Ağustos 16, 2011

Öbür Köprü de Işıklı mı?

Her Turist Böyle Olmuyor.
Nabıyonuz gençler? 

Yine karşınızdayım. Şimdi bahsedeceğim olay, komik gibi. Aslında daha çok saçma. Yani nasıl desem, saçmalı komik. Ya da deli saçması.

Efendim şöyle ki, bunu tespit etmesi bana düşmez ama, her mesleğin kendi içinde zorlukları var. Bu zorluklar, kimi zaman fiziksel, kimi zaman da zihinsel. Şimdi fiziksel zorlukların sebep olabileceği zararlara girmeyeceğim. Onlar şüphesiz daha kötü şeyler. Ama diğerleri, akünün suyunu boşaltacak cinsten.

Geçen kuzenimle konuşuyorduk bu konuyu. Telefoncuda çalışıyor kendisi. "Nokia hat var mı?" diye soranlar oluyormuş. Ya da telefonunu tamire verip, daha sonra almak için geldiğinde, telefonun marka ve modelini istediklerinde "Turkcell" diyebilen insanlar varmış. Şimdi bunu cahillik falan diye kestirip atabiliriz. Ama öyle değil işte. Tespit burada başlıyor. Cahil olmaya gerek yok. İnsanın yaradılışında var bu. İnsan bir şeyleri bilmiyor olabilir, bu ayıp değil. Ama komik. Ama ayıp değil. Onu bırak, insan bir hizmet için para ödediyse, o parayı kazanan kişinin burnundan getirmek için her yolu dener. Mesela ben Burger King'de patatesi az diye kavga eden çok adam gördüm. Ya da tuz vermediler diye. Bir yerde haklılar, paralarının karşılığını almak istiyorlar. Ama işte bahsedeceğim şeye geliyorum yavaş, saat de 4 buçuk olcak, kafam çok değişik. Şimdi Burger King'deki adamın parası karşılığında aldığı hizmet, somut bir hizmet. Gıda alacak, mideyi dolduracak gidecek. Ama bu hizmet soyut olduğunda, işler sarpa sarmaya başlıyor.

Bilindiği gibi, ya da bilinmediği gibi, turist rehberliği yapıyorum. Şu anda biraz illegal gibi olsa da, illegal sayılmaz. Herkes neyin okulunu okuyorsa, o işi staj olarak yapabiliyorsa, ben de bu işi staj olarak, mesleği öğrenmek için yapıyorum. İşin hukuki boyutu burada bizleri ilgilendirmiyor pek.

Az önce dedik ya, cahilliktir bilmemek olabilir. Alakası yok, cahil olmayan da bilmiyor. Ama en vahimi de, bilmediği halde bildiğini iddia eden insanlar. Üstelik bu insan, başka bir ülkenin vatandaşıysa, işiniz var demektir bu.

Efendim, Hırvat gurubumla turdayız. Ama öyle bir durumdayım ki, gebereceğim uykusuzluktan. Hiç bir zorunluluğum olmadığı halde, akşam yemeğinden sonra, takılmak için yaptıkları ricayı kırmadım. Ben takılmayacağım tabi. Ben yer göstereceğim, onlar takılacak, ben de kendimi eğlendireceğim bir şekilde. Nargile içebilecekleri bir mekana soktum bunları. Ortaköydeydik. Sahil kısmında. Ben de sahil tarafına gittim, orada bir abla vardı, çay demleyip satıyordu. Çok sevimliydi. Tabii bu sevimlilik, bir bardak çayın 3 TL olduğunu söylemesiyle tamamen yok olmuştu. Ortaköy sonuçta, taşı da, toprağı da. Çayı da Reina'da demliyordu sanırım. 

Neyse uzattım yine ya. Çıktılar nargileden yanıma geldiler. Dedim gelin de manzara görün pis deyyuslar. İşte denizin kenarına gittik iyice. Boğaz köprüsü gözüküyor. Gece ışıklandırmalar falan muazzam. Direk fotoğraf makinaları çıktı zaten. Orada bir diyalog başladı ki, sorma. Diyaloğu orjinali gibi mi yazsam, Türkçe mi yazsam karar veremedim. Ama Türkçe yazayım. Şimdi bi de onu hatırlamakla beynimi yormiyim, zaten benim beyin ne küfrediyodur bana şu an. Abi, diyalogda kişi belirtmiyorum, soru soran kişi turist, cevaplayamayan benim.

-Köprünün ışıklandırması çok iyi düşünülmüş.
+Evet ben de çok severim buradan izlemeyi.
-Kaç farklı renk oluyor ışık? (1)
+Hmm, bilmiyorum ki, saymadım hiç.
-Kaç saniyede bir değişiyor peki? (2)
+Değişiyor, kaç saniyede. (Burada içimden saniye saymak için, saçmalayarak vakit kazanmaya çalıştım) 15 saniyede.
-Peki biz şu an, Asya'da mıyız, Avrupa'da mıyız? (3)
+Aaa, yapma, köprüyü geçtik mi hiç?
-Hayır geçmedik.(4)
+O zaman?
-Asya'dayız. (5)
+Hayır, Asya karşı taraf.
-Ama köprü geçmiştik bugün. Mısır Çarşısı'ndan sonra.
+O başka köprüydü, Galata Köprüsü o.
-Yani İstanbul'daki tüm köprüler Asya ve Avrupa'yı bağlamıyor, öyle mi? (6)
+Tabii ki de hayır. Sadece iki köprü var iki kıtayı bağlayan.
-Aaa, yani bu köprüden bir tane daha mı var? (7)
+Evet, o da bu tarafta kalıyor. 
-O da ışıklı mı? (8)
+Efendim?
-O da ışıklı mı?(9)
+Evet, o da ışıklı.
-Peki önceden köprü yokken, iki kıta nasıl bağlanmış?(10)
+Bağlanmamış.
-Yani kimse buradan Avrupa'ya gidememiş mi? (Hala Asya'dayız sanıyor.) (11)
+Zaten Avrupa'dayız.
-Doğru, biraz alkol aldık yemekte, unutmuşum.
+Hatırlamana sevindim. Haydi gidelim.

İşte böyle insanlarla uğraşıyoruz arkadaşlar. Adamın verdiği paranın bir kısmı bana gelecek ya, onun için yüklendikçe yükleniyor. Yani böyle böyle şeyler. Pat diye kesmeyi sevmem ama, bitti, anlatacak bir şey yok.

Patates oruç tutmakta çok zorlanıyormuş. Orucu bozulmasın diye denize kafasını sokmuyormuş. 

5 yorum:

  1. Of çok güldüm. :D Ben de mi girsem rehberlik işine acaba. Ya da yok ben öğretmen olayım, mantıklı. :D

    YanıtlaSil
  2. Bana da mı olacak böyle şeyler ya?! :S

    YanıtlaSil
  3. aklın varsa öğretmen ol serap :D

    elif malesef sana da olacak bence :D

    galadriel Ar FeinieL, teşekkür ederim =)

    YanıtlaSil
  4. :D Olan sana oluyor kuzum ama , bize okumak için süper malzemeler çıkıyor:D

    bu olay Trabzon'da Dursun'la geçti desen yerdik,çok olasıymış oralara göre diyaloglar :D

    YanıtlaSil