Mart 12, 2012

The Monday Syndrome : Rise of the Liquid Bleach

Erdil Abi tam da bizimkileri anlatmış.
Selam.

Hiçbirimiz Pazartesi'yi sevmiyoruz. Çünkü çirkin yani, çok çirkin. Böyle çirkeeef, şirreeeet, laneeet bir gün. Tüm sebebi de haftayı başlatan gün olması değil mi? Yani haftayı başlatan gün, iş başı yapılacak gün, okula gidilecek gün Perşembe olsaydı, bu sefer Perşembe Sendromu olacaktı ve Perşembe'yi sevmeyecektik. Biz illa ki sevmeyecek bir şeyler buluruz. Uzaylılar rahat olsunlar yani.

Efendim, Pazartesi zaten hali hazırda yeteri kadar çirkin değilmiş gibi, bizim evde Pazartesi günler daha da boktan bir hal alıyor. Sebebi derseniz, büyük harflerle yazarım : TEMİZLİK. Evet bizim evin temizlik günü Pazartesi. Temizlik varken evde olmaktan nefret ediyorum, hele bir de günlerden Pazartesi'yken falan, oof aman yani. Allah'ını seven üzerime Vileda'ya düşmüş toz bezi atsın. Ben bu temizlik günlerine kaç adet siyah tişört kurban ettim biliyor musunuz? Bir de hiçbir şey olmamış gibi yıkanıp, katlanıp dolabıma konuyor, anlamayayım diye. Sercan salak mal olduğundan anlamaz zaten di mi? Sonra dolabı açıyorum, diyorum ki bugün siyah giyeyim. Alıyorum giyiyorum. Aynanın karşısına bir geçiyorum! "ANANI!". Çamaşır suyu bulaşmış! Nedense bu çamaşır suyu, her defasında en sevdiğim tişörtlerime bulaşıyor. Belki de en çok siyah sevdiğim içindir bilemiyorum. Zaten mahvolmuş tişörtüme bakarken çileden çıkmak üzereyken, anneannem bardağı taşırmak için uğraşıyor : "Giy çocim nolcak, ufacık yerine bulaşmış."


Bir de anneannem temizlik konusunda çok hassas. Arkadaş ya, kitaplıktaki tüm kitaplar indirilip tozu alınır mı ya? Bir de nasıl bir azimse artık, sırasını falan da bozmamış. Çünkü anlatmıştım bilirsiniz, yani okuyanlar biliyordur. Kitaplığı ilk aldığımda romanları falan belli bir düzene göre dizdim. Gregg Loomis, Dan Brown, Sidney Sheldon diye gidiyordu. Ananem bu hiyerarşiyi beğenmemiş olacak ki, onları boy sırasına göre dizmişti. Ben de çıldırmıştım. Ama artık öğrenmiş. Neyse.

Anneannemin bu hassaslığı, başta annem olmak üzere herkesi çıldırtıyor evde. Anneannemin bacağında bir sorun vardı bir aralar, kalkamıyordu pek fazla. Temizlik de yapamıyordu doğal olarak. O zamanlarda şöyle bir cümle sarfetmişti anneme : "Sen hep üstün körü yapıyorsun, her yer toz içinde." Sonrasında iyileşti ve sahalara geri döndü. Üstelik çok hızlı bir dönüş yaptı anlayacağınız gibi. Annemin temizlediği yerleri, tekrar kontrol ediyor ve beğenmezse üzerinden geçiyor, tekrar temizliyor.

En garip yanlardan birisi de şu, bugün yatıyordum. Temizlik başlamıştı. Gözlerim kapalı, onları dinliyorum. Yemin ederim size, temizlik yaptıklarını bilmesem, annem ve anneannemin FBI'de özel detektif olduklarını falan düşünebilirdim. Diyaloglar onu gösteriyordu çünkü :

-Salon?
+Temiz.
-Banyo.
+Hallediyorum. 
-O zaman gidelim.
+Nereye?
-Yatak odasını temizlemeye.
+Her yeri temizlemek zorunda mıyız anne?
-Bugün pazartesi unuttun mu?
+Tabi ya.

İşte böyle sevgili dostlar. L.A.P.D.*'den fırlamış gibi takılıyorlar böyle. Ben de çekirdekten yetişiyorum falan. Şahane yani.

Saygılar.

Patatesi köşe bucak temizlemek lazım.

*Bilmeyen varsa diye, L.A.P.D. = Los Angeles Police Department

2 yorum:

  1. ahaha diyaloglar çok iyiymiş :D
    ananen ile annem epey iyi anlaşır o zaman ya :D
    ananenin annene yaptığı o "sevimli" işkenceyi, annem bana yapıyor. Dua et kız değilsin he, yoksa iş sadece pazartesi sendromuyla kalmazdı, hele ki ananenin stiliyle :D

    YanıtlaSil
  2. Zaten sırf bu yüzden erkek olduğuma şükrediyorum ya :D

    YanıtlaSil