Eylül 06, 2012

Her Şeye Rağmen Gülebilmek mi?

Dişlerinizin olmaması gülemeyeceğiniz anlamına gelmez.
Selam.

Hahahahahahahahahha ya da Eheheheheheheheheh ya da Dksşdlnflsknlakndk.

Ne ifade etti bunlar size? Evet, tam olarak bahsettiğim şey : Gülmek. Bence çok güzel bir şey. Bünyeye faydaları falan filan kanıtlanmış, ömrü uzattığı konuşulan bir çeşit eylem. En basit tanımlaması tabi bu. Şimdi oturup gülmek nedir anlatmanın lüzumu yok.

Ne çok çeşidi var değil mi? Tebessüm etmek, sırıtmak, kahkaha atmak, yarılmak, çatlamak, yerlere yatmak, sandalyeden düşmek gibi bir çok tabir var gülmeyi anlatan. Cem Yılmaz'ın bir lafı var hani, "Gülmek ihtiyaç değil, gülmek lükstür. Zeytin-peynir değil, gülmek havyardır." diye. Ne kadar doğru söylemiş. Yani gülebiliyorsanız, kendinizi şanslı sayın. Hele bir de beleşe gülebiliyorsanız, o zaman sizden daha şanslısı yok.

Gülmek için komik bir şeyler olmasına gerek var mı? Bazı insanların bu soruya cevabı "Evet." Ama bu soruya "Hayır." cevabını verecek kadar optimist insanlar da olmalı dünyada. Oraya birazdan geleceğim. Komik bir şey olmadan nasıl güleriz diye geçiyor olabilir aklınızdan. Bir sürü örnek vermeye çalışacağım.


Her şeyden önce, gülmek bir çeşit imza gibi, bir çeşit mühür gibi. Parmak izleri var ya, her insanın kendine özel, gülmek de öyle değil mi? Mesela Zerrin Özer gülüşü diye bir şey var. Veya Saba Tümer nasıl meşhur oldu sanıyorsunuz? Alışılmışın dışındaki gülüşü, onu akıllara kazıdı resmen. Sev ya da nefret et, karanlık bir odaya kapatıp o gülüşü dinletseler Saba Tümer olduğunu anlarsın değil mi? Bak işte, imza gibi.

Klişenin Allah'ı bir laf var : "Her şeye rağmen gülmek lazım." Şimdi bu lafın doğruluk payı var. Her boka gülmeye gerek yok tabi. Mesela ölüme gülünmez ki bunu söylememe bile gerek yok. Ama diğer her şeye gülmek lazım, biraz da "Siktir çekmek" lazım. Bak, adam Siktir Etmek üzerine kitap yazmış, demek ki boş bir uğraş değil bu. (Bkz; John C. Parkin - Fuck It)

Gülmek biraz da motivasyon işi. Yani idmanlı olmak lazım. Bilinçaltımızda hep gülme eylemi olmalı. bir köşede durmalı o. Mesela motivasyona kendinizi sevmekle başlayın. Çünkü insan kendini sevmeli. Hatta insan yeri geldiğinde bencil olmalı. Çünkü bu hayat sizin hayatınız. Baş rolde siz varsınız. Yardımcı oyuncuları iyi seçmek sizin elinizde. Hepsinin Oscar'lık olmasına gerek yok. Oscar'lık olan siz olun.

Nasıl mı gülelim? Nelere mi gülelim?


  • Mesela çok yakın bir arkadaşınız bir anda sizinle muhabbeti kesti. Tüm ilişkiyi bitirdi bir anda. Üzülmeyin, ne gerek var ki? Gülün geçin. Her aklınıza geldiğinde gülün ama. 
  • Aldatıldın mı? Sen kaybetmedin, o kaybetti. Unutma Oscarlık olan sensin. O sadece yardımcı oyuncu. Gül ve geç. 
  • İncir çekirdeğini doldurmayacak bir konuda, sevmediğin biriyle tartışırken sürekli gülümse ve dinginliğinden ödün verme. Emin ol hararetli hararetli düşündüğün şeyi kanıtlamakla uğraşmaktan çok daha etkili bir yöntem olacak. Ama sırıtma, ufak tebessüm et ve bunu yere bakarak yap. Emin ol karşı tarafı çıldırtabilirsin. Çünkü o dingil gülmeni istemiyor olacak.
  • Eski sevgilini mi özledin? Üzülme hiç, o sana dönmeyecek. Bil bakalım kim kaybedecek? Kahkahalarla gülebilirsin. Çünkü eski sevgiliyi ancak ne zaman özlersin biliyor musun? Artık ona layık bir insan olduğunu düşündüğün zaman. Yani ayrılmanıza sebep olan şey her ne ise, onu olumlu yönde hallettikten sonra. O andan sonra onun için 4 4'lüksündür. Ama onun bundan hiç haberi olmayacaktır. Bas kahkahayı. Hatta gülerken onu parmakla göstererek "Saaaalaaaaaak saaaaalaaaaak" bile diyebilirsin. Daha eğlenceli olacaktır. 
  • Paranı mı kaybettin? Kendine gül. Koca adam/kadın oldum hala parama sahip çıkamıyorum, ne kadar malım diye düşün. Üzülmenin bir manası yok. Ganj Nehri kadar gözyaşı döksen bile, -ki okurlarım arasında para için ağlayacak bir kitle yok- o para geri gelmeyecek. Bulan kişiye helal edip geç gitsin. Çünkü sen de biliyorsun ki, yolda giderken yerde bir 20'lik 50'lik bulsan atacaksın cebe. Emin ol sahibini aramak daha masraflı olacak. Git iki bira iç, bi de o yüzden gül. 
  • Tuttuğun takım maçı mı kaybetti? Parası senin cebine mi girecek abi? Salla gitsin. Oynasalardı kazansalardı. Kaçırdıkları şampiyonluğa yansınlar, sen işine bak gül geç. Hele hele tuttuğu takımı savunan arkadaş tartışmaları yok mu... Savunduğun şey için hiçbir şey kazanmayacaksın adamım. Üçüncü maddedeki tekniği kullan. Yere bakarak tebessüm et, karşı taraf sinir olsun. İyice şalteri atıp küfür ettiği zaman da bas kahkahayı.
  • Herhangi bir masa oyununu mu kaybettin? Aşkta kazanacağını düşün, sırıt böyle 32 diş. 
  • Aşkta mı kaybettin? Koy göte gitsin. Aşkta kim kazanmış ki la? O adonisli, six packli adamlar bile aşkta kazanamazken, sen aşkta kazanamamayı neden problem edesin ki? Tişörtünü kaldır, bira göbeğine bak ve şöyle sağlam bir kahkaha at. Erol Taş kahkahası olabilir mesela. Nur içinde yatsın. 
  • Kahven mi bitti? Tazelemeye üşeniyor musun? Ne!? Kardeşin de tatilde mi? Kahve tazelenmeyecek yani. Akşam daha rahat uyuyacağını düşün ve mutlu ol. Belki bir bardak daha kahve içsen güzelim uykun piç olacak. Olsun, piç olsun, yine de gül. 
Şimdi diyorsunuz ki bu adama noldu? Bu kadar optimizm iyi değil diye. Bu maddelediklerim ve buna benzer daha yüzlercesini tam anlamıyla yapabildiğimi mi düşünüyorsunuz? Boş versenize ya. Bir süredir ne kadar kötü, ne kadar içime kapanık, ne kadar saçma bir halde olduğumu bilemezsiniz. Okuduğunuz yazıdaki çoğu cümlenin başına "Keşke" koyarak benim düşüncelerimi anlayabilirsiniz. Çünkü ne yazık ki bu yazılanlar benim keşkelerim. Sadece yazının bu noktasına kadar optimist görünmek istedim, hepsi bu. Merak etmeyin, ki neden edesiniz zaten de, depresyonda falan değilim. Klasik kafa karışıklığı falan. Hani insanın bir noktada hayatı için bir yol çizmesi gerekir ve bu yola başlamadan önce bir çok konuda, bir çok seçeneği feda edip birini seçmesi gerekir ya, her anlamda onu yaşıyorum şu an. 

Yazarak rahatlama diye bir şey var. Doğru. Ama rahatlamak için böyle mi yazı yazılır? Bence böyle yazılmalı. Sizleri de karamsarlığa sürükleyemezdim. Seviyorum çünkü sizi. 183 kişilik bir kitle söz konusu. Her ne kadar 175 tanesi "İzle" butonuna tıklayıp bir daha uğramamış da olsa, hepsinin birer kere buraya tıkladığını bilmek bile huzur veriyor. 

Az önce bahsettiğim süreçte, boy gösterdiğim sosyal ağlar arasında da seçim yapmam gerekecek. Facebook, Twitter, Blogger ve Ekşisözlük arasında. 2si kalacak, 2si gidecek. Bakacağız, göreceğiz.

Patates karamsar, Patates'i böyleyken sevmeyin...

9 yorum:

  1. biraz gulumsediim, cogunda cok konusma beaa dedim. boyle boktan bi ruh halinde olunca o yazdiklarin sinir bozucu oluyomus:)) hayir en kotusu yazinin 2. bolumunde bole bi rahatlama yasamis olabilirim.neyse en buyuk sorunun sosyal ag secimin olsun dileklerimle, sevgiler^^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnan böyle durumlarda kendim de sinir bozucu oluyorum ve böyle olmaktan nefret ediyorum.

      Sil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. Gülmek güldürmek iyidir ya en sevdiğim 2 şeydir bunuda en iyi sen bilirsin üzgün olsamda gülmeyi başarırım benimde yaşadıklarım baya bi fucked up shit you know ama ne olursa olsun gülmeyi başarmak önemli olan belkide en zoru malesef işte o yüzden havyar, peynir değil :) Hadi bi söz varya Jon Schaffer yazmış Stu Block söylemiş:

    The nightmare unfolds before my eyes
    I will resist 'til the end of time

    kısaca herşeyi anlatıyo bu sözler işte bazı şeyleri kabusumuzda görsek dua ederiz gerçek olmasın diye ama gözümüzün önünde yaşanıyo kabusumuz yeri geliyo.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısın tabi kanka. Ama şu sıralar havyarlık bir durum yok harbiden.

      Sil
  4. Yanıtlar
    1. Amacıma ulaştım demektir bu =)

      Sil
  5. doğuştan gülmeye programlanmış olanlar var. yani böyle saçma sapan her şeye sırtarmıyolar ama hep bir gülümseme mevcut yüzlerinde. o insanlar çok tatlı ya valla. özenilesi yani.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir de onların tam zıtları var ya, hani gülünce çok çirkin olanlar =)

      Sil