Mayıs 14, 2010

indian people böyle olsaydı, üzüm üzüme baka baka kararmazdı

google'a indian people yazdığında çıkan bu resme sakın aldanmayınız.


eveeet, sizlere işimden bahsedeyim biraz. çok güzel bikere onu söyleyeyim. ama yoğun olarak çalıştığım geçen haftadan sonra, ırkçı oldum artık. evet abi, artık benim için "herkes insandır, aynı sevgiyi herkese göstermeliyiz" ayakları falan yok. neden biliyo musun? çünkü bu hintliler insan olamaz. olamaz abi, vallaha da olamaz, billaha da olamaz ya. öyle insan mı olur lan. allah günah yazmasın fakat, çok gereksiz insanlar. işin komiği, bu işte tecrübeli abilerimiz, bu son gelen 93 kişilik hintli grubun "iyi bile" olduğunu söyledi. daha vahimini düşünmeyi düşünmeyi bile düşünmüyorum.

bilirsiniz, hintliler çatal kaşık bıçak gibi şeyler kullanmazlar. elleriyle yemek yerler. çorba, pilav(o iğrenç şeye pilav diyesim bile gelmiyor ama) falan hiç farketmez. ulan hadi gelenek diyelim buna. geleneğin gereği elinle yiyosun da, yemeğin bitince saçını düzeltmeden evvel, elini bi suya tut, bi peçeteyle göstermelik de olsa sil di mi? yok anam ne gezer ya.

ya da ne biliyim, cebinden çıkardığın ve burnunu sildiğin mendille, hemen akabinde yüzünü silme. önce yüzünü sil bari, sonra burnunu sil, sonra da at o mendili, cebine koyma.

ilk gecelerinde, akşam yemekleri boğazda teknede ve boğaz turu eşliğinde olacaktı. ne gerek var bu hint fakirlerine böle şeyler yapmaya? peki, bu bahsettiğim iğrenç insanların doktor ve tıp sektöründe çalışan insanlar olduğunu söylesem ne dersiniz? kızların bıyıkları ve favulleri var desem? şaşırır mısınız a be canlarım?

önceki gün ne güzel thailand'lı kafilem vardı. ne kadar tatlı insanlardı, değerlerini bilemedim. gelen gideni mumla arattı. arada burunlarını karıştırsalar da, ellerini yıkıyorlardı en azından. şirket sahipleriyle satılık foto bile çekildik. o kadar sıcaklardı. ama hintlilere bırak sarılmak, ellerini uzattıklarında bile sıkmak için tereddüt ediyorum. o el uzatmayla, sıkıp ya da sıkmamak arasında geçen 1 saniye içinde kafamın içinden öyle şeyler geçiyor ki: "ulan yemek yiyeli ne kadar oldu, yıkamış mıdır acaba? ne yemişlerdi bunlar? ya da bu o çok nadir çatal kullananlardan biri miydi acaba, tuvaletten sonra el yıkıyo muydu lan bunlar"

böyle böyle şeyler. ama iyi yanlarına baksana aga. ingilizcen gelişiyo bi kere, bundan önemlisi yok. tecrübe kazanıyosun. farklı aksanları görüyosun, anlaşabilmek için bir anda o aksana bürünüyorsun. hiç gitmediğin lüks restoranlarda yemek yiyorsun ve istanbulun en prestijli otellerinin lobilerinde oturuyor, birşeyler içiyor, oradaki çalışanlarla muhabbete giriyorsun. sabah 6'da evden çıkıp, gece 2'de geliyosun. tam istediğim iş.

güzel yani, ben memnunum bayaa.

1 yorum: