Nisan 29, 2009

slovakya rapor yazısı.

Slovakya'ya gideceğimizi öğrendiğimde, yurtdışına çıkmış olacağım için sevinmiştim. Ama Slovakya ve Slovak insanı hakkında çok fazla bir beklentimde yoktu. Gezmiş, görmüş ve ilerde "Şu ülkeye gittim." deme şansına sahip olacaktık. Yani hayatım için her türlü pozitif bir olaydı. Tabi beklentilerimin fazlasıyla karşılanacağını bilemezdim.

Gezinin olumlu yanlarına bakacak olursak; İlk gün hemen partnerle tanışıp eve gidip dinlenme olanağı sağlanmıştı. Partnerim Peter gerçekten benim için elle seçilmiş gibiydi. Tıpkı bir Türk gibiydi. Eve ilk gittiğimde sadece ablası Dominika vardı. Onunla tanıştık. Dünya'da daha tatlı bir abla olamazdı heralde. Diğer partnerle de tanışmamız uzun sürmedi. Eğlenmemiz, gezip görmemiz için, ellerinden geleni yapıyorlardı. Sanki bizi eğlendirmeye programlanmışlardı. Serbest takıldığımız anlarda, kesinlikle bize para ödetmediler. Yemek olsun, içecek olsun; her türlü masrafı onlar karşıladı. Üstelik ısrarlarımıza karşı koyarak. Oradaki okulun idaresinin yaptığı programdan çok farklı bir program izledik. O programdan arta kalan zamanlarda, partnerim Peter, babasının arabasını alarak köy köy, kasaba kasaba, göl göl gezdirdi beni. Aile yapıları gerçekten bize çok benziyor. Eve girince ayakkabılar çıkarılıyor mesela. Yemek sırasında tüm aile sofrada bulunmak zorunda. Yatarken "Ben yatıyorum" diye haber verilmek zorunda. Erken kalkmak gerçekten çok önemli onlar için. Herkes kesinlikle kendi odasından sorumlu. Temizliği, düzeni tamamen kişiye ait. Peter'ın babasının adının da Peter olduğunu öğrendiğimde biraz şaşırdım. Şaban oğlu Şaban vak'aları sadece bizde var sanırdım. Babası hasta bakıcıydı. Bazen geceleri çalışıyordu. Şayet ben oradayken de iki gece yoktu evde. Annesi ise Ludmila, çok tatlı bir kadındı. Çok fazla ilgi gösterdi gerçekten. Oda öğretmenlik yapıyordu. Belki de gezide en çok üzüldüğüm şey, ikinci gün; eve tok geldiğimiz için yemek yiyemediğimde Ludmila'nın yüzündeki o ifadeyi görmekti. Sonraki günde aynı şey oldu. Eve gene tok geldik ama sırf o güzel insanı kırmamak için, çatlamayı göze alarak oturup biraz yedim. Yemek konusuna değinmişken, gerek okul idaresinin, gerek misafir olduğumuz ailelerin, domuz eti konusundaki hassasiyeti beni gerçekten çok mutlu etti. Evde kültür alış-verişi yapıldı. Türk hayatı, Türk yemekleri, İstanbul ve İslamiyet ile ilgili bilgilere karşılık, Slovak hayatı, Slovak mutfağı, Kosice ve Hristiyanlıkla ilgili bilgiler verildi, karşılaştırıldı. Peter'ın, çayı çok sevdiğimi öğrendiğikten sonra, eve her geldiğimizde "Turkish Çaj?" sorusunu sorması beni mest etmişti. Bende bir Türk olarak, Türk çayını o aileye sevdirmeyi başardım ve yanımda götürdüğüm çayı, orada bıraktım. Ayrıca "çay" kelimesi, Slovak dilinde de aynı. Ayrıca hediye olarak götürdüğüm Türk lokumunu yiyişlerini görmeniz gerektirdi. Lokumun bu kadar ünlü olduğunu da öğrenmiş oldum. En güzel anılardan biri ise, son gün uçağa binmeye gitmeden önce, sabah Peter'ın beni kaldırıp, sadece fotoğraf çekmem için, arabayla 3 saat dolaştırmasıydı. Üstelik sadece Michalovce'de değil. Diğer kasabalara da gittik. Görmediğimiz iki tane gölü gördüm. Gerçekten çok çok düşünceli insanlar.

Okula gelirsek eğer; ağırlama şekilleri güzeldi. Sonuçta aileleri onlar ayarlamıştı bize. Çok fazla yemek parası ödemedik. Okullarında hazırladıkları yemekler gerçekten değişik ve güzel yemeklerdi. Ama yiyemediğimiz şeylerde oldu. O da kültür farkından kaynaklanıyor diye düşünüyorum. "Hergün tavuk yedirdiler bize." diyerek yakınmayı saygısızlık kabul ediyorum. Çünkü domuz eti yemediğimizi bildikleri için onu yaptılar. Orada tavuk yapılması, şikayetten çok, takdir edilecek bir konu bence. Okulun son olarak hazırladığı yemek, resepsiyon, eğlence içerikli programdan çok fazla memnun kaldım. Kendi oyunlarımızı oynayabildik, kendi şarkılarımızı söyleyebildik. Onlar kendi şovlarını sergilediler. Gerçekten böylesine güzel bir gezi için, mükemmel bir plandı bu. Partnerlerimizle en büyük iletişim, en büyük kaynaşma bu programda oldu. En azından benim açımdan. Hiç konuşmadığım insanlarla, sarılıp vedalaştık. Bu çok güzel bir duyguydu.

Döndüğümüz gün biraz zamanımız vardı. Bratislava'da gezdik biraz. Gerçekten gezmek için günler gerektiren biryer. Kosice'den çok farklı. Kesinlikle bir Avrupa şehri. Bratislava'da Türk bir aileyle karşılaşmamızda ayrıca mutluluk verici birşey. Kısacası Bratislava gezilip görülesi biryer bence. Ama Bratislava'da gezmektense, Peter, diğer partnerler ve sınıf arkadaşlarımla Kosice'de olmayı tercih ederdim. Orayı da görme imkanı sağladıkları için, müdürüme ve öğretmenlerime teşekkür ediyorum.

Herşey de olduğu gibi, bu gezide de bazı olumsuzluklar yaşandı. Bazıları kültür farkından, bazılarıda oradaki okulun idaresinden kaynaklanan aksaklıklardı. Programa uyulmaması bir aksaklıktı bence. Ama uyulsa bu kadar eğlenir miydim, onuda bilemiyorum açıkçası. Kültürel aksaklık ise, su sorunuydu. Slovaklar normal su yerine asitli su, yani soda içiyor. Yanımda götürdüğüm şişe sularla birkaç gün su ihtiyacımı gidersem bile, son iki gün soda içmek zorunda kaldım. Bu benim için problem değil ama, midem yandığı için biraz rahatsızlık hissettim. Ama her güzelin bir kusuru olur derler. Bu aksaklıklar gerçekten kafama takmadığım aksaklıklardı. Ki zaten kültür farkından doğacak olumsuzluklar, hepimiz tarafından beklenen şeylerdi.

Sonuç olarak, çok memnun kaldım herşeyden. Çok güzel arkadaşlıklar kuruldu. Proje bitti belkide ama ben sonraki bir zamanda tekrar gitmek ya da onları İstanbul'da misafir etmeyi çok isterim. Böyle bir şansımın olacağını da hissediyorum. Umarım bu dostluklar bir gezi dostluğu olarak kalmaz.

SERCAN GÜLSÜMOĞLU
12 YA 523

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder