Ocak 31, 2014

HAYATİ VİRAJ VE ANGARA

Selam canlarım.

En son bi atarlandıydım size hatırlarsanız. 1 cümlecik de olsa duygularımı dışa vurmuştum. Neyse şimdi onu geçelim. Hayatımın bağlı o sınava girdik, her şey bitti ve ben de bu süreçte yaşadıklarımdan bahsetmek istiyorum birazcık. Konu hakkında hiçbir fikri olmayanlar için önce bir özet geçeceğim, sonra Ankara'da neler yaşandı onlardan bahsedeceğim.

İşte meslekle tanışmam bu şekilde olmuştu. Hırvatistan'dan
gelen grubumun lideri Nikolina ve sadece kel kafası
gözüken, bıyıklarıyla ünlü Osman Kaptan.
Efendim 2012 yılının temmuz ayında İstanbul Aydın Üniversitesi'nin Turist Rehberliği bölümünden mezun oldum. Başlangıçta isteyerek girdiğim bir bölüm olmasa da, henüz hazırlık okurken turizm sektöründe çalışmaya başlamamdan sebep, işi çok sevdim ve benim için biçilmiş kaftan olduğuna karar verdim. Kafaya koymuştum kesinlikle ilerde mesleğim Turist Rehberliği olacaktı. Turist Rehberi olmak için eskiden Kültür ve Turizm Bakanlığı 6 aylık kurslar açıyormuş. Her sene açtığı bu kurs, her sene farklı şehirlerde oluyormuş. Yani bu demek ki, kursla rehber kokartı almak isteyenler 6 ay başka bir şehre yerleşmek durumunda kalıyorlarmış. Neyse ki o uygulama kalktı. Ama yine de okuldan mezun olur olmaz, kimse sana "Al kardeşim, mezun oldun, al kokartını, sen bunu hak ettin." demiyor. Çünkü rehber olabilmek için günümüzde 3 şart gerekiyor. Birincisi bölümden mezun olmak. İkincisi Bakanlık gözetiminde yapılan ve tüm Türkiye'deki turistik yerleri rehber adaylarına gösterip tanıtmayı hedefleyen uygulama gezilerine katılmış olmak. Bu da tahminen 4000-5000 TL civarı maliyeti olan bir olay. Üçüncüsü de dil yeterliliği göstermek. Fakat burada şöyle bir ironi ortaya çıkıyor. Sizin üniversitede ingilizce hazırlık okumanız ya da bölümünüzdeki tüm derslerin ingilizce olması ve ona rağmen başarılı olmanız bakanlık için bir yeterlilik ölçütü değil. Ya bakanlığın kendi açtığı sınavdan geçmelisiniz ya da yeni adıyla YDS olan, KPDS sınavını geçmelisiniz. Fakat burada yine şöyle bir ironi var ki, tamamı konuşmak ve anlamak üzerine olan bu mesleğin dil yeterliliği için 80 tane, ilerde hiçbir işinize yaramayacak test sorusundan %80 oranında bir başarı sağlamak durumundasınız. Yani 80 sorunun, en az 64 tanesine doğru cevap vermeniz gerekiyor. Doçent ya da profesörler gibi, tüm olayı akademik olan insanların dil yeterliliklerini göstermek için %50 başarı sağlaması gerektiği bir sınavdan, akademik olaylarla hiçbir alakası olmayan, tüm olayı günlük konuşmaya dayalı olan rehber adaylarının %80 başarı sağlamak zorunda olması da yepyeni ve koskoca bir ironiyi daha ortaya çıkarıyor.
Tahmin edin hangisi Patates? 

Efendim uzun lafın kısası, ben Mr. Patates okulumu bitirmiş ve uygulama gezilerimi tamamlamıştım. Tek yapmam gereken şey dil yeterliliği belgesiydi. KPDS daha YDS olmadan bir kaç deneme yaptım, %80 başarı olacak gibi gözükmüyordu. Çünkü şahsi olarak test çözebilen bir insan değilim. Oturup aylarca ders çalışabilecek bir insan da değilim. Oturup aylarca ders çalışabilen bir insan olsam bile, yine de test çözebilen bir insan olamayacağım. Zaten test çözebilseydim, üniversiteye hazırlanırken (HAZIRLANMADIM.) dershaneye giderdim, oturur evde test çözerdim. Belki o zaman özel bi okulda burslu okumak yerine, bir devlet üniversitesinde daha farklı bir bölümde eğitim hayatımı sürdürürdüm. Ama hayatın beni sürüklediği yerden asla rahatsız değilim, aksine memnunum da. Beni masa başına bağlı, çeviri yapmakla uğraşan bir insan olmaktan kurtardı. Fakat şimdi fark ettim, dershaneye gitmeden, ders çalışmadan %100 burs kazanabilmişim. Aferin bana. Şu an kendimi takdir ettim.

Geçtiğimiz aylarda bakanlık artık sınav açmayacağını ve bu yetkiyi TUREB'e (Turist Rehberleri Birliği) devrettiğini söyledi. O zamanın TUREB başkanı da "İngilizcecilere sınav açılmayacak, boş yere beklemeyin." gibi bir açıklama yapmıştı ama neyse ki TUREB yönetimi değişti ve çok değerli yeni başkan Sayın Zeki Apalı sayesinde sınav açıldı. TUREB merkezini Ankara'ya taşıdığı için sınav da Ankara'da olacaktı. Macera başlasın.

Artık herkes gözünü karartmıştı. Her kafadan "Van'da açılsa yine gideceğim." gibi sesler çıkıyordu. Buna ben de dahilim. Ankara neydi ki la? Sınav tarihi belirlendi ve önce sözlü sınav yapılacağı duyuruldu. Sözlü sınavı geçenler, yazılı sınavı geçmeye hak kazanacaklardı. 11 Ocak gecesi 4 arkadaş, yol üzerinde buluşa buluşa Sabiha Gökçen Havaalanına gittik. Pegasus çok ucuzdu pampa, Atatürk'ten uçunda THY çok öpüyor. Gece 01.00 sularında kalacağımız otele varmıştık. Stres desen gırla zaten. Ankara'nın o keskin soğuğu da tuz biber oldu üstüne. Yolculuğumuzun en kısa aşaması İstanbul'dan Ankara'ya gelmekti -_- Zira evden Sabiha Gökçen'e 1.5 saatte ve Esenboğa'dan otele 1 saatte gitmiştik. Gelin görün ki, İstanbul'dan kalkıp Ankara'ya inmemiz 35 dakika sürmüştü sadece.

Hintli grubum. En sevdiğim...
Sabah oldu. Erken bir saatte kalktık. Kahvaltı ettik ama bir de bana sorun. Yemek mi yedim dayak mı belli değil. Bir de bizden önceki gün sınava girenlerin neticelerini gördük. Büyük bir başarısızlık söz konusuydu. Taksiye bindiğimiz gibi sınava gireceğimiz okula gittik Kızılay'a. Okula gittiğimizde ben ve arkadaşlarımdan birisiyle ismimizin biraz önce okunduğunu öğrendik. Hemen yetkili kişiye yöneldik ve bizi üst kata, mülakatın yapıldığı sınıfın önüne yönlendirdi. Her şey spontane ve o kadar hızlı gelişmişti ki, sınav stresi, sınav heyecanı, sınav telaşı falan yapmamıza vakit kalmamıştı. Bir çok insan sözlü sınavın adil olmadığından bahsediyordu ve biz de haliyle merak ediyorduk. İkişer ikişer içeri giriliyor ve yaklaşık 1-2 dakika içerde kalıyordu adaylar. Bize hep demişlerdi ki, "Girince sizden kendinizi tanıtmanızı isteyecekler. Bunu oldukça akıcı ve uzun yapın ki size soru sormalarına fırsat kalmasın." Komitede ortada oturan kişinin önünde kağıtlar vardı ve bu kağıtlarda bir sürü soru yazılıydı. Rastgele seçip soruyorlardı. Sorular pek denk değildi birbirine, belki bu yüzden adaletsiz olduğu düşünüldü.

İçeri girdim, sınav giriş kartımı verdim ve komitedekiler oturabilirsiniz gibi bir işaret yapınca oturduk. Aramızda geçen diyaloğu direkt olarak yazıyorum.

-Sercan?
+Yes.
-Sercan, should government allow to build more hotels?
+Yes, they should.
-Why?
+Well, because there are too many tourists coming to Turkey and the number of tourists is increasing year by year.
-Okey but isn't it destroying the nature?
+I believe there are some other ways for building a hotel without destroying nature. You don't have to build your hotel in the middle of the forest.
-That's enough, thank you.

Buydu abi olay. İşte benim İngilizce bilgimi bu diyalogla, 20 saniyelik bir zaman diliminde ölçtüler. Sözlü sınavı geçmiştim ve mutluluğuma diyecek yoktu. Sınavı geçmemin sebebi olarak da, sanırsam bazı hususlara çok fazla dikkat ediyorlardı. Soruları tekrar ettirmedim, sorulduğu gibi cevapladım ve konuşurken asla duraksamadım, cevaplamadan önce düşünmedim. Aslına bakarsanız, devletin daha çok otel yapılmasına müsaade etmesi gerektiğini savunmuyorum. Yeter yani otel otel, daha ne kadar yapacaklar otel. Fakat o anda, ortam gereği, öyle çıkıverdi ağzımdan.

Sözlü sınavı geçtikten sonra, sıra bir sonraki gün yapılacak olan yazılı sınava gelmişti. Başarılı olarak geçtiğim her aşama, bir sonraki aşamanın korku olarak geri gelmesini etkilemiyordu. Yazılı sınavın sadece çeviriden ibaret olduğunu biliyorduk. Saat 15.30'da yapılacaktı ve sınavdan çıktıktan sonra, uçağa atlayıp geri dönecektik. Ama Atatürk'e mi, Sabiha Gökçen'e mi? İşte bunu sınavın nasıl geçtiği belirleyecekti. İyi geçerse, kendimi ödüllendirmek amaçlı olarak 20-30 TL daha fazla verip Atatürk'e inip eve daha çabuk dönecektim.

Sınava girdik. Herhangi bir torpil olayının önüne geçmek için, verdikleri sınav kağıdının sağ üst köşesine ismimizi yazdıktan sonra, kendinden yapışkanlı olan yeri yalayarak katladık. Böylece sınavlar okunduktan sonra isimler açılacak ve adil bir değerlendirme yapılmış olacaktı. 2 tane metin vardı sınavda. Kapadokya ile alakalı bir İngilizce metin ve Mevlana ile alakalı bir Türkçe metin. İngilizce olanı Türkçe'ye, Türkçe olanı da İngilizce'ye çevirecektik. Türkçe'den İngilizce'ye çeviri yapmak konusunda daha başarılı olduğumu düşündüğüm için, önce Mevlana metnini çevirmeye başladık. İngilizcesi aklıma gelmeyen iki kelime olmuştu. "Mevlevilik" kelimesinin ingilizcesi için "Aklıma gelmedi." diyemem, çünkü bilmiyormuşum resmen. Mawlawiy'ah olarak çevriliyormuş ingilizceye. Bir de ne kadar saçma ama, "yün" kelimesinin "wool" olduğu aklıma gelmedi. Ben de onu yazmak yerine "koyun tüyü" anlamına gelen "feather of sheep" yazdım. İngilizce olan biraz zorladı çünkü cümleler uzundu. Virgüllerle, bağlaçlarla bağlanmış kelime yığınları şeklindeydi resmen. Yine de ortaya kabul edilebilir bir şey çıkardığımı düşünüyordum.

21'inde açıklanacağı duyrulan yazılı sınavımı da tamamladıktan sonra evime döndüm. Ayın 13'ünden 21'ine kadar, geceleri uyuyamamalı, kabuslu, ortalıkta ruh gibi dolaşacağım bir hafta beni bekliyordu. Her zaman yaptığım gibi sürekli negatif düşünüyordum. Ayın 21'i geldi, "Kağıtlar yetişmedi, 23'ünde açıklanacak." güncellemesi geldi. 2 gün daha eziyete devamdı. 23 Ocak günü, stüdyoya davul derslerime gittim. Her arada telefondan sınavın açıklacağı sayfayı açıp f5 f5 f5 kastırıyordum. Eve gelirken de baktım yok. Eve geldim pc'yi açtım. Sayfaya tıkladım ve sonuçlar laaaps diye karşımdaydı. Hemen excel dosyasını indirdim ve açtım. Alfabetik sıraya göre dizmişlerdi ve sözlü sınavda başarısız olanlarında dahil olduğu bir listeydi yaklaşık 1000 kişilik. CTRL+F yapıp direkt adımı yazmak istemiyordum, imleci aşağı indirerek yavaş yavaş bakmak istiyordum, birden bakamazdım öyle. İnerken de adyaların adlarının yanında "BAŞARISIZ" ibaresini gördüğüm her satırda kalbim biraz daha hızlı atıyor, vücut ısım biraz daha yükseliyordu. 800'lerde adımı buldum ve yanına baktım. İki tane yan yana "BAŞARILI" yazıyordu. Biri sözlü, diğeri yazılı sınavı temsilen. Bir bağırdım önce evde. Evdekiler hemen anladı tabi. Bir bayram havası yaşandı evde. Sevdiklerimin hepsine az çok, kısa ya da uzun haber verdim. Bu konuda da bazı tatsızlıklar yaşadım takip eden saatlerde. O mutlu günümde saçma sapan trip yedim. Ama beni az çok tanıyorsunuz, trip yiyeceğimi anladığım an susarım ve asla konuşmam. Bu konuşmadığım süreçte de bol bol düşünürüm. Bu düşünme sürecinden sonra verdiğim kararlar da karşı tarafa zarar verir. Bana göre hava hep hoş olur. Çünkü saçma sapan biten arkadaşlıklar, saçma sapan terk edilmeler falan tecrübe ettikten sonra, öğrendiğim en hayırlı şey egoist olmaktı. Bencil olacaksın abi, kendi hayatını yaşıyorsun, önce kendini düşüneceksin. Birilerini düşünerek üzülme olayını bıraktım ben. Ancak kendime üzülürüm artık. Bu da böyle biline.
Mesela mezun ben.
Rehber; bazen böyle sempatik gibi tatlış olmalı.
Rehber; aç kalmamalı. Ne bulursa onu yemeli.
Rehber; bulunduğu ortama uyum sağlamalı.
(Harran/Şanlıurfa) 

Öhöm. Efendim böylece sınavda da başarılı oldum ve rehber kokartımı almam için önümde hiçbir engel kalmadı. Bugün gerekli belgeleri toparlamak için biraz erken kalkıp yollara düştüm ve neredeyse inanılmazı başardım. 1 saatlik zaman dilimi içerisinde, muhtarlıktan ikametgah aldım, PTT'den E-Devlet şifresi aldım, Noter'den diplomamın onaylı örneğini aldım, Sağlık Ocağı'ndan sağlık raporu aldım ve Ziraat Bankası'na ruhsatname paramı yatırdım. Sürekli devlet işlerinin ne kadar ağır yürüdüğünden şikayet eden bir insan olarak, tüm bu işlemleri 1 saat içinde halletmiş olmak yüzümü güldürdü açıkçası. Nereye gittiysem bomboştu. Girdim, işimi hallettim, çıktım. Pazartesi belgelerimi bakanlığa postalıyorum ve ruhsatnamemi beklemeye başlıyorum hayırlısıyla!

Son olarak, 1 hafta önce Mr. Patates 5 yaşına bastı. 23 Ocak 2009 tarihinde başlayan bu blog maceram hala devam ediyor! Çünkü sizler yanımdasınız. Öptüm hepinizi!


REHBER PATATES GELİYOR! 

12 yorum:

  1. Angaramın herşeye rağmen sana uğurlu gelmesine sevindim pattiz, kocaman kocaman tebrik ediyorum seni :)
    Kokartını da alınca ayakkabı kutuları dolusu paracıkların olsun, keyfin de her daim yerinde olsun inşallah :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Angara benim için her zaman her şeyin başladığı yer olarak kalacak. Bahsettiğim o uygulama gezisi de Ankara'dan başlamıştı. Tebriklerini zevkle kabul ediyoruum! Çok teşekkür ederim!

      Sil
  2. Ya ama pattiiz! Okurken tüm o gerginliği yaşadım resmen. Neyse bitti geçti gitti. Annemin de dediği gibi bilen insan stresli olur seninki de ondanmış bebeyim. En tatlı turistlerle en güzel yerlerde dolan hemi. Öptüm

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yaaa Mirage düşün işte, sen okurken yaşadın gerginliği, bir de ben fiilen yaşadım! Ben ne yabayım, öleyim o zaman ben. Ama dediğin gibi bitti, geçti, kurtuldum! Desteğini de hiç eksik etmedin, fark etmedim sanma! Çok teşekkürler!

      Sil
  3. Bizim buralara denk gek de beraber gezelim be pattisim :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hay hay kuzum! Zaten mutlaka denk geleceğim oralara, hiç merak etmeeğ! :)

      Sil
  4. Hepi niv yiırs. Abi yazki bizde okuyak :D
    Tebrik ederim abim. Davul hocası kokartsız dedirtmediğin için :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eyvallah kardeşim. Yazıyoz işte arada yahu, daha sık olabilemiyor malesef. Kokartsız davul hocası mı olurmuş :P

      Sil
  5. Blogunu yeni keşfettim sevgili pattis :) ancak nedense uzun yıllardır tanıdığım birisi gibi benimsedim. Senin adına çok sevindim. Meslek hayatında başarılar! :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O zamaan öncelikle hoş geldin Emre. Vallahi uzun yıllardır tanıdığın birisi gibi hissettirebilmek beni çok mutlu etti. Çünkü bu ifade tam da benim olmaya çalıştığım insan tipiyle uyuşuyor. Çok teşekkür ederim! :)

      Sil
  6. Daha önce tebrik etmiş miydim hatırlamıyorum ama tebrik ederim :)
    Bir ara bu mesleği bende düşünmüştüm ama sonra noldu bilmiyorum.
    Öğretmen falan olcam işte yakında.
    Hayat :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. "Hayat sürprizlerle dolu ya, neler getireceği belli olmuyor." diyerek Klişeler Köşesi blogunun da sahibi olduğumu bir kez daha kanıtlarım :)

      Sil