Mart 30, 2010

çok "ne?" hareketler bunlar?

ı-ıh. olmamış.
eğer ismi "çok film hareketler bunlar" olmasaydı, olcakmış.
ama olmamış.
çünkü herhangi bir film hareket görmedim, göremedim.
komik yerleri var illaki, bkm mutfaktan söz ediyoruz.
amma velâkin komedi filmi değil bu.
yani şöyle düşün.
bkm mutfak ekibi, özel bi bölüm hazırlamış, sahnede değil de, farklı mekanlarda oynamış skeçleri. bu yani.
gitmeyin demiyorum, ama beklentinizi %50'nin altına düşürüp gidin.
yoksa verdiğiniz paraya acırsınız.
filmin ortalarındaki düşüncelerim, ne kadar sıkıldığımı anlatacaktır size :

"ulan keşke recep ivedik3'e gitseydim, hayvan mayvan ama içimdeki ayıyı canlandırır, gülerdim biraz en azından."

bu kadar vahim.

Mart 29, 2010

küfür edeceğine mi yemin ediyorsun yoksa yemin edeceğine mi küfür ediyorsun?


selam gençler.
dilci arkadaşlarım ya da ingilizcesi olan arkadaşlarım bu başlığı görünce, hangi konudan bahsedeceğimi anladılar bence.
evet bahsedeceğim kelime tam olarak ingilizcedeki "swear" kelimesi.
küfür etmek ve yemin etmek anlamında.
şimdi tamam, ana dili ingilizce olanlar hangisi anlamda kullanıldığını, diyaloğun gidişatına göre anlayabilirler. lakin, biz türkler ne yapacağız? aslında biz de anlarız gidişattan. yani şöyle örneklendirelim : (ders veriyomuşum gibi oldu lan. buna benzemesem bari)

-what happened to your face?
-i got a beating
-oo fuck. why?
-i swore to him.


şimdi buradaki anlam küfür etmek. yani anlayabiliyoruz heralde.
yüzüne noldu/dayak yedim/hassiktir neden?
şimdi bi insan yemin ettiği için dayak yer mi?
yemez. o zaman buradaki anlamı küfür etmek dimi?

tamam.

diğeri de olsa olsa.

-who is making noise aq?
-I swear I'm not.


kim ses yapıo? yemin ederim ben değilim. zaten öteki saçma olurdu. küfür ederim ki ben değilim.
eeet hadi eet etsene.

bi de beyin devrelerini yakacak bişey var.

i swear not to swear.
aslında bu sadece bi anlama gelebilir. ama birden görünce şaşırıyo insan ya.
yani bi insan anca küfür etmeyeceğine yemin edebilir.

yemin etmeyeceğine küfür eden bi insan gördünüz mü? var mıdır ki?

neyse gece gece devrelerim yanmış benim gene. biraz dinlenmeye ihtiyacım olabilir.

öptüm.


sizce resimdeki adam hangisini ediyor? küfür mü yoksa yemin mi?
küfür eder gibi dursa da, hararetli bir şekilde yemin ediyor da olabilir bence.

yazık rüştü'ye

abi bu spikerlerin rüştü fantazisi var kesin.
ne istiyolar garibimden anlamadım.
skandal olan olayı biliyosunuzdur bence.
spikerin canlı yayında maçı anlatırken :
"öpüyorum rüştüüü, her yerinden öpüyorum rüştüü" demesinden bahsediyorum.
bu olay zaman aşımına uğradı ve unutuldu.
belki bir çok kişi farketmedi ama, beşiktaşın geçtiğimiz cumartesi eskişehirsporla oynadığı maçta da böyle birşey yaşandı aslında.
maçı izlerken koptuk tabi babamla.

ben olayı anlatayım, yorumu siz yapın.

eskişehirspor 2-0 öne geçmiştir beşiktaş karşısında.
ilk yarı da 2-1 eskişehir üstünlüğüyle bitmiştir.
2. yarı da beşiktaş maçı kendi lehine çevirip, 3-2 öne geçmiştir.
tabi 2-0'dan 3-2 yapmak, futbol sahalarında öyle her hafta göremeyeceğimiz bir şey olduğu için,
spiker gene heyecanlanmış garibim. hangi spikerdi bilmiyorum. bir anda şu sözler döküldü dudaklarından :

"evet beşiktaş maçı 3-2'ye getirdi. herkes çok iyi oynuyor. ama özellikle rüştüye parmak basmak lazm!"

evet, kötü anlamda söylememiş, ama bence "heryerini öpüyorum rüştü"den daha iddaalı olabilir.

yorum sizin.

Mart 27, 2010

namussal kaygılar


abi türkiye'deki public transportation çok acı bir halde.
öyle böyle değil ya.
bırak metrobüsü, uçakbüs yapsalar, gene de nafile.
metrobüsün ilk zamanlarını hatırladım şimdi, cennet mahallesinden cevizlibağ'a kadar giderdi. halkımız denesin, alışsın diye bedavaydı bi de. yemin ederim size, metrobüste 60 koltuk varsa, hepsinin dolması 3 saniye sürüyordu. kapı daha tam açılmadan millet içeri dalıyor ve koşuyordu adeta. ulan zaten hızlı ulaşım yapmanız için yapıldı bu metrobüs, daha da hızlandırmaya ne gerek var. metrobüs hattı avcılara gelmeden önce, 1 defa bindim sadece. en ön taraflarda durmama rağmen, her metrobüs şoförünün duracağı yer konusunda tutarsız olmasından dolayı, 6. metrobüse binebilmiştim anca. neyse metrobüs biraz oturdu şimdi. ya da çok yoğun olmadığı saatlerde yolculuk yaptığım için bana öyle geliyor. yoksa hala, tam sen oturcakken altına girip oturanlar, üzerine yaslananlar falan mevcut yani.

***********

son zamanlarda çok stres oluyorum ben metrobüste. bahçelievlerde iniyorum okulum orada olduğu için. ama gel gör ki aklımda hep şu soru var "ulan inebilcek miyim, kapıya ulaşamadan ya kapanırsa kapı? bağıramam da ben öle kaptaaan orta kapııı diye falan"

"salak mısın sen neden inemeyesin?" dediğinizi duyar gibiyim ama emin olun durumun salaklıkla ilgisi yok. şimdi şirinevler, benim için her zaman bir efsane olmuştur. çünkü şirinevler çok acayip bi durak. kürdü, türkü, çerkezi şirinevlerde inerek yapar aktarmalarını. çünkü orası, tüm hatların geçtiği nadir duraklardan biridir. işte metrobüs normalde boş olsa bile, ulan şirinevlerde millet bi biniyo böyle, tıklım tıkış oluyo metrobüs. ben de ilk duraktan bindiğim için oturuyo oluyorum genelde. -evet şirinevlere kadar kimseye yer vermiyorum nolcak?- şimdi oturduğum yer genelde iki kapının tam orası oluyor. ulan inmek için hareketlensen, ayağını basıcak yer yok. işte öyle durumlarda, her indiğimde bi "çok şükür, bugün de inebildim" diyorum. evet şükrediyorum, çünkü inemediğim oldu. kötü tecrübe yaşadım ki, bilinç altı yapmış. utanıyorum çok.

*************

bir de daha riskli bir durum var. oturmuşsun, hem az önceki durum mevcut; yani otobüs kalabalık, hem de sen cam kenarındasın ve yanındaki malak uyuyo. hatta bazıları başını omzuna bile koyabilir. ulan sen nasıl uyursun ya? hiç düşünmez misin yanımdaki adam benden önce inebilir, ya beni uyandırmaya kıyamazsa falan. ha bi de öyle bi olayımız vardı dimi bizim. şöyle ki;

-lan karı, neden beni sabah namazına kaldırmadın?
+ kadar güzel uyuyordun ki, kıyamadım bey.

(kıyılamayan adamı da bi gör evlere şenlik)

neyse konu dağılmadan, valla ben uyandırrım aga. yanımda uyuyan ve ağzından salya akan (o derece uyumuş) dünya güzeli bir kızı acımadan uyandırmışlığım vardır yani. tabi o manzaradan sonra, hala güzel olduğunu düşünmeyebilirsiniz. ama sevgili dostlar, kızlar da en az bizim kadar doğal. merak etmeyin garip bişe değil bu. onlarda bizim gibi, yiyor, içiyor, sıçıyor gerekirse ağızlarından salya da akıyormuş demekki.

*************

o değil de, bi de otobüs var. benim kullandığım hat 76B numaralı, avcılar-bakırköy otobüsü. orospu çocukları. bak sinirlendim ismini söyler söylemez. bu otobüsü kullandığım zamanları özetlemem gerekirse şöyle diyebilirim.

içses : "ulan şimdi metrobüsten eve kadar yüricek inince. otobüse binerim evin orda inerim. biraz eziyet çekicez ama napalım."

işte eğer eve yürümeye bu kadar üşeniyosam, biniyorum ona arkadaş. ve çok teknolojik biliyo musun o otobüs? yani hani şey olur, ani fren, sağa sola dönüşlerde fln otobüs sarsılır, sen de dengeni sağlamaya çalışırsın. işte bu otobüslerde dengeni sağlamak için tutunmana gerek yok. neden mi?

kendini bir sekizgen olarak düşün. 8 tarafında da insan var. böyle kutulara balık istif ederler ya. aynen öyle. yani tutunmuosun, düşme şansın yok çünkü. önünde arkanda sağında solunda birine dayanıyorsun. şimdi "dayanmak" kelimesini yanlış algılama. çünkü bazen etrafındaki 8 kişi de erkek olabiliyor. şimdi erkekliğe leke sürdürmeyelim boş yere.

işte o otobüsten indiğinde o kadar mutlu oluyorsun ki. nedenini mi sorcaksın bi de?
ulan götün kimse tarafından ellenmiyor. mp3te çalan şarkıyı değiştirmek için elin cebine ulaşabiliyor. ve en önemlisi, açık havadasın lan, oksijen var amına koyim. bildiğin oksijen. çek çekebildiğin kadar. hani bebekler ilk nefes aldıklarında ciğerleri yanarmış oksijenden, o yüzden ağlarlarmış ya, öyle oluosun. havayı bi çekiosun ciğerlerin yanıo. ama indiğinde ağlarsan bu yüzden değildir :

ya mutluluktandır
ya da namussal kaygılardır.

namussal ne lan, yeni kelime icat ettim. tdk'dan daha yaratıcıyım ama.

Mart 24, 2010

metal dinliyorsan, dön de bak bi.


Death Metal : "sabah uyandım annemi doğradım, babamı doğradım, bakkala gittim bakkalı doğradım. Mutluyum huzurluyum... "

Thrash Metal: "sabah uyandım annemle babam toksik atıklarla canavara dönüşmüşlerdi, önce onları doğradım, sonra girip kapitalist bakkala toksik atık döktüm, doğramaya gerek kalmadı. Hala huzursuzum... "

Doom Metal : "sabah düşümde annemi doğradım, babamı doğradım, bakkala gittim bakkalı doğradım. bu yüzden bunalımdayım"

Gothic Metal : "sabah uyandım ne göreyim annem doğranmış, babam doğranmış, bakkala gittim o da doğranmış bu yüzden şüpheliyim, karamsarım.."

Black Metal : "sabah uyanamadım. hala uyuyorum umarım annem, babam, bakkal doğranmıştır. bu yüzden zevk alırım "

Heavy Metal : "sabah uyandım annemi, babamı, bakkalı kesmişler... Kimin umurunda ben Maiden dinleyip biramı içerim... uyku mu? salla annem mi? amaan, babam mı? hiç sevmezdim. bakkal mı? dükkanını da soymuşlar mı? "

Power Metal : "uyanmaz olaydım, annemi doğramışlar, babamı doğramışlar, tavernayı dağıtmışlar, bu yüzden kını kılıcı alıp öç almaya gideyim... "

Grindcore : "beorghborghbeeeeorghorghoerherrbog boggrehoooorroooo. bu yuzden boooorghooogr "

Progressive Metal : "sabah uyandım annem ağlıyor, babam aldatmış. bakkala gittim meğer gerçek babammış. akşam uyandım hepsi rüyaymış, ama artık daha olgunum "

alıntıdır, fakat çok sevdim. tanımlar cuk diye oturmuş.

Mart 21, 2010

zehirlendim.


gördüğün resim, dün geceden bu yana yaşadığım hayatı anlatıyor.
zehirlendim anasını satiyim.
makarnaya sıktığım ketçabın tarihi geçmiş.
bu da yetmezmiş gibi, kabın içinde az ketçap kalınca, akmıor diye anannem ağzını kesmiş.
ketçap hava almıış, almııış ve almıııış.
sercan onu yemiş sonra.
ardından da 4 saat sürecek olan cafe programı varmış.
programın son anlarında kötü hissetmeye başlamış.
program bittiğinde wc'ye gittiğinde aynaya baktığında ne görse beğenirsin?
suratı olmuş ölü gibi, bembeyaz.
sonra zehirlenmenin gerektirdiklerini yaptıktan sonra, tüm geceyi tuvalette geçirmiş.
kâh resimdeki pozisondaymış, kâh klozette oturur vaziyetteymiş.
ulan çok kötü be.
gene ananem gene bir psikopatlık.
hayır kendisi de yedi o ketçaptan. kardeşim de yedi.
onlar da aynı durumda.
fakat şöle bişey var;
onlar ketçabı sadece makarnaya renk versin diye dökerken,
ben tat versin diye dökerim.
anladın ?
sonra da zehirlenirim işte böyle.
bir daha uzun süre ketçap yiyebileceğimi sanmıyorum.
ketçap pis, ketçap kaka.

salça rulz.

Mart 18, 2010

facebook saçmalıkları #2


bu insanlar facebook'u çok yanlış anlıyolar ya. gerçekten. öyle böyle değil.
yukarıda görmüş olduğunuz resim, geniş aile dizisinde cevahir rolüyle başrolü üstlenen ufuk özkan'ın fan sayfasından alınmış bir kaç duvar yazısıdır.
görünce, okuyunca yazanları ne geliyor aklınıza?
gel gelelim, zaten aylardır "cewonun ulviye söylediği sözler xD", "cewonun şukufeye söylediği sözler xD" gibi bilimum sayıdaki gruplarla facebook alemini meşgul ediyor bu cevahir.
ama gel gör ki, facebook'ta öyle bir kitle var ki, bu fan sayfasına girdiğinde, fan sayfası kimin adına açılmışsa, onun facebook profilinde olduğunu zannediyo ve direkt olarak ona iletmek istediklerini yazıyor.

şimdi bir düşünün, türkiye'yi şu sıralar kasıp kavuran, her yerde konuşulan bir dizinin başrol oyuncusu, kendi facebook hesabına sizi kabul eder mi? -etmez.

ayrıca, facebooktaki arkadaş istekleri "arkadaş olarak ekle" butonuna tıklanmasıyla olmaz mı? ama orda "hayran ol" butonu var. bunu da akıl edemediyseniz?

bırakın facebook'u.

bir de saygısızlığa bak. gerçi salaklık payı da var içinde.
hadi diyelim gerçekten ufuk özkan'ın profili -ki profil değil o, ısrar ediyorum bu konuda. ayrıca da hiç bi artist kendine fan sayfası açıcak kadar görmemiş değildir de.- ve sen ona bir şey iletmek istiyorsun. neden dizideki adıyla arkadaşım? hatta cevahir demeye bile tenezzül etmeyip, sanki "enseye şaplak göte parmak" samimiyetin varmışçasına "cevo" diye yazıyorsun? embesil misin mal mı?

ayrıca orada "Cew0nun suqufEsine s0leDqi sözlre biti0orum:D wala herkse y0ladm ceWoO =D" şeklinde yorum yapan kıza da diyecek birşey bulamıyorum.

çok etkilendim o kızın dilinden, zira bir kızım olursa adını suqufE koycam.

Mart 10, 2010

alzheimer


bünyemde alzaymır hareketleri gözlemliyorum.
resimdeki gibi memory'm resetliyor kendini.
balık hafızası sendromu gibi bişey yaşıyorum.
ama balıklardan daha aptal hissediyorum kendimi.
bir iki örnek vereyim ve bu örnekler "vahimlik" sırasına göre olsun.

1- sabah kalkmışım. arkadaşımla buluşcam. bir takım belge/şarkı/resim alışverişi yapacağız. buluşma sebebi bu yani. hadi takılalım, takılmışken de resimleri alayım, değil. hadi şu resimleri alayım, hem görüşmüş oluruz olayı. kalkıyorum, kahvaltı tamam. banyoya giriyorum. üzerimi giyiniyorum. çıkıyorum. saçlarımı kuruturken diyorum ki "saçım kurusun da şu flaş diskimi atayım cebime". sonra kurutma 1 dk sonra bitiyor. ayakkabılarımı giyiyorum, montumu alıyorum ve çıkıyorum evden. metrobüs'e giden üst geçidi geçiyorum. akbili basıyorum. metrobüse binip oturuyorum. kulaklıkta müzik çalıyor. şarkı bitiyor ve buluşacağımız kişiden, hakkında belgeler alacağım grubun şarkısı çıkıyor mesela. sonraki dipses "ananı sikiiiiim flaşı unuttum laan! şimdi kim geri döncek ya. neyse yarın şey yaparız artık, dur bari msj atiyim bi."

ertesi gün : copy + paste (belki flaş diski cebime atmayı düşündüğümde yaptığım eylem değişmiştir bkz; pc'deyken. flaş da yanımda he, gözümün önünde.)

2- pc'de oturuyorum. telefonumdaki şarkıları tazelemenin zamanı gelmiş. ama netteki önemli işlerim dolayısıyla, birazcık erteliyorum. telefon bağlı ama pcye. önemli işlerde işte facebook'taki oyunlar falan. biliosun şaapmassan ölüyolar falan. neyse out of topic olmaya gerek yok. işte neyse. işlerim bitiyo bilgisayarda. diyorum ki kendi kendime "şu iki albümü de atiyim telefona, öyle kapatiyim pc'yi". tam o sırada biri bişey yazıyo. cevap veriyorum. sonra mı?:
msn>dosya>oturumu kapat.
başlat>bilgisayarı kapat>kapat .... windows müziği (nınınınıııııı)

dipses: "hay aq ya! neyse yarın da dinleyelim de bunları, yarın akşam gelince atarım"

ertesi gün: aklıma bile gelmiyo. o iki albüm hala atılamadı telefona.

3- en vahimi bu. bugün yaşadım çok kısa. hafızam 1 saniye belki 2 saniye içinde silindi. saat kaç acaba dedim. telefonumu çıkardım. tuş kilidini açtım, sonra kapadım ve cebime koydum. evet saat kaç? bilmiyorum, bakmadım ki.

bunların bilimsel bi açıklaması yoktur di mi?

toplum saçmalıkları-1


yürüyosun yolda tamam mı?
bak şimdi anlatıyorum olayı. eğer bunu hayatında bir kere bile yaşamamış insan varsa, yorum olarak yazsın, şaşırayım biraz.
yürüyorsun. mesela istiklal caddesi diyelim, ya da insanların yoğun olduğu bir kaldırım. yoğun bir mekan olsun diyorum, çünkü mekanda az kişi olunca bu yaşadığın olay saçmalık oluyo. yani biraz şey gibi; önünde 100 tane elma var, 1 tanesinin bir bölümünde kurt var, 99 tanesi sağlam. işte o bu olayı az insanın olduğu yerde yaşamak, 100 elma arasından, o kurtlu olanı alıp, kurdun olduğu yerden ısırmak gibi oluyor. neyse saçmalamaya lüzum yok daha fazla.
öyle über bi olay da beklemeyin.
yürüyorsun. karşından bir insan geliyor. tam olarak ters yöne ve aynı rotadasınız. ve büyük ihtimalle sen sağlaksan, o solak ya da tam tersi. insan olma kurallarının (trafiğin aktığı yönün de bunda etkisi olmalı) gerektirdiği şekilde, çarpışmadan geçmeye çalışacaksın. sağa doğru yöneliyorsun, tam o sırada, o da aynı yöne yöneliyor. ulan geçemicez diyosun, sola yöneliyosun, ama o da senle aynı şeyi düşündüğü için o da aynı yöne yani senin soluna doğru yöneliyor. sonra tekrar sağa.

ama bence ilginç olan bu değil.
ilginç olan olayın nasıl sonlandığı.
o iki kişi, birbirinin suratına bakıp, küçük bir tebessüm eder "ulan bi geçemedik" der gibisinden. sonraysa, çok dikkat ettim, ya ikisi birden ya da daha sosyalitesi yüksek olan bir tanesi, elini diğerinin omzuna koyarak, geçmeyi düşündüğün yönün tersine doğru hafifçe ittirir. bu itme öyle algılanmasın. hani "siktir git yolumdan lan, bi geçirmedin homana goyiim!" itmesi değil bu. hangi yöne gitmen gerektiğini anlamana yetecek kadar bir itme, o kadar. işte sonra evli evine, okullu okuluna. (köylü köyüne değil bak, istanbuldayız lan ne köyü. aman sakın biri çıkıp da "ben mecidiyeköy/firüzköy/kadıköy/karaköy'de oturuyorum" gibi birşeyle gelmesin ha)

öyle yani bana ilginç geliyo bu.

Mart 07, 2010

fıstık.

fıstık yeşili diye bi renk var.
yukarıda gördüğünüz fıstıkların rengi.
bu renkte fıstıklar olduğunu biliyordum fakat, 1 dakika önceye kadar, hiç fıstık yeşili fıstık görmemiştim. yani tamam yeşil de bu, bu kadar canlı yeşilini görmemiştim.
az önce onu da görmüş oldum ve paylaşmak istedim.
fıstık güzel şeydir ya. zaten bunu güzel kızlara "fıstık" denmesinden de anlayabiliyoruz.
ama fıstıkla ilgili anlamadığım bir şey var.

hani tuzlu fıstık var bilirsiniz illaki.
aslında o tuzlu fıstık değil biliyor musunuz?
neden mi?
çünkü tuzlu fıstığı yemeden önce iki parmağımızın arasında ileri geri yuvarlamak suretiyle, dışındaki ince kabuğu dökeriz. işte dikkat edilmesi gereken nokta. tuzlu fıstığı tuzlu fıstık yapan "tuz", o kabukta ama biz onu döküyoruz. yani yediğimiz şey, sade ve sadece fıstık.
"bunu hiç böyle düşünmedim lan" diyebilirsiniz.

yani buradan çıkan özetler şu şekilde :

1.fıstık, gerçekten fıstık yeşili.

2. tuzlu fıstık diye bişey yok, o aslında içinden 2 tane çıkan, bazen 3 tane çıkmasını ümit ettiğimiz yer fıstığının kabuğunun tuzlandırılmış hali. ama kabuğu yemediğimiz için, tuzsuz aslında. vitamini kabuğunda değil demekki.

canım acıyo.

az önce dünyanın en kötü olayını, yeni yine yeniden yaşadım.
evet mutfağa giriyordum.
olacaklardan habersizdim.
tüm amacım su içmekti. ama nereden bilebilirdim ki...
su içerken aslan tarafından kapılmış bir ceylan durumuna düştüm.
düşünsene su içmek bir ihtiyaç, hayatî bir şey. ama her su içmeye çalıştığımda bunun olacağını bilsem, susuzluktan ölmeyi yeğlerim.
evet, doğru tahmin ediyorsunuz, serçe parmağımı duvarın köşesine çarptım.
nasıl bir ıstıraptır bu. olduğum yere çöküverdim.
evet gözümden yaş geldi. çok canım acıdı. ayak parmağım kırıldı benim bilen bilir. üstelik sol ayağımda 1 parmak hariç, hepsi hasar gördü şimdiye kadar. hiç bi zaman bu kadar acımamıştı. ve bu her zaman olan bişey. sürekli vuruyorum biyerlere ayağımı. ama ayağı vurmak farklı, serçe parmak farklı.
hala sızlıyo, canım acıyo lan acıyooooo aq.

skyeurope mu?


evet, geçen nisan ayında ekonomik bir şekilde slovakya'ya gidip geldiğimizde tercih ettiğimiz havayolu şirketi sky europe; artık "o değil de bi sky europa vardı, noldu ona?" cümlelerine konu olabilecek duruma gelmiş. batmış yani, yok artık öyle bişey.

bu öğrenci milletine vurulmuş bir darbedir. ucuza gezmek isteyenlere yapılmış haksızlıktır. nasıl yaparsınız lan, nasıl batarsınız! neyse artık gezmek için kıyacaz paraya..

hey gidi aklıma bir diyalog geldi o zamanlardan.
millet isyan etmişti. uçaklar eskiydi, korkuyorduk düşüp ölürüz diye. diyalogda isim ve soyad olarak baş harf veriyorum sadece.

öğrenciler : hocam bu ne yaa, allaha emanet gidiyoruz.
n.b : tamam işte daha güvenlisi olabilir mi?

işte böyle teselli buluyorduk.

Mart 03, 2010

simiiiiiiiiiiit


şuanda resimde gördüğünüz çay, simit ve peynir üçlüsüyle fazlasıyla haşır neşir olmaktayım.
ulan böyle bi zevk olabilir mi ya?
çarşamba günleri resmen hep bu kahvaltıyı yapıorm.
annemler pazara çıkmış oluo sabah, babam giderken kaldırıo beni, uyanıorm falan.
sonra annem elinde simitler olan poşetle gelince, boynuna atlıyasım gelio merdivenlerdeyken.
ama gerek yok, yuvarlanırız çünkü merdivenlerden. top gibi olur adeta. meşin yuvarlak.
neyse belli ki, daha pek uyanamamışım. hala uykunun etkilerini gözlemliyorum üstümde (bkz; simiti ısırdıktan sonra peynir yemeyi unutmak ve bi daha ısırmak)
okuldan geleyim de hele, adam gibi bişeyler yazarım. muck.