Mart 12, 2012

Işıklı Ayakkabı...


Temmuz, 1993

"Olacak O Kadar" programının çekimleri, Ortaköy Camii'nin önünde yapılmaktadır. Levent Kırca bu sefer normal görünümündeydi ama. Farklı bir kılığa girmemişti.
Ufak bir çocuk, babasıyla birlikte her zaman olduğu babasıyla birlikte çıkarlar ve Ortaköy'e sahile gelirler. Ortaköy Sahili'nin girişindeki midyecilerden en tonton olan amca, bu ufaklığı her gördüğünde hemen çubuğa sardığı midye tavayı uzatırdı ve ücret de almazdı. O midye tava, ufaklığın haracı, rüşveti gibi bir şeydi. 2 yaşındaki bu ufaklığın, salıncakta sallanmaktan önceki en büyük aktivitesi küçük iskemleleri olan çay bahçesinde, sıcacık bir açık çay içmekti babasıyla beraber. Çay bardağını öyle bir tutardı ki, sadece baş parmak ve işaret parmağıyla en üst kısmından. Geride kalan üç parmağı ise havaya kalkmış bir şekilde çayını şapur şupur içerdi. Çay bahçesinin sahibi ise, tanıdığı ve çok sevdiği bu ufaklığın çay içişine her seferinde hayret eder bakardı. 2 yaşında bir çocuğun nasıl böyle düzgün çay içtiğini anlamadığını dile getirirdi sürekli. 

Çay bahçesinden kalkan ufaklık salıncaklara koştu. Parkta doyasıya eğlendikten sonra her zaman yaptığı gibi denizin kenarına gitti. En uca gidip kafasını yine uzattı aşağıya. Sonra babası onu tuttu ve parkın olduğu yerden, sahilin iç kısımlarına doğru gittiler. Ufaklık yürürken sürekli kafasını arkaya doğru çevirip, ayakkabılarının topuklarına bakıyordu. Çünkü babası ona ışıklı ayakkabı almıştı. Her adımda ışığın yanıp yanmadığını kontrol ediyordu. 

Olacak O Kadar'ın çekimlerinin olduğu yere geldiler. Baba durdu, çekimin olduğu yeri gösterdi ve çekim yaptıklarını söyledi. Bir süre kadar çekimi izlediler. Bir anda ufaklık kalabalığı elleriyle ayırarak setin ortasına girdi ve Levent Kırca'nın yanına gitti. Ceketini çekiştirerek "Baaak benim ayakkabılarımaa, ışıklııı. Hem dee babam aldı" Levent Kırca şöyle bir döndü, ufaklığa baktı. "Kimin bu tosun yahu?" diyerek ufaklığı kucağına aldı, mıncıkladı mıncıkladı, öptü, gıdıkladı. Ardından ufaklığın babasıyla o klasik, bol maşallahlı konuşmalar yapıldı ve ufaklık babasının elinden tutarak eve doğru yol aldılar.

Bu küçük anı, ufaklığın 21 yaşına geldiğinde kesinlikle hatırlayamayacağı ve babasının ona hatırlattığı bir anı olarak yer etmişti. Ufaklık bu anıyı duyduğunda ise bloguna yazmadan yapamazdı.

Evet, ufaklık benim, babam da benim bizzat orijinal, biyolojik ve bitanecik babam.

Ufaklığı görmek için tıklayabilirsiniz.

Saygılar efendim.

3 yorum:

  1. Olm duygulandım resmen.

    YanıtlaSil
  2. Olur öyle canıms ya. Nedense aklıma 90'lar gecesi geldi Okan'daki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. sahi ya :)
      bana hatırlatma ama onu susmuyorum sonra, üstüne üstlük kurabiye canavarımı giyip geliyorum falan :)
      neyse sapmayalım konudan, kralsın. muk :*

      Sil