Ağustos 21, 2013

PATATES IS BACK!

SELAM!

Özledim yazmayı dostlarım. Önceki yazıdan biliniyor olacak ki, tatildeydim, bitti geldim. Aslında bir kaç gün oldu geleli ama ancak yazacak vakit bulabiliyorum. Malum sevilen bir insan olunca, dönünce 10 gün görüşmeyince özleyen ve özlenen insanlarla görüşmek durumunda oluyoruz. Şaka şaka, çok da sevilmiyorum. Yani sevmeyenler vardır illaki. Gördüğünde "Allah'ın şişko patatesi." diyenler vardır mutlaka. Hadi ama, vardır. Vardır vardır, kesin vardır.

Tatile gideceğimi anlatan yazıda "Belki tatildeyken yazarım telefondan" falan demiştim ama, tatildeyken insan daha başka şeyler yapmak istiyor. O yüzden ben de telefonuma yazacağım olayları not aldım. Komikli şeyler oldu bazen. Onları pat pat diye yazsam bi anlamı kalmayacaktı. Yani kısacası şu an okuduğunuz yazı, 12 günde ne kadar yazı yazacaksam, hepsinin derlemesi gibi olacak. Çok uzatmamaya çalışacağım. Haydi bakalım... (Fakat önce birisi bana neden şu anda PSY dinlediğimi bi açıklayıversin. Ben anlam veremedim.)


İmrenli Köyü, benim köyüm. 
Bu gördüğünüz benim köyüm. Aslında yukarıdan sadece köyün kahvesini ve arkasında köyün meydanındaki caminin minaresini görebiliyorsunuz. Ama dikkat çekmek istediğim nokta, görebileceğiniz farklı yeşil tonları. Ben 4 tane saydım şahsen. İnsan burada nasıl huzur bulmasın? Üstelik çok uzakta da değil. Bol oksijenli, ışık kirliliğinden çok uzak, gece yüzlerce yıldız izlenebilen bir köy. Burnumuzun dibi. İstanbul sınırları içinde. Şile ile Ağva arasında İmrenli denen cennet. Anneannemler falan hep "Çok eskiden bi tane yabancı bi adam gelmiş buralara, ben buraya çok imrendim." demiş, o yüzden adı "İmrenli" olmuş diye anlatırlar. Ne kadar doğru bilmiyorum. Ama yine de anneannelerden falan bunları dinlemek çok hoş. Denize 1.5 - 2 kilometre kadar uzaklıkta. Tamamen cennet. Kendi köyüm diye demiyorum, gerçekten öyle. Üşenmeyin kalkın bir gün gidin mutlaka. Ben anahtarı veririm, otel motel uğraşmazsınız. Ama eve yılda 1 ay girildiği için sağlam temizlik gerekiyor ona göre. Anlatacağım olaylar burada geçti. Önce bu şekilde bi background vereyim dedim ama yazdım da yazdım yine. Asıl konulara gireyim. Başlık başlık takılalım.

NALBUR

Yukarıdaki fotoğrafı çektiğim yerde durduğum açıyı düşünürseniz. Sol tarafımda köyümüzün Nalbur'u var. Son 2 senedir, bu Nalbur'da bakkaliyelik şeyler de bulunuyor. Aslına bakarsanız, sigara ve alkol hariç her şey var. Yani hem Nalbur, hem de Bakkal gibi oldu. Ama gelin görün ki, anneanneler, babaanneler, nineler, dedeler bir türlü buna alışamadı. Aramızda yaşanan diyalogları birisi duysa, diyecek ki "Ulan nereye geldim, burası nasıl bir köy." Zira efendim anneannemden her gün duyduğum şey şuydu: "Sercan, kalk çociğim kalk, kahvaltı etcez ama nalbura git de bi ekmek al." Arkadaş... Bakkal oldu orası, bakkalda ekmek. Nalburdan ekmek alındığı nerede görülmüş?

DİK SAÇ

Ben gittiğimde tüm ailem köydeydi. Babam çok nadir gelir. Onun da orada olduğu nadir zamanlardandı. Yine o enteresan esprileriyle bizi kırdı geçirdi. Ama kalbimizi kırdı be hacı... Asdfg. Ya çok acayip, nasıl aklına geliyor o espriler demicem, herkesin aklına gelebilir ama, benim aklıma gelse bile öyle bir şey, söylemem ki lan, dışlanmaktan korkarım.

İşte bu da benim babuşla valide sultan.
Köy moduna girilmiş.
Babuş saçları dikmiş, ama öyle değil. 
Babam saçlarını geriye doğru tarar. Tam baba saçı gibi. Ama jöle olmadığı zaman, geriye yatmıyor, havaya kalkıyor. Duş sonrası kuruyan saçlarını taramış babacım ama, saçlar geriye yatmaktan çok uzaktalar. Bildiğin havada duruyorlar. Sena da (kardeşim) dedi ki, "Baba çok güzel oluyor yea böyle, hep dik saçlarını." Babam da yapıştırdı cevabı. Ne dese beğenirsiniz? Emin olun beğenmeyeceksiniz. Dedi ki "İğne iplik getir dikeyim." Tam o anda telefondan Subway Surf oynuyordum. Samimiyetimle söylüyorum telefona boş boş baktım ve rekora giderken, trenin gelip ağzıma çarpmasına müsaade ettim, çarptı, yandım... O an yandığıma mı üzüleyim, bu espriyi mi sindireyim bilemedim. Bir insanın beyninin kıvrımları nasıl bu kadar kıvrak olabilirdi? Babam böyle espri yapmayı nerden öğrendi? Dr. Oetker de böyle şeyler yapıyor muydu acaba? İşte orasını hiç bilmiyorum.

Ay resmen şurayı yazarken yaşlandım. Kafama aklar düştü. Çok acıdı :(. Öhöm tamam tamam.

ŞİMDİ BENİ ANLARSIN

Hem deniz kıyısında olduğundan, hem de Karadeniz iklimi etkisi altında olduğundan, geceleri her mevsimde serin oluyor orada. Geceleri en iyi ihtimal hırkayla falan oturuluyor. Tabi bu normal insanlar için. Bende viking kanı olduğundan, soğuğa alışığım ve soğuğu daha çok seviyorum.

Bir akşam takılırken, arkadaşlardan Bahadır, "Gitsek mi ya, ben üşüdüm." dedi. Aykut da ona dedi ki, "Olm saçmalama ne gitmesi, ne üşümesi" falan filan. Ondan sonra gecenin devamında sahile indik. Kafalar olmuş zaten patates. Birisi "Bok" dese yarım saat gülüyoruz falan, o kadar yükseklerdeyiz. Sahilde rüzgarı yiyince Aykut, "Olm üşüdüm lan ben." dedi. Bahadır rüzgarın alnına düşürdüğü kısa saçlarını arkaya doğru atarak, buğulu gözlerini Aykut'a doğru dikti. O an soğuktan ve alkolden al al olmuş yanaklarında gülümsemeyle üzülme arasında bir hareketlenme oldu ve dilinden şu sözcükler döküldü: "ŞİMDİ BENİ ANLARSIN..." Abi ya asdfg, o kadar komik söyledi ki bunu, kafamı kuma gömecektim gülmekten. Sonra çokça geyiğini yaptık. Adam resmen sitem etti ya. Anlatınca komik olmamış olabilir, bilmiyorum. Ona siz karar verin.

3. VİTES

Sanırım az önce bahsettiğim olayla aynı geceydi. Arabaya bindik sahile gitmek için. "Şimdi beni anlarsın"dan öncesi işte. Sahile gitme aşaması. Dediğim gibi kafalar patates. Herkes ayrı alemlerde falan. Arkayı üçledik. Önü de üçledik. Direksiyonda Aykut, sağ koltukta Ensar, el freninde de Bahadır oturuyor. Canlandı mı bir şeyler? Asdfg.

Fakat abi, öyle bir kafadayız ki, ben ön koltuğun emniyet kemerini kendime çekmişim, sağ elimle kıçımın altına sokmuşum, sözüm ona kemerimi takmışım, çok güvenliymiş falan filan. Böyle şeyler düşünüyorum. Herkes bir geyik aleminde. Fakat Aykut, yavrum çırpınıyor. Sürekli benzer şeyler söyleyip duruyor. "Bahadır götünü çek.", "Lan dur bi kaykıl az.", "Olm götünü çek vites geçmiyor lan." falan filan yakınıp duruyor. Biz de işte klasik espriler falan. "Bahadır el freni nerde?" diyoruz, "İçimde içimde." diyor. O şekil eğleniyoruz. Sonra bir ara birisi, vites geçmiyor falan gibi bir şey duyunca, "Vites Bahadır'a geçmiş HOHOHOHO." falan dedi. Git gide çirkinleşiyorduk. Ensar'a "Vites kaçta kanka?" diye sordum. Vitese bile bakmadan "5" dedi. "Hayır olm vites Bahadır'da" dedim. Bu kadar çirkinleşildi. Ama dahası var, son bomba.

İşte burada bir adet Ensar
ve Mr. Patates'i görüyorsunuz.
Bakışlardan belli olacak ki,
Kafalar katrilyon.
Aykut yine vites değiştirememekten yakında. Şimdi vites poziyonlarını düşününce, (VİTES POZİSYONU da çok erotik oldu.) 1., 3., ve 5. viteslerde vitesi ileri doğru attığın için Bahadır'la bir alakası yok. Bahadır'da 3'te gitmesini söyleyecekti ona. Fakat tam o sırada ufak bir tümsekten geçtik, araba sarsılınca Bahadır'ın da el freniyle bir münasebeti oldu. Orada "Ah" dedi. Dolayısıyla şöyle bir şey çıktı ortaya "3'te git, ah, 3'te git." Bu başta bize normal gibi geldi. Taa ki, Ensar aynı cümleyi bir pornocu edasıyla söyleyene kadar... Hani sanki vites 3. vites konumundayken en zevkli oluyormuş gibi. Zaten sonra Ensar, "3. vites Bahadır'ın klitorisine denk geliyormuş." dedikten sonra öldük öldük dirildik. Abi kafalara bakar mısın, neler neler düşünüyor. Amma pislik adamlarmışız biz be.

Şimdi peki ben bunları nasıl hatırlıyorum? Madem o kadar patatestik, nasıl hatırlayabiliyorum en küçük ayrıntısına kadar. Çünkü o geceye dair 17 dakikalık bir ses kaydı var. En büyük fantezimiz. Mutlaka ses kaydı alırız. Oradan olayları, diyalogları defalarca dinledim ve birebir aktarma şansım oldu. Çok büyük rezillikti. Ama çok güldük, öyle böyle değil. Fakat iyi güldük. Yalnız kabul edelim güzel güldük.

EVERYBODY PİŞİKS.

Başlıktan her şey anlaşılmıyor. Lanet olası şey! Pişik dediğimiz lanet, tatilimin bir kaç gününü evde yatarak geçirmeme sebep oldu. Pislik be. Ama kabahat bende. Pişik olmak için bütün şartları zorluyorum. Zaten şişko adamım, bacaklarım sürtüyor birbirine yürürken. Bendeki lükse bak, denize giriyorum, şort daha ıslakken eve yürüyorum. Tabii ki pişik olurum! Artık kim beddua ettiyse, pişik oldum da pudra bulamadım. Sürekli evin içinde "YANIYOOOM." diye bağırdım. Anneannem de "Çocuğum bağırma öyle, millet ne anlayacak, cık cık cık." dedi. Kafamda "yanmak" kelimesi o kadar çok döndü ki, pişik için şarkılar söyledim. Önce "Yandım yandım, yandım yandım ah ki ne yandım." söyledim. Sonra peşinden bi "Beni yak, kendini yak, her şeyi yak" söyledim. Onun ardından İsmail Abi tonlamasıyla "Yanayım yanayım, ateşlerde yanayım." söyledim. Sertap'a da bulaştım, "Yanarııım, yanarııım, gün geçeeer yanarııım." Sonra bir de Five Finger Death Punch'ın yeni albümündeki şarkıya eşlik ettim: "Burn motherfucker buuurn." diyerekten. Bu şarkılar hep pişik için yazılmış olabilir. Hayır uzun zamandır da olmamıştım Ama işte şort ıslak olunca, Allah'ım! Hatırlamak istemiyorum.

Anlamadığım nokta şu ki, zayıf olmasına rağmen pişik olabilen insanlar da var. Yani sonuç olarak, Everybody pişiks. 

SİVRİSİNEK

Köy yerinde sivrisinek de çok oluyor. Mesela akşam yemeklerini bahçede yediğimiz zamanlarda, masaya şortla, etekle, askılıyla falan oturan olursa çok dalga geçiyoruz. Çünkü bu sivriler normal değil. 1 dakika içinde 12 kere ısırabiliyorlar. Tecrübeyle sabittir. Denedim %100 çalışıyor hatta. O yüzden ben mutlaka pantolon giyerim, çorap giyerim öyle çıkarım bahçeye yemeğe. Ama! Amaa! Kahrolsun bağzı sivrisinekler! Abi bana şunu açıklayın. Bildiğin böyle kot pantolonun üzerinden nasıl ısırabilir sivrisinek. Yani o damarımıza soktuğu iğnesi ne kadar sağlam, ne kadar sivri olabilir ki? Kot pantolonu nasıl delip geçer? Bir de düşün, kotu deliyor, derini deliyor, aşağılara iniyor damarı bulup onu da delip emikliyor seni. Nasıl inanmış bir sivrisinektir bu? Resmen kotun üzerinden beni ısırdıktan sonra "That's it motherfucker, That's the fucking spirit." diye bağırdım. Zenci tribine soktu beni. Hayır sivrisineksen, sivrisinekliğini bileceksin. Ne kadar sivri olabilirsin ki?

Bir de odamda bir sivrisinek öldürdüm, bildiğin kelebek kadar. Gördüm uçarken, daha doğrusu uçamazken. Artık öküz gibi olmuş, resmen yerden 4-5 cm yükseklikte uçabiliyor. Daha yukarılara çıkamıyor. Bir de gidişini bir görseniz uçarken. Böyle bir sağa bir sola, bir aşağı bir yukarı. Sarhoş gibi. Tamam şimdi kanı benden emiklediyse sarhoş olma ihtimali var, orasına diyecek bir şey yok. Ama onunki resmen 2 birayla kafa olmak gibi. Emiklediğin kan ne kadar ki olm o kafalara ulaşmışsın? Pislik be. Pis.

EŞEK ARISI PANİĞİ

Tipe bak tipe. Eşek değil eşşoooleşşek.
Bahadır, Ensar ve ben, tam böyle akşam vakti parktaki çocukların gürültüsünden uzaklaşalım, kafa yaşayalım istedik. Dağ yoluna doğru sürdük arabayı. Arabadan indik muhabbet, sohbet, geyik falan filan. Farlar yanıyor o sırada. Bu eşek arılarının da bir huyu var, eve falan girdiği zaman florasana vurup dururlar. Işığa doğru uçtukları için. İşte zifiri karanlıkta arabanın farları açık, içindeki tepe lambası açık ve sunroof açık. Kapılar da açık. Bunu fark ettiğimizde farlara doğru baktık. Abartısız söylüyorum, işaret parmağı büyüklüğünde 4-5  tane eşek arısı, çat çat vuruyorlar farlara. Gerilip gerilip vuruyorlar hem de. Arabanın içine bir baktık, tavan ışığına vuran 1 tane de içerde var. O gece de asıl maksat, Ensar'ı uzaklaştırmak. Doğum günü sürprizi hazırlıyorduk ona, aradıkları an basıcaz gidicez. Ama bu durumda nasıl gidelim, bildiğin attan olma eşek arısı var içerde. Saçmalığın daniskası belki ama bir ara Ensar'la sarılıp "Ühüü korkuyorum." falan dediğimizi hatırlıyorum. Neyse sonuçta bir şekilde çıkardık arıyı ve uzadık hemen oradan.

Eşek arısı dünyada en çok korktuğum hayvan. Sesini duyduğum an kaçacak delik arıyorum. Ama bana 1.80 boyunda, 110 kilo bir adamın nasıl bir deliğe girebileceğini söyler misiniz? Yok öyle bir delik. Tabi asıl olay böyle bir adamın arı görünce köşe bucak kaçması. Samimiyetimle söylüyorum, yılan görsem o kadar paniklemem. Sebebi de şu olsa gerek ki, daha ben küçükken dayımlar gelmişlerdi köydeki eve. Mangal neyin yapmıştık. Biz kuzenlerle salonda küçük masada yiyorduk. Eşek arısı da emektar florasana çarpıp çarpıp duruyordu. Ben de korkuyordum haliyle. Yaş maksimum 9 falan. Dayıma söyledim. Geldi dayım, arıya şu pıspıs yapan sinek ilacından sıktı. Arı sersemledi sersemledi laaaps diye ensemden tişörtümün içine sırtıma düştü. Sokmasına gerek bile yok. Öyle bir eşek arısı ki, dokunduğu yeri kabartıyor. O sırtımda cırmaladıkça ben de cırmaladım, tüm sırtım kabardı. Sonra dayım arıyı öldürdü. Ah canım dayım benim, rahmetli... Nur içinde yatsın. O gün bu gündür, sanırım bir travma yaşamış olmalıyım ki, aman diyeyim, gördüm mü kaçarım.

SAMİ

Sami diye bir arkadaşımız var. Çok efsane adam. Makaranın kralı onda var. Ama bir yandan da biraz enteresan. Ondan da 2 alıntı yaparak bitireceğim yazıyı. Çok uzadı çünkü farkındayım.

Bu adamın nerede ne tepki vereceğini, ne söyleyeceğini asla bilemezsiniz.

Bir gün Sami sigara içiyor. Sigarayı bitirdi, çalılıklara doğru attı. "Olm atmasana lan yangın çıkar." diye uyardık. "Bu saatte bir şey olmaz." dedi. Nasıl ya? Bu saatte derken? Yangın çıkması için saat mi lazım beoolum. Ah Sami ah.

Diğer mevzu da, bir gece otururken Aykut arabesk şarkılar açıp bizi darlıyordu. Ama öyle Müslümdü, Orhandı falan, öyle arabesk değil. Bildiğin köpek öldüren arabesk. Erol Budan'lı, Selahattin Özdemir'li, Bergen'li arabesk. Sami de darlananlar arasındaydı ve rahatsızlığını dile getirdi: "Kanka şöyle müzikler açma ya, askere gider gibi oluyorum." dedi. Müzik kapandı. Kendi sessizliğimizde boğulmaya başlarken, uçan bir kelebeğin kanat çırpışı belki de dünyanın başka bir ucunda asdfg ahaahaahaha no. Adam mühür gibi koydu lafı. Evet! Askere gider gibi olmak istemiyorduk! Olmadık da! Olmayacağız! Askere Gangnam Style'la gideceğiz biz!

********

İşte böyle dostlar. Kısacası tatili yaptık, kafayı boşalttık geldik. Kafayı boşalttık derken yani, yanlış anlaşılmasın. Of amma pis oldum be. Artık 1 sene kafayı doldurmaya başlayabiliriz. Yerli yersiz, gerekli gereksiz bir dünya sinir, stres, mutluluk, heyecan ve hüzünle. Hadi bakalım.

Canlarım benim, görüşürüz. Sık sık yazmaya devam etmeye çalışacağım. Bu kadar uzun olmayacak tabi.

Oldu ki ıkıldıysanız affola,
Güldüyseniz ne mutlu bana.

Patates doesn't pişik. Never have, never will.

Leyla ile Mecnun'u yayından kaldırarak ne kadar demokratik(!) bir ülkede yaşadığımızı bizlere bir kere daha gösteren TRT'ye yazıklar olsun. Oyuncuları ve yönetmeninin demokratik hakkını kullanarak eylem yapmasını sebep olarak gösterilip bir dizinin yayından kaldırılması ayıptan başka bir şey değildir. Biz o gemiyi hep bekleyeceğiz İsmail Abi! O gemi bir gün gelecek, O gemi bir gün mutlaka gelecek abi! Selametle...

9 yorum:

  1. Bahsettiğin cennetvari yerlerin hasretiyle yanıp tutusuyorum sercan artık tatil istiyorum:)
    Yeşiller maviler derken bi oksijen banyosu alıp mümkünse dönmemek istiyorum:)
    Baban beni öldürdü resmen:)) her eve lazım böyle babalar:))
    Bahadır a gelince:D Gülmekten başka bişey yapamadım:)) delice güldüm ya ama içimden gülmek zorunda olduğumdan çok zordu ve bi o kadar tuhaf:)) zaten ordan ileriye gidemedim bi süre sakinleşmeyi bekledim :D

    Son derece komikli olmuş sercan hiç "ıkılmadım" çok eğlendim okurken:))
    **lanet olsun hala pc den yorum yazamıyorum yeter bu kadar:D

    Bir de o sivrilerin Allah belasını versin!! Net!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Az kaldı Banu az kaldı, biraccık daha sabır :)
      Valla genelde kimsenin dönesi gelmez ama, bu sefer ben son günleri çok sıkılgan geçirdim. Döndüğüme de mutluyum.
      Babam beni de öldürüyor çoğu zaman. Evde hep böyle malesef :)
      Ah Bahadır, bir de sivilde görsen var ya, uuu... İçinden gülmek çok zordur. İşteyken okuduğun için tabi :D

      Kahrolsun bağzı sivriler!

      Sil
  2. Hiç ıkılmadım, çok özlemişiz be!

    Pattes'in köyü bizim de köyümüz olabilir mi?

    Adına yaraşır valla, pek imrenelesi. Esir şehrim dışında köy hayatı yaşamadığımdan ve yaşamak istemediğimden köy hayatını sevenlere hep bi ????? suratla bakmışımdır. Tabii bi' pattesin köyü var, bi' de Pera'nın ineklerle koyunlarla bi' yaşadığı köy varDI. Yok artık :D

    Baban ne tatlı :))))

    Serin havaya hasret kaldım! Bir insan okulun açılmasını sırf hava serinlicek diye ister mi, istiyoruz!

    Bizim elimizden İsmail Abi'yi, Şimbilli'yi alanlar utansın. Yazıklar olsun onlara be!

    HEP YAZ.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. La ben de diyorum neden herkes "ıkıldım" yazmış. Bi de tırnak içine almalar falan. Meğerse sığırlığı ben yapmışım :D

      Pattisin kötü tabii ki sizin de olabilir!

      Ah İmrenli'm.

      Babam değişik ya.

      Havalar serinlesin artık! Vantilatöre muhtaç yasamak istemiyorum.

      Pislikler be! Benjamin öpsün onları o koca ağzıyla!

      YAZCAM!

      Sil
  3. Benden hiç bahsetmemişsin çok kırıldım :P bahadırın üçüncü vites arzusunu gözmde canlandırdım ve oo yoo hepsine çok güldüm ya siz hep böle bi araya gelin :)


    Gülşahh

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Biz hep bir aradayız kuzucuuğm, sen hiç merak etme :)

      Sil
  4. ay söylediğin iyi oldu içim ferahladı :) tatil senin için güzel geçmiş baya çok kıskandm ama :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yok yahu o kadar da kıskanılacak bir şey yok :)

      Sil
  5. Sadece
    -İsmail Abi!
    -Hoop!
    :(

    YanıtlaSil