Aralık 31, 2009

h.n.y.

mesajı aldınız siz.

Aralık 28, 2009

Sabhankra - Our Kingdom Shall Rise

evet albüm öncesi tadımlık EP, yeni yıl hediyesi.
çok iyi geldi çok.
ve gerçekten harika bi çalışma.
müzikte bazı değişiklikler farkettim.
daha doğrusu vokallerde.
ama ne değişirse değişsin, sabhankra'nın müziği kötü olamaz.
bu melodiler nasıl çıkar ben anlamış değilim.
her melodide aklım direk osmanlı'ya gidiyor yahu.
böyle milli duygularım kabarıyo dinlerken.
for the empire olsun, powercraft olsun, diğer ep to die for a lie olsun, bu son ep olsun;
o damakta kalan tat, hep bambaşka.
"en iyi türk metal grubu sabhankra'dır" desem, kimse gücenmez, gücenemez. öyle çünkü.
ayrıca elemanlarıyla yüzyüze tanışıklığım olmasa bile, landrium'dan ortak arkadaşlarımız vesilesiyle, facebook'ta arkadaşız.
ve bu elemanların mütevaziliği, beni gerçekten benden alıyor.
nasıl mütevazilik dersen, EP'nin linkini grubun bas gitaristi gürkan yücel verdi direk.
beni birebir tanıyor mu? -hayır.
vermek zorunda mıydı? -hayır.
ama onlar, biz albüm çıkardık, raksıtarız biz, kimse ulaşamaz artık bize gibi triplerde değiller.
onlar aslan gibi birer müzisyenler.
onlar türk metal müziğinin parlayan yıldızları.


sevgili sabhankra,

beni duyuyosan, her albümünü dört gözle beklicem ve her notayı ezberleyene kadar dinlicem.
siz yeter ki yapın.

Aralık 25, 2009

dün.


insanların zaman kavramı kullanarak sordukları sorulara,
"dün" diye cevap vermeye bayılıyorum.
akünün suyunu boşaltmak için mükemmel bi yöntem.

-abi haftaya ne zaman olcak prova?
+dün.
- !?

######

-ne zaman geliyosun bu taraflara?
+dün geliyorum.
- !?


gibi.

kro


çevremde garip msn adresleri alanlar var.
aşkına eşkıya falan olayları işte.
üstelik bi elinde tesbih, diğerinde sigara ile gezen,
gömleği içine sokuk ve kravatı sonuna kadar yukarda olan,
saçları cix ve sakalsız olan liseli gençler.
ne ayaksınız olum siz?
mal mısınız nesiniz?
hayır madem racon kesceksiniz polat alemdar abiniz gibi,
adam gibi bi imaj oturtun.
zira, inek öğrenci giyimiyle, tespih sallayıp sigara içmek,
hiç etkileyici olmuyor.
bi kere boynundaki altın/gümüş kalın zincir gözükmüyor.
ayrıca onun altına spor ayakkabı da olmamış.
parlak yılan derisi sivri burun lazım sana.
ayrıca ceketini de giy ki, daha havalı olsun.
hey allaam gençlik nelerle uğraşıyor.
kro olmak bile zor bu devirde.
onu bile bilmiyolar.
evet aslında "nasıl kro olunur" konulu bi blog yazcağımı hiç hayal etmezdim.
ama türkiye burası anacım, herşeyi yaptırıolar be.

*****************

daniel'de baba olmuş gene.
aferin babacım. beline kuvvet.

Aralık 23, 2009

bebe dili.


bizim sülalenin bebekleri bi tuhaf azizim.
normalde yeni konuşmaya başlayan bebekler,
kelimeleri kısaltır, mümkün olduğunca kolaylaştırır ve öyle söyler.
ama bizimkiler tamamen bunun tersi.
daha da uzatıyolar.
ve öyle bi uzatma ki bu,
bazen ne diceklerini anlayamıyoruz.
örnek vermek gerekirse.

-babbbaa
+he kızım.
-mana maninanina aç.


(bana mandalina aç. soy yani.)

-kızım ne yiceksin?
+makakaka istiyoğum.


(makarna istiyorum)

-men de çeçidenikenk icem.

(ben de çekirdek yicem.)

Aralık 22, 2009

facebook sucks.

facebook'da yanda öneriler bölümündeki şeyler,
beni benden alır oldu.
bir kişinin profilini simgeleyen adı ve resmi,
altında da "merhaba de." , "uzun zamandır iletişim kurmadınız."
gibi şeyler yazıyor.
az önce yanda babamın facebook profili vardı.
altında da ne yazsa beğenirsin?

"hayatında neler olup bitiyor öğren."

sayfayı yeniledim.

"ona merhaba de."

sevgili facebook,
neden babamla ilgili söylediğin şeyleri merak edeyim?
hayatında bi bok olduğu yok.
salonun diğer köşesinde oturmuş,
ayaklarını uzatmış,
elinde sigarası, çekirdek çitleyip maç seyrediyor.
ayrıca niye durduk yere babama merhaba diyim?
nasıl bir ironinin içine sürüklemeye çalışıyosun sen beni anlamadım ki ben.

Aralık 18, 2009

kilo

cem uzun süre seçilin peşinden koştuktan sonra,
seçille çıkmaya başlamıştır.
salih de uzun zamandır müstakbel yengemizin peşinden koşmaktadır
ve neredeyse başarıya ulaşmak üzeredir.
diyalog cereyan eder:

cem: valla kanka çok koştum peşinden
salih: aynen aga.
sercan: eheehe hepiniz koştunuz sıra bende :P
salih: evet koşma sırası sende.
sercan: yok lan ben koşmam.
cem: koş kanka, hem kilo verirsin.

sldkmnflkdmfsl

Aralık 14, 2009

hayat ne garip.

kader çok garip bişey aslında.
bugün iki kardeşim cem ve salihle bu konuda baya konuştuk.
kader garip evet. hayat da öyle.
yani aslında ikisi çok paralel.
hayat nasıl akarsa kader öyle şekilleniyor.
kader nasıl şekillenirse hayat öyle akıyor.
bir takım şeyleri değiştirmek aslında kişinin kendi elinde.
yani aslında ortada sabit bir kader, dolayısıyla sabit bi hayat yok.
en ufacık bir değişiklik bile, bunu etkiliyor.
kendimden bir takım örnekler vercem bunla ilgili.
ama konuyu biraz açmak gerekirse, şöyle bir örnek verebilirim :
evden çıkmadan önce pilav yedin ve arkadaşının yanına gittin.
eğer evden çıkmadan pilav yemeseydin, belki de arkadaşının yanına gitmeden,
bi burger king'e uğrayıp bişeyler yicektin.
dolayısıyla arkadaşının yanına biraz daha geç gitmiş olcaktın.
ama belki o zaman, erken gittiğinde cereyan eden bir olay, cereyan etmeyecekti.

bu konuda düşünmek biraz da felsefeye giriyo aslında bana sorarsanız.
şimdi kendi hayatımdan ya da kaderimden -sen nasıl dersen- bir kaç örnek vereceğim.

ortaköyde oturuyordum ben.
6 yaşındayken, babamın iş yeri beyazıt'tan ikitelli'ye taşındı.
dolayısıyla biz de avcılara taşındık. #olay1
avcılara taşındığımızda 6 yaşındaydım.
ilkokulu okuduğum ambarlı ilköğretim okuluna kayıt için gitmiştik.
okul ambarlı mahallesindeydi ve biz merkez mahallesinde oturuyorduk.
kayıt yapmamışlardı. kendi bölgemizdeki okula yönlendirmişlerdi.
ama annem ısrarla o okulu istiyordu.
o zamanlarda, dayım avcılar milli eğitim müdürüydü. #olay2
dayımın bir telefonuyla o okula yazıldım ve orda okumaya başladım.
sonrasında 17 ağustos depremi oldu ve öğretmenimiz ankaraya taşındı.#olay3
öyle olunca sürekli sınıflarımız değişti.
son olarak kendimi B şubesinde, şuanda kardeşim dediğim cem ve salihin yanında buldum. #olay4
üç kafadar (cem,ben ve salih) bir gün takılırken, "hadi gelin stüdyoya girelim lan" dedim. #olay5
bu olayla müzisyenliğimiz başlamış oldu.
sonra lise tercihleri vardı. söz ettiğim dayım ve onun eşi, tercih döneminde şehreminiyi yazmam için ısrar ettiler.#olay6
sonuç olarak şehreminiyi kazandım ve şuan hayatımda olmazsa olmaz dediğim kişiler bu sayede hayatıma girdi.
birgün stüdyodan çıktığımızda, cem bir yakınını gördü. #olay7 nesi olduğunu tam hatırlamıyorum. o bizi "studio deo"ya götürdü. #olay8.
orada hakan'ı tanıdık ve müzisyenliğe asıl adımları, sahne tecrübelerini studio deo sayesinde yaşadık.
lise2'de ani bir kararla dil bölümünü seçtim.#olay9 çok çabuk karar vermiştim bu konuda. uzun uzun düşünmedim.
gene lise2'de bir kızla çıktım. #olay10. o bana şunu öğretti : "istediğini istediğin kadar sev.bu hayat senin.senin için senden daha değerli kimse yok."
aslında bu düşünceyi kısmen öğretti desem daha doğru olur.
çünkü şu dünyada kendimden daha çok değer verdiğim, "ölür müsün bi?" dese, "ok" deyip öleceğim insanlar var. onlar bu sınıflandırmanın dışında kalıyorlar. yerim onları.

yani kısacası şu yaşadığım 10 tane olay. hayatımın dönüm noktaları. peki bu olaylar olmasa nolurdu? ben de merak ediyorum. ona da bir göz atalım.

#olay1 : eğer avcılara taşınmasaydık, ortaköyde büyüyecektim ve nasıl bi hayatım olcaktı az çok tahmin ediyorum. cix bir genç olurdum heralde.

#olay2 : dayım o zaman milli eğitim müdürü olmasaydı, ambarlı'da değide başka bir okulda okuyacaktım. sonuçları farklı olacaktı.

#olay3 : deprem kötü bişeydir evet. deprem olmasa öğretmenim taşınmayacaktı ve kendimi çok şey öğreneceğim B şubesinde bulmayacaktım.

#olay4 : olay3'le bağlantısı var. B şubesine gitmeseydim, kardeşlerimle olacak tek muhabbetim "merhaba, naber?" olacaktı.

#olay5 : bu olay yaşanmasa şuan müzisyen değildim. beni tanıyanlara soruyorum "müzisyen olmayan bir sercan düşünebiliyor musunuz dostlarım?"

#olay6 : şehreminiyi yazmasaydım, başka bir okulda olacaktım. daha doğrusu dayımın eşi, gizlice şehreminiyi 8. sıradan, 2. sıraya taşımasaydı başka bir okulda okuyacaktım. belki şuan hayatımda olan insanların varlığından haberim bile olmayacaktı.

#olay7 : cem o yakınını görmese, bizi studio deo'ya götürmicekti. deo'yu hiç bilmiyor olacaktım.

#olay8 : deo'ya gitmemiş olsak, müzik bizim için, birkaç yıllık geçici bir heves olup bitecekti. sahne tecrübesi olmadığı için, o sahne tozunu yutamayacağımız için, sahneye çıkmamıza imkan verilmediği için, bir yerden sonra sıkılıp, bırakacaktık bu uğraşı. ve şuanda avcılardaki dostum dediğim onlarca insanı tanımıyor olacaktım.

#olay9 : hayatımın belki de en büyük dönüm noktası bu. gerçekten. sebep sormayın. öyle ama. o ortamda tanıdığım insanları tanımış olduğum için, dünyadaki en şanslı insan olabilir.

#olay10 : onunla çıkmasaydım, aşk ile ilgili şuanki düşüncelerim olmicaktı. belki eskisi gibi laylaylom olacaktı düşüncelerim. belki sadece uçkurumu düşündüğüm için oynayacaktım insanlarla. çok değiştirdi beni. her ne kadar artık hoşlanmadığım bi insan da olsa, sağolsun.

sevgili dostlarım. neden böyle bir yazı yazdım, nerden esti birden böyle bilmiyorum. ama bu dönüm noktalarından biri bile olmasaydı, belki ne ben sizi, ne de siz beni tanımıyor olacaktınız.

cem,salih,didem,dilşad,büş,beyza,büşra,gökay,hakan,ufuk,bünyamin,caner,seval,damla,narod,
müge,cansenin,müge aktan,samet,hede,burcu,erdinç,hasan,deli gizem,metalika gizem,gizem esen,erdem,atıf,ilyas,mehmet,feyyaz,fatih abi,benjamin(burak),baytar ilker,deli ilker,kadircan,eren,gökay gökhan,mert,yavuz,ezgi,belgin,tuğçe ve daha sayamadığım bir sürü insan.


hepinizi çok seviyorum ulan. hiç çıkmayın hayatımdan. iyi ki varsınız!

Aralık 08, 2009

yaşlı teyze ve otobüs

otobüse binen yaşlı teyzelerden nefret ediyorum.hepsinden değil.aslında yer verdiklerimden nefret etmiyorum.nefret etmediğim için yer veriyorum zaten.binen yaşlı teyzenin yüzünü gördüğüm an yer verip vermiceğime karar veriyorum zaten.gözlemlediğim 2 çeşit teyze var.masum ve suratsız.masum olması yer vermem için yeterli aslında.önceden yer isterlerdi, şimdi ayakta durduğun yeri de ister olmuşlar.daha çok bahsetmek istediğim çeşit suratsız olanlar.kesinlikle otobüse biner binmez, suratında bir memnuniyetsizlik ifadesi vardır.yer verseler(verseler dedim, ben vermem çünkü) bile o ifade değişmez.ön kapıdan binip arkaya doğru ilerlerken, dirseğini sırtınıza dayamak suretiyle sizi iter ve gitmek istediği yere ulaşır.geçerken basabileceği kadar kişinin ayağına basar.yediği küfrün ne hakkı vardır ne hesabı.kimsenin yer vermediğini farkedince, kendi kendine söylenmeye başlar.gözünün içine bakar milletin.uyuma numarasını da yemiyolar artık.kulaklığını açıcaksın sonuna kadar ve göz göze gelmiceksin.bu kadar basit.zaten suratına bakılmıyo ki gözlerine bakasın.evet o konuya gelcem şimdi.suratına neden bakılmıyor?bu suratsız teyzeler, yaşına başına bakmadan, makyaj yapıyolar.hemen eleştirme beni.makyaj her yaşta yapılır biliyorum.ama yaşına göre yapılır dimi?günlük 1 adet ruja, 750 gram fondotene, olmayan kaşları çizdirmeye, altlı üstü gözü siyaha boyamaya, olmayan kirpiklere rimel sürmeye ne gerek var?makyaj insanı güzelleştirmek için değil midir?genç insanlar yapmıyo ulan o kadar makyaj.gıdısı sarkmış artık böyle horoz ibiği gibi olmuş.yanakları desen doberman gibi.göz kapakları bile kırışmış.ama suratını boyaya batırıpta çıkmış sokağa.madem yaşlısın, bu kadar bokunu çıkarma; madem kendini genç hissediyorsun,yer isteme milletten.bunu şeye benzetiyorum ben.hani yazın kumsalda böyle görünce tüm hevesinizi kaybettiğiniz kadınlar vardır.afedersin götü başı sarkmış ama bikinili.tabiri caizse muşmula gibi.işte bu da öyle bi durum gibi.sizi bilmem ben hoşlanmıyorum.metrobüste olay daha farklı.avcılardan biniyorum her gün ilk duraktan.ama o suratsız kadını temsil eden kimse(hergün var mutlaka bitane) rahat ettirmiyor sana bir türlü.arkadaş bomboş metrobüs geliyor.ve 30 saniyede bir yeni geliyor.30 saniye beklemektense neden "aman 30 saniye bekliceme gençlerden birinin başına çökerim" düşüncesine kaptırıyolar kendilerini.anlamıyorum valla anlamıyorum.

Kasım 30, 2009

şile defteri

ben geldiiiim.
güzel bi' bayram geçirdim.
çok değişik tecrübeler yaşadım.
kömür sobası kurdum.
içine kömür attım.
üstünde ekmek kızarttım, çay demledim.
eski sevgilimi gördüğümde arkadan gelen dip sesi duydum.
bu ses akbil basıldığındaki "kontör yetersiz" isimli sesti. "dınınııı dınınııı" diye.
çok sinir bozucuydu.
çok soğuk şile ya.
öyle böyle bi soğuk değil hemde.
sokakta otururken bile ateş yakıp oturduk tinerciler gibi.
ve gene benim de size aktarmak istediğim bir takım diyaloglar yaşandı.
onları aktarmak istiyorum.

ben: +
ensar: -

+tabi olum BİM var mesela açılımı birleşik islam marketleri.
-he duymuştum kanka onu
+KİM var, kazançlı istanbul marketleri.
-oha öyle bişey mi var?
+var tabi olm.
-bide şey var.tansaş.yani Tans A.Ş. (Alüminyum Şirketi)
+nee!? (wtf!?)
-alüminyyuynmmn şirketi (dediği anlaşılmasın diye)
+a harfini kodlar mısın kanka?
-Alüminyum.
+yuhgauıhfudsahfklsdfmnkldssdlgsnkjgn anonim olcak o lksmndflksdnksd

(ayrıca tansaşın sonundaki aş'ın bi açılımı da yok ha)


######################################################

sami: +
ensar: -

-kanka sigarayı atma lan, yangın çıkar.
+bu saatte bişey olmaz.

(bu saat?)

######################################################

sami: +
ensar: -
sercan: *

+aga kafamı bi çevirdim, (burhan) bembeyaz giyinmiş aq, hava da kapkaranlık, ben aykutun üstüne atladım korkudan. böyle şey gibiydi. . . eee şeyyy.
-nur inmiş gibi mi?
+heh evet.
*o nur burhan oluyo yani.
-onur mu?
*yok, onur değil, o nur. parmakla gösterilen nur. yani o nur burhan.
-+* : kldmnfkldsjnkjsdngsdkjfsdfsd

(fenaydı ya.)


######################################################

akçakese'de yıldırımları gördük. durduk. yanında fatihte vardı. arka koltukta bahadır oturuyordu. camı açtı bahadır. sonra fatih:

-sadıık naber yaaa?
+...
-sadık mıydı?neydi olum adın.
herkes:sdjkflsdmfkmfklşsdmflksdfms

15sn sonra, yola devam ederken sami :

+ananısskim yaaa hauahauha
-noldu lan?
+sadık dedi yaaa hauhauhauha
herkes:lsdjkfnkjsdnfjklsdnkjfds jeton ıjmnglksmndklg

######################################################

ensar, şilede söylediği türk kahvesini kıtlama içer.

sercan: olum kahve öyle mi içilir lan.
ensar : daha güzel kanka tatlı tatlı.
sami: yaa tabiii, sen ilerde 70 yaşına, 50 yaşına geldiğindeeee diceksin kiiii..5 saniyelik duraklama..tek şekerli iç.

(orda olmalıydın.)

Kasım 26, 2009

sıradakiiii

askere insan uğurlamak çok duygusal bir hadise aslında.
üstelik giden kişi kuzeninizse.
ve sıra size geldiyse.
orda aile fertlerinin ağlayışları, arkadaşların dolan gözleri falan.
kendimi koyuyorum da onun yerine...
arkama bakamam heralde giderken.
bakarsam gidemem çünkü.
ya da uğurlamaya annemin gelmemesi lazım.
son kez sarıldığında, nasıl bırakabiliyor insan? çok şaşırtıcı.
neyse sıradaki benim ama daha çok zaman var.
**********************
yarın şileye gidiyorum.
pazartesi günü dönücem.
burada ve "klişeler köşesi"nde sizinle olamayacağım 4-5 gün.
hoşçakalın canlar.

Kasım 24, 2009

yeni hareket.

evet sizlere başka bir blog sayfasından daha hitap edeceğim.
ama bu hitap değil aslında.
bende derin yaralar bırakmış ve uğraşmayı sevdiğim bir olayı belirteceğim orada.
olur da yolunuz düşerse beklerim.

İsmail YK'dan gelsin :

bu numaradaaaa beniiii TIKLA!

Kasım 17, 2009

olmuyo.

komşumuzun küçük kızı, sürekli "olmuyo" diye diye ortalıkta dolaşıyordu.
dayanamadım sordum :
"Ne olmuyo kız?"
cevap acıydı.
"Olmuyo olmuyo."

evet, özne de "olmuyo" yüklemde "olmuyo".
yani olmayan şey "olmuyo".

Kasım 15, 2009

dert

selam dostlar.
bugün çok yoruldum gene.
avcılarda stüdyonun kapalı olmasından ötürü,
provamızı taksimde almak zorunda kaldık.
ama inanılmaz bi performanstı bugün.
lanolin daha çok yeni biliyorsunuz.
şuanda repertuarımız sadece 6 şarkı.
her hafta 2 şarkı ekleyerek, diğerlerini de tekrar ederek,
yavaş yavaş genişletiyoruz repertuarı.
şarkı olarak 90s pop, soft rock gibi tarzlar seçiyoruz.
bugün en çok zevk aldığım şarkı düşler sokağıydı.
taksimde stüdyo stereo'yu tavsiye ederim buarada.
gerçekten kaliteli bir stüdyo oluşunu,
hep birlikte çaldığınız ilk notada anlıyorsunuz.
sonrasında klasik taksim takılmaları işte,
yemek yedik burger'da.
buarada gs lisesinin ordaki burger ve istiklal girişindeki burger dışında,
başka bir burger daha varmış istiklalde.
bugün onu da keşfetmiş oldum.
sonrasında küçük beyoğlu fabrika'ya giderek biraz da orada oturduk.
yorucuydu evet ama güzel gündü be.
ayrıca metrobüste kafasını üstteki demire vurupta,
"ayy inanmayorooooom" diyen tatlı kıza alkış.
ayrıca gene metrobüsteki emo çocuğa kafam girsin.
yeni yine yeniden metrobüsteki bebek. yerim seni.
ben gerçekten çocuk istiyorum ya.
buarada metamorfizma dağılmıştı.
evet, toplancak tekrar büyük ihtimalle.
ama farklı bir isim, farklı bir tarzla.
şuanda bir kaç kapımız var şöhrete giden yolda.
hep birlikte denemektense, tek tek denicez.
hepsi birlikte kapanmasındansa, teker teker kapansın dimi.
ayrıca bir gün olsun ki, taksime gittiğimde herhangi bir kuzenimi görmiyim.
buarada, bu hafta hazırlığın ilk kuru bitiyor.
20 kasımdan 1 aralığa kadar tatilimiz var çok şükür.
yd'yi özledim.
ayrıca geçen cuma kuzumla beraber 2012'yi izledik.
izlemeyin demiyorum.
fakat "the day after tomorrow"dan daha güzel bi film değil.
kuzumu da yerim.
önümüzdeki hafta sonu ehliyet kursu başlicak.
provaları, davul derslerini ne şekilde ayarlicam çok merak ediyorum.
26 aralığa kadar, sıkıntılı bi döneme girmem muhtemel.
derdi veren dermanı da verir be hacı.
verir di mi?

Kasım 12, 2009

Duvar

Kollarında karanlık gecelerin,
Hüzünler içerek büyüdüm ben.
Elimden tutan tek şey,
Çocukluk hevesi oyuncaklardı,
Yaslandığım tek duvar,
Dökülmüştü biraz, yılların yorgunluğu,
Üzerinde gibiydi hala.
Ve soğuktu o duvar,
İliklerime kadar işleyen o soğuk,
Alıştırdı beni bazı şeylere,
Boyun eğmez oldum,
Ona, buna, hiç bir şeye.
Kim derdi bir gün boynum eğilecek,
Yüzüm hep yere bakacak,
Gözlerimde çiğ taneleri,
Saçlarımda aklar olacak.
Kim bilebilirdi ki,
Ruhum karalar bağlayacak,
Saçlarımdaki aklarla,
Tezat oluşturacak.
Duvara yaslanmasam,
Bir şansım olurdu belki.
Duvar yıkılmasa,
Kalırdı bir dayanak,
Ama gidince,
Gücüm kalmadı dayanacak.
İçtiğim hüzünler,
Geldi burnumdan fitil fitil,
O duvarlar,
Düşüşüme kefildir, kefil.
Kanayan dirseklerim,
Kaldı şimdi tek delil,
Bir de kanayan dizlerim,
Onlar benim geçmişe dair,
Biricik izlerim.
Ama gene de anlamasınlar diye,
Çaresiz, hep gizlerim.
Güzel izler değil bu izler,
Belki olmazdı ama,
Duvar yıkılmasaydı...
Belki.

Kasım 11, 2009

pirezenteyşın

okuldayım.
pirezenteyşın olayı olduğu için computer lab'deyiz.
bir zamanlar beni davulcu olarak çağıran death metal grubu skull of doom,
EP kaydediyormuş şuan.
reddettiğim ya da bi şekilde içerisinde yer alamadığım grupların,
böyle işler yapmaları beni çıldırtıyor.
sirannon diye türk bir black metal grubu varmış.
şimdi sıkıntıdan myspace'de gezinirken gördüm.
karizmatik görünüyorlar aslında.
umarım türleri pure black yerine melodic black'tir.
bir black omen daha lazım bu ülkeye.
moribund oblivion'larla groza'larla olmaz bu iş.
ama daha orijinal isimler lazım be.
o değil de iyice müzik blogu oldu bu.
ayrıca sevgili birkaç okurum,
artık bloglarıma facebooktan'da ulaşabilecekler.
blogger sağolsun yazdıklarımı, -koyduğum resimler,kullandığım bağlantılar dahil-
facebook notlarıma aktaryor.
henry'nin 50 yaşında olduğuna hala inanamıyorum.

Kasım 10, 2009

huries and nuries

çok fazla saçım dökülüyor.
bugün tam 17 tel saçım gitti.
buna bir demem lazım.
hayır saçımı kestirmicem.
biliyorum uzunken daha çok dökülür.
ama ben hiç dökülmesin istiyorum.
uzun kısa farketmez, hiç dökülmesin saçsız kalmiyim.
buarada muse'un albümü gerçekten çok güzel ya.
iyice sindirdikten sonra, mükemmel bişe olduğu anlaşılıor.
bugün otobüste çılgın dersane'de oynayan kızlardan birini gördüm.
avcılarda oturuyomuş meğersem.
güzel kız, belli bir alımı var.
lanet olsun ne zaman birinden hoşlansam,
eski sevgilisiyle barışıyor.
nasıl iş bu anlamadım gitti ben.
nasıl bir lanet bu.
3'ü 1 arada yerine,
manuel nescafe içenler,
içine az da cappucino atın.
mükemmel bi tat yakalayabilirsiniz.

bülent hoca test sorularında,
cevabı bulamazsak mantıklı sallamamız gerektiğini anlatırken,
"educated guess" kullandı anlatmak için.
sevgili bir arkadaşım, dersten sonra şaşırarak,
"graduated guess" diyerek bizi kırıp geçirdi.
yeni değil aslında çok.
ama olsun komik bence.
mezun olmuş tahmin. hmm.
Henry ise, türkçe kelimeleri cümle içine katma konusunda,
kendini aştı.
bkz;There are too many Huries and Nuries at Aydın University.
yeni bir beste tarzı bişey yaptım.
güzel olcak.
bu farklı boyuta taşıncak müzik işi,
beni heyecanlandırıyor ister istemez.
aslında o kadar da aptal bi hayatım yok be.
sen ne dersin?

Kasım 08, 2009

yes

eğlenceli günler geçiriyorum.
müzik işlerinde de meyve almaya başlicaz sanırım çok yakında.
demo albüm kaydına giricez resmen.
arada bir abimiz var.
o beğenirse dream tv'ye yollicak.
güzel olcak güzel.
inşallah.

Kasım 05, 2009

sick.


ben çok hasta oldum.
tüm gece uyuyamadım.
okula gidemedim.
bir sürü ilaç içtim.
gece uyuyamazken aklıma bi dünya şey geldi.
neyse ki domuz gribi değilim.
canım annem, çok iyi baktı bana.
sabah hasta olup, akşamına iyileşmiş ilk insan olabilirim.
hafif kırıklık var üstümde hala, ama ateşim düştü.
boğazlarım da ağrımıyor.
burnum akıyor ama, durduramıyoruz.

Kasım 03, 2009

linoleum.


şimdi pain of salvation'ımızın çıkardığı ep yi yorumlamamak olmaz.
cidden başka bi boyuta geçtim görünce.
sabah gördüm ilk.
dedim ki, ulan indiriyim mp3e atarım, yolda dinlerim.
saatte çok geçti. okula 45 dk vardı.
%45'te bağlantı gidip geldi. inmedi.
şimdiye kaldı.
şuan 3. baskı başladı.
tek tek yorumlamak istiyorum.

Linoleum : vallaha pos şarkısı. dur bakiyim vallaha pos şarkısı.

Mortar Grind : can evimden vurdu resmen. dilşad sürekli dedi çok beğencen tam senlik falan. ciddende bilmiş kuzum. en beğendiğim ikinci şarkı demek isterdim ama ayıramıyorum hiç birini birbirinden.

If You Wait : çok tatlı bir geçiş olmuş. eee pos bu, bırak da olsun.

Gone : daniel'in ağzıma sıçtığı an. evet, kelime bulamıyorum bunu anlatmak için. ashes, undertow, second love, cribcaged kadar beni etkileyecek bi şarkı var mı merak ediyordum. gene pos'dan çıktı. gerçekten "anlatılmaz, yaşanır" tanımına uyan bir şarkı. dinleyin dinlettirin.

Bonus Track : hair..human hair... ep'nin neşesi. harika bir düşünce.

Yellow Raven : Scorpions şarkısı, anca bu kadar güzel coverlanabilirdi. pis adamlar.

Ekim 31, 2009

maydonoz olsam, yeşil olurdum.

deli gibi blog yazasım var ama bahsetcek bişe yok.
bayramda aranızda olamicam sevgili dostlarım.
büyük ihtimalle yazlığa gidicem.
aslında bu durumlarda adı kışlık olmalı bence.
yazlık deyince, kışın gidilemezmiş gibi oluor.
ama çatır çatır gidicem.
tatil için değil tabii ki.
iş var.
duvar sıvancak falan. bahçe dekorasyonu.
3 günlüğüne dış mimar olcam bahçe için.
bişeler ekcem böle çiçek.
üste tente yapcam.
beton atılcak.
masa sandalye.
manuel mangal yerine, oraya böle betondan mangalımsı bişe yapcam.
yazları bizi beklicek sonra.
arabayı da aldık mı, her hafta sonu ordayım azizim.
beklerim vallah.

lanolin mi nasıl?
valla iyi. vokalin ufak tefek nota problemleri var.
o da tecrübeyle halledilcek bi olay.
daha ilk grup tecrübesi olduğundan takılcak birşey değil.
zamanla düzelcek çünkü.
cansenin ve cem önceden çalıştığım adamlar zaten.
ilginç bi şekilde ikisi arasında güzel bi uyum var.
herşey güzel yani anlicaan.

aşk hayatım çok çalkantılı demek isterdim.
ama henüz bi aşk hayatım yok.
olcak yakın zamanda hissediyorum ama,
aşk hayatı kurma çabalarım çok çalkantılı diyebilirim aslına bakarsan.

bi de rock riot oynamaya başladım facebooktan.
çok güzel lan.
farmville devam tabi xD
29 level oldum olm xD
villa almadan bırakmam allahıma xD

yarın gene şileye gitmem gerekcek ayrıca.
sabahtan çıkcam, akşam gelmiş olcam.
pazartesi gene okul var.
iki tane proje ödevi yarın bitmeyi beklicek.
gece 10'dan sabaha kadar yolu var.
bakıcaz artık bi şekilde.
bitmezse de "koy götüne rahvan gitsin" olcak.
fikibok gibi ödev.
keşke yaptığım kötü ödeve hocanın yorumu,
"it's like a shit but good" olsa.

şiir yazmıorum uzun zamandır farkında mısın?
neden olduğunu ben de bilmiyorum.
bu aralar hep mutluyum diye olabilir.
hiç depresif/karamsar/melankolik olamıyorum artık.
neyse haftaya second love çalcaz.
o zaman üzülürüm biraz xD

bu arada,
üşengeçlikten mark morton gibi uzattığım sakallarımı,
bugün 1,5 saatte top sakal, uzun favori haline getirebildim.
ne makasla girebildim, ne de jiletle kardeşim.
orman olmuş resmen.
artık düzenli olarak kescem inşallah xD

bu arada artık saçımı beckham gibin topluyom arkadan.
ville valo şapkamı da çıkardım.
deri çeket giyip saçımı açık bırakınca, tom eglund'a benziyorum xD
şapka takınca, saçlarım yandan çıkıor ve ville valo oluyorum xD
çok çeşitli insanlara benziyorum aslında.
biri bana dur der mi?

Ekim 27, 2009

amaan.

okulda tuvaletlerde yazan duygu sömürüsü;
"africa needs a drop of water"
ve
duvarda yazan;
"happy is the one who says 'I am Turk' "
yazıları beni benden alıyor.

sümük.

geçen duştayım... ehehe şaka şaka bişe dicem xD
bugün resmen otobüsteykene,
burnunu karıştırıp,
burnundan çıkan sümüğü,
parmağını yalamak suretiyle ağzına sokan,
ve çiğneyerek yutan,
bir çocuk gördüm.
tüm yazdıklarıma an ve an şahit oldum.
dilenci amcaların pipisini görmek gibi bişeydi bu.(büş bilir.)
he sümük demişken,
bi de sanırım aşık oluyorüm :$

Ekim 25, 2009

çatalından bir ısırık almak istiyorum

sercan : salih kay da cem de otursun.
salih : cem gelsin, kayarız.

didem tramisu ister.
verdikleri çatal çok ağırdır.
sercan ve didem bunu tecrübe eder.
bildiğin ağırdır.
sonrasın da didem sercana ister misin der.
sercan, nasıl bir anlam çıkacağını düşünmeden;
sercan : çatalından bir ısırık almak istiyorum.
didem : nasıl yani?

tabu tabu tabu...

cansenin : biz neyiz?
all together : ibne.
*aslında didemle salih aynı anda dedi ama herkesin aklından geçen buydu.

didem : ya bi ağaç, ilk ne geliyo aklına?
cansenin : kavak.
cem : odun.
************
salih mekandan ayrılırken, nargile ve çay parası bırakır. ama yaklaşık 6 tl falan fazladır. 20 tl bırakır yani. bunun üzerine;

didem : çok koymuş ya.
sercan : salih hep çok koyar.

kelime:kabzımal.

sercan : sıçamazsan nolur?
cansenin : sıçamazsın.
sercan : hayır adı ne?
cansenin : kabız.
sercan : heh ona benzer bi kelime.
cansenin : cıvık.
...


kelime : gaf.

cansenin : güneydoğu anadolu bölgesinde bi proje.
didem : gap.
cansenin : neyse böle olmicak, geçelim.
*******
didemin avcılara gelmesi.
inanılmaz bir şekilde yağmur yağmaması.
pizzayı kesmeyen pıçak.
sokakta süt alınıp beslenen kedi.
didem'in kedinin sütü pipetle içemeyeceğini farketmesi.
sercan'ın diet kola aydınlanması.
fenerbahçe ve galataray formalı, fondoten suratlı kızlar.
cemin eve kadar kayması.
lanolin'in ilk provası.
hagan.
fok vereiceğm.
hagan nirde.


**uzun lafın kısası, dostlarla çok çok güzel bir gün.
yerim hepiciini.

eti cin

midem şuan acayip bi durumda.
son 3 saat içinde 36 tane eti cin yedim.
evet yedim. böyle paket çeklinde olanları var 20li.
iki tane almıştım ailecek yeriz diye.
herkes 1 tane aldı yattı.
kaldı 36 tane.
hepsini yedim.
işin kötü yanı, dün içtiğim 21 kupa nar suyundan sonra,
su sıçar olmuştum. midem bozuktu zaten.
bi de bugün bu çok güzel oldu.
ayrıca resmen saatlerdir,
sertap erener - yanarım
emre aydın - belki bigün özlersin
aslı - tüm şehir ağladı
manyağı oldum.
yarın onları çalcaz,
her durumda olduğu gibi,
gene yumurtanın götten baş çıkarmasını bekledim.
çıkardı da.
anca çalışıyorum.
yetişmicek ki. ehe.
neyse cem falan da çıkarmamıştır inş xD
hadi öptüm cano.
tükmüklü tükmüklü.
ayrıca avcılar sakinleri,
yarın yağmur yağabilir, ona göre.

saatlerinizi 1 saat geri şaapmayı unutmayın.

Ekim 23, 2009

evet

insanları çok özlüyorum.
eskiden hergün gördüğüm insanları, resmen arasıra görüyorum artık.
henüz alışamadım bu duruma.
artık cafe'de kız kesmek, burger'daki kız grubu olarak gelen insanların, ben ortamı terketmeden terketmemesi falan da zevk vermiyo.
kızların bana yakışıklı demesini istemiyorum.
yakışıklı değil ama sempatik olmayı tercih ediyorum şu sıralar.
pazartesi not yerine geççek olan ilk sınavım var.
first certificate exam 1.
çükünüzle yaparsınız diolar ama gene de çalışcam.
ilk sınavdan çakmayalım dimi ama.
buarada twitter'ım da var artık.
her an naptığımı ne hissettiğimi görebilirsiniz oradan.
tıklamanız yeterli.

Ekim 22, 2009

shower songs O.o


siz de duş alırken telefondan müzik dinler misiniz?
pekala. peki ya dinlediğiniz şarkıya, facebookta'ki giden günlerim oldu ismail gibi klip çeker misiniz? (klip derken vidyoya alma değil ha, böyle klip çekermiş gibi triplere girmeyi kastediyorum)
tahminimce bu duş alırken müzik dinleyen insanların tamamının girdiği bi trip.
ama hoş bişey yani.
peki sesiniz kötüyse, şarkı bok olmasın diye, sadece ağzınızı oynattığınız oldu mu?
peki ya duş için yaptığınız özel bi playlist var mı?
benim var. duş da dinlediğim şarkılar özeldir.
ilk üç mutlaka water-home-black hills'tir mesela.
sizde de var mı böyle şeyler?
bendensiniz o zaman.

*tabi resimdekilerin şarkı dinlemiceği/sölemiceği muhtemel.

Ekim 21, 2009

I call it justice.

Hello, Seth. I want to play a game. Right now, you are feeling helpless. This is the same helplessness you bestowed onto others. But now, it's unto you. Some would call this karma, I call it justice. Now you served five years of what should have... been a life sentence, for murder. A technicality gave you freedom, but it inhibited you from understanding the impact of taking a life. Today, I offer you true freedom. In thirty seconds, the pendulum will drop far enough to touch your body. Within sixty seconds, it will cut you in half. To avoid the pendulum, all you have to do is destroy the things that have killed... your hands. You must insert your hands and push the buttons to start the devices before you. Your bones will be crushed to dust. Will you destroy the things that have taken life in order to save one, Seth? Make your choice.


allahııııııım müthiş!
testere V başlangıç repliği...

somut gerçeklik


dahası?

Ekim 20, 2009

cehaağlet

istanbul aydın üniversitesi beginner sınıflarından birinde yapılan karşılıklı diyalogda yaşanmış olan diyalog. içler acısı.

-morning morning where are you going?
+i am going to my circle.

evet; circle=daire.

-hocam, bu reading'deki tüm kelimelerin anlamlarına baktım ama birini bulamadım.
+söyle hangisi?
-Toronto
x:salak İtalya'da bi şehir o.
y:mal torino o.
+evet oğlum Toronto Kanada'da bi şehir, Torino'da İtalya'da. anlamı falan yok yani.

Ekim 19, 2009

melankolik duş esnasında elektrik çarpmasından kaynaklanan saç dikilmesi vaka-i vakvakiyesi

az önce hayatımın en romantik/melankolik duşunu aldım.
banyo ışığının duy'undaki problem sebebiyle, anahtara basınca sigorta atıyordu.
ampul patladı. anahtar açıkken ampulü değiştirmek için iki elimle ampulü tuttum.
elektrik çarptı. neyse.
duş alabilmem için ışık gerekiyordu.
ama banyo elektriğinin çalışır durumda olmaması için, ışığı açmamam gerekiyordu.
sigorta atınca şofben çalışmıyor çünkü.
annemin parlak bi fikri vardı : mum ışığında duş.
ayrıca kardeşimin üstün zekası sayesinde, mumu aynanın önüne koyarak, ışığın yayılmasını sağladık.
önce biraz takılma zamanıydı.
sıçmasam bile, duştan önce klozetin üstünde oturur sigara içerim, telefondan müzik dinlerim.
ama düşünsene bunları mum ışığında yaptığını.
dinlediğin şarkılar da, second love, black, undertow, ending theme, this heart of mine tadında şarkılarsa, nasıl bir duş olur bu?
evet öyle.
ilginç bir deneyimdi.
tavsiye ederim yani.
ama öncesinde, vücudunuzda elektrik dolaşmalı. bildiğin saçlarım dikildi ya.
o kadar çarptı yani.
o değilde allahtan, duş sırasında gitmedi. yoksa ben o lambayı tutucaktım ıslak ıslak.("ne olur ıslak ıslak bakma öyle" gelmedi mi aklına?)

hadi öptüm.

Ekim 18, 2009

fırtınalı

şu son günlerde çok fırtınalı günler geçiriyorum.
beklemediğim yerlerden beklemediğim haberler geliyor.
şaşkınlıklar içerisindeyim.
başıma gelenlerin olma olasılığı,
terastan, demir parmaklıklara atlayan birinin yara almadan kurtulması gibiydi.
tabi haberleri almadan önce.
ölüm haberi de var.
malesef ya yengemi kaybettim.
üzülme demeyin,
bilen bilir, tanımadığım biri bile olsa,
ölüm üzücü bişeydir.
yeni bi başlangıçtır falan filan ama üzücüdür.
öldü lan öldü amına koyim, yok artık.
pamuğu tıktılar gitti.
çocuğum gibi olan metamorfizma grubu, dağıldı.
dağıttık yani.
anlaşmazlıklar, arkadan konuşmalar başlamıştı.
birilerini gruptan çıkarıp da kırmamak için, grubu bitirdik.
artık yolumuza yeni kurduğumuz popumsu rock grubu lanolin ile devam edecez bakalım.
bir de metal grubu kuruyoruz bomba gibi.
diyorum ya çok fırtınalı öyle böyle değil.
sonra bir kızla flörtümsü birşeyler yaşıyodum ki,
vazgeçtim.
ne biliyim içimden gelmedi.
bu ara tuhaf bişeler oluo bana.
büyüyorum galiba.
takılmak için insanların duygularıyla oynamak istemedim resmen.
yarın öbürgün kuşum ötmicek diye çok korkuyorum.
bilen bilir, kurduğu cümlelerle,
gösterdiği ilgiyle, hoşlandığını çatır çatır belli etmesiyle canımı sıkan bir kişi vardı.
hah onun çıktığı varmış.
kurtuldum gibi bişey.
iseetinymen puştu da kıskandırmak içindir dio gavat xD
hep derdim müzik beni deşarj eder.
yalanmış aq.
asıl deşarj futbol maçı izlemek.
fenerbahçe yenilcek ama.
öteki türlü stres atılmıyo.
hele bi de son saniye golüyle yenilirse, tadından yenmez.
türkçenin kıvraklığı, küfürlerin çeşitliliği,
alabildiğine deşarj.
davul dersleri devam işte.
parasızım ama bu aralar.
çok sıkıldım okula gitmekten..
hep ödev veriyolar.
hayal kırıklığı yaşıyorum adeta.
burası resmen, sigara içilebilen bi lise.
bi de sivil gidiyosun.
bi de twitter aldım ben.
bi de gmail'imi windowslive'a kaydettirdim.
onu msn olarak kullanabilirim.
şuan kullandığımda 800+ insan olduğu için,
her daim 100+ online olduğu için, konuşmak istediğim insanları bulana kadar çevrimdışı oldukları için, değiştirrim heralde.
şimdi onlara vaktim yok.
çok fırtınalıyım çok.

Ekim 14, 2009

alexi lavigne


mükemmel kompozisyon xD

bir tarafta duvar yumruklatan wild child xD

diğer tarafta son albümü "the softer(!) side" la gönüllerde taht kuran asi kız xD

yarıldım xD

bi de altına alexi lavigne yazmışlar ya xD

orgazmik konser


arkadaşlar roadrunner united'ın the concert isimli dvd'sini herkesin izlemesini tavsiye ederim.
çünkü öyle bişey ki, onlarca gruptan onlarca müzisyen, değişe değişe aynı sahneyi kullanıyolar.
konser coverlanmış efsane parçalardan ve roadrunner united'ın kendi şarkılarından oluşuyor.

ama inanın böyle bir zevk olamaz.

dino cazares'ten matt heafy'ye
joey jordison'dan nadja paulen'e
jeff waters'dan robert flynn'e
corey taylor'dan ville valo'ya...

ve daha kimler kimler.
merak etme arkadaşım, otur izle.

Ekim 13, 2009

daily routine

naber millet?
napıonuz nası gidior?
beni sorarsanız, herşey aynı.
okula git eve gel.
sadece ingilizce geliştiriyoruz o kadar.
her gün yığınla kelime ve phrasal öğrenioruz.
henry zaten manyak bilionuz. dersler kakara kikiri geçio.
bülent hoca 30 yılın verdiği tecrübeyle yakıp yıkıyo ortalığı.
mesela onun sayesinde, geniş zaman anlamlı bi cümlede, şikayet söz konusuysa, continious kullanırmışız. ama anlamı gene simple present olurmuş. aydınlattı resmen bizi.
ayrıca bas gitaristmiş kendisi. geçen sene bırakmış henüz. o da gruplarının klavyecisi öldü diye.
mükemmel bir insan yani. her açıdan faydalancam inşallah xD

banu hocanın dersleri de güzel geçiyo.
herkesin aynı fikirde olduğunu sanmıorum ama ben writing sevdiğim için (seviyomuşum evet.)
bana gayet kolay ve zevkli geliyo. hatta o kadar ki bugünkü quiz'den 20 üzerinden 19 alarak writing prince oldum xD
princess yok tabi piyasada xD

neyse şimdi ödev yapmam lazım canlar. öptüm hepiciiinizi.

Ekim 10, 2009

yeap.

bugün davul derslerine başladım.
şimdilik cumartesi ve perşembe günü birer öğrencim var.
zamanla artar heralde.
hem vakit geçiyor, hem yeni müzisyenler yetişiyor, hem bunda katkım oluyor, hem de cep harçlığı çıkıyor. çok güzel.

bugün dersten sonra burak ve atıf geldi.
öyle arkadaşlarıyla takılmaya gelmişler stüdyoya.
izledim falan.
davulcunun eksiği çoktu.
en sonda şöle bi death in fire bi de painkiller la şovumu yaptım gene ;P

sanırım onlarlan bi grup kurcaz ya.
yarın da makarna günü var.
özledim milleti daha iki gün önce görüşmüş olsak bile.

öptüm.

nadja puelen


nadja puelen'i yerim.

Ekim 09, 2009

.

otobüste kesiştiğimiz kızların alnında adı yazsa ya facebooktan bulup muhabbet kursak.

dördüncü dejavu.

bugün, otobüsteykene daha önceden 2 kere yaşadığım, sonrasında da bikere hatırladığım dejavuyu bir kez daha yaşadım. ne garip bişey bu ya. oha dedim kendi kendime. bi de dejavu da saçma bilader. öyle güzel, oohaa dencek bi olay değil. oha dedirtcek tek şey dördüncü kez olması kesinlikle.
şöyle ki, otobüste mzk dinlerken, davulcu olmanın verdiği alışkanlıklan elimi bi yerlere yavaşça vurup ritim tutuyorum. sonrasında şöyle bir diyalog geçiyo aklımda :

x:ritim kaçırıyosun
y:şarkıyı duyuo musun ki?
x:vokal kaydı çok dandik ya.
y:bok atcak başka bişe bul.
x:her şeye kusur bulma
y:sen bulma, vokal kaydına laf ediosun
x:lamb of god bu olmaz öle şey.

şimdi diyalog zaten saçma. ama her seferinde pain of salvation ve her seferinde inside dinlerken başıma gelior bu. ama lamb of god ne alaka çözemedim. vokale bok atan kişi, herşeye bok atıosun diye bana bok atıyo. sonra da çark edip, lamb of god bu olur mu öyle şey diyo.

allahım canım sen şu aklıma mukayyet ol. çok uykusuzum son günlerde ondan oluyo hep bunlar.
kafayı yiyorum galiba. zaten şuaralar aklımda, vocab çalışmaları, writing essay kuralları, academic writingler(tabi aklımda olduğu için, akademik reading oluyo, aklımdayken yazmıyorum çünkü okuyorum) falan var yani.

26 ekimdeki fce1.
19 kasımdaki fce2.
sonrasında kur geçme sınavı.

allahım ya lütfen beni koru mukayyet ol aklıma.
davul derslerim de başladı.
bi de bitanesi kız. kıza davul öğretmek konusunda çok acaip düşüncelerim ve kaygılarım var. kaygı derken yanlış anlama, soru işareti anlamında.
delirtirler adamı.
allahım.
sen koru yareppim.

Ekim 08, 2009

utan

bugün otobüste bi kızla tanıştım :$
tepeden tutarken, kolum başına çarptı, özür diledim ve konuşmaya başladık.
çok tatlı :$

Ekim 07, 2009

i was here :P

ehem öhöm.
sonunda bilgisayarımı bi hali yoluna koydum ve burdayım.
aslında ömrüm avcılar-bahçelievler arasında geçiyor şu sıralar.
ve geçmeye de devam edicek.
ama çok memnunum yahu.
büyük insanlarla aynı sınıfta olmak güzel bişeymiş.
herkesten kapcak bişeylerin var.
ayrıca henry'nin söylediğine göre, slovakya'da bize verdikleri sertifikamsı şeyin geçerliliği olabilirmiş yurt dışında. olursa çok güzel olur.
henry her geçen gün daha da açılıyo ya. türkçe kelimeler çoğalıyo konuşurken falan.
"in this class, there is all âlem people" dedi geçen gün.
bugün de suskun bi arkadaşın konuşması üzerine "you are very açılmış today" dedi falan.

ya geçenlerde ufuk ben didi bünyamin caner buluştuyduk. ordan bi iki diyalog aktarcaktım fakar gel gör ki bilgisayarım ibnelik yaptı. şimdi aktarmak isterim ama:

s: kanka bozuk para versene
d: napcan?
s: ufuk'a bozuk atcam.
all together : sşlmgşlsdöflsşdösgdşiösdgkmsd git burdan lsşdmsgmksfgmskl

s: sıkarım kafanı!
d: ha!? xD

d: küçük bişey?
s: bamya!
(geçen hafta da, tabu sırasında büş bu soruyu sorduğunda didükle ben aynı anda aynı cevabı vermiştik.)

gibi gibi şeyler.


ayrıca 5fdp solisti ivan moody ne güzel "beauty" diyo ya.

Ekim 05, 2009

ps:wait

blog yazmayı özledim. ama gel gör ki bilgisayarım boku yemiş durumda. bi var bi yok gibi.
inşallah yarın.

Ekim 03, 2009

altıma sıçtım gece gece gülmekten.
annem kalktı "oğlum noluyosun" diyerekten.



bobiler.örg'den alıntıdır.

Ekim 02, 2009

finally.

artık nete girebiliyorum.
evimden.
çayımı sigaramı içerken.
kafamı kaşırken.
ayaklarımı uzatırken.
donla otururken.
istediğim şarkıları bulup dinlerken,
nete girebiliyorum.

Ekim 01, 2009

ttnet?

net sıkıntım hala devam ediyor.
bir çaresini bulmam lazım ama üşeniyorum be.
postaneye gidip peşinde koşturmaya.
acaba ttnet'i iptal edip, kablolu yayından mı internet bağlatsam napsam.
anlamadım ki ben de yareppim ya.

Eylül 30, 2009

biber10. (evet espri, küfür edebilirsin)


peki ya, istanbul aydın üniversitesi hazırlık okulu 222-upperwaystage sınıfının en küçüğük öğrencisi olmam?

sınıftaki kişilerin yaşlarını saymama izin verin :

19
21
21
22
23
27
34
41
45
55

peki ya ben?

evet 18.
henry bana : "ooohh my god, you are a baby, where is your biberon?" dedi.

henriiiiiiiiiiğ


henry tyron'ı yerim.
kendisi bugüne bugün listening&speaking hocam oluyür.
inanılmaz tatlı bir insan.
konuşmalarına türkçe kelimeler katarak, kırıp geçiriyor herkesi.
henry'den inciler sunayım bir iki tane :

i have too much money çok şükür.
i am yoruldum.
my wife is from trakya, yedi bitirdi beni.
can you understand me? -yes +valla mı?
yees, yeees maşallah.

Eylül 29, 2009

skarsik


yatmadan önce 1 adet scarsick albümü dinlemek sünnettir.


olur da dinlemezsen şirke girersin.
resimdeki gibi scarsick olursun.

töbe yareppim

abi bu adamlar ne zaman kötü bi albüm yapcak?
nereden buluolar bu melodileri?
valla viking gibi hissediyorum kendimi ya.
yeter artık lan durun bi!

Eylül 28, 2009

Ölüme Ne Gerek Var? (Bir Aşk...)

bir gecede tersine döner hayat,
olumlu şeyler söyler senin için,
bu tersine dönen hayat,
tepe taklak giderken,
birden güzel bir seyirde akar belki,
bir yere kadar hep hızla,
kontrollü bir şekilde,
tıpkı bir arabanın,
otoyolda en sol şeritten,
hızlı ve güvenli gidişi gibi,
geçer gider günler.
zaman gelmiştir ve başlar,
ufak ufak sendelemeler...
bazen sendeleyip geçersin,
bazen biryerlere tutunup ayakta kalırsın,
bazen de düşersin, canın yanar,
ama en nihayetinde ayaktasındır en sonunda,
el ele düşünce kalkması daha zordur,
bir iki üç kalkarsın ama,
artık sadece kendini kaldıracak gücün kalır.
işte o zaman, söylenen acı bir söz vardır;
herkes artık kendi yoluna...
bir süre zor gelir kendi yolunda yürümek,
yollar daha bir zorludur,
bazen öyle bir düşersin ki,
bir daha hiç kalkamayacak gibi...
duvarlara tutuna tutuna ilerlersin sonra,
ve artık iki ayak üstündesindir,
bu zorlu yolda,
elini tutacak yeni bir yoldaş aramaya başla.
merak...
bu yoldaki en acımasız düşman,
kulakların sürekli uğuldar,
garip sesler duymaya başlar,
sanki sana bir çağrı varmış gibi,
sanki sana ihtiyacı varmış gibi,
sonrasında duvarlardan dinlersin onu,
ama hepsi kapalı kutu,
ama bir şansın daha vardır tabii ki,
kuşlar...
ve haber gelir sonunda,
kendini kaybedersin,
kendinden çok uzakta biryerde,
ya da unutursun kendini,
asla uğramayacağın yerlerde.
çünkü o;
o yolda başkasının elini tutmuş bile,
neler mi hissediyorum?
ondan nefret ediyorum.
onun yüzünü görmek istemiyorum.
onu tanımıyorum ki ben.
o artık umrumda bile değil.
yere göğe koyamazken,
nasıl oldu da girebildin,
'ölse umrumda olmayacaklar' güruhuna?
ölmek istesem neye yarayacak ki?
sen hayatta varken,
ölüme ne gerek var?

Eylül 26, 2009

ttnete girecek bir kafa daha istiyorum

evet şuan internet cafedeyim.
böyle bir rezillik görmedim ben.
3 gündür ha internet gitti ha gidecek diye takılıyordum.
ama ttnet sağolsun son 2 gündür hiç yok.
modemin tüm ışıkları yanıyor. herşey normal.
ancak siktiğimin internetine bağlanamıyorum bi türlü.
bazen tam bağlanıyor, sonra kopuyor gene.
msn sorun gidericisi de hatayı "anahtar bağlantı noktaları" diye isimlendiriyor.
pazartesiye kadar beklicem normale dönmezse ne sik yicem bilmiyorum ama,
en azından türk telekoma giderim falan filan.
rezillik resmen ya.
şurda daha yazacağım ne seksi bloglar var.
dün gülay hocayla murat hocanın düğününe gittik.
onu bile anlatamıyorum anasını satim.

Eylül 22, 2009

morfest '09

evet döndüm.
ne dönüş ama. erken döndüm evet. bu gece yola çıkıp yarın burda olmam gerekiyodu.
ama tahmin ettiğiniz gibiii organizasyon patladııı. evet boooom.
zaten morfest adının nerden geldiğini de anladım. (bkz; organizatörün suratının rengi.)
tam bi fiyaskoydu.
bu organizatörün hatasıydı tabiiki.
öncelikle şunu sorarım :
bayramda,
kamplı festivale,
bilet parası vererek,
kim katılır?
üstelik bozcaadadayken?
hadi bu işe giriştin. adam gibi sponsor bulsana.
hot blood energy drink ve doyums. ana sponsorlar. duyan var mı?
bu sponsorlar neyi karşılayabilir?
günde 15.000 tl kirası olan sahne ve ses tesisatını mı?
günde 4.000 tl olan kamp alanı kirasını mı?
250 grup elemanına günlük olarak(!) verilen, 50 tl'lik yemek kuponunu mu?
be abicim bunları düşünmeden iş yaparsan, jandarmalık da oluruz, sen de hapse girersin.
bizim keyfimiz gıcırdı eyvallah. günde 50 tl havadan paramız vardı kamp alanında harcayabilceğimiz. gelirken de allah için cebimizden kuruş çıkmadı. yemeğimize kuruş para da vermedik.
ama abicim, sen böle bişe yapıp, bi sosisliyi 5 tl den vermek yerine, fiş vermeyipte 1 tl den versen senin için daha iyi olmaz mıydı?
olurdu ama neyse.

şimdi şöyle bi anlatayım;
ilk aksilik22.00'da kalkacak otobüsün 02.30'da kalkmasıydı.
ikinci aksilik, oraya vardığımızda sahnenin hala kurulmamış olmasıydı.
üçüncü aksilik, yasemin mori'yi arayıp "gelme paranı veremicez" deyip, feribottan geri çevirmeleri.
bunlar başlangıç. ilk gün programa kesinlikle uyulmadı ve sözleşmede ki "gruplar, belirtilen programa göre sahneye çıkmak zorundadır. herhangi bir problem yaşanması durumunda, probleme sebep olan tarafın diğer tarafa nakden 20.000 tl ödemesi şarttır" ibaresini yemiş oldular zaten. o andan itibaren kanunlar önünde üstündük biz.

ilk gün almanyadan gelen toxic virgin adlı grup sahne aldı. ilk gün öylece bitti. 7 grup yalan oldu.
ikinci gün sahne süresi 1 saat olduğu halde, 30 dakikaya indirildi. vaadedilen bir kez daha yapılmadı. direc-t yoktu gene, yaşar kurt geldi. çaldı.

ertesi gün kriz başladı. üçüncü gün pazartesi. yemek kuponları iptal olmuş. parayla veriolar yemekleri. bi bokluk olduğu anlaşıldı. sonrasında sahne toparlanmaya başladı.

sonra duyduk ki muzaffer bey batmış. kasasında 2000 tl para kalmış. yani nerden baksan 200.000-300.000 tl içerde.

biz tabi isyan çıkardık mağdur gruplar olarak. jandarmayı çağırdık, dilekçe verdik falan filan.
neyse baktık olacak gibi değil, kendimiz organize olmaya çalıştık otobüsçülerle. ama adamlar da mağdur. biz sizi götürrüz ama, paramızı alamadık mazotumuz yok, iki defa feribota binmek gerek, 270 tl o ediyor, mazot paramız da yok mazotumuz da yok falan derken,
bir anda bişeyler oldu ve para toplamaya başladık. kelle başı 20 verecektik. ama çıkmayanlar oldu.

sonra merkeze indik ve müzisyen olduğumuzun farkına varalım istedik. bozcaada merkeze indik. gruplaşarak dağıldık ve gitar çalarak şarkı söylemeye başladık. dün bütün gün onlarla uğraştık. biz onla uğraşırken, otobüsçüler de boş durmamış ve organizatörün arabasını ipotek ettirmişler, senet yapmışlar. 1 hafta içinde paralarını alamazlarsa, satacaklar arabayı.

neyse canlı müzikten sağlam para çıktı. bi şekilde denkleştirip gelebildik istanbula.
buradayız sonuçta.

ayrıca bozcaada gerçekten mükemmel biyer. denize falan da girdik. mükemmel biyer. morfest oralardan uzak olursa, bu yaz gitmeyi düşünürüm bile.

Eylül 18, 2009

gidiyorum ben.

eveeet, morfest geldi ?att? ve yola ??kmam?za 2-3 saatlik bir zaman kald?.

umar?m istedi?imiz gibi ge?er ve e?lenerek d?neriz.

esen kal?n dostlar.

Eylül 16, 2009

shower queen


duş alırken,
disco queen dinlemeye çalışmayın.
çok acayip şeyler oluyo.
bi anda kendinizi klipte gibi sanıp,
abuk subuk hareketler yapabilirsiniz.
nakarat kısmında da zıplayabilirsin ve
tüm banyo su olabilir.
zira anneniz evde değilse (benim gibi)
hemen biyere kaçın.
gelipte yakalarsa kafanızı ütüleyecektir
"napıyosun sen bu banyoda" diyerekten.
buradan da bir sürü anlam çıkartılabilir.
tuvalatte ayağımı uyuşturup gülme krizine girdiğimi anladığından beri
zaten tuhaf davranır oldu bana xD
neyse kaçalım didilere xD

not: resimdeki duruma gelmeniz işten bile değil.

candace kucsulain


kadın brutal vokal...
en sevdiğim.
bu da yeni keşiflerimden birisi.
adı candace kucsulain.
walls of jericho adlı hardcore grubunun vokali.
en bilindik kadın brutal olan angela gossow'dan
yüz gömlek daha üstün.
üstelik şöyle birşey var.
slipknot ve stone sour'dan tanıdığımız corey taylor'la bir ilişkisi varmış uzun süredir.
hayırlısı.

Eylül 14, 2009

ha?

peki ya türk erkeklerinden bazılarının,
bileğe kadar gelen kısa çorapları,
kundura ayakkabıyla giymesine
ne diyorsun?

Eylül 12, 2009

Kittie - In The Black


şimdi böyle bi albüm beklemiyodum açıkçası.
fikir sahibi olmak için indirdiğim albümlerden biriydi.
ama eski günlerine dönmüşler be abi.
bu hanım ablalardan böyle sert müzik nasıl çıkar bilmem.
gitarda tripletler, davulda twinler, vokalde screamler falan.
dağıtmışlar ortalığı yahu.
dinlenmeli dinletilmeli bir albüm olmuş.
kesinlikle "4 tane hatun ne kadar müzik yapabilir ki?" diye düşünmeyin.
ölürsünüz.

Pearl Jam - Back Spacer


yer yer oynak
yer yer hüzünlü
dinlenilesi bir albüm olmuş.
buradan link vermicem.
bazılarının(!) zoruna gidiyor da.
bulmak isteyen bulur zaten.
bulamazsa da ulaşır bana.

farmville

ya resmen günlerdir farmville oynuyorum.
öyle bi sardım ki.
sanki gerçek bi çiflik sahibiyim gibi geliyo.
ekiyoruum, biçiyoruuum, hayvanlarımı sağıyorum, ağaçlar ekiyorum.
düşünsene bak mesela pirincin hasatını 12 saat sonra alabiliosun.
dün gece 11 de ekmiştim pirinç.
bugün 11de kalktım toplamak için xD
çünkü çürüyo lanet olası toplamazsan xD
öyle işte.

Eylül 10, 2009

unearthed

olmamış yea olmamış.
vasat.
bir çok yaratıklı filminkinden daha düşük bi performans.
beğenmedim.
10 üzerinden 4.

aldırma gönül#based on a true story

kahramanımız sercan, misafirli bir iftar sonrası, kaçarcasına çıkmıştır evden.
sigara içmek için evet.
çevre de 2 adet açık mekan vardır, biri uzak, diğeri ise çok yakındır.
yakın olana gider, oturur, çayını söyler sigarasını yakar.
"takılabildiğim kadar takılayım ulan" der.
mekanda şişko, uzun saçlı biri vardır.
elinde gitarı, ağzında mikrofonuyla canlı müzik yapar.
tüm klişe şarkıları çalar ama.
bkz; akdeniz akşamları.
1 saat geçtikten sonra kahramanımız sıkılır.
tam kalkmaya hazırlanırken, gitarla çok güzel bir intro girer.
o intro, o kadar güzeldir ki, sercanı mekan tutmayı başarır.
ki normalde, sadece 2 akorla şarkıyı bitiren ve detonenin allahıdır bu abi.
öyle solomsu introyu duyunca durmuş işte kahramanımız.
neyse şarkıyı söylemeye başladı ve kahramanımız anladı şarkının ne olduğunu.
kahramanımız çok çılgın metalci olsa bile sevdiği klasik şarkılar da varmış.
hababam sınıfından dolayı ezbere bildiği bu şarkıya eşlik etmeye başlar kahramanımız.
"aldırma gönüüül aldırmaaaaa
aldırma gönüüüül aldırmaaaaa
gönül aldırmaaaaaaağ"
bunu söylerken kahramanımıza ait iç ses :
aldırmaa gönüüül,
gönüül karıcııım,
aldırmaaaa,
kürtaj?
gönül? kız ismi?
eski karısı?
hahahuaahuahuahuhaahahahaha


bakar mısın hesap lütfen xD


Eylül 09, 2009

yağmur

bir yağmur bir yağmur aldı götürdü resmen.
bugün yağmur yağdığı sırada bilinçli olarak dışarı çıktım.
bir ıslandım bir ıslandım. anlatamam.
ama böyle bi ruhaf oldum ya.
müzik dinlemiyorum, yağmuru dinliyorum falan. o derece.
mesela beni sokakta kulaklıksız gören şaşırır.
bugün de öyle oldu. şaşırdılar doğal olarak.
bi de böyle sürekli, yağmurla, gök gürültüsüyle ilgili,
şiirler, sanatsal yazılar falan filan yazasım geliyor.
hayırlısı ya.

Gök Gürlüyor.


Gök gürlüyor haddinden fazla,
Ama kötü düşünme,
Bu sefer güzel bir ses bu.
Öncesinde verdiği ışık kadar,
Düşen damlaların çıkardığı ses gibi,
Rüzgarın o garip uğultusunun arasında,
Seni bilmem, bana huzur veriyor.
Kötü düşünme,
Güzel günler geliyor.
Her sene bu zamanlar,
Mutlu olmak için vardır bir kaç sebep,
Mesela gök gürültüsü,
Böyle derinden,
İçinden gelen umut dolu sesler gibi,
Herkesin duyabildiği, ama sessizmiş gibi.
Artık mutsuzluk yok, umutsuzluk da,
Bir şimşeğe bakıyormuş güzel günler...
Şimşek bu, geceyi aydınlatıyor,
Seni mi aydınlatamayacak?
Haklıyım tabii ki de,
Kulak ver dinle, ne dediğini anlayacaksın.
Evet, bu gece;
Gök gürlüyor haddinden fazla,
Ama kötü düşünme,
Güzel günler geliyor, aydınlık günler,
Hafif maviye kaçan bir beyaz gibi,
Çok ses getirecek günler,
Az kaldı, geliyor.

iftarımsı

bugün çoook çooook güzel bir gündü.
canımız kanımız yeşim hocamızın geç kalmış doğum gününü kutladık ve hep beraber
iftar ettik böyle. bizim sınıf, bünyamin, ufuk, yeşim hoca, ebru hoca, bilge hoca ve ebru hocanın eski bir öğrencisi...
kadromuz böyleydi.
öncelikle HD İskenderde, yüksek çözünürlüklü iskender yedik. evet, HD:High Definition.
yemek yerken dönen sohbetler çok güzeldi. baya eğlendim.
sonra da biyerlerde bişeyler içtik... (mesajı alan alır bilader)
yeşim hoca'nın doğum günüydü ve unutmamıştık...
beni en çok utandıran anlar, yemek esnasında "sercanın kasları" konulu konuşmaydı.
onun dışında yemek yerken,ebru hoca ve bilge hoca müzik işleri nasıl diye sordular.
anlattım ben de önümüzdeki festivali falan.
o kadar sevindiler ki, yerim ikisini de ya.
sonra toplanmamızın asıl esbabı : yeşim hoca. yerim.
birkaç ufak bişey aldık. hediye mahiyetinde.
ayrıca "mezunlar gitmedi mi hala sınavı" adında bir sınav hazıladık kendimize, onu çözdük ve hocaya verdik okusun diyerekten.
herkesin yazdığı şiirleri okudu hoca sınav kağıdında ve çok güldük.
herkesin yazdığı şiirler cidden gülünme potansiyeline sahipti.
sonra, yeşim hoca bize ayrı ayrı mektuplar yazmış. evet hepimize.
dayanamadım, otobüste açtım ve okudum.
ilk sayfadan gözlerim doldu, toplum içinde ağlamayı sevmediğimden,
zarfa koydum tekrar, eve gelince okudum.
çok duygulandım ama ya.
yerim onu. çok seviyorum çok.
ayrıca herkesi çok seviyorum.
yeşim hocayı da çok seviyorum,
bilge hocayı da çok seviyorum,
ebru hocayı da çok seviyorum,
didemi de çok seviyorum,
dilşadı da çok seviyorum,
büşü de çok seviyorum,
beyzayı da çok seviyorum,
büşrayı da çok seviyorum,
gökayı da çok seviyorum,
ufuku da çok seviyorum,
bünyamini de çok seviyorum.
hayatımdaki en anlamlı insanlar hepsi.
e kuzum söyle bana;
onlarla geçirdiğim gün güzel olmicak da,
hangi günüm güzel olcak?

Eylül 06, 2009

aldırma gönül.

peki ya hiç edip akbayram'ın, zamanında kürtaj yaptırmak isteyen ve adı gönül olan eski karısına "aldırma gönül aldırma" diye şarkı yazmış olabileceğini düşündün mü?

Eylül 03, 2009

Five Finger Death Punch - War Is The Answer

uzun zamandır beklediğim albüm sonunda bugün nete düştü. kişisel görüşümü sorarsanız mükemmelden de öte bir albüm. ilk albüm the way of the fist'le karşılaştırmicam, çünkü bu daha metalcore'a yakın bir albüm. öncekinde groove metal daha ağırlıklıydı.

kısacası gene aşmış adamlar kendilerini, dinleyin dinlettirin azizim. kullanılan clean vokaller gene şahane olmuş, çok güzel oturmuş şarkılara.

zaten şöyle birşey var. albümün kötü olmasını beklemek saçmalık. çünkü çok sağlam gruplar genelde 5. veya 6. albümlerinden sonra bozulurlar. nadiren bozulmayanlar da olur tabi. bkz; lamb of god. ama bu elemanların daha 2. albümleri ve ellerindeki materyaller, oldukça fazla. inşallah hiç mi hiç tükenmez ve ben de hep ne zaman çıkıcak bu albüm diye beklerim.


ilk sınav.


yeni okulumda ilk sınavıma dün sabah girdim. hasta oldum yaa. mecaz değil cidden hastayım. boğazım falan şiş.

şimdi şöyle anlatayım efendim. sınav ingilizce düzey belirleme sınavı. hazırlık okumama gibi bi şansımız olmuyomuş. seviyemizi belirleyip bırakıolarmış öyle. zaten kayıttan sonra, "yarın sınavın var" diyerek elime tutuşturdukları sınava giriş kağıdı beni bi şok etti. bayadır ingilizce tekrar yapmadıydım. grammar falan filan yani.

neyse.

saat 4 falandı yattım. 8de kalktım. hazırlandım. aylardır okula gitmemekten kaynaklı olarak bir süre kalem/silgi/uç tarzı şeyler aradık evde. büyük bir telaşa yol açtı bu. neyse bulduk falan.


sonra indim durağa. otobüse bindim. düşün ilk kez otobüse binip yeni okuluna sınava girmeye gidiyosun, o okulun öğrencisi olarak. ama iki damla yağmur düştüğünde orospu olan istanbul trafiği, ağız tadıyla bunu yapmana izin verir mi? -hayır. 45 dakika boyunca, avcıların çıkışına gelemedik. ki normalde 5 dakika sürmez bile. sonra indim. bir yağmur bir yağmur. ben de böyle havadan haberi olmaksızın artis gibi çıkmışım dışarı. kapri, tişört falan. bir ıslanırsın yürürken, üst geçitten geçerken rüzgarı yersin ve metrobüse binersin. beşyolda metrobüs durağı olmadığından ve "sonraki durakta inip geri yüriceğime, öncekinde iner ileri yürürüm" gibi salak bi felsefe edindiğimden, sefaköy yerine bağlarda indim. baktım yüricek yer yok. üst geçitte gene bi rüzgar yiyip, otobüs bekledim ve bindim. sonrasında beşyolda indim ve okula yürümem gereken yolu, yoğun yağmur altında, rüzgara karşı yürüdüm. sınava girdiğimde saat 10.30'du.


şimdi sınav diyince insan böle kağıtlı kalemli bişe beklio. ama bilgisayardan yapılıomuş meğersem. sabahki telaş boşa gitmiş yani. kendimi çok aptal hissettim ama napabilirim, ilk kez üniversiteli oldum.

velhasıl kelâm ilk sınavı böylece atlattık. upperwaystage çıktım. hazırlığa 3. kurdan başlicam falan. güzel şeyler bunlar. seviniyorum.

Eylül 02, 2009

tatlı.


şuan saat 2'ye doğru geliyor. bir anda içimde inanılmaz bir tatlı yeme isteği ve önümdeki tabak...

ince tulumba
kalın tulumba
lokma tatlısı

gece gece, şerbetli ve sıcak tatlı. allah sonumu hayır etsin.

ha yanında da kola.

Ağustos 31, 2009

ben küçükken#2

spiker : ve top ağlarlaa buluşuyor
sercan jr. : hehehe zaten daha önceden randevuları varmış topla ağların. kihkihkihkih.

ben küçükken...

sercan'ın küçükken,

maçtaki spikerin "veee hakan şükür 2 gole imza atıyor" demesiyle,

Hakan Şükür'ün maçtan sonra, karakola gidip imza atığını sanması...



**NOT : Fenerbahçeliyim.

Ağustos 30, 2009

fikibok

bugün, geleneksel hale getirmeyi düşündüğüm, "didemle sinema ve takılmaca" günüydü. takıldığımız mekanları saymak gerekirse : cinebonus, burger king, migros'un kozmetik bölümü, migrosun kapısının önü ve didemlerin daire kapısının önü.

Cinebonus
Inglorious Bastards'a gittik. çok sevdik. Quentin Tarantino gibi karizmatik bi isimden ancak böyle bir film beklenirdi. Filmde Adolf Hitler'i canlandıran adamı görmeniz lazım ama. Biz hep güldük valla o adama. Düşünsene ilk göründüğü sahnede peşpeşe defalarca "Nein!" diyo. (bkz; nein nein nein nein nein nein...!)
İzleyin görün yani. Çünkü siz buna değersiniz.

Burger King

Klasiktir zaten. Sinemadan sonra Burger King'e gidilir. Ama Sercan tutturur Historiadakine değil de Migrosun ordakine gidek diye. Hani bahçesi var, açık, dumanlı hava sahası.

Migros'un Kozmetik Bölümü

"Bak ben bunu kullanıom"
"Ağda yok mu?"
"Bu benim şampuanım"
"Aaa benim ki de bundan"
"Bak bende bundan var"
"Bundan al hiç terletmiyo"
"AaaAAaa! Prezervatif!" gibi konuşmaların geçtiği geyik kısmı diyelim.

Migros'un Kapısının Önü

Uykusuz okumaca, napalım diye karar vermeye çalışmaca, Didem'in -her zamanki gibi- beni eve bırak ısrarları.

Didemlerin Daire Kapısının Önü

Didem'i eve bırakırken, çok susadım. O kadar susadım ki, 5 kat çıkmayı göze aldım. Neyse çıkınca nefes nefese kaldım tabi. Biraz nefeslendim, sonra su içtim. peçete istedim, terimi sildim. Sonra Mehtap Anne aşağıdan zile bastı poşetlere yardım diyerekten. Sonra aşağı in ve karpuzla-kavunla tekrar yukarı. iki bardak su daha. bir süre geyik. yani şöyle bi durum vardı. Didem oturdu yere, ben kapıda -ayakkabıları çıkarmaya üşenen ifade ile- sohbet ediyoruz. Nyse sonra tesisatımı üzerime kurdum ve ev yoluna koyuldum. (koyulmakta çok garip oldu).

Sonra da evimdeyim işte yani. böyle şeyler.
ayrıca "hede'yi bi mutlu etmişim..."

son olarak şunu söylemek isterim (evet present tense ile), bugün kimle takıldın dersen, cevabım didem değil, kesinlikle "didemlerin su bardağı" olurdu.

Ağustos 29, 2009

Hayat Çok Eksik

Bir yarışı kazanıp ilk evine yerleşir,
Kendini neyin beklediğini bilmeden,
Yavaş yavaş büyür gelişir,
Geleceği-geçmişi görmeden.
Yeni dünyaya gelince,
Sersem tavuk gibi,
Bilinçsiz bakar etrafına,
Kim bu insanlar, ne kadar da büyükler.
Bakar sadece etrafına,
Ne olduğunu anlayabilmek için,
Lâkin çözemez olanları.
Günler aylar geçer,
Anlar yavaş yavaş,
Hayatın ne olduğunu,
Yeni bir şeyler anlama isteğiyle,
Sorular sorar sıkılmadan,
Oyunlar en iyi arkadaşı,
Oyuncaklar tek sırdaşı,
Olmuştur bile çoktan.
Ama sıkılır artık onlardan,
Daha başka arayışlar,
Kucağını açmış bekler onu.
Sudan çıkmış balık misali,
Arayışta olduğu herşeyin,
Atlar üzerine kucağını açık görünce.
Hatalar yapar, yanlış düşünür,
Öğrenir doğruları,
Hayatın sınav olduğunu anlarken,
Bir anda başladığı yer döner.
Peki bu adalet midir sizce?
Sözlerim isyan değil,
Sitem hiç olamaz,
Ama bu hayat neden bu kadar eksik,
Gerçekten...
Ya beklentiler çok yüksek,
Ya da bu hayat çok eksik.
Sonrasında,
Bir bakacaksın ki...

**Nur içinde yat dostum...

Yarım kalan hayatlar için, bu şiirde yarım kalacak.

Ağustos 28, 2009

kayıplar...

ya bu hayat nasıl birşeydir. biraz önce bir arkadaşımı kaybettiğimi öğrendim. çok yetenekli bir bas gitaristti ve daha 22 yaşındaydı.

hayatın hiç acıması yok gerçekten. lanet olsun.

sen eve gidince mesaj atarsın.


bugün uzun zamandır geçirmediğim kadar güzel bi gün geçirdim canlarım.
canımdan birer parça olan didem ve dilşadla birlikteydik. tabii ki başka sevgili arkadaşlarımız da vardı. bünyamin, caner ve ufuk gibi.

neyse iftar yaptık birlikte. dilşad'ı aldım gittik sultanahmete. ortada bir "fışkiye" geyiği vardı ki sormayın gitsin. nasıl özlemişim pisi. didem'i çok sık görsem bile, yanımdayken bile özlüyorum :P

şaka maka dilşad'ı görmediydim bayadır. çok özlemişim. bu buluşma da çok iyi oldu. hele eve dönüşü bir görmeniz lazımdı.

kavalyelik görevimi devam ettirdiğim için :D, dilşad'ı evinin ordan aldım ve tekrar paket servis olarak evine kadar götürdüm.

şimdi yedik içtik kalktık gezdik biraz falan. sonra dilşad'ın çook fazla vakti olmadığından, diğerlerini orada bırakmak suretiyle ikimiz kalktık. dönüş yolu için iki çözüm önerisi sundum. ya geldiğimiz gibi dönecektik. yani tramwayla zeytinburnu, oradan metroyla bahçelievler, metrodan da eve topuk. ya da : beyazıtta tramwaydan inip, dilşadın evinin önüne giden 97B ye bincektik. ikincisi daha cazip geldi. çok yürümeyelim diye. beyazıtta indik ve otobüsü beklemeye başladık.

5 dk..
10 dk..
15 dk..
20 dk..
25 dk..

yok xD

sonra arkadan geçen bi vatandaşın "millet saatlerdir bekliomuş, gelmemiş" sözü üzerine, tavşan gibi tekrar tramwaya yöneldik. ilk bindiğimizde oturuoduk ne güzel. ikinci de ayakta kaldık tabii ki de. dilşad'la tramwayda ayakta kaldığımızda (evet ilk kez olmuyo), benim iki görevim oluyo:

1. düşmemek için yukardan bişeyi tutmak
2. dilşad düşmesin diye onu tutmak.

ee kavalyelik zor günler için.

neyse.

dilşadla aramızda "erkeğin kızı eve bırakması/bırakmaması/bırakamaması" konulu bir geyik dönüyor ki sormayın. şöyle bi diyalog geçti ilk başta otobüs beklerken ve otobüs gelmezken:

s : bide şey oluo ya. böle otobüs bekliolar, erkeğin ki önce gelio. aa benim otobüs falan diyo.
d: hee bi de acındırırlar 1 saatte bir geçio falan diye
s: evet evet. kız da nezaketen e bin o zaman der.
d: erkek de hiç itiraz etmez.
s: ama nezaketen o da eve gidince bana mesaj atarsın der :D

işte bu andan itibaren sercan, o konuda geçen erkek olur ve bir geyik başlar. sürekli olarak, "ben burdan kaçtım, sen eve gidince mesaj atarsın" der :D

biyerden sonra dilşad da aynısını yapar ve o da bunu söylemeye başlar.

ama kırılma/kopma/ölme/yarılma/her ne haltsa noktası şudur :
"tramway cevizlibağ'a gelir. sercan çaktırmadan kapıya bakar. kapı tam kapanırken inecekmiş gibi hamle yapar. dilşad bunun farkındadır çünkü geyik devam ediyodur. sercanın yaptığı hamleyle kapı kapanmaktan vazgeçer ve 'in hadi insene' der gibisinden tekrar açılır ve mavi ekran gözükür"

böyle güzel bir gün geçirdik işte. daha ne geyikler döndü de, onlarda kavalyemle aramda kalsın herkese anlatmaya gerek yok dimi xD

Ağustos 27, 2009

kendi adını taşıyan albüm.

keşke herkes konsept albüm yapsa.
albümler keşke kendi adını taşımasa.
keşke müzik kanallarında "albüme adını veren şarkı" diye birşey anons edilmese.
keşke herkes tüm şarkılarını adam gibi dinleyip albümüne genel bi isim verse.
o zaman herşey daha güzel olmaz mıydı?


Ağustos 25, 2009

sana puanım dokuz kanka.

1. Neden blog yazarsınız?
- Çünkü insanın duygularını yazarak paylaşması güzel birşey. ya da bazı tespitlerini başkalarına aktarmak istemesi. net alemi bunun için çok uygun. ayrıca şiirlerimi paylaşmak için de güzel. yani blog yazmamın amacı kısaca, bir şeylerin içimde kalmaması. ayrıca eğlenceli.

2. Son zamanlarda vakit ayıramadığınız bir uğraş?

- Gülmek. Bazı arkadaşlarım.

3. Şu anda imkanınız olsa gerçekleştireceğiniz hayaliniz?

- Pılımı pırtımı toplayıp çok uzak bir ülkeye gitmek ve orada yeni bir hayat kurmak. hiç tanımadığım insanlar arasında yer edinmeye çalışmak.

4. Hayatınızda iyi ki yapmışım dediğiniz 3 şey?

- İyiki şehremini yazmışım. iyiki dil seçmişim. iyiki bengüyü tanımışım.

5. Mutfakta en sevdiğiniz uğraş nedir?
- Blender ile birşeyler çırpıp her yere sıçratmak.

6. En sevdiğiniz üç yemek?

- Dolma, Kaşar rendeli domates çorbası, patates salatası

7. Giyim konusunda abarttığınız eşya?

-tişört. çok var. yarısından çoğunu giymiorum bile. ama atmam da. uzun kollu 4 kıyafetim var. yaz kış kısa kol.

8. Çocuklarınıza nasıl hitap edersiniz?

- oğlum,kızım,x,y.

9. Sizi anlatan bir resim?























o zaman bu mim, bünyamine gitsin.

Ağustos 24, 2009

master's degree

arkadaşlar türk erkeği, her yerde türk erkeği. yaşı kaç olursa olsun o bir erkek, ve nerde yaşarsa yaşasın o bir türk. ne kadar entel takılsa da, metaci takılsa da -kendi çevreme bakarak söylüyorum- gene de o bir türk erkeği ve halı saha maçlarında klişeleri mutlaka yerine getirmek zorundadır. bu klişeler nedir diye soracak olacaksın bence. bahsedeyim biraz.

  • futbol bir spor etkinliğidir. oynayanlar bunu spor olsun, zevk olsun diye oynar. ki duyrulan, bilinen de budur zaten. ama türk erkeği, halı sahaya giderken yolda, maç başlamadan önce (2 adet), devre arasında ve maç biter bitmez sigara içer.
  • maç esnasında iğrenç espriler, şakalaşmalar, terli terli birbirine sarılmalar yapılır. bu tayfa rocker, metalci, müzisyen tayfa ise "davulcu değil mi hepsi aynı bok", "ben gitaristim kaleye geçmem tırnaklarım kırılır", "davula da böyle vuruyon dimi?", "nasıl vokalsin sen, bağırdın mı inletmen lazım" gibi diyaloglar sıkça yaşanır.
  • ilk golü yiyen takımın oyuncuları, takımların ayırt edilmesi için giyilmesi gereken fosforlu yeşil/turuncu/sarı iğrenç yelekleri giyer ve bu olay her zaman karşı takım için alay konusu olur, baya bi eğlenirler.
  • halı saha sahibi esencılıslı abiler sana gelip "bunlar metalci ama sosyal metalci gençler, top da oynuyolar" diye takılır. çok eğlenir, bildiğin gibi değil.
  • sahanın yanında bakkal olduğu halde, sahaya ait yerden su alınır, kazıklanılır. bi dikişte de biter o.
  • sanki kupa maçına çıkarcasına, tam teşekküllü gelinir maça. en kral halısaha ayakkabısı, tekmelik, tozluk, orijinal forma/şort, saç uzunsa kafaya bant. takım atak yerken, savunma yapmak yerine saç/baş düzeltilir.
  • maçlar genelde gece saat 12'den sonra olur. maçtan sonra gidecekleri yer ev değilmiş gibi, 1 şişe parfümü kafadan aşağı boşaltırlar.
  • maçtan sonra soyunma odasına girdiklerinde, kendileri misk-i amber gibi kokarcasına, "kim osurdu be amına koyim" derler. halbuki o koku, 1 saat sığır gibi top peşinde koşmuş türk erkeğinin doğal; yani, ter/ayak/apış arası kokusudur.
  • ortaya iddia konur. "1 tepsi baklava". ama türk erkeği ayran yüreklidir. kazanan takım dayanamaz, kaybeden takımla beraber yenir o baklava.
  • bazılarının sevgilileri maçı izler. onları bir görün derim size. en belirgin şey şudur. o kişi gol attıktan sonra bazı davranışlar sergiler.
  1. sevgilisini gösterir parmağıyla.
  2. parmağında yüzük varmış gibi, yüzük parmağının, yüzük takılan kısmını öper.
  3. koşar ve terli terli sevgilisine sarılır (en risklisi bu)
  4. gol atınca "aşkıııım senin için" diye bağırır. bu da çok gereksizdir. orada, o golle sevgiline verebileceğin maximum armağan 3 adet baklavadır.
  • kenardan maçı izleyip, erman toroğlu takılan abilerin yorumlarına mutlaka cevap verilir. (bkz; a: öyle şut mu olur amk? b: sanane amk.). bırak, bulaşma, ne gerek var?
  • halı saha da alan dar olduğundan dolayı, taç atışı kullanılmaz. yani topu sağda ve solda saha içinde tutmaya gerek yoktur. ama her seferinde top o çizgiyi geçtiğinde "eee bırak taç o hehehehe" diye espri yapılır.
  • gol kaçırınca "pardon beyler" denir.
  • ayrıca göt kadar sahada, 7'şerlikten oynanan maçta, ofsayt olması imkansızdır. zaten yan hakem yoktur. ama her seferinde "bana atma olm ofsayttayım ehehehhe" esprisi de kaçınılmazdır malesef.
yani kısacası, yer yaştan, yer güruhtan türk erkeğinin halı saha maçlarını izleyin, izlettirin. ama sizden ricam, terli terli sarılmayın birbirinize.

lütfen.