Aralık 27, 2010

Güneş

İskandinav yarımadasındaki bir ülke gibiydi hayatım. 6 ay geceyi, 6 ay gündüzü yaşıyordum. Gece olan 6 ay geçmek bilmiyor, Gündüz olan 6 ay ise, 6 günmüş kadar çabuk geçiyordu. Sonra o hayatıma bir güneş doğdu. 6 günmüş gibi gelen gündüzdeki güneş değildi bu. Hayatımı aydınlatmasından belliydi nasıl bir güneş olduğu. Sonra iyi ki şu küresel ısınma etkiledi hayatımı ve o güneş öylece asılı kaldı gökyüzümde. 8 ay geçti bile. Hâla gökyüzümde, var gücüyle parlıyor. Hiç de sönmeyecek biliyorum. Yolumu aydınlatmaya ve içimi ısıtmaya hep devam edecek bu güneş.

İyi ki geldin güneşim. Gitme hiç.

Aralık 22, 2010

Öğrenciler vs. Domuzlar

Saçma ders kitapları arasına karışmış, geniş hayatlar, sıkıştıkları yerden asla çıkamayacaklar. Farkettim de, senelerdir hep aynı terane. Sürekli ama sürekli aynı şeyler. Domuzların sıçtığı boku tekrar yemesi gibi bir şey bu. Bizim durumumuzda aynen böyle. Öğrencilik zor zanaat! Domuz, evet domuz diyordum. Mantıken bakınca, hayatında bir kere bir şey yedikten sonra, başka hiçbir şey yemesine gerek yok. Bir kere yiyince, sıçacak yine yiyecek, tekrar, tekrar ve tekrar. Peki güzel olmaz mı arada farklı bir şey yese, yeni bok sıçsa sonra yemek için? Domuz için çok heyecan verici olmaz mıydı? Konuyu hemen öğrencilere getirirsek, arada bize farklı şeyler anlatsalar, yiyipte sindirdiğimiz şeyleri, sıçtırıp sıçtırıp tekrar sokmasalar ağzımıza? Domuza göre hava hoş ama, insan olanın midesi kaldırmıyor. Gidip de "Bak, bizi benzete benzete domuza benzetti" demeyin. Domuzdan biraz ilham alalım istedim, biraz bize örnek olsun istedim. Sıçtığını yiyip de zevk duyabilen başka canlı varsa, onu örnek alalım? Sıçmak kelimesini çok kullandım, ama konuya "sıçmak" olarak bakmayın ki, biz zaten sıçmışız. Bitmek tükenmek bilmemiş öğrencilik, senelerdir aynı bokları yiyip durmuşuz. Sıçmak demişken ve dersimiz de Türk Dili ve konumuz da yıllardır olduğu gibi, hâla lanet olası, allahın belası, kahrolası "Fiiller" iken, sıçmak kelimesini konuyla ilişkilendirelim : sıçtım, sıçtın, sıçtı, sıçtık, sıçtınız, sıçtılar. Var mı karnı acıkan? Seneye yine yersiniz merak etmeyin. Eğitim sistemimiz bu kadar fakir olmasa ne olur sanki? Evet, hoca dersi bitiriyor. Hamdolsun, bugün de doyduk!

22 Aralık 2010
08:00 - 09:30
2408 No'lu Amfi, Türk Dili dersi.

Aralık 15, 2010

Heykeltraş Sörcın




Beni gidip de entel bir heykeltraş sanmayın, normalde hiç işim olmaz. Ama insanın beceriksiz bir kardeşi olunca, onun ödevleri abisine kalıyor, ve yapabildiği şey en fazla bu oluyor. Ice Age'deki Sid. Elimden en fazla bu kadarı geldi ve gördüm ki heykel yapımı çok leş bir işmiş. Düşman başına diyorum ve davulumu hazırlamak üzere, gidiyorum, günlerce aranızda olmamak üzere Bodrum'a gidiyorum. Hoşçakalın.


Not: Sid'in kafasındaki saçı kardeşimden kestim. En azından bir payı olsun istedim. Biraz zorladı ama, başardık sonunda.

Arada Böyle Konulara da Değinmek Lazım

Ne diyeceğimi bilemiyorum. Diyecek bir şey de bulamıyorum ki. Fotoyu kendim televizyondan çektim anlaşılacağı gibi. Amacım mesaj vermek değil, sevmem öyle şeyleri ama ne yazık ki böyle şeyler sadece bizim ülkemizde olur zaten. Resmen bir rezalet, utanç kaynağı. Burun estetiğinden insan öldüğü nerde görülmüş ya?
Sadece üzülüyorum bu duruma, çok üzülüyorum.

Aralık 11, 2010

İsrafil DK.

Sabah yatıyorum. Ama uyanığım aslında, gözlerim kapalı. Odadaki televizyon açık. "Cumartesi Sürprizi" izleniyor. En sevdiğim.

Top 10 listesi gibi bir şey veriyorlardı sanırsam. Oradan şöyle bir anons geldi : "Evet, Doğulu kardeşler, zirveye bir adım daha yaklaştılar."

Lan dedim, Doğulu Kardeşler kim? Vay be dedim, Yurtseven Kardeşler'in çakması bile çıkmış, dedim. Kesin dedim, yine iki tane apaçi çıkmıştır, apaçilere hitap eden müzikler yapıyorlardır. Kafamdan da, yakında kısaltırlar bunu diye geçiyor. Hani ne bileyim, iyice bir çakma olsun diye, "İsrafil DK" falan diye şeyler geçiyor. Bu kadar yazdığım şey, 4-5 saniye içinde geçiyor ve kafamı kaldırıp da TV'ye baktığımda, Kenan&Ozan Doğulu'yu gördüğüm an bitiyor.

Yatıyorum.

Telefonuma Aysun'dan gelen "Asena seni msne bekliyor" mesajıyla uyanıyor ve hayatıma devam ediyorum.

Gençlik Trajedisi

Müze Kart çıkartmaktı tüm amacımız, yaptık, oldu. Ama ölecektik neredeyse. Resmen tıklarsan büyüyecek, hakkımızda çıkması muhtemel haberi okuyacaksın.

Aralık 09, 2010

Ben Moody

"Müziği Nasıl Hissedersin?" yazı dizisinin, dördüncü yazısında, ele alacağım müzisyen Ben Moody.

Aslında kısa bir süre öncesine kadar, o kadar da über bir müzisyen değildi benim için. Ancak son zamanlarda, oldukça dikkatimi çekmeye başladı.

Kimdir nedir olayına pek girmeyeceğim, çünkü herkes az çok biliyordur kim olduğunu, en azından resmi gördükten sonra, kafasında bir şey oluşmuştur.

Evet kendisi, Amy Lynn Lee ile birlikte, Evanescence'ı kuran insandır. Evanescence'ın patlama yaşadığı albüm "Fallen"ın, Amylee ile birlikte, yaratıcısıdır. Albümdeki şarkıların, yarısından çoğunda, Ben Moody'nin imzası vardır ki, o albümü dinleyenler bilir, her şarkısı insanın damağında ayrı bir haz bırakır. Zaten gel gör ki, Ben Moody Evanescence'dan ayrılınca, -ki AmyLee'yle gönül işlerinden dolayı ayrıldığı söylenir-, Evanescence'in yeni çıkardığı albüm The Open Door, Fallen'ın etkisini yaratamadı. Yaratamazdı da zaten. Zaten kısa bir süre sonra, AmyLee kibirine yenik düşerek, grubun kemik kadrosunu oluşturan Rocky Gray ve Terry Balsamo'yu da gruptan çıkardı.
**çok da mütevazıdır Ben Moody. Zira, ben grup kuracam, sonra promo fotoğrafta en arkaya geçicem. yok canım, başka!?**

Artık, bu AmyLee gacısına karşı bir şeyler yapmak, bir şekilde tepki göstermek gerekiyordu. O sıralarda, Amerika'da bir müzik yarışmasında birinci olan Carly Smithson, değişik tarzı ve AmyLee'yi andıran sesiyle dikkatleri üzerine çekmişti. Ben Moody, olayı kafasında oturtmuştu bile bence o zamanlarda. AmyLee'nin hezimetine uğrayıp gruptan kovulan Rocky ve Terry'inin de boynu bükük kalmayacaktı artık. Çünkü AmyLee'siz Evanescence baştan kurulacaktı ve Evanescence'in müziğine, yeni şeyler ekleyerek bomba gibi düşecekti müzik piyasasına. E zaten, yeni şeyler eklememesi imkansız, Fallen albümü çıkmış 2003'te, aradan koskoca 7 yıl geçmiş ki, 7 yıl bir müzisyen için, kendini çok fazla geliştirmek için, çok yeterli bir süre. Sonra Rocky, Terry, Ben ve Carly toplanıp grubu kurdular, bir de sağlamından bascı buldular. Grubun adı vurucu olmalıydı, AmyLee albümü raflarda gördüğü zaman, böyle kalmalıydı. Ama neydi o isim, neydii, neydiiii. İşte bulduk "We Are The Fallen". AmyLee'nin yerinde olsam, bu ismi görünce ağlardım. Tokat gibi cevap resmen lan. Çünkü çoğu insana göre, patlayan Evanescence, Fallen'dan ibaret. Ama isme bak, We Are The Fallen! Şimdi sen birazcık müzikten anlıyorsan, bir albümün sadece vokalistin başarısını olmadığını, bu işin arkasında kocaman bir grup olduğunu, her insanın emekleri olduğunu biliyorsundur zaten. Ki bence de, asıl Fallen, AmyLee değil, Ben, Rocky ve Terry'di. Mutlaka albümü edinin ve dinleyin. Tüm müzisyenler 7 yılda kendilerine o kadar çok şey katmışlar ki, Daha sert ve daha kaliteli bir albüm ortaya çıkmış. Eğer diyorsan ben öyle albümle uğraşamam falan diye, "Bury Me Alive", "Burn", "Through Hell", "St. John" ve "Tear the World Down" adlı şarkıları, aç fizy'den dinle.

We Are The Fallen'ın varlığına alışmışken, bir de öğrendim ki, Ben Moody'nin bir de solo albümü varmış. Lan dedim, adam davul, envai çeşit gitar, piyano miyano çalıyor zaten, bir de sesi güzel olmasın. Zaten değildir de, öyle bir indirip bakayım dedim. Yok arkadaş, adamın sesi de güzel. Albümü böyle akustik sayılabilecek bir albüm. Şarkılara "Fuck" kelimesini o kadar güzel yerleştirmiş ki öylesine romantik şarkılara, insan o kelimeyi duyunca gülümsüyor inceden. Mesela böyle normal söylerken, fuck gelince, baskılı söylüyor böyle. Nasıl oluyor lan o derseniz, albümdeki "10.22" adlı şarkıyı dinleyin ve şu nakaratı duyun : "Tell me again, your fucked up excuses."

Bir müzikli yazının daha sonuna gelirken, Ben Moody gibi kaliteli bir müzisyeni kaçırmayın, yaptığı işlere bir göz atın derim ben.

Not: Ben Moody'yi bu kadar tanıtıktan sonra, artık beni ona benzetmenizde bir sakınca görmüyorum.

Kasım 30, 2010

Rezilleaks

Wikileaks'ın adeta patlama yaşadığı şu günlerde, ben de elimdeki bazı gizli dosyaları "Rezilleaks" adıyla insanlara sunmaya karar verdim. Bu sunacağım belgede, kızların eğlenmek için ne kadar basit yöntemlere başvurduğunu, eğlence anlayışlarının ne olduğunu göreceğiz. Tabii ki sözüm meclisten dışarı, çünkü siz o tür bi kız olmaya da bilirsiniz. Yani sonra "Ben yapmamıştım ki onu" diye bi yorumla gelmeyin diye diyorum.

İşte o kanınızı donduracak belge : 

Tarih 16 Ekim 2010...
"evet kizlar, erkeklerin aklini karistirmanin zaman geldi ... azcıkk eglenelimmmmm....:)

iliskidurumunuzu belirteceksiniz ....bu sekil...:

cola: iliski yasayamiyor, biraz özürlüyüm bu konuda
fanta: arayistayim
sprite: asigim
su: iliskim var gibi ..
pepsi: iliskim var
ayran: nisanliyim
salgam: evliyim
cay: bosum
kahve: nihayet ayrildim
süt: bekarim ve iliskiye acigim

unutmayin, erkeklere bisi demek yok ve listenizdeki tüm bayan arkadaslariniza yollayin...haydi eglenelim biraz ;)))
"
Bir kız da çıkıp demiyo mu "Aga bu nedir?" diye? Böyle eğlence mi olur lan? Ha tabi, bunu merak eden hem cinslerim de yok değil. İşte kızlar ve erkekleri burada iki gruba ayırabiliriz. Şöyle ki, bu saçmalığı yaparak eğlenen kızlar ve normal kızlar. Erkekler ise; kızların iletilerinde yazan içeceklerin ne anlama geldiğini merak edip de gece gözüne uyku girmeyen erkekler ve hiç s*kine takmayan erkekler.

Aslında şuan en merak ettiğim kız, bu olayı başlatan kız. Benim gözümde o kız, böyle evde kalmış, hayattan hiç bir beklentisi olmayan, vasıfsız, tüm gününü bilgisayarda fal açarak ve yeni öğrendiği Facebook'ta çılgın paylaşımlar yaparak geçiren, böyle kız kurusu tarzı bir insan. Bir de internet aleminde patlama yapacağını sanıyor olabilir aynı zamanda.

Kız düşmanı değilim. Bu tip iletiye bişeler yazıp kızları merak ettirmeye çalışmacaları erkekler de yapıyor. O yüzden bunu yapan erkekler de, yazının önceki kısmında "kızlar" dediğim yerleri "erkekler" diye değiştirip, çok rahat üzerlerine alınabilirler olayı.

Bu gizli belgenin içinde gizli kalmış başka bir şey daha var. Şimdi tanımlara göre, süt; bekarım ve ilişkiye açığım, kahve ise; nihayet ayrıldım anlamına geliyormuş. Eğer bu eğlence dahilinde, iletisine "sütlükahve" yazan bir kız varsa, o yüksek IQ'suyla, bu tip oyunlara kalkışması çok acı verici. Sütlükahve derken de işte, nihayet ayrıldım, ilişkiye açığım yani falan gibi bişey.

NOT: Bu çok gizli ve tüyler ürpertici belgeyi bana sızdıran kız arkadaşımın can güvenliği için ismini vermiyor, kendisine teşekkürlerimi sunuyorum.

Kasım 28, 2010

Bozuk monitörden kelli, yakışıklı James ve vizeler.

 ***neyse ki monitörüm bu hale gelmedi.***

Oha.

Resmen yıllardır hiç bir şey yazmamışım. Mail kutusu şeyleri var da, okurlarım sıkılmıştır diye, sürekli aynı şeyleri yazmayayım diye yazmıyorum valla ne yalan söyliyim.Yaziyim mi siz karar verin?

Vizeler başlıyor 4 Aralık'ta. Çok çalışmak lazım. Çalışmak dedim de, güzel yarim geldi aklıma. Kıyamam ona ya, dersleri hem çok zor, hem de komple ingilizce.Çok çalışması lazım.

Monitörüm bozuldu. Yani tamir ettim. Ama bozdum. Bozarak tamir etmiş oldum. Kafan karıştı di mi? Dur anlatayım. Şu açma kapama tuşunun olduğu yerde, böyle kontrast, parlaklık falan ayarlama şeysi var ya, işte o tuş bozuldu. Yani tutukluk yapıyodu, sürekli ekranda o kontrast menüsü vardı. Ben kapatıyodum, o açılıyodu. Sonra, Oğulcan'ın da kafama "Her erkeğin içinde bir mühendis yatar." düşüncesini sokmasıyla, aldım elime tornavidayı, başladım monitörü sökmeye. O tuşların olduğu yere ulaşana kadar, 3 kademe atlattım. Sonra sorun yaratan tuşu söktüm ordan. Pc'yi açtım. Ama valla açarken uzaklaştım patlar falan diye. Sonra baktım, hala öyle. Orada böyle çip gibi bişey var ya, problemin onda olduğunu düşündüm. Tornavidayı dayadım orayı, sonra çekiçle tornavidaya vurmak suretiyle, kırdım onu. Artık hiç bir şey çıkmıyor. Yani oradaki çipimsi şeyi bozarak monitörümü tamir etmiş oldum. Anladın di mi? Bence anladın.

Terminology of Archeology and Art History dersim, beni o kadar etkiliyor ki, bu bölüm bitince, arkeoloji bölümüne girebilmek için, yırtıcam biyerlerimi.

Facebook'ta "Hergün bir yeni Nihat Doğan felsefesi" grubunda paylaşılan sözleri, harbiden Nihat Doğan'ın söylediğini düşünenler var. Komik insanlar.

Günlerdir Metallica dinliyorum. Aşkım depreşti diyebilirim. Ne de olsa, Metallica, bir çok metalcinin ilk aşkıdır.

Ayrıca formspring'de, "Metal'in Kırıntıları"nı dinlediğimi iddia eden, çok büyük müzik virtüözüne sesleniyorum. Tanıdıksan ve şuanda bunu okuyorsan, sana da diyeceklerim var : Amına koyim, göt. 

Metallica'nın  "I Disappear" diye bir şarkısı var. Mission Impossible 2'nun soundtrack'i. Zaten enfes bir şarkı. Ama klibini görmelisiniz mutlaka. James'i zaten çok beğenirim tip olarak. Ama bu klipte bir başka, ayrı bir karizması var. O kadar yakışcağını bilsem, gider saçları kırptırırım hemen.

Kasım 16, 2010

Angut Bayramı

  • Bugün bayramın ilk günü olmasına rağmen, bayrama damgasını vuran olay "anguslar" oldu.
  • Aslında doğrusunu söylemek gerekirse, anguslar değil "angutlar". Annem dışında, angus diyeni duymadım hiç. Herkes angut diyor. Buna kim dahil bilin bakalım? Evet, ananem tabii ki de. Kuzenlerimi yolcu ederken, apartmandan kavurma kokusu geliyordu. Ama garip bir kokuydu. Angusdur heralde, diye düşündük, alışık olmadığımız için garip gelmiştir. Ananem bombayı patlatmakta gecikmedi; "Angutlar böyle mi kokuyormuş çociğim?"
  • Yine kapıya gelen çocukların replikleri aynıydı. Şeker uzatıldığında suratları düşüyordu. Ama hepinize de para veremeyiz ki canım, a-aaa. Bir de şey var garip bir olay olarak. Şimdi apartmandan tanıdığımız bi esas kız var. Bir de o esas kızın arkadaşı. İkisi kapıya geliyor. Esas kıza 10 TL harçlık veriliyor, sonra da birine para verip diğerine vermemek olmaz düşüncesiyle, esas kızın arkadaşına da 3 TL veriliyor. Bir de ne dese beğenirsin? "Neden ona 10 TL verdiniz de bana 3 TL?". Cevap olarak, "Çünkü sen esas kız değilsin!" dedim. Tabi ben böyle deyince, ufacık çocuk ne anlasın. Akünün suyu boşaldı orda, sistem kendini resetledi, yeniden doğdu ve gitti.
  • Angutlar konusunda canımı sıkan bir şey var bir de. Bu angutlar, vahşi oldukları için, sürekli kaçmışlar milletin ellerinden. Millet ne yapmış peki? Almış tüfeği, vurmuş hayvanları. Kestiğin kurban nereye gitti peki şimdi? Olay bu olsaydı, "Kurban Bayramı'nda kurban kesilir." değil, "Kurban Bayramı'nda kurban vurulur." derlerdi değil mi? 
  • Boğazın kana bulandığını da televizyonlardan görmüşsünüzdür. 
  • Ayrıca şu dakikalarda burada yağmur yağıyor. Ananem: "Bak sen Allah'ın işine! Kanlar temizleniyor işte! Tesadüf değil bu!" 
  • Angutlarla ilgili duyduğum son cümleleri söyleyerek bitiriyorum : "Angutlar çok aksi, bir daha angut kesersem iki olsun. Eti çok güzel aslında, yağsız ama, uğraşılmaz angutlarla."
Not : Angut kuşu varmış. Angut bir kuşsa, saka daha kuştur.

Pat.

Kasım 13, 2010

Köprüden İntihar Demode Oldu, Yeni Şeyler Bulmak Lazım

*bahsi geçen kişinin yazıyı görme ihtimaline (küçük bir ihtimal de olsa) karşı, asıl fotoğraf yerine bu görseli kullandım.

Kimilerinizin bildiği üzere, bu sabah, yani 13 Kasım 2010 tarihinde, Boğaziçi Köprüsü'nde bir ekşisözlük yazarının intihar girişimi oldu. Sözlükte bir veda mektubu niteliğinde bir şey yazıp, gitmiş intihar etmeye. Bu konuda yazmak istemiyordum. Ama tutamadım kendimi.

Öncelikle şunu anladım ki, Boğaziçi Köprüsü'nde intihar artık demode olmuş. Neden derseniz, hiç bir televizyon kanalında denk gelmedim. İnternette bazı haberlere denk geldi. Ama insan hayatı o kadar ucuz ki, internetteki haberlerde asıl dikkat çekilen konu trafiğin felç olmasıydı. Hatta utanmadan, hafif böyle sitem eder gibi şeyler yazılmıştı. Hani zaten bayram geldi gelecek, yollar yoğun, bi de bu intihar çıktı başımıza falan gibi. Abi insaf ya, gözünüzü seviyim.

Adam orda korkuluklardan sallanıyor, Ortaköy sahilde takılan insanlar da, intihar girişimcisi ile birlike aynı anda aynı karede olmak için, acele acele fotoğraf çekiliyorlar. Nasıl bir fantazidir bu ya? İlerde o resme bakınca ne düşünceksin ya da ne söyleyeceksin, ne anlatacaksın o resme birlikte baktığın kişilere? "Bak şu arkadakini gördün mü, o öldü işte" ya da "Bak şu arkadaki var ya, o kadar saat şov yaptı, sonra atlamadı" mı diyeceksin? Yani bunu yapanların, bunu yapmalarının hiç bir şekilde mantığa sığan bir yanı ve insancıl bir açıklaması olamaz.


Sözlüğe yazdığı veda entry'sini okuduğumda harbiden gözlerim doldu, içim çok garip oldu. Hiç tanımasam bile, düşünmeden edemedim, bir insan nasıl bu duruma gelebilir diye. Sonra halime şükrettim ister istemez. Özellikle annesi ile ilgili söyledikleri, bir bakıma, annesine olan son sözleri, anne düşkünü bir insan olarak beni mahvetti, moralimi bozdu resmen.

Herkes şov yaptı falan diyo. Oraya çıkmayı oradan sallanmayı, çok kolay ve risksiz bir şey sanıyorlar heralde. İkna olmasına şaşmadım. Çünkü özellikle bu işin eğitimini almış, çok ikna edici polisler var teşkilatımızda.

Sözlükte bu arkadaş üzerinden geyik yapanlar da cabası. Neyse uzatmıcam daha fazla.

Pat.

Ekim 31, 2010

Yükselen Değerimiz : Apaçi Stayla

Bugün kendime seçtiğim konu, günümüzün yükselen değerleri; Apaçiler. Kimimizin gülüp geçtiği, kimimizin aralarına dahil olduğu, kimimizin de hızlı büyümelerinden tedirgin olduğu insanlar apaçiler. Bir gerçek var ki, onlar yeni türemediler. Onlar hep vardılar aslında, sadece adlandırıldıkları şekil değişti. Onlar "kıro" diye bahsettiğimiz kişilerin, saçı başı yapılmış, üstü başı temiz giyinmiş halleri sadece. Çok da yabancı olduğumuz insanar değil aslında. Genelde eşofman giyerler, seçtikleri renkler tamamen zıttır. Saçları genelde dikik ama abuk subuktur. Bazı kısımları kafaya yapışıktır. Ya da resimde gördüğünüz delikanlı gibi, mahalle berberlerince "tenten" diye adlandırılan saç modeline sahip olmak suretiyle, tenten olarak bırakılan saçın bir kısmı daha uzun bırakılarak fark yaratılır. Sakalları ise genelde ince, şekilli mekilli acayip şeyler olur. Ne yalan söyliyim, hiç top sakallı apaçi görmedim.

Bugün arkadaşımla yürüken, Evkur'un önünden geçiyorduk. Orada "Outro Remix" çalıyordu, nam-ı diğer "Apaçi Marşı". "Ulan Evkur" dedim kendi kendime, "Böyle mi müştere çekiyosun? Bu müzikle çektiğin müşterilere saç düzleştiriciden başka ne satabilirsin?". Sözüm ona oradaki 5+1 kolonların reklamını yapıyorlar. İyi de abi, dum tıs dum tıs yapan tek şarkı apaçi marşı mı? Ne biliyim Lady Gaga çal, Kat DeLuna çal, Rihanna çal, Tïesto çal. Çalacak basslı müzik mi kalmadı? Neyse asıl olayımız bu değil, şimdi gelecek asıl olay.

Diyelim ki, başka bir ülkedesin. Finlandiya'dasın mesela. Türk arkadaşların var yanında. Sokakta öyle yürüyorsunuz. Bir anda çaaat diye bir müzik duyuyorsun ve ardından sözler geliyor : "Kooorkmaaa söööönmeeeezzz buuu şafaaaaaaaak(es)laaaardaaaaa yüüüzeeeeen aaaalsancaaaaaaak" Ne yaparsın abi o anda? Saygı duruşuna geçer misin? Şaşırmaz mısın bir anda? Sevincini ne şekilde gösterirsin?

Eve dönüyordum. Yine Evkur'un önünden geçmek durumundaydım. Git gide Evkur'a doğru yaklaşırken, apaçi marşını inceden duyar oldum. "Yok artık" dedim "Hala o çalıyor olamaz." Biraz yaklaşınca baktım ki, Evkur'un önünde bir kalabalık. Merak da ettim, bir şey mi dağıtıyorlar bedavaya falan diye. Bir de gittim ki ne göreyim? Apaçiler marşlarını duyunca dayanamamışlar, Evkur'un önüne gelmişler, o çılgın danslarını yapıyolar. Millet de durmuş seyrediyor. Az önce verdiğim örnek gibi, marşlarını duyunca, dayanamamışlar, sevgilerini bu şekilde göstermeye karar vermişler.

Gülümsedim, uzaklaştım.
Evime doğru yürürken, iyi ki zamanında Avcılar'da rock ortamına dahil olmuşum diye düşündüm. Kedi kesiyormuş gibisinden bakışlara maruz kalmak, bu durumda olmaktan çok daha güzel çünkü.

Pat.

Ekim 26, 2010

Mail Gelen Kutusu Münakaşaları-2 (+18)

  • Merhabalar.
  • Tekrardan mail kutumdaki maillerle münakaşa etmek suretiyle karşınızdayım.
  • Sondan beri başlayalım. "%100 Etkili Bayan Azdırıcı Damla". Benim böyle bir şeye çok ihtiyacım olduğuna inanmış olacaklar ki, 3 kere yollamışlar bir de. Terbiyesizleşicem, bana küfür dokunur dersen bu maddenin devamını okuma. Birincisi, İstanbul Aydın Üniversitesinde okuyan bir insan olarak, etrafımda, hali hazırda azdırılmış, hem de %100 azdırılmış bir sürü kız var (Meclisten dışarı tabi bu söz, herkes üstüne alınmasın.Onlar kendilerini biliyo falan.) Ama istemiyorum hacı, azmış kız istemiyorum. Hayır şimdi yanlış anlaşılmasın, s*ktiğim önümde, s*kmediğim arkamda gibi durum da yok ki ortada. Neyse işte, azmış kız istemiyoruz. Ayrıca öyle bi damla da yok bence, uydurmayın.
  • Gelelim Atilla Yüceboy abimize. "Erkeksen hiç bir eksiğin olmamalı". "Erkeksen" derken? Şüphen mi var Atilla Abi. Aşk olsun. Sana yakışıyor mu hiç erkekliğimi sorgulamak. Ama yok, damladan hep damladan. %100 etkili bayan azdırıcı damla yüzünden. Şimdi gördü tabi bana böyle mailler geliyor, erkekliğimden şüphe etti, bir takım eksiklerim olabileceğini düşündü. Seni döverim Atilla! Bana şu seviyeli blogda ninjalık yaptırma! Daha önce hiç yapmadığım bir yönteme başvururum ve sana küfür ederim! Kalbin kırılır. Bilardoda Amerikan oynarken, topa vurduğunda, hiç bir topu vuramadan beyaz topu deliğe soktuğun andaki gibi hayal kırıklığına uğratırım seni! 
  • Nermin Abla ağrıyan bir yerim olup olmadığını sormuş. Kalbim ağrıyor Nermin abla. Sen bilir misin kalp acısını? Bana kadın azdırıcı damlalarla geliyorlar, erkekliğimi sorguluyorlar. Gururum ağrıyor Nermin Abla! Canım ağrıyor Nermin Abla! Sev beni Nermin Abla, okşa beni Nermin Abla! Hem istersen damladan da sipariş ederiz, ha?
  • Sevgi kelebekleri de, pezevenklik sitesinden gelmişler aramıza. Neyse ki, "Zengin koca buluyoruz!" gibi bir başlıkla gelip de, kalbimi acıtmadılar bu sefer. Acıtsalar ne yazar ulan! Kapı gibi Nermin Abla'm var benim burda! Ayrıca anlatım bozukluğunu kes : "Hepsi kalbimde buluştular veya evlendiler". Kalbin neresi hacı? Nasıl giderim oraya? Var mı toplu taşıma falan. Neyse boku çıkıyor, bu madde burada bitsin.
  • Sevgili Ayşen Yüce de demiş ki; "Kısa sürede yuvarlak, sıkı, dolgun göğüslere sahip olmak istersen". Şimdi burada erkekliğime bir hakaret olduğu kadar; yuvarlak, sıkı ve dolgun göğüslerime de hakaret var. Benim lanet memelerim zaten, bir erkeğin sahip olabileceği en yuvarlak, sıkı, dolgun ve büyük göğüsler. Kilodan tabi, slikon falan yaptırmadım. Yanlış anlaşılmasın, bir de ibne olmayalım durduk yere. Şurada mizahî bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Bu göğüslerle ilgili maillerden, geçen sefer de gelmişti. Taktınız göğüslerime ha!
  • Bir blogun daha sonlarına doğru yaklaşırken, genç kızları uyarıyorum. Eyy Türk Kızları, Bu zorlu yolunuzda, Gazozunuza azdırıcı damla damlatmak isteyen modern Nuri Alçolarınız olacaktır! Dikkat edin.
  • Sevgilim Asena; Korkma damladan sipariş etmedim.
  • Aklıma gelmişken, "BİR HİNTLİDEN DAHA KÖTÜ BİR ŞEY VARSA, O DA %100 ETKİLİ BAYAN AZDIRICI DAMLA KULLANAN BİR HİNTLİDİR."
  • Nasıl bitiriyorduk?
Pat.

Bilgi vermek lazım okura.

Çok uzun süredir bir şey yazamıyorum. İşler biraz yoğunlaştı, okulda ciddiye binince, zaman bulamaz oldum internete girmeye. Bugün inşallah blogluk birşeyler çıkarıcam ve yazıcam. Mail kutum sağolsun, elimde çok deli spamlar var yorumlanacak. Gece yarısına doğru görebilirsiniz.

Ekim 10, 2010

Hiçbirşeye şaşırmıyorum artık.

İngiliz sunucu Katie Piper, sevgilisinin kezzaplı saldırısı sonucu yüzünü kaybetmiş ya da kaybetmiş gibi bir şey. Tanınmayacak hale gelmiş sonuçta. 30'un üzerinde estetik ameliyat geçirmesine rağmen, yüzündeki mimikleri, yüzündeki o ifadeyi hissedememiş. Son olarak çareyi, dünyaca ünlü, adı aklıma gelmeyen bir Türk estetisyene başvurmakta bulmuş. Bu Türk estetisyen, ona yüzünü büyük ölçüde geri vermiş. Bu haber sabah magazin haberlerinde çıktı. Evet, izledim ben de. Üzüldüm içim parçalandı. Ama bir anda kahkaha krizine girdim. Çünkü Türk magazinciler, Katie Piper'a kendilerince damgayı yapıştırmışlardı bile : İNGİLİZ BERGEN.
Bilmeyenler için : Bergen, -nam-ı diğer Acıların Kadını- zamanında kezzaplı saldırıya uğramış bir arabesk müzik şarkıcısıdır. Bu saldırıya uğradıktan sonra müziğe devam etmiş, hiç bir programa katılmamış, fotoğraflarında ise, bir emo hassaslığıyla, yüzünün yanan tarafını saçlarıyla kapatmıştır.

İngiliz Bergen'e (Katie Piper) şaşmamalı bence.




Bir de Tülin Şahin diye bir gerçek var : Sivaslı Cindy. (bkz; Cindy Crawford)

Ekim 09, 2010

Zaman, Tutamadığımız.

Bugün çok garip oldum. Canım sıkıldı evde dışarı çıktım. Stüdyo'ya gittim okumaya. Hava soğuktu. Üzerimde uzun deri montum ve çok sevdiğim, arkası sarkık siyah şapkam vardı. Ellerim ceplerimde, üşürken aklımdan geçen düşünce "Stüdyo'ya varsam da bir an önce, sıcacık otursam" gibi bir şeydi. Bunun neresi garip demeyin, bu tam olarak 5 yıl önceki düşüncemdi aynı zamanda. Neyse, bir de stüdyoya gittim, ne göreyim dersiniz? Stüdyo'nun iç dekorasyonu da aynen eskisi gibi olmuş, 5 sene önceki gibi yani. Üstüne üstlük bütün Tokgöz ailesi de oradaydı yine. Yaş olarak küçük olan çocuklar, müziğe yeni başlamanın heyecanıyla ortalıkta dolanıyorlardı. Bizlere bir şeyler soruyorlardı. Tekrar düşündüm, seneler önce, o küçük çocuklar bizdik. Biz ortalıklarda dolaşır, soğuktan kaçar stüdyoya gelir, abilerimize bize bir şeyler öğretmeleri için stüdyoyu dar ederdik. Evet, bizdik bu. Ama artık girdiğimizde "Abi" diye hitap ediyorlardı bize, farkettim sonra meğerse zaman ne kadar çabuk geçmiş. "Ufaklık" olan bizler ne çabuk "Abi" olmuşuz. "Abi nasıl hızlı twin atarım?" diye soran bizler, şimdi "Bileğini kaldırarak atarsan, hem daha hızlı hem de daha uzun süreli atarsın" diye, yıllar önce sorduğumuz soruların cevabını verir olmuşuz. İşte bu yüzden garip oldum. Eski günler geldi aklıma. Haftasonu olsa da, provaya girsek diye iple çekerdik cumartesi gününü. Peki ya şimdi? Bu haftasonu iş olmasa da, stüdyoya gidip muhabbete sohbete katılsak diye düşünüyoruz. Çok çabuk geçiyor zaman tutamıyoruz. Geçip gidiyor, bir daha asla geri gelmemek üzere.

Teşekkürler, büyüyorum sizinle diyerek bitirmicem korkmayın.
Pat diye bitircem. Ahanda bak bitirdim bile.

Pat.

Eylül 30, 2010

Ağzını Burnunu Kırdım!

  • Yukarıda gördüğünüz foto, Facebook okey'den alınmış bir print screen'dir. Karşımdaki insan sevgilim oluyor, diğerleri de, rastgele masamıza gelen insanlar. Sıla isimli kızcağızın profil şeysini baya bi büyüttüm ki, görebilesiniz diye. Size belki normal gelebilir ancak, 8 yaşında bir kızın bu ortamda takılması, okey oynaması, üstelik öyle bir oynaması ki, puanını 1100'ün üzerine çıkarıp resmini görünür yapması. Nesil değişiyor harbiden ya.
  • Benim babaaaaaaaaam; Harley Davidson gibi adaaaaam.
  • Geçen Burger King'de bir diyaloğa şahit oldum. Yerlere yatarsın duysan. Bir adet genç, güvenlik görevlisine dedi ki : "Abi burada wireless var mı?". Abi de buna karşılık dedi ki : "Üçüncü katta solda." (bkz; WC)
  • Arabam göle düşmüüüüş! Hemen Head & Shoulders Mentol Ferahlığı'yla saçlarımı yıkamalıyım! Ne kadar skindirik bir reklamdır abi o? Benim sevgilim/karım/metresim arabamı alacak göle düşürecek ve bunun üzerine ben sadece pişkin pişkin duşa giricem! Komik misiniz nesininiz lan.
  • Geçen FB-Kasımpaşa maçında dikkatimi çeken şeydir Kasımpaşa'nın pembe forma giymesi.
  • Bi de spiker "Ceza sahasında tam 6 tane Kasımpaşalı var!" demişti. Varsa var lan, kaçalım mı napalım? Eli maşalıysa gitsin kömür karsın.
  • This is (I)spartaaaaa!
  • Artık baydı: Fatmagül. Zaten artık diziye Kıvaç Tatlıtuğ'un transfer olma zamanı da geldi.
  • Buna Tıklama!
  • Sana göre bişey yok, şikayetim yara dana.
  • Almanya'da bir hastanede, ameliyat esnasında, anestezi uzmanı doktor, ameliyatın en sorumlusu olan cerraha "Mesai saatim bitti ben gidiyorum." demiş. Bu haberi izlediğim kanalın haber bülteninde, bu haberi "Ağzını Burnunu Kırdı!" başlığıyla vermişlerdi. Sonra nam-ı diğer ağız burun kıran doktorla röportaj yapmışlar ama ne yazık ki Türkçe dublaj yapmışlar. Alman doktor diyor ki; "Bu şey insanlara büyük bi saygısızlıktır. Ameliyatın tam ortasında gidicem demesi kabul edilemez bişey. İlk söylediğinde takmadım pek, ama üstelemeye başladı. Ağzını burnunu kırdım ben de, yapabileceğim başka bişey yoktu. Onu ameliyathanede başka türlü tutmazdım.". İşte görüyorsunuz, tek amaç onu ameliyathanede tutmak. Üstün Alman Teknolojisi diye buna derim ben!
  • Öpüyorum canik.

Eylül 24, 2010

kekik suyunun yazılarım üzerindeki etkilerini gözlemlemek istiyorsan, şuna bir bak. nasıl da etkilemiş beni, nasıl da bozmuş psikolojimi...

Merhaba arkadaşlar.

Sizleri uyarmak istiyorum. olur da birgün, herhangi bir insan, çok sevdiğinizi biri bile olsa ve size kekik suyu içirmeye kalkarsa, aman diyim, sakın içmeyin, sakın.

Şimdi beni yakından tanıyan okurlarım bilir ki, şişko bir insanım ben. Geçtiğimiz aylarda, ailem tatile giderek beni yalnız bıraktığı zamanlarda, işten güçten yemek yapmaya vaktim olmuyordu, sabah öğle akşam olmasa bile, en azından öğle ve akşamları Burger King'den besleniyordum. Ve zaten şişman olan ben, iyice aldım başımı  gittim. Burger King'in bir alana, bir menü bedava kampanyasını da kınıyorum. Yok yok, o kampanyanın adı öyle değildi. Bir menü 6,75 iki menü 9,75. Böyle birşeydi. Şimdi giriyosun abi Burger'a, bizim iş de çok yoğun olduğundan, öğlen yemeğini yiyeli ya 8-9 saat olmuş ya da yok öyle bi yemek, yememişsin yani. Şimdi kampanyalı menülerden değil de, ayrı menülerden alıp 10 tl bayılmak koyuyor insana. Ulan diyosun, bari iki menü alayım da, 9,75 vereyim, iyice doyarım, kalan 25 kuruşumla da Buffalo Sos alırım, ohh krallar gibi takılırım evimde falan. Evet paket yaptırıyordum. Hani bir de diyorsun, iki menü alayım da, çok doyarsam da, kalanı yemem, atarım çöpe.

1 Saat sonra dipses : 

"Ulan şu hamburgere yazık olcak, onu bitiriyim de bari patatesleri yemem."

10 Dk sonra : 


"Ya da atmiyim patatesleri yarın yerim."

5 Sn sonra:

"Lan soğuyunca da güzel olmuyo. Yemesem çöpe gidecek. Ye gitsin."

İşte böyle düşüne düşüne, iyice davul gibi oldum 2 haftada. Sonrasında annem beni zayıflatmaya karar verdi. Aslında anlatacağım konu buydu da, out of topic oldum resmen. Neyse konumuza, araç çubuğu falan değişmiş, genişlemiş blogger penceremizden başlayacağımız yeni paragrafla devam edelim.


Şimdi son zamanlarda çok popüler olan bir adam var : Ahmet Maranki. Kesin biliyorsunuzdur da, bilmeyenler olabilir diye, hemen bi tanımlayayım: Bu adam bitkileri falan inceliyor, hangi bitki neye faydalı, hangi hastalığa hangi bitki deva olur, hangi bitki zayfılatır, zilyon tane bitkiyi karıştırıp, kaynar suda şey edip içerseniz, çişiniz ne renk olur falan filan gibi şeylerle insanları meşgul ediyor. Annem de maalesef, kekik suyu diye birşeyin zayıflattığını duymuş ve hemen gidip bir şişe kapıp gelmiş.
**yeni beddua: alayınızın dibine kekik suyu.**

Geldi bana söyledi, bak oğlum bunu içersen hergün 1 kere tok karnına, zayıflarsın. Şimdi öyle bir söylüyo ki, sanki ben hergün Agop'un kazı gibi yesem, ağzım hiç boş durmasa, midem çatlasa, anüsüm patlasa ya da göbeğim pörtleyene kadar yemek yesem bile, sanki ondan bikere içinde tüm bu yediklerim yok olacakmış, hemen kilo verecekmişim gibi. Bu şekil söylüyor yani. Bir de söylerkenki ses tonunu görsen, dersin ki, "Aha ulan ben bu şişeyi diksem kafaya, 50 kilo veririm rahat."

Neyse. Şimdi ilk önce bardağa koydu. Çay bardağının yarısına kadar. Sonra bir diyalog cereyan etti. Şöyle ki;

S: Bu ne ya, azıcık koymuşsun, ödünç mü veriyosun?
A: Çok konulunca öyle denir.
S: Ney?
A: Çok konulunca "ödünç mü veriyorsun" denir.
S: Ha iyi, ver içiyim.
A: Dur, ben tadına baktım biraz acı.
S: Nasıl acı?
A: Basbaya acı işte.
S: Basbaya acı diye bişey yok anne. Biber acısı mı, vodka acısı mı? Nasıl acı?
A: Ne biliyim ben vodka mı içmişim sanki.
S: Biber acısı mı? Öyleyse içmem söliyim.
A: Yok değil.
S: Vodka acısıdır o zaman ver.
A: Fondip yapma.
S: Vodka içmeyene bak asdafda
A: Sus be cenabet, iyi dik kafana da geber.
S: Ver yaa, ver.

İçtim. 

"S" banyoya koşarken, yeryüzündeki türkçe ve ingilizce dilindeki tüm küfürler, adeta büyülü bir senfoni gibi dökülür dudaklarından. İğrençleşmek istemeyiz tabi ama, kusar sonrasında.

S: Anne bunun bi şeysi olmalı ya, böyle sek içilmez bu.
A: Tamam yarın bardağın diğer yarısına su koyarız.

Yarın (Dün) [Amaan Çarşamba işte]

A: Al bakalım.
-iç, koş ,küfür et, kus, sıç, bok.

S: Hala aynı aq yaa.
A: Ay napiyim ben Sercan, içme o zaman böyle davul gibi kal.
S: Bunu içmenin bi yolu yok mu ya, içiş şekli bu mu yani? Senin Maranki milyonlarca insan içiyo demiş de, milyonlarca insanın bu eziyeti hergün bir kere çektiğine inanmıyorum ben. Öyle bir dünya yok çünkü.

Bu diyaloglar bu şekilde uzar gider. Bugün kekik suyumu kendim hazırladım. Bardağın çeyreğine kekik suyu, geri kalanına da meyve suyu koydum ve içtim. Hala iğrençti. Ama, kötünün iyisiydi. As good as possible olayı.

Sonra dedim ki, "Ulan internetten bir bakayım, nasıl içilir bu meret. Madem girdik bi yola, adam gibi öğrenelim"

İnternette yazan şey ne olsa beğenirsin? :

Bir çay bardağının 1/4'üne kekik suyunu, geri kalanına ise su ya da meyve suyu koyarak, günde 1 kere tok karnına içiniz.
Peki benim annem ne yaptı?

İlk gün: YARIM BARDAK SEK
İkinci gün: Yarım bardak kekik, yarım bardak su.


Bildiğin suikast girişimi lan. Tekme tokat girişse daha iyi.


Ya hani böyle çok mutlusundur, bi olay olur da, bütün neşen gider ya; işte bu da öyle birşey.
Kekik suyuyla birlikte içtiğin içecek ne olursa olsun, kekik suyunun 1 damlası, o içeceğin bütün tadını, bütün güzelliğini alıp götürüyor.

Kaç kilo olursanız olun, zayıflamak için spor yapın, yediklerinize dikkat edin.

Ama sevgili okurlarım, benden size tavsiye :

Asla Kekik Suyu İçmeyin! Beni seviyosan içme. Lütfen.

Eylül 21, 2010

baba oluyorum.

**baba deyince aklıma gelen**

bünyemde baba olduğuma dair belirtiler hissediyorum.

  • bilgisayarın tek amacı, okey oynamak oldu artık. puan kasıyorum resmen. her bitene tebrikler anlamında "tb", bittiğimde her tebrik edene teşekkürler anlamındaki en samimiyetsiz kısaltma olan "tşk" diyorum.
  • bugün kardeşimle dışarı çıktık akşam yemeği ayağına falan. burger king'e gittik. ama ben resmen bir baba gibi, televizyondan duyduğum; "yurtdışından gelen bakterili etler hamburgerlerde kullanılıyormuş mu acaba" temalı haber yüzünden, burger'dan yemek yerine, en yakınındaki yer olan (aynı yerdeler) sbarro'yu tercih edip, pizza yedik.
  • tv izlerken kumanda hep bende dursun istiyorum.
  • yemeklerden sonra, gözlerim sürekli çaydanlığı arıyor evin ücra köşelerinde.
  • tüm işlerimi sena'ya (evdeki en küçük insan) yaptırıyorum. mesela; "su getir", "gözlüğümü getir","kahve yap".
  • yine sena'ya işime geldiği zaman "kocaman kız oldun", gelmediği zaman ise, "sen daha küçüksün" diyorum.
  • son zamanlarda üye olduğum yerlerin şifresini unutmayayım diye "123456789" yapmayı düşündüm. yapmadım ama bunu düşündüm gerçekten.
böyle böyle şeyler işte.

Eylül 20, 2010

derbiler mizah yuvası

epic fail.

bildiğiniz üzere bugün fb ve bjk arasında bir derbi maç oynandı ve maç 1-1 eşitlikle bitti. ancak, maçla beraber ben de bittim. resmen mizah yuvası hacı maçlar. gülmekten öldük yahu. bir kaç örnek verip kaybolayım.

  • bir pozisyonda, hakem taç kararı verdi. ama çok zorlandı bu kararı verirken. spiker böyle birşey söyledi : "evet quaresma cüneyt çakır'a, cüneyt çakır gökhan gönül'e, gökhan gönül yanhakeme bakıyor ve karar taç." bu biraz şey gibi olmamış mı : "ahçı bahçıvana, bahçıvan şöföre, şöför uşağa, sonra hepsi uşağa."
  • bir pozisyonda, kaleci volkan'ı yakından çekiyordu. volkan o pozisyonda sinirliydi ve çok açık ve sarih bir şekilde "*mına koduumun çocuğu" dedi. güldük.
  • bana bir de şey komik geliyor. şimdi bir süredir, maçlarda çift spiker oluyor. bi süre biri anlatıyor, bi süre diğeri. arada sohbet ediyorlar falan. bana onların durumu çok komik geliyor. düşünsene böyle iki tanesini yan yana. iki erkek böyle, biri spiker biri yorumcu değil, ikisi de aynı işlevi görüyor, ama iki tane yine de. federasyon kararı, düşünmeye gerek yok, düşünsek de çözemeyiz.
  • ayrıca spikerlerden bitanesi sürekli kişisel mesaj verdi. bjk kalecisi hakan arıkan sakatlandı ve kafa travması şüphesiyle oyundan alındı. ardından "evet gökhan'a geçmiş olsun diyoruz, inşallah önemli birşeyi yoktur, çok üzüldük." dedi. bu neyse, spikerlerden biri fb kalecisi volkanın çok kısa bir süre sonra evleneceğini söyledi. o sırada çok heyecanlı bir pozisyon vardı ama, diğer spiker maçı anlatmak yerine, volkan'a "mutluluklar" demeyi daha cazip bulmuş olacak ki, öyle dedi.
  • bjk penaltı kazandığında, gözlerimiz penaltı noktasını kazsın diye bilica'yı aradı, ama başka gariplikler peşindeydi. kalenin içine falan girdi. çıktı sonra. gitti öyle falan.
  • bitirirken, sıkı durun. iki spikeri eleştiriyorum ama, bir spiker bir yorumcu olunca da, şöyle bir tablo çıkıyor ortayaa;
-kerem tunçeriiiiii!
+kazandıııııııııııııııııık!
-kerem tunçeriiiiii!
+kazandıııııııııııııııııık!
-kerem tunçeriiiiii!
+kazandıııııııııııııııııık!
-kerem tunçeriiiiii!
+kazandıııııııııııııııııık!
-kerem tunçeriiiiii!
+kazandıııııııııııııııııık!
-kerem tunçeriiiiii!
+kazandıııııııııııııııııık!
-kerem tunçeriiiiii!
+kazandıııııııııııııııııık!
-kerem tunçeriiiiii!
+kazandıııııııııııııııııık!

...

anlattıklarım komik gelmediyse, savunmam şu şekilde :

anlatınca komik olmadı ama, o zaman çok komikti.

Eylül 10, 2010

referandum okey.

**bu gördüğünüz, facebook'ta oynadığımız okey'in başlangıç ekranı gibi bişey**

ben de evde çoook sıkılan birisi olarak, sürekli okey oynayan bi insan oldum. facebook okey insanı oldum yani. herkes gibi, bir masaya giriyor, "boş mu?" diye soruyorum. "dolu" cevabını verenin tipini sevmediysem küfür ederek çıkıyorum falan.

ama artık s*ktiğimin referandumu yüzünden, yukarıdaki resimde kırmızı kare içine aldığım yerleri bile, bir referandum propagandası olarak görmeye başladım.

aslında o okeyi çıkaran ak partiymiş. sürekli onu oynayalım, aklımız fikrimiz o olsun, sonra referandumda tam oyumuzu basacakken, aklımıza okey gelsin, kendi kendimize "eşli mi olsun lan?" ya da "renkli olsun mu lan?" diye soralım, bir anda evet basalım diye.

off lütfen mazur görün. bütün gündür evdeyim, patlamak üzereyim artık sıkıntıdan.

okey oyniyim mi o zaman?

evet.

kalender adam bu abdullah.


tv'de sıcağı sıcağına şahit olduğum diyaloğu aktarıcam sizlere. haberlerde gördüm. cumhurbaşkanı abdullah gül, bir yere mi ne gidecekmiş. memleketi olsa gerek. çocuklar da doluşmuş etrafa. muhabirle minik bir kız arasında şöyle bir diyalog :

-merhaba canım adın nedir?
+ezgiieee ^.^
-neden burdasıın ezgi?
+cumhurbaşkanımız gelcek çünkü buraya. bayram bugün.
-harçlık mı bekliyorsun?
+eveeeeeeeeeeeeet.
-peki cumhurbaşkanının adını biliyor musun?
+eveeeeeeeeeeeeet.
-söyler misin bize?
+abdullah.
-soyadı?
+kalender.

şimdi ne şekilde eleştirsem bilemedim valla. ufacık çocuğa bu soruları soran muhabiri mi eleştirseeeem, çocukların cumhurbaşkanın adını bilmediği bir ülkeye mi sövseeeem ya da öyle anne babaya mı sövseeeeeem.

hayır hiç birini yapmicam tabii ki.
bu meselelere girişmeyi sevmem bilirsin.
şaşırmıştır yavrum. yerim onu. çok da tatlıydı.
komikti lan güldüm bayaa. sen de gül istedim.
güldüğüme gülmeyen benden değildir.

Eylül 09, 2010

çalışan kazanır, elması kızarır.


  • yukarı da gene mail kutu mu görebilirsiniz. 2 parçaya ayırdım. ilk parçada, "Burada gereksiz postanız yok! (Yaşasın!)" diyor. ardından da microsoft smartscreen'le gereksiz mesajları kutumuzdan uzak tutmak için çalıştıklarını iddia ediyorlar. ama ne hikmetse, bir gün içinde, gereksiz bölümünde 23 adet mail oluyor. ilginç. heeyyy bill gatess!! öyle servetine her dakka bilmem kaç dolar ekleniyo olabilir, ama elemanların kaytarıyo olm! dükkanına sahip çık !
  • ikinci resimdeki 2 adet spam mailinin ilki hakkında söyleyeceklerim var. çizik giderici! araba sahiplerinin dikkatine! arabam yok kardeşim. neden yarama tuz basıyosunuz ki? pislikler.
  • evet asıl bombaya geldik. hayalimde.com iş daveti. yani hayalimdeki iş mi acaba? özel bir jigolo daveti aldınız gecelik 500 dolar. abi merak ediyorum, acaba bunlara tıklayan var mıdır lan asdasfasd. ayrıca bi gecede 500 doları haketcek performans zor be gülüm asdafasd ço güldüm be
  • küçükken hep merak ederdim : hani burda otobüsler "iett" ya, baştaki i harfinin istanbul olduğunu da biliorum. acaba ankaradikler "aett" mi lan? off o zaman zonguldaktakiler çok karizmatiktir. "zett". gevur ismi gibin. ahauhuah gaziantep "gett". neyse sustum.
  • karı-koca kavgasındansa, kocakarı kavgasını tercih ederim, bunu da bil.
  • geçen gün, "bu kadar da olmaz ki canım!" dedirtecek bir sevgili kavgasına canlı canlı şahit oldum. şöyle ki, işe gitmek üzere avcılar metrobüs durağına doğru yol aldım. önümde de bir çift yürüyor. ama baksan özenirsin. tatlı bi çift aslında. neyse, akbil turnikelerinden geçicez. çift hala önümde. çocuk ve kız el ele tutuşmayı bıraktı turnikelerden geçmek için. yanyana olan iki turnikeden geçtiler ve ne olduysa oldu. çünkü çocuğun geçtiği turnikeden, çocuktan önce başka bir kız geçmişti. malum çiftin dişisi açtı ağzını yumdu gözünü : "ya sen napmaya çalışıyosun! neden benim geçtiğim yerden arkamdan geçmedin! başka kızın geçtiği yerden neden geçiyosun yaa! elimi de bıraktın zaten geçerken!" çocuk neye uğradığını şaşırdı "ama aşkım.." diyebildi sadece. "bırak mert ya, aşkım deme bana!" dedi kız. güldüm, uzaklaştım.
  • ülkemizde, kütüphanelerden sonra, okuma oranının en yüksek olduğu yerler, kesinlikle mahalle berberleri. her gün oraya bir gazete alınır. gelen tüm müşteriler, sıra beklerken onu baştan sona okur adeta. berberde müşteri yoksa bile, berberin çalışanları, açar açar okur, resimlere tekrar tekrar bakar falan filan. tabi bazı berberler daha zekidir. onlar iki gazete alır! gündemi iki farklı kaynaktan takip ederler. okurlaar, okurlaaar ve okullaaaar. en çok bişeyler okunan üçüncü yer ise, kesinlikle wc.
  • türk müzisyenlerinin "diş" yavşaklığından utanıyorum. bkz; fazıl say'ın dişleri. ulan o kadar paran var, o ağzını bi yaptır be.
  • seviyorum sizi. (okurlarımı yani, fazıl say'ı değil.)

Eylül 06, 2010

aşk bir sabunsa, köpürt beni pakize


  • yukarıda görmüş olduğunuz fotoğraf, bizzat kendi mail kutumdan yapılmış bir print screen'dir. allahsızlar! ne demek istiyonuz lan! benim göğüslerim yeterince büyük değil mi zaten erkek olmama rağmen? daha da büyütüp napıcam? ayrıca "göğüslerinizi büyütüyoruz" dediğine göre bu işin arkasında büyük bir ekip var. seni kınıyorum necla kapak! böyle biri yok muhtemelen ama, günah keçisi işte. sen kendi göğüslerine bak pis neclaaa! bokum gibi göğüslerin var! (not: çok fazla göğüs dedim ve göğüs kelimesi benim için anlamsızlaştı şuan) ayrıca bkz; tavuk göğsü. tavuk göğsü bile seninkilerden güzel necla kapak! bu da sana kapak olsun necla kapak! (not: necla ve kapak da anlamsızlaştı şuan)
  • gelelim zeynep akcan'a! aslında ona pek bi sözüm yok. krem sevmem ki ablacım ben. git burdan.
  • ve sıraa avior jel'de! "bel ve basen sıkılaştırıcı senin işini görür" derken? bana "sen" diye hitap edebileceğin kadar ne zaman samimi olduk avior! basenlerime geniş ve belime de kalın mı demek istiyosun? Allah'a yemin ederim ki; bel ve basenlerimiz karşı karşıya gelse, senin bel ve basenlerin diz çöker, tövbe ister! nihat doğan stayla. sen de git burdan.
  • onu bunu bırak da, bu skindirik mailler sayesinde bu kadar eğleneceğim aklıma gelmezdi.
  • bugün bir türk erotik film adı duydum. çok etkilendim : "aşk bir sabunsa, köpürt beni pakize!". şimdi işin içinde aşk ve sabun varsa, ortada seks yoktur belli ki. elizabethlik bir durum bu. eline kırmızı eldiven giy. pakizene kırmızı gecelik çok yakışacak. (didem bu yazıyı görüyorsan eğer, yorum olarak kırmızı gecelikli yengemizin fotosunun linkini yolla.)
  • geçen gün hayatımın spoiler'ını verdim. the prestige adlı filmin bahsi geçti. ortamdan birisi dedi ki; "nasıl bişey abi?". işte spoiler geliyo : "ya bi sihirbazın numaralarını falan anlatıyo. aslında tek değil, bitane de ikizi var. öyle bi film." e komple anlataydım filmi asdasfasdasf
  • şimdilik bu kadar. esen kalınız.

Eylül 01, 2010

süper hintli..

**bir hintliden daha kötü birşey varsa; o da bir süper hintlidir.
  • ps3 oynarken kablosuz kollardan dolayı hiç tribe girdiğiniz oldu mu? ben hep giriyorum. neden dersen, ps2'de kablosuzla oynardık hep. o kablo sürekli ayağımıza dolandığından ayaklarımızı sürekli hareket ettirirdik kabloyu çıkarmak için. şimdi ps3 oynarken yapıyorum, ulan yok, kablo yok anasını satiyim. yok. üzülüp oyuna devam ediyorum sonra.
  • allah kullarını cezalandırmak istediğinde, sadece ses kartı sürücüsünün 400 MB ram yediği bir pc verir. suçum ne allahım? neyseki format attım da rahatladım.
  • bir berber bir bebere; "bre berber, gel beraber bir berber dükkanı açalım." derse bre berber bresiz berbere ne der?
  • hani kulağını burdan tutmak varken, uzun yoldan tutmak vardır ya. öyle bişey yaşadım. efenim çöl sıcakları ve nem(!) dolayısıyla, uzunca bir süredir balkonda yatmaktayım geceleri. şimdi efenim balkonda yatmaktan dolayı boynum tutuldu. o kadar rüzgar alan biyerde yattığımda boynumun tutulmasının sebebi keşke rüzgar olsaydı. hayır değil ama. tek sebebi yüksek yastık aq. kendimi keriz gibi hissettim lan. rüzgar bişey yapmasın, sen gidip salak gibi yüksek yastıktan dolayı boynunu oynatama. salaklık.
  • bir şeyin bini bin para ederse, biri de bir para eder. sayısal zekama hayran kal!
  • abi kanalD 'nin haber spikerleri hiç konuşamıyolar ya. sadece birand değil, deniz arman da konuşamıyor. geçen izlerken dikkat ettim. utanmasam m.ali birand'dan daha da çok konuşamadığını iddaa edicem.
  • müjdemi isterim yavrularım. hintli sezonu kapanmıştır! yani, bu bir varsayım ama, gelmiyolar lan. çok mutluyum. gelmiyolar resmen.
  • ama yine de bir hintliden daha kötü birşey varsa; o da uçağını kaçırdığı için sana telefonda sayan bi hintlidir. üstelik uçağı kendi uyuşukluğundan kaçırmıştır bu hintli.
  • görünen köy uzakta değildir.
  • artık birine benzetilme olayından bezdim ulan. her fotoğrafımı başkasına benzetiyolar. yeter ulan! isyan edicem bigün patlicam birinize görceksiniz ha!
  • yeni bir dizi başlıormuş : fatmagül'ün suçu ne? fatmagül'ün tek suçu onu oynayan beren saat'in aşk-ı memnu'daki bihter olması.
  • ağustos ayını bitirdiğimiz şu saatlerde, psikolojik olarak sıcakların da bittiğini düşünmek bana huzur veriyor.
  • öptüm.

Ağustos 19, 2010

gözümden ramazan, evet gözümden.


  • sahura kadar oturan insanlar. bkz; ben ve sen. sen derken yazıyı yayınlandığı anda okuyan insandan bahsediyorum.
  • sahur vakti, sokaktaki sessizliği delen çay karıştırma sesleri ve karanlığı delen daire ışıkları
  • iftar vakti yaklaşırken sızlanmaya başlanan, iftar vakti geldiğinde bu sızlanmadan mütevellit orucun tüm sevabını kaybetmiş loserlar.
  • oruç tuttuğu için hava atanlar. bu bambaşka bişey zaten.
  • **reklamlar** başlı başına ramazan temalı yoğurt reklamları. ana bacı karıştıran hazır çorba markaları. bkz; knorr analı kızlı çorba yeni küfür: anana avradına sıcak su katar çorba yaparım, tadından yenmez!
  • iftarın 5 dk öncesine kadar uyuyup, oruç tuttum ben diyenler.
  • oruç tutmak isteyip, dayanamayıp, yediği içtiği şeylerin oruç bozmayan şeyler olduğunu iddaa eden küçük çocuklar. bkz; su oruç bozmaz ki, biskrem bozmuyo oruç veriyim bitane? bibiskrem versem hesabı. öyle bişey demiyolar tabiki onu ben uydurdum.
  • iftar sonrası, oturmak için yarım saat sıra beklenilen, üstü açık; yani sigara içilebilen cafeler. en çok buna şahit oldum. bkz; her gece.
  • "abi davul gibi şiştim yaa, ramazan böyle işte aga yaa, aslında açken değil, yerken sınanıyoruz. sofrayı görünce hiç doymicak gibi geliyo, aç gözlülükten herşeyi yiyoruz ama, sonra kıprayamıyoruz. azcık yürüyüş yapalım mı?" diyerek, en büyük klişeyi yerine getiren amca.
  • geceleri internet cafeleri dolduran çocuklar. nasıl mı izin almışlar? bkz; "anne ben teraviye gidicem bütün ramazan". tekrar bkz; ezan saatleri gereği sokağa hergün biraz daha erken çıkılmasına rağmen, hep aynı saatte gelinmesi.
  • her gördüğün insana "bigün iftar yapalım ya" demek.
  • benim gibi, yani baterist olan insanların, "sen şimdi davulcusun ya, ramazanda sahurda çalsana ehueh" esprisine maruz kalması. her sene ama, kesinlikle sekme yok. ramazandan 2 hafta önce başlar. o cümleyi söledikten sonra "ehueh" gibi bi gülüş yaparken, "benim çaldığım davul öyle değil g*t oğlanı!" deyip bageti gırtlağına sokmak isteyip de, sokamamak. bkz; günah
  • orucunu sigarayla açan ve sevap oranını sıfırın altına düşürüp günah kazanan insanlar.
  • "şimdi bozardım da, 61 gün kim tutucak."
  • oruç tutup tutmadığı sorulduğunda, eğer tutmuyorsa, sebebiyle birlikte söyleyen insanlar var ayrıca. sebebe ne gerek var? sanki günah işliyosun. bi dk lan!? günah mı ki? di mi biraz bence?
  • pide almaya iftardan hemen önce giden insanların amacı sıcak pide almaktır. ama direkt olarak fırından alacaksanız, o pide fırından yeni çıkmış oluyor daha. tutmak için çok sıcak oluyor. ve aniden yere düşebiliyor. tecrübeyle sabit. bkz; bi poşet vereydi, eyiydi. tekrar bkz; sıcak pide poşete mi konur? terler hemen nem yapar.
  • über bkz;nem deyince de aklıma direk osuruk gelmesi. bayandan temiz bkz; kankam didem'in bende takıntı haline getirdiği ayrı yazılan "de" yüzünden az önce "ramazan pi desi" yazdım.
  • ramazan davulcularının her gün aynı şeyi, aynı ritmi çalması. anlamamayı bende isterim ama, takıntı oldu artık lan. bildiğin aynı şey her gece. biraz orijinal olun. yok diyosan, bırak şunu bırak, ben çalarım bişeyler.
  • eğer ben ramazan davulcusu olsam, benim mahallem sahura göbek atarak kalkardı ! bkz; 9/8lik ritim. (buna bakamayacak kadar müzik bilgin yoksa şöyle diyim: şopar müziğinin ritmi.)
  • bu sene göremediğime üzüldüğüm bişey : ezan okuyan ünlüler. bkz; ibrahim tatlıses, burhan çaçan.
  • ünlüler illa ezan okuyacaksa, en popülerlerine okutsanıza arkadaşım. mesela ne biliyim soner sarıkabadayı'yla murat boz ya da teoman'la atiye feat olayına girse. hem de ezanda herşey iki kere söyleniyor. tam feat'lik. (allahım günah yazma yarabbim)
  • eğer bu yazıya devam edersem çarpılmam an meselesi olacağından dolayı, bitiriyorum. benim gözümden ramazanı dinlediniz. şimdi sahur vakti. iyi sahurlar. davulcunuz aynı ritmi çalarsa gene, en yakınınızdaki şeyi kafasına fırlatıp 9/8 çalmasını söyleyin. onu çalınca tüm siniriniz geçecek, kendinizi göbek atarken bulacaksınız o uyku sersemliğiyle.

esen kalın benim güzel okuyucularım.

Ağustos 16, 2010

system failure.

bilgisayarımın içinde bulunduğu durumdan dolayı yazı yazamaz oldum resmen.
aslında yazı yazamıcak kadar kötü değil ama, böyle olunca yazasım gelmiyo. firefox'taki bütün kısa yollarım gitti. her siteye tek tek "dsakfsdl.com" yazarak girmek zorundayım. götüm gibi bişey bu. ses kartı sürücüsünü iptal etmezsem, rahat rahat çalışmıyo bilgisayar. bu ne demek? bilgisayarla rahat rahat takılmak istiosam, müzik dinlememem gerekiyo. bu da çok canımı sıkıyo. aslında yazacak çok şeyim var ama kader işte.

Ağustos 12, 2010

geldim beeeen

bitti tatil geldim ben canlarım.
nasıl geçti diye sorarsanız, sıradan işte. über değildi.
denize git eve gel, akşam çık takıl. sabaha karşı eve gel, öğlen uyan falan filan.
en çok takıldığım adamın, gittiğimin 2. günü tercihleri halledip akşamına gelcem diyip, bidaha da gelmemesi üzerine çok boktan geçti aslında. neyseki takılabileceğim bi kaç insan daha vardı da, ikinci günden geri dönmedim. tatilime damga vuran cümle kopyan dostum sami tarafından söylendi : "müziği kapatın, ezan çalıyor!"

şimdi gene aynı tempo iş güç. okulun olayları da başladı. sıkışacaz biraz. bakalım nasıl olacak.

sahura doğru kaçarken, yakın zamanda yaşadığım ve bu kadar da olmaz dedirten diyaloğu sizlerle paylaşıyorum. diyalogdaki diğer karakter apartmanımızdaki yusufcan adındaki, 8 yaşında bir çocuk (cedric değil, hayır)

ben: yusufcan! annen çağırıyor!!
yusufcan: hangi?


esen kalın.

Ağustos 06, 2010

Temmuz 29, 2010

Temmuz 22, 2010

curtains of imaginary vortex habertürk'te!!!

evet resmen benim yazdıklarım bunlar. inanmazsan buna tıkla. ha yok, bu gazete değil bizi kekliyosun diyosan da buna tıkla.

geçtiğimiz tarihlerden birinde, müziği nasıl hissedersin adlı yazı dizimde, sabhankra grubuyla ilgili bir yazı yazmıştım. hemen sağ blokta görebilir ve üzerine tıklayarak yazıyı okuyabilirsiniz.

neyse bugün grubun vokali savaş, facebook'tan bir mesaj göndermiş. diyor ki;
"bugün habertürkteki davayı sen mi yolladın yoksa onlar rastgele mi seçiyo bi bilgim yok pek anlamadım ama yinede çok güzel birşeye vesile olmuşsun, grup adına teşekkür etmek istedim:)"

bu mesaja biraz fransız kaldım açıkçası. ne davası yaa falan filan diye sordum sonra. ve bomba :

meğerse sabhankra'yla ilgili yazdığım yazının ilk paragrafı habertürk gazetesinde çıkmış ve altında da tam olarak curtainsofimaginaryvortex.blogspot.com yazıyor.

dumurlardan dumurlara koştum tabi. zevk için, sevdiğim şeyleri, yazdığım şeyleri paylaşmak için uğraştığım blog'un gazeteye çıkmış olması beni çok mutlu etti. ve işin garibi, kim aldı da koydu oraya falan hiç bi fikrim yok. zira ben yollamış olsaydım, şuan dumurlardan dumurlara koşmaz, akşamın 9'unda habertürk kaldı mı diye tüm avcıları dolaşmazdım.

sevgiler.

not: resimlerin üzerinde yazan proofhead.net de, sabhankra'nın eskişehir şubesi olan ve muhtemelen adaşım olan insan ait. bi de oraya bak. hemen bak tıkla.

Temmuz 21, 2010

değişik duygular içerisindeyim yine

  • abi swiss hotel'in nasıl bir tuvaleti var. girdiğin zaman çıkasın gelmiyo lan. bir kare içinde olduğunu düşün. o karenin dört yanı siyah mozaik taşlarla çevrili. muslukları hem manuel hem de sensörlü. yani kolu çevirmek için elini uzatıosun su akıo. kolu çevirsen de akıo. tuvaletlerde sifon düğmesi ya da sifon çekmek fiilini eyleme dökmek için çekebileceğin her hangi birşey yok. sen çıkıyosun, kapı kapanınca çalışıyor sifon. ama tek kötü nokta sifonun markası : geberit. bir türk genci olarak, onu geber it olarak düşünmem bikaç saniyemi aldı. üstüne verilecek cevap açık ve sarihti : sen geber itoğluit.
  • yıllarca ilk okul zamanlarında bizi kandırdılar. coğrafya derslerinde hep dediler ki, "türkiye üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımadadır." anlatım bozukluğuna bak! kitaplara bile sokmuşlar bu bozuk cümleyi. arkadaşım, yarımada zaten üç tarafı denizlerle çevrili olan kara parçası değil mi? yani sen hiç iki tarafı ya da dört tarafı denizlerle çevrili bir yarımada gördün mü? yarımadanın zaten üç tarafı denizle çevrilidir. buarada "üç tarafı denizlerle çevrili yarımada" öbeğini kullanman gereksiz, yanlış, saçma. zzaten üç tarafı denizle çevrili olmasaydı, yarımada olmazdı. töbe yarabbim ya. gene şekerim yükseldi bak. ikinci anlatım bozukluğu da şu : denizlerle çevrili. hangi denizler? kaç tane bu denizler? ya da denizler olması şart mı? değil. bi denizle çevrili olamaz mı sanki? bkz; sultanahmet bölgesi, historical peninsula. sultanahmette karadeniz, ege, akdeniz suları gören oldu mu? hayır. oo zaman çocuklara adam gibi şeyler öğretin lan! doğru düzgün öğretin. yarın öbür gün bakcaklar bi yarımadaya, "etrafında üç tane deniz yok, yarımada değil bu" dicekler.
  • geçen metro'da bir çocuk gördüm. hani kepçe kulak denir ya. tam olarak kepçe kulak o çocukta vardı. buna yemin edebilirim. sağ profilden baktığında sol kulağını görebiliyordun. bu gerçeği farkettiğimde metro'dan inmek istemedim, duygusal bir kedi gibi orda durup onu izlemek istedim. ama inmem gerekiyordu. indim.
  • optimist öğrenci. "aaabi 41,5'tan bırakmış hoca beni yaa" cevap: "maşallah de. 41,5 kere."
  • simitçilerde şöyle bir yazı var. "1. servisi kendiniz alınız." ve "2. servisi garsonlardan isteyebilirsiniz." şimdi hiç düşünmemişler mi bunları alt alta yazarken, acaba herkes o sayıları, alacakları servisin numaraları olarak mı düşüncek? alt alta yazınca sanki, iki madde varmış gibi oluyo. o zaman da beynini yer be insan. kendimiz alcaz, garsondan mı isticez. 1. öle diyo, 2. öyle diyo, napsak ki. -system failure.
********************************************
  • azcık gündem : madenî ölümler git gide çoğaldı. rte bidahaki seçimlerde kömür dağıtabilecek mi? iyi de seçim yazın lan. kışa hazırlık tabi, doğru.
  • az da siyaset : taksim'den sözün bittiği yere otobüs seferi koycaklarmış. 9SBY. politikacılar inmek bilmez o otobüsten. zira çoğu uzun süredir sözün bittiği yerde. geri dönseler bi..
  • bi seferde gediktepe'deki sipere koymak lazım. gidelim, çömelelim, dikilelim, domalalım oh ne güzel anasını satiyim.

Temmuz 17, 2010

1 hintliden daha kötü...?

şuanda beyazıtta prestige hotel'in lobisinden bu blogu yazıyorum.
neden böle bişe yapıorum? normalde çalışırken bu tip şeyler yapmayı sevmem.
ama bi olay yaşadık. paylaşmam lazım.

otobüs otele yanaşır. 24 kişilik hintli bir kafile vardır. zaman
uyumları falan diğer hintli gruplara göre çok iyidir. otobüsten inmeye
başlarlar. ben ve tur lideri de dahil tüm yetkililer check-in için otele
girerler. o sırada porterlar bagajları taşımaktadır. herşey ayarlanır.
herkes odalarına çıkar. sercan, tur lideri russell ve ofisten tülay, lobide
oturmuş program hakkında konuşmakta ve içeceklerini yudumlamaktadırlar. bir anda
russell'ın telefonu çalar. telefonu kapatınca gülme krizindedir. kriz geçince
anlatmaya başlar olayı. kafileden bir insan uyumuş kalmış otobüste. otobüste en
yakın park edebileceği yere, balat'a gitmiştir. kaptan muzaffer abi aracı
kilitlemiş ve gitmiştir. uykucu dostumuz uyandığında camları yumruklamış ve
bağırmıştır. bunu gören polis durmuştur. bir şekilde bize ulaşmıştır. kaptan
adamı geri getirmiştir. adamı sercan almıştır otelin köşesinden. muhtemelen o
adam şuanda da odasında uyuyordur.


işte böyle. o kadar insan otobüsten indi. zira insanlar inerken otobüs deprem gibi sallanıyor. uykusu baya ağırmış anlaşılan.

bu kadar.

Temmuz 13, 2010

sercan ne yapıyor,aklından ne geçiyor?


A) ceket de iyimiş, bi foto çekilem de face'e koyarım diye düşünüyor
B) "is there any bitch we can have sex in turkey?" diye soran hintlinin cevabını bakışlarıyla veriyor.
C) telefonunun ön kamerasını deniyor
D) kendini profilden gösteriyor
E) swiss hotel gibi bi otel'in lobisinden oturmaktan bu kadar sıkılacağını tahmin edemediğinden kendini abuk subuk fotolar çekmeye veriyor.

not : cevabınızı yorum olarak yazınız ve nedenini belirtiniz. test değil bu aslında klasik sınav!

Temmuz 07, 2010

yorum patlaması.

**mantı**
bu entry'de hiç bişey yazmamış olsam bile, yorum patlaması bekliyorum.
resimde gördüğün şeyi kendi ellerimle yaptım. sarmısağını bile kendim ezdim, yoğurda yedirdim.

Temmuz 06, 2010

we are the fallen, you are not.

evanescence
şuanda evanescence'de yukarkilerden amylee hariç hiçbiri yok.evet, onlar artık we are the fallen.

bunu duyunca aklınıza ilk kim geliyor? durun tahmin edeyim : amy lee.
solist olduğundan dolayı, çoğu insan için evanescence amy'den ibaret. ama lakin ki, öyle değil.
grubun asıl beyni, şüphesiz ki ben moody'di. gel gör ki, amy ben moody'i resmen kovdu gruptan. sonrasında grubun asıl ruhunun yakalanmasını sağlayan davulcu rock gray ve gitarist john lecompt'u da gruptan çıkardı. hatta bu olay istanbulda verdikleri konserden çok kısa bir süre olmuştu. şimdi evanescence yoluna yeni elemanlarıyla devam ediyor. kendi adıma söyleyeyim, yapacakları yeni albümü dinlemek hiç içimden gelmeyecek. fallen albümü eyvallah. mükemmel albüm. evanescence'ı evanescence yapan albümdür bence. the open doors da, moody'siz olsa da, güzel albüm. rocky'le john hala gruptaydı sonuçta. ama bu amylee -götü mü kalktı bilmem- tüm bu adamları gruptan çıkardı ve tarja turunen kafasında ilerliyo. bidahaki albümün adı "I Walk Alone" olursa şaşırmayın.
(bkz; tarja turunen'in nightwish'ten atıldıktan sonra "I Walk Alone" diye albüm çıkarması.)

ama tarja'ya eyvallah. sonuçta gruptakiler çıkardı, yalnız kaldı, o yüzden yalnız yürüyecek. amy'nin olayı öyle değil. o kendi kendini yalnız bıraktı.

sonuca geleyim. sen bu üç tane sağlam müziyeni gruptan çıkarırsan, onlar sana kin beslemez mi? aslında profesyonelliğin gereği olarak beslememeleri lazım. ama besleseler de olur banane.

we are the fallen. buradaki fallen özel isim, nickname gibi. yani hani, fallen biziz, sen değilsin der gibi. grubun ismi bu. we are the fallen. ben moody'nin kurduğu, john ve rocky'yi de dahil ettiği bir grup. grubun vokali ise, amylee'ye fizik ve ses olarak muhteşem benzeyen bir hatun : carly smithson. (yandaki fotoda görebilirsin)

albümü dinlemedim henüz. ama bir şarkılarını dinledim youtube'dan. klibi olsun, şarkı olsun, kızın sesi olsun, müzik olsun gerçekten mükemmel. sen de dinle ve izle.

amylee'ye seven bir insanımdır aslında. ama bana bir seçenek sunsalar amylee'mi moody-lecompt-gray mi diye, tabiikide amylee'yi seçmem. ben de bir müzisyenim ve solistin herşey olmadığını çok iyi biliyorum.

artık benim için evanescence yok, we are the fallen var.

not : mitsubüşü bunu sesli okusun.

Temmuz 03, 2010

çıtır çerez. yiyin gari.


cips reklamı evet.
metrobüs duraklarında tüm billboardlarda mevcut olan bir foto gördüğünüz. aşk-ı memnu'yla paranın *mına koyan beren saat, başka sektörlerde de paranın *mına koymaya devam ediyo. ama şimdi benim anlamadığım şu. tamam güzel hatunsun, alımlısın falan filan da, cips reklamı için çekilmiş fotoğrafta, o kadar göğüs dekoltesi nedendir. yani nedir bu memeleri gösterme merakı ben bunu anlamıyorum arkadaş.

hani patos'un "bak cips de çıtır, hatun da çıtır" gibi bir mesaj vermeye çalıştığını da sanmıyorum.

zaten bihter rolünden sonra, kimse onun çıtır olduğunu düşünmeyecektir. aslında bu kanayan yaramız lan. bi insan oynadığı dizide nasılsa, gerçek hayatta öyle sanıyoruz. yani beren saat, bihter oldu diye, onu gerçek hayatta veren saat yapmamıza gerek yok bence.

ama konuma döneyim, cips reklamı için bu kadar dekolte fazla arkadaşım.
hatta gerek bile yok dekolteye.


cips reklamı dediğin böyle olur işte !

ps: bu yiyin gari diyen kadın da ne kadar illeeet, ne kadar iticiiiii bi kadın yaa. öyle bi ses tonu olamaz. yiyin gariiii ! fak yu.

Temmuz 02, 2010

bu yazıya en iyi başlığı kim bulur? hadi bakiyim, göreyim sizi.

**yazının her maddesiyle ilgili olmasa da, çoğuyla ilgili resim var gibi sanki.**
  • starfucks tişörtüyle starbucks'ta takılan gerizekalı kızı burdan sevgiyle selamlıyorum.
  • metrobüsün üst geçitlerinde dilenciler oluyor. kesin görmüşsündür. gerçekler mi fakeler mi bilemiyorum. eli kolu başka yerde oluyo çünkü. allah korusun yarappim. olay şu ki, avcılardaki ve bahçelievlerdeki dilencilerin ayakları geçite dik uzanıyor. yani geçerken takılıp düşme ya da basma tehliken var. ben onların yanından geçerken o kadar çok stres yapıyorum ki, anlatamam sana ya. bi de avcılardaki üst geçit çok yoğun. bissürü insan var. yani hiç muhatap olmadan diğer tarafa geçsem de, öyle geçsem diye bir şansın olmuyor. birgün ben geçerken ayağını kaldıracak ve beni düşürecek diye çok korkuyorum.
  • atatürk hava alanı dış hatlar geliş departmanı D kapısının karşısındaki tuvalet erkekleri ezer nitelikte. gel gör ki, bayan tuvalatinde bildiğimiz bayan silüeti var. erkek tuvaletinde ise iki silüet yan yana : erkek ve engelli silüetleri.
  • sonunda ananesine ismiyle hitap etmek suretiyle "sandra" diyen 14 yaşındaki amerikalı çocuk jack'le tanışabildim. saygısız.
  • bigün kulaklarım ağzıma sıçıcak kesin. çok yük taşıyolar canlarım. gözlüğün kulakta kalan kısmı, sarı saçlarım deli gönlüme bağlanmasın ki çözülsün diye onları sabitlemek amacıyla taktığım tacın kulak arkasına gelen ucu ve kulaklığım. bigün kulaklarımın "sikerim lan, bu ne yük. zaten bokum gibi müzik dinliyosun. benden bu kadar" diyerek kendilerini yere bırakacağından o kadar eminim ki; bazen yürürken kulaklarımı yokluyorum yerindeler mi diye.
  • şuaralar ps3 cafeler ve çiğköftecilerde ciddi bir patlama görüyorum. en azından yaşadığım ilçede. belki abartı olcak ama, her ps3 cafenin karşısında yanında sağında ya da solunda 1 adet çiğköfteci oluyor. ve hiç biri de "ulan iş yapamadık" diyerek kapanmıyor. ulan nasıl bir alaka var aralarında çözemedim ben. ps3 oynayanın canı çiğköfte mi çekiyor? yoksa ps3'ten önce acı yiyerek vücutta bazı değerleri yükseltince daha mı güzel oynuyolar? bilemiyorum gerçekten.
  • geçen dostlarlayken değinilmiş bir konu. burada da deyineyim. facebook'ta o kadar saçma gruplar açılıyor ki. hani grup güzel, içerik güzel ama isimden kaybediyo abi. mesela bir grup var : komik karikatürler. komik mi? karikatür hem de? hadi canım sen de!? sanki karikatürün amacı başka bişeymiş gibi. yani her karikatür komiktir demiyorum ama, komik olması için yapılır yani. bir de başka türlü bişey var. mesela bi grup tespit ettim. fan sayfası da olabilir, yalan olmasın şimdi. adı şu şekilde "ÇaTLaK sİtE xD" ağzına gözüne osurduğumun embesil kafalı godoş kırması salağı, site olan facebook, sen onun içinde bir grupsun sadece. okyanustaki su damlasısın lan sen. hiç şey olduğunu duydun mu mesela : birisi X şirkette çalışıyor. halkla ilişkiler departmanında olsun diyelim. bu insan dese ki, "halkla ilişkiler şirketinde çalışıyorum." hayır çalışmıyorsun. senin dediğin şey departman, şirketin bi kısmı. şirketin içinde şirketleşme. göt.
  • şu 9 şehit verdiğimiz yere gitmek ne kadar moda oldu lan. tayyip çömeldi, kılıçdaroğlu ayakta durdu falan. asker de öldü he buarada. hatırlatiyim. oraya gidip domalan kim olcak merak ediyorum. reklam kokuyosunuz, yapmayın.
  • eğer bir kız/bayan/hatun/leydi yanımda "ben zencileri çok seviyorum ya" derse, gülüyorum. ister istemez aklıma başka şeyler geliyor. evet, türküm ben de napiyim yani?
  • "ayyy eclipse'in nesini izliceksin yaa, ergen misin nesin huahauh" diyenlere sesleniyorum. üstelik baba yazısıyla : ASIL ERGEN SİZLERSİNİZ GERİZEKALILAR. EĞER SEN ÖYLE Bİ KURGU YAPIP, BÖYLE VAMPİRLİ FALAN FANTASTİK BİR ROMAN YAZARSAN, ÜSTELİK BU 4 KİTAP OLURSA, SENİNKİNİDE(de ayrı falan, yok öle bişey) İZLERİZ.................. (baba yorumunun inceliği burda işte. dikkatli okursan, filmini çeksinler falan istemiyor. sen kitabı yaz, biz izleriz. kitap izlemek çok güzel bence de.)
  • dünyanın neresine gidersen git, ağzından çıktığı anda karşındakinin anlayacağı tek bir kelime var : sex. ama bu ülkelere göre değişim gösterebilir. ingilizce konuşan birisi "sex?" sorusu karşısında "male" ya da "female" diyebilir. türkiye'de değişmez ama hiç bi şekilde. cevap hep aynıdır : "oluuur"
  • bazı insanlar var ki, nakavt'ın aslında knock out olduğundan haberleri yok. ateri oyunlarında, yenilince çıkan K.O. ise, nakavtla alakasız bişey onlara göre.