Şubat 26, 2009

çanakkale anısına...

ACABA…

Çanakkale…
Duvarları tüfeklerden,
Kapıları şehitlerden,
Nehirleri kanlardan,
Hudutları ay yıldızdan,
Yıkılmaz bir kale…

Bazen yüreği ağzında bir ana,
Kendi canından can gider gibi,
Saça sürülmüş bir parça kınadır oğul
Hani belki o da, belki o da
Kurban olur diye Hak yolunda,
İstiklal yolunda,
Vatan yolunda…
Dillerde var tek bir söz :
Acaba…

Bazen gözleri yaşlı bir baba,
Göz pınarları kurumuşçasına,
Belli etmemeye çalışır hep
Sonuçta oda isterdi oğlu giysin,
Kefen yerine bir cüppe bir de kep…
Aklından tek bir şey geçer :
Acaba…

Bazen titreyen bir bacı,
Gönlünde vardı tek bir acı,
Ağabey ağabey diye inler,
Tüm yıldızlar onu dinler…
Gene beyninde çınlar :
Acaba…

Bazen diğer yüzüğün sahibi,
Bekleyen bir yar…
Kimse bilmez belki,
Ama yüreği kan ağlar…
Yazdığı mektuplardadır hayalleri,
Belki de dönecektir,
Yıkıp geçecektir tüm şüpheleri…
Ama gene de akıllardan çıkmaz:
Acaba…

Bazen de bir yiğittir,
Düşmanı gözü görmeyen,
Elinde tüfeği,
Tüfeğinin namlusunda süngüsü,
Süngüsünün ucunda hayalleri,
Hayallerinde istiklal,
Gözlerinden gitmeyen umut ışığı
Ve damarlarında dolaşan Türk kanıyla,
Düşmanların kabusu olan bir yiğit.
Onun aklındaki sorular acaba ile başlamaz,
Hep “inşallah” vardır başında…

Bir milletin kurtuluşu Çanakkale…
Havada çarpışmış mermiler,
Havranlı Mehmet oğlu Seyit Onbaşı,
Nusret mayın gemisi,
Bomboş sınıflar…
Mezun vermeyen, veremeyen liseler…
Çanakkale…
Acaba geldikleri gibi giderler mi?
Hem de kaçarcasına…

Bu sefer “acaba”lar,
Gitmişti uzak diyarlara…
Senelerce konuşulmuş,
Sorular bırakmıştı akıllara…
Acaba Çanakkale geçilir mi?
Asla…
Acaba Türk eğilir mi?
Ölse bile hayır…
Acaba Türk askeri ölürken gözünü kırpar mı?
Gözleri güler bile…

Acaba Çanakkale geçilir mi?

Asla!

Sercan Gülsümoğlu

6 yorum: