi yapıyorum herkese?
böyle olmak,hergün seni,yalnızlığı koklamak,
güzel bir şey mi sanıyorlar?
hergün ölmek..
aslında ölememek..
işte böyle bir koku senin kokun..
yalnızlığın kokusu..

*Neden hep koku ile ilgili yazıyorsun diye sormayın. Kendimce yaptığım bir koku serisi var. ondan.

30.11.2007

yürürsün, sonsuzluğa doğru..bakarsın etrafına.insanlar..onlarda
yürüyor..tek farkınız vardır.onlar nereye gittiğini bilir, sen ise ayağının göytürdüğü yere gidersin..ne arkanda bıraktıkların umrundadır,nede senin için üzülüp ağlayanlar..tek sorunun vardır.nereye gidiyorum?

kafandan atamazsın herşeyi.zaman gerekir.ama zaman geçtiyse ama haala atamıosan ve eğer bu kafandan atamadığın şey bir kız, bir aşksa bilki durum vahimdir.

yürürken onu düşlersin.şimdi şuradan çıkıp gelse boynuna sarılsam,öpsem doya doya diye.ama bilirsin sende imkansız olduğunu.gene düşünürsün.kendini avutursun ya da avutmaya çalışırsın.ama avunamazsın.anılarla yetinmek zor gelir çoğu zaman.mucizeler dilersin.olmayacağını bile bile..hep bir umut vardır içinde.o umut gitmezse sende yaşarsın,ama umut giderse,sen de gidersin,gelmemek üzere gidersin.

böyledir hayat..seslenirsin, duymaz; ağlarsın, görmez; peşinden gider gözetlersin, farketmez bile.nedir bu?hayat mı? hayır. işte bu gerçek aşktır..
beniim O'na duyduğum aşktır.duymaz "O" sesimi.görmez beni ağlarken,anlamaz peşinden gidip onu uzaktan izlediğimi..umarım anladığında herşey için çok geçmez.insan hatalarını anlamak için neden hep bişeyler kaybetmek pişmanlklar yaşamak zorunda..

işte hayatında acımasızlığı bu olsa gerek...

Filistin'e Şiir. (15.01.2009)

KAN KOKUSU

K an kokusu alıyorum.
Ö lüm bu kadar mı kolaydı?
P encerelerde korkulu yüzler,
E llerinde solmuş çiçekler,
K aldırımlarda kan kokusu…

İ blisi etmişler başkan
S esleri çıkmaz,korkarlar savaştan…
R üyalarında bomba sesleri,
A kıllarda asker babalar…
İ çlerinde acıma kalmamış,
L anet olası büyük hırstan…

Sercan Gülsümoğlu

anne bak bakiyim tarhana kokuyor muyum?

lamb of god fırtınası devam etmesin diye eskilere sardım. motörhead,whitesnake fln.

bugün hakan da bizimle jalopy'e geldi. şaşırtıcı. gene saat 6 gibi klip yayınlamaya başladılar. tam kalkarken biz, audioslave - like a stone çıktı. sinir oldum izleyemedik. salihle bize gelioduk maç için. yolda limonlu soda aldık ve grubun geleceği hakkında kritik yaparken, çak o zaman deyince soda şişelerini birbirini vurduk ve önümüzdeki amcanın dönüp attığı "la kafirler bari sokakta içmeyin" bakışı görülmeye değerdi.

ondan öncede tam jalopyden çıktık, bir anne ve üç yavrusu önümüzde yürüyor. tahminime göre en büyük evlat olan pembe montlu kız hararetle annesine çok güzel hareketler bunlar'ın repliğini söylüyordu. "anne; ben ayşeyim, ben fatmayım, ben anadoluyum, ben tarhana kokarım. kokla bakiyim kokuyomu?" diyordu. annesi ise hiç oralı değildi. daha çok en küçük evlat elini bırakmasın diye bir cırmalama içindeydi. zevkli insanlar.

eve geldiğimizde izlediğimiz fenerbahçe-trabzonspor maçı tam bir rezillikti. 14 milyon euro sayılan adamın kaleye çektiği şutlar "aman kaleci abi zorlanma,tut vuruyom." niteliğindeydi. sonuç olarakta iki takımda babayı aldı. ayrıca aragoñes'in vadesi artık doldu diye düşünüyorum. gitsin.

ayrıca bugün jalopy'e inerkene, 11 kişilik tayfada muhabbet gırgır şamataydı. gören bakıp gülüodu fln. ama jalopy'e gidince, yine aynı sendromu yaşadık. susma sendromu. yolculukta eğlen gül coş, jalopy'e gidince :
***
-metin abi 2 çay.
***
-ezgi gene ruj yaptın bardağı
***
-sercan,burası sıcak mı oldu?
***
-çekilsene tuvalete gidicem.
-akan yerin aşağı geldi aq.
***
-stüdyoya mı girsek?
-hangi parayla? masa altı yapcaksan ok.
***
-camı açsana.

tabi bunlar alışma aşaması. ne kadar salak ortamları varmış demeyin sonra. bir konu açılırki ummazsın yani. bu klasik diyaloglarımız geçtikten sonra baya bi eğlendik. sonra işte maç rezillik falan derken buralardayım gene. ama söylemeden edemicem, maçtan sonra 50 tane ingilizce sorusu çözdüm.

yorgundum.yeter.

sabah sürprizi.


sabah klasik olarak uyanıp kahvaltı edip pc'ye geçtim.nette öyle bakınırken dedim bunaltı'ya bir gireyim,belki yeni albüm vardır zevkime göre falan diye.bir baktımkiii anaaaaaamm lamb of god 5. stüdyo albümü wrath'tan bir single daha yayınlamış. anında yardırdım tabi. set to fail!! önceki single contractor'a göre daha modern ve daha hoş bir şarkı. eğer albümdeki tüm şarkılar böyleyse, 24 şubattan sonra iş var demektir. sabahtan beri contractor'la set to fail dinliyorum. öyle şarkılarki, kalk kendini duvara çarp. bu kadar sert ve gaz müziği nerelerinden çıkarıyorlar.merak konusu. ama ruin şarkısında çok doğru sölemişler demekki.

this is the art of ruin.

Ocak 24, 2009

nuri.

evet geldim. yorucu bir gündü gene. öncelikle vokal adayımız olan hazalla buluştuk deo'da. oturduk konuştuk,şarkı söyledi sesini dinledik. değişik bir sesi var;çok güçlü. inişler çıkışlar mükemmel. üstelik inanılmaz da kafa dengi bir insan. yaklaşık 5 saat falan deo'daydık. işte çaldık söyledik,yemek yedik,sohbet ettik,yemek yedik,güldük,yemek yedik falan.

sonra saat 6 olduğunda provaya girdik. birkaç saat sonrasında subway'de çalacağımız şarkıların provasını yaptık. zaten hep bildiğimiz şarkılardı. pratik oldu. üstünden geçtik öyle. sonra eve geldim. kırmızı tişört üzerine giydiğim beyaz gömleği, siyahıyla değiştirip, bagetlerimi alıp bara doğru yola çıktım. gittiğimizde hayal kırıklığı yaşadık. bar bomboştu. yeni açılmasının verdiği "adı henüz duyulmamışlık" havası hakimdi. oranın tayfası kendi kendine takılıyordu. sonra işte sahneye çıktık. mikrofonun azizliğinden dolayı, salih sadece ilk şarkının ilk kelimesi olan "hergün" kelimesini söyleyebildi mikrofona. enstrumental bir konser havasındaydı. gene de eğlendim çalarken. sahnede, bir kaç kişiye çalınmış prova misali bi atraksiyondu.

sahneden inince muhabbet ettik biraz. sonrası burdayım işte.

bugün orhundan bir espri duydum.sanırım beyazıt öztürk yapmış programında :
nuri'yi çin'e gömsünler, nuri çinde yatsın.

sivasspor galatasarayı yenmiş.
bravo.

anlamlandıramamak.

şu son 2 günüm ne kadar hareketliydi anlatamam.okuldaki konser dalgası,sonraki gün karne gezmesi.hadi cumarteside yatarız derken,dün gece sinyaller geldi gene.bu sinyaller hareketli başka bir günün sinyalleriydi.

saat 12'de gruba almayı düşündüğümüz yeni vokalle buluşacağız, konuşacağız. umarım güzel sonuçlanır.

sonrasında saat 6'da bir prova.
8.30'da ise subway rock cafe'de tanıtım amaçlı konser.
daha yeni bir mekan,haftasonları gruplar çıkıyor.bizde bir deneyelim dedik. 6-7 şarkı falan çalarız sanırım. eğer beğenilirsek, her haftasonu bar programı tarzı bir işimiz olur,cebimize para girer biraz.

hayırlısı.

Ocak 23, 2009

türk işi twilight.

işte buda türk işi twilight.
büş'e benden armağan olsun.
karne günü sır gibi sakladığımız olay.
buyur büş.

sebepsiz.

bugün karneleri aldıktan sonra,beyzayı beklemekten sıkıldım ve kendimi tutamadım :

osuruktan teyyare
selam söyle o yare
ben sana doymadım
doysun kara topraklar...

karne günü.

çok çalışarak geçen bir dönemin ardından bugün karnelerimizi aldık demeyi çok isterdim ama, doğru olan -benim için- sadece "karneleri aldık" kısmı.

planımıza göre saat 10 da okulun önünde buluşup çay simit vs. atraksiyonlardan sonra okula dönecektik. okula gittiğimizde, okulumuz tarafından her sene yapılan en büyük ego tatmini olarak gördüğüm : "sivil öğrencilerin kapıda bekletilip,karneler dağıtılırken içeri alınması" uygulamasının bu sene de devam ettiğini görmüş olduk.

sonra karnelerimizi aldık tabi. karneleri anlatmıcam şimdi oturup xD
karne sonrası üsküdara doğru hemen yola koyulacaktık ama beyza gelmek bilmedi. bir süre bekledikten sonra "amaaan yürüyün" deyip yola koyulduk. arıtk okulda beklemek zorunda değildik. bekleyeceğimiz yer eminönü-üsküdar vapur iskelesiydi. 2 tane vapur gitti beklememiz sırasında. iskeleye ilk girdiğimizde herkesin oturmak için sola dönüpte,benim vapura doğru hızlı adımlarla yürümem tam bir rezillikti. allahtan pek fark edilmedi. dışardan görseydiniz,bilinçsizce iskelede oturan 6 genç napıyorlar diye merak ederdiniz. didem vapur saatlerine bakmaya gittiğinde, gökayın "ordaki tekerlekli sandalyeye oturcak galiba" cümlesi beni benden aldı. üstelik yer de vardı yanımızda. neyse beyzalar geldi üsküdara gittik sonunda.

yemek yiyeceğimiz sosyal tesise doğru yol alırken bir yağmur bastırdı ki sormayın. didem dilşad ve ben bir şemsiye altına nasıl girdik?benim boynum neden tutuldu(tahmin etmek zor değil)?

yemekte dumurluk bir olay yaşandıki, o da şuydu : herkes yemeğini bitirdi,ben kaldım.evet ben.didemle aynı şeyden aldık,benden önce bitirdi.uyy guzuum acıkmış demekki.

sonra ordan çıkınca yağmur durmuştu ve yavaaş yavaş kabataş vapuruna doğru yürüdük. aslında o bir motordu. motor da bir sinema oyuncusunu gördük. adı aklıma gelmiyor bir türlü. ama kimse onun ünlü olduğuna inanmadı. ben kesin emindim, didemde evet tanıdık geliyor dedi. diğerleri saçmalama yok öyle bir şey dedi. sonra biz özel boğaza karşı pozlarımızı verip resim çekildik.

ayrıca bugün nedense kötü espri melekleri beni hiç terketmedi. kelime sentezleriyle onlarca kötü espri yaparak,istediğim kötü tepkileri aldım.

didemle dilşad taksime gidip içelim diye tutturdu.beyza içmiyor,bende içmiyorum,büşra artık bizim yanımızda içemez(yılbaşından sonra imkansız).ama dedik sizimi kırcaz. gidelim aq. sonra yolda dilşada tek bir küfür etmesi için birsürü oyun hazırladık. bana mısın demedi gene.

taksime geldik.nevizadeye doğru yola çıktık. nevizadeye geldiğimizde, bara girmeye çalışan ilk iki insan dilşad ve büş olduğundan,kimlik sordular ve bizi içeri almadılar. sonra doğru the beatles cafeye gittik.

sonra büşra arıza çıkarınca onu durağa bırakmaya gittim. geldim sonra gene. hasibe hocanın beatles'i almanca olarak "beadlez" die okuması ve deep purple'ı okurken çift "e" yi vurgulamasıyla baya bi eğlendik. sonra kalktık ve evlerimize doğru yola koyulduk.

otobüste dilşadla konuştuk biraz. uzun olmasada güzel bi muhabbetti. ayrıca otobüsteyken büş'ün otobüse binişini gördük. bunun üzerine büş hakkında "salak kendini neden sıradan buluyorki?","bence çok orijinal bir insan" temalı konular konuştuk. sonra ben indim ve rahat bir metrobüs yolculuğu sonucu evime geldim.

karnemin yanındaki teşekkür belgesi ve müzik çalışmalarından dolayı almış olduğum başarı belgesi, evde krallar gibi ağırlanmama sebep oldu.bir yanımda çay, diğer yanımda en sevdiğim kek.ohh bee.

yaşasın okulumuz!